Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Bir Demet Gülle Kapına Geldik Üstadım
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ABDULLAH4" data-source="post: 240884" data-attributes="member: 1004566"><p><span style="font-size: 10px"><span style="color: black"><strong>Ebedi saadet kapısının son asırdaki bekçisi, </strong></span></span></p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">Saadet kapısının anahtarını onun elinden alanlarının teşekkürnamesi, </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">Çeşit çeşit bahar çiçekleri destesi </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">Müteşekkir gönüllerin bam teli bestesi </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">Mazlumiyetlerin, mahrumiyetlerin Osmanlı'nın son karakolunu kasıp kavurduğu, ve imana karşı saldırıların savurduğu bir dönemde.. </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">Barla derelerinde bir yalnız adam.. </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">Adı artık olmuş Bediüzzaman, yıldızlar artık onun ile birlikte konuşur, bulutlar ağlar alem-i İslam'ın melaline o ağladığı zaman. </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">Bediüzzaman bir yalnız adam, davasında yalnız, çilesinde yalnız ve rüyasında yalnız... </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">Az yiyor, az içiyor. Üzerinde 70 yamalı bir çuha, sadakayı reddediyor, hediye almıyor. Yemeğini karıncalarla paylaşıyor, “bunlar cumhuriyetçilikte insanlara üstad oldu” diyor. </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">Örneğimiz Nebilerdir; Onlar ki ümmetlerinden ne ücret istedi ne de dünyalığa boğuldular. “Üstadım bu kama, bu şalvar pek garib” diyor Van Valisi. </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">“Zamanın gereğince sana bir kıyafet giydirelim” deyince, “Olmaz!” diyor büyük mütefekir.. “Asıl güzellik ilim ve irfandadır, bu kıyafet benliğimdir gerçek gariplik benliğinden utanmandadır!” </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">Önde yıllanmış çuhası ile Bediüzzaman, fakrı ve şükrü rehber edinmiş; kendine savcı iddia ediyor, güya bu muttaki adam dini alet ediyormuş geçimine, hakim sormakta </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">“İşi yok, geliri yok.. ne yiyor, ne ile yetinir bu adam?” </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">Üstad haykırıyor; </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">“Benim gıdam iktisattır, davası ALLAH olan davası ile yetinir. İnsan sadece ekmekle doymaz, hakikatli bir söz de gıdadır demedi mi Hazreti İsa, semadan inen bıldırcın eti ile doymadı mı kavm-i Musa?” </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">İlmin izzeti ile çatılmış kaşları, küfrün belini kıran bakışları, yirminci asırda bir sahabi gibi yaşıyor. Dost da düşman da kabul etmiş ki, bu adam Sahibüzzaman. </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">Pencerede gözüyle değil de basireti ile gören bir adam durmakta. Karşı kız mektebinin bahçesini seyrederken nazarı elli yıl sonrasına bakmakta. Görüyor ki o oynayanların bir kısmı mezarda azap içinde. Bir kısmı da ölümü arzulayan biçareler.. “İşte” diyor, “Vazifemiz ölümün yüzünü güzelleştirmek” dökülüyor kaleminden daha nice vecizeler, “En bahtiyar odur ki, dünya onu terk etmeden o dünyayı terk eder imanına ahiretine sahip çıkar, böylelerin milletin imanına hizmette ne cennet sevdası ne de cehemnem korkusu çıkar. Zaman iman kurtarma zamanı...” demiş, şeytandan Allah'a sığınıyor. “Yaydığım Kuran nurudur, vaktim yok düşmanlığa, alevleri gökleri sarmış bir yangın var. İçinde evladım yanıyor, imanım yanıyor...” </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">Mahpus damında zehirlenmiş bir Said, ölüm etrafında kol geziyor, o hâlâ davasının peşinde etrafa nurlar saçıyor; </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">“Ölseydim, kurtulurdum; yaşadım, milyonların imanı kurltuldu!” diye şükrediyor. Değil haklarının peşinde, dudaklarında hayatına kasdedenler için mırıldandığı dua... </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">“Allah'a havale ediyorum” bildiği tek beddua.. </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">Bediüzzaman, zamanı güzelleştiren adam. Biliyordu bir mezar taşı olmayacağını ki yıllar önce kazıdı ona mezar taşı olacak gönüllerimize. “Yıkılmış bir mezarım ki yığmışlar içine Said'in ömrünün elemlerle dolu her senesini, sonuncusu olmuştur o mezara bir mezar taşı. Beraber ağlıyorlar alem-i İslam'ın hüsranına. Mezar taşım ile birlikte ah u enin ederek gidiyorum yarınımın mahşer meydanına. Yakinen biliyorum ki geleceğin dünyası ve bütün bir Asya kıtası birlikte olacaklar İslam'ın nurlu eline teslim ve gülşene dönücek İslam dünyası...” </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">Bediüzzaman zamanın ötesine seslenen adam; </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">“Ey benden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş sessizce nurun sözünü dinleyen ve gaybi bir nazarla bizi temaşa eden Saidler, Hamzalar, Ömerler, Tahirler, Yusuflar, Ahmedler... sizlere hitab ediyorum. Başlarınızı kaldırınız.. “sadakte-doğru söyledin” deyiniz, böyle demek sizlere borç olsun. Şu muassırlarım varsın beni dinlemesinler, tarih denen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgraf ile sizin için konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet âsâ bir baharda geleceksiniz, şimdi ekilen nur tohumları zemininizde çiçek açıcaktır. Biz hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz; mazi kıtasına geçmek için geldiğiniz vakit mezarımıza uğrayınız, o bahar hediyelerinden birkaç tanesini medresemin mezar taşı denilen ve Horhor toprağının kapıcısı olan kalenin başına takınız, kapıcıya tembih edeceğiz, bizi çağırınız, mezarımızdan “henien leküm-helal olsun” sesini işiticeksiniz...” </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">İşte sana geldik ey koca üstad! Bir demet gülle geldik... Senin ektiğin nur tohumları nice çiçekler bitirdiler. Hani Hafız Ali senin için ve senin namına öldü demiştin, işte sana senin gibi Allah Rasûlünü ve Kur'anın nurunu rehber edinmiş nice muhafız Aliler getirdik. Hani sen kendine “ebu laşey” demiştin, olmayan şeyin babası.. işte sana davan yolunda kendini hiçleyen evlatlar getirdik. Hani sen Beyazıt Camii'nde Kur'anın hakikatlerini şeytana dahi kabul ettirmiştin, işte sana bu münazarayı üniversite koridorlarına taşıyan Hamzalar, Osmanlar, Tahirler getirdik. Hani sen “İslam davası için bir Said değil bin Said feda olsun” demiştin, işte sana dinleri için davaları için kendilerini feda eden binler Saidler getirdik. </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">Hani sen “Şu istikbal inkılabatı içinde en yüksek ve gür seda İslam'ın sedası olacak!” demiştin, işte sana bu sedayı gür sesleriyle haykıran yiğitler getirdik. Hani bizden bir “sadakte-doğru söyedin” ifadesini duymak istemiştin, işte sana varlıklarıyla doğru söylediğini haykıran gençler getirdik. </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">Mazinin derin derelerinde yaşadığı halde adı istikbalin yüksek kulelerine yazılacak olan koca üstad, bu bize düşmez ama sana bir de geleceğin ufuklarından selam getirdik, şu Horhor medresesinde duyduğumuz “henien leküm” sadana cevaben senin ektiğin nur tohumlarının açtığı çiçekleri koklayan geleceğin ışık ordusunun seslerini duyar gibi oluyoruz. </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">Onlarla birlikte bizler de sana, ey zamanı güzelleştiren Üstad! Henien leke, henien leke-helal olsun sana, helal olsun sana!” diyoruz. </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: black">İşte bir demet gülle sana geliyoruz.... <img src="http://www.secdegulleri.net/html/modules/Forums/images/smiles/6.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> <img src="http://www.secdegulleri.net/html/modules/Forums/images/smiles/6.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> <img src="http://www.secdegulleri.net/html/modules/Forums/images/smiles/6.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </span></span></strong></p><p> </p><p> </p><p><span style="color: darkblue"><strong><span style="font-size: 10px">Bedirhan Sulhi Taşcan</span> </strong></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ABDULLAH4, post: 240884, member: 1004566"] [SIZE=2][COLOR=black][B]Ebedi saadet kapısının son asırdaki bekçisi, [/B][/COLOR][/SIZE] [B][SIZE=2][COLOR=black]Saadet kapısının anahtarını onun elinden alanlarının teşekkürnamesi, [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]Çeşit çeşit bahar çiçekleri destesi [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]Müteşekkir gönüllerin bam teli bestesi [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]Mazlumiyetlerin, mahrumiyetlerin Osmanlı'nın son karakolunu kasıp kavurduğu, ve imana karşı saldırıların savurduğu bir dönemde.. [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]Barla derelerinde bir yalnız adam.. [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]Adı artık olmuş Bediüzzaman, yıldızlar artık onun ile birlikte konuşur, bulutlar ağlar alem-i İslam'ın melaline o ağladığı zaman. [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]Bediüzzaman bir yalnız adam, davasında yalnız, çilesinde yalnız ve rüyasında yalnız... [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]Az yiyor, az içiyor. Üzerinde 70 yamalı bir çuha, sadakayı reddediyor, hediye almıyor. Yemeğini karıncalarla paylaşıyor, “bunlar cumhuriyetçilikte insanlara üstad oldu” diyor. [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]Örneğimiz Nebilerdir; Onlar ki ümmetlerinden ne ücret istedi ne de dünyalığa boğuldular. “Üstadım bu kama, bu şalvar pek garib” diyor Van Valisi. [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]“Zamanın gereğince sana bir kıyafet giydirelim” deyince, “Olmaz!” diyor büyük mütefekir.. “Asıl güzellik ilim ve irfandadır, bu kıyafet benliğimdir gerçek gariplik benliğinden utanmandadır!” [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]Önde yıllanmış çuhası ile Bediüzzaman, fakrı ve şükrü rehber edinmiş; kendine savcı iddia ediyor, güya bu muttaki adam dini alet ediyormuş geçimine, hakim sormakta [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]“İşi yok, geliri yok.. ne yiyor, ne ile yetinir bu adam?” [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]Üstad haykırıyor; [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]“Benim gıdam iktisattır, davası ALLAH olan davası ile yetinir. İnsan sadece ekmekle doymaz, hakikatli bir söz de gıdadır demedi mi Hazreti İsa, semadan inen bıldırcın eti ile doymadı mı kavm-i Musa?” [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]İlmin izzeti ile çatılmış kaşları, küfrün belini kıran bakışları, yirminci asırda bir sahabi gibi yaşıyor. Dost da düşman da kabul etmiş ki, bu adam Sahibüzzaman. [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]Pencerede gözüyle değil de basireti ile gören bir adam durmakta. Karşı kız mektebinin bahçesini seyrederken nazarı elli yıl sonrasına bakmakta. Görüyor ki o oynayanların bir kısmı mezarda azap içinde. Bir kısmı da ölümü arzulayan biçareler.. “İşte” diyor, “Vazifemiz ölümün yüzünü güzelleştirmek” dökülüyor kaleminden daha nice vecizeler, “En bahtiyar odur ki, dünya onu terk etmeden o dünyayı terk eder imanına ahiretine sahip çıkar, böylelerin milletin imanına hizmette ne cennet sevdası ne de cehemnem korkusu çıkar. Zaman iman kurtarma zamanı...” demiş, şeytandan Allah'a sığınıyor. “Yaydığım Kuran nurudur, vaktim yok düşmanlığa, alevleri gökleri sarmış bir yangın var. İçinde evladım yanıyor, imanım yanıyor...” [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]Mahpus damında zehirlenmiş bir Said, ölüm etrafında kol geziyor, o hâlâ davasının peşinde etrafa nurlar saçıyor; [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]“Ölseydim, kurtulurdum; yaşadım, milyonların imanı kurltuldu!” diye şükrediyor. Değil haklarının peşinde, dudaklarında hayatına kasdedenler için mırıldandığı dua... [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]“Allah'a havale ediyorum” bildiği tek beddua.. [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]Bediüzzaman, zamanı güzelleştiren adam. Biliyordu bir mezar taşı olmayacağını ki yıllar önce kazıdı ona mezar taşı olacak gönüllerimize. “Yıkılmış bir mezarım ki yığmışlar içine Said'in ömrünün elemlerle dolu her senesini, sonuncusu olmuştur o mezara bir mezar taşı. Beraber ağlıyorlar alem-i İslam'ın hüsranına. Mezar taşım ile birlikte ah u enin ederek gidiyorum yarınımın mahşer meydanına. Yakinen biliyorum ki geleceğin dünyası ve bütün bir Asya kıtası birlikte olacaklar İslam'ın nurlu eline teslim ve gülşene dönücek İslam dünyası...” [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]Bediüzzaman zamanın ötesine seslenen adam; [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]“Ey benden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş sessizce nurun sözünü dinleyen ve gaybi bir nazarla bizi temaşa eden Saidler, Hamzalar, Ömerler, Tahirler, Yusuflar, Ahmedler... sizlere hitab ediyorum. Başlarınızı kaldırınız.. “sadakte-doğru söyledin” deyiniz, böyle demek sizlere borç olsun. Şu muassırlarım varsın beni dinlemesinler, tarih denen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgraf ile sizin için konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet âsâ bir baharda geleceksiniz, şimdi ekilen nur tohumları zemininizde çiçek açıcaktır. Biz hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz; mazi kıtasına geçmek için geldiğiniz vakit mezarımıza uğrayınız, o bahar hediyelerinden birkaç tanesini medresemin mezar taşı denilen ve Horhor toprağının kapıcısı olan kalenin başına takınız, kapıcıya tembih edeceğiz, bizi çağırınız, mezarımızdan “henien leküm-helal olsun” sesini işiticeksiniz...” [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]İşte sana geldik ey koca üstad! Bir demet gülle geldik... Senin ektiğin nur tohumları nice çiçekler bitirdiler. Hani Hafız Ali senin için ve senin namına öldü demiştin, işte sana senin gibi Allah Rasûlünü ve Kur'anın nurunu rehber edinmiş nice muhafız Aliler getirdik. Hani sen kendine “ebu laşey” demiştin, olmayan şeyin babası.. işte sana davan yolunda kendini hiçleyen evlatlar getirdik. Hani sen Beyazıt Camii'nde Kur'anın hakikatlerini şeytana dahi kabul ettirmiştin, işte sana bu münazarayı üniversite koridorlarına taşıyan Hamzalar, Osmanlar, Tahirler getirdik. Hani sen “İslam davası için bir Said değil bin Said feda olsun” demiştin, işte sana dinleri için davaları için kendilerini feda eden binler Saidler getirdik. [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]Hani sen “Şu istikbal inkılabatı içinde en yüksek ve gür seda İslam'ın sedası olacak!” demiştin, işte sana bu sedayı gür sesleriyle haykıran yiğitler getirdik. Hani bizden bir “sadakte-doğru söyedin” ifadesini duymak istemiştin, işte sana varlıklarıyla doğru söylediğini haykıran gençler getirdik. [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]Mazinin derin derelerinde yaşadığı halde adı istikbalin yüksek kulelerine yazılacak olan koca üstad, bu bize düşmez ama sana bir de geleceğin ufuklarından selam getirdik, şu Horhor medresesinde duyduğumuz “henien leküm” sadana cevaben senin ektiğin nur tohumlarının açtığı çiçekleri koklayan geleceğin ışık ordusunun seslerini duyar gibi oluyoruz. [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]Onlarla birlikte bizler de sana, ey zamanı güzelleştiren Üstad! Henien leke, henien leke-helal olsun sana, helal olsun sana!” diyoruz. [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][COLOR=black]İşte bir demet gülle sana geliyoruz.... [IMG]http://www.secdegulleri.net/html/modules/Forums/images/smiles/6.gif[/IMG] [IMG]http://www.secdegulleri.net/html/modules/Forums/images/smiles/6.gif[/IMG] [IMG]http://www.secdegulleri.net/html/modules/Forums/images/smiles/6.gif[/IMG] [/COLOR][/SIZE][/B] [COLOR=darkblue][B][SIZE=2]Bedirhan Sulhi Taşcan[/SIZE] [/B][/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Bir Demet Gülle Kapına Geldik Üstadım
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst