Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Bir olmadan mutlu olamazsın...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="bizar" data-source="post: 200119" data-attributes="member: 12884"><p><strong><strong>BİR OLMADAN MUTLU OLAMAZSIN!</strong></strong></p><p></p><p> <p style="text-align: center"> </p> <p style="text-align: center"></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><strong>MONA İSLAM</strong></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><strong>İBN-İ ARABİ Füsus-ul Hikem’de ‘insan’ı anlatır. Gelenekte bir kaidedir ki, bir şey belirsiz ismiyle medar-ı bahs olursa, ondan murad o şeyin kemalidir. Yani insan’dan kasıt Kamil İnsan’dır. Başka bir deyişle Efendimiz(sav). Füsus’daki tüm peygamberler aslında Efendimiz’in bir yönünü temsil ederler. Bu yüzden onlara, Muhammedi Yusuf, Muhammedi Nuh, Muhammedi İbrahim de denilebilir. Efendimiz bunların hepsini toplayandır. Onun hakikati, bir deyişle hakikat-i külliye, bir başka deyişle hakikati ferdiyedir. </strong></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><strong>Ferd ismi birlik ifade eder. Ancak ferdiyyette birlik, ehadiyetteki gibi tekliğin değil, çokluğun birliğidir. Ferd ismi en az üç unsurun birlikteliğini içerir. Cem’in asgarı üçtür. Ferd mertebesinde bir insan latifelerini toplamış ve hepsini bir hedefe tevcih etmiş insandır. Belki asgar olan üç, akıl, kalp ve nefse racidir. En az bu üçü tevhid edilmelidir ki, ferdiyyet makamına adım atılsın. Bu söylendiği kadar kolay bir iş değildir. Hele hayal, vehim, sır, hafi, ruh, beden, gibi zahiri ve batıni tüm latifelerin aynı maksatta ittifakı ancak kamillerde; bunların hiçbir zaman, bir göz kırpma süresi kadar dahi çizgiden sapmaması ise, ancak Ekmel-üt tahaya Efendimiz’de vuku bulmuş olan bir hadisedir. </strong></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><strong>İbn-i Arabi bir cem mutasavvıfıdır. Onun kimi anlatılarında bir sufi gibi, kimi yerlerde, bir felsefeci, kimi yerlerde bir fakih yahut hadisçi, kimi durumlarda ise kelamcı gibi konuştuğunu görebilirsiniz. Bu cem ediş vasfı geleneğimizde çok az insanda vaki olmuştur. Onlara muhakkikler diyoruz. Bunların son temsilcisi de Bediüzzaman’dır.O daha genç yaşında, kendisine hangi alanı seçeceğini soran hocasına “Ya hepsini bilirim ya hiçbirini” diyecek kadar fıtratından gelen bir cem makamı sahibidir. </strong></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><strong>Cüneyd-i Bağdadi’den bir söz nakledilir. “Kün ferdaniyyetike mütevahhiden”. Bu söz tasavvufun insanı bir yapma gayesine işaret eder. Bir olacaksın ki Bir’i bilebilesin. Bir’i ancak ona benzeyen ve onun gibi bir olan bilebilir. Bu gaye bir ütopya değildir. Efendimiz’in ve dahi kamillerin varlığı bu hedefe ulaşılabileceğinin apaçık delilidir. Elbette kamillerin ferdiyeti, Ekmel olanınki gibi değildir. Ancak derler ki, “Nasıl içtihat içtihadı nakz etmez, kemal de kemali nakz etmez”. </strong></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><strong>Bir de şöyle söylenir, “Senin peygamberle irtibatın insanlık idesi ile irtibatındır. Kendi hakikatin ile irtibatındır.” Peygamber derken en başta Ekmel Olan’ı sonra diğer peygamberleri kast ediyorum. İnsanın bu ideye ulaşması altının saflaşmasına benzer. Altın saflaştırılırken bir potada eritilir, onda olmaması gereken ne varsa atılır, onda olması gereken ne varsa da onda kalır. İnsan için de bu saflaşma aynı biçimde yapılacaktır. Ağyarı terk ve efradı cami olacaktır. </strong></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><strong>Gerçekten ‘ben’ demek ancak ferdiyyet sahibi olanların hakkıdır. Sen ‘ben’derken neyi kastediyorsun? ‘Ben’ dediğin acaba sen misin, yoksa sana katılmış ve karışmış cüruf mu? Yahut ‘ben derken hangi latifeni kast etmektesin? Nefsini mi, kalbini mi? ‘Ben’ diyebilmek, onların tek sesle konuşmasını gerektirmez mi? Sen’den hiç dışarıda kalan yok mu? Gözardı ettiğin, bastırıp ezdiğin hangi latifelerin? Acaba konuşmaya başlasalar ‘ben’in söylemi değişir mi? </strong></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><strong>Şayet ‘bir olmak, sana ait olmayan her şeyi atmak, sana ait olanı ise sende bırakmak’ ise, bir olmak fena bulmaktır. Zira insanın üzerinde tecelli eden isimlerin hiç biri ona ait değildir. İnsan acizdir, fakirdir, zalimdir, cahildir. İnsan hakikatinde hiçtir. Öyleyse ferdiyyet sahibi bunu bilir ve asla ‘ben’ demez. O bilir ki ‘ben’ demek ancak Allah’a yakışır, hakiki Ferd O’dur. </strong></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><strong>Peygamberler insanın çeşitli yönlerini temsil ederler. Onların fassı, yani bizim tabirimizle ism-i azamı bizde de mevcut bir isimdir. Bu yönümüz, içimizde o peygamberden bir şubedir. Ve bu yönün kemali de ancak onun idesi olan peygambere tebaiyetle olur. Mesela insanın iffeti, ilmi ve hikmeti Hz. Yusuf’ta şahikasını bulan bir yönü gösterir. Bunun için kimileri Yusuf meşreptir. Bu yönün terbiye edicisi Yusuf peygamberdir. İnsanın celalinin öğretmeni Hz. Musa’dır. Celal Musa’ya benzemeye gayret ederek terbiye edilir.Kimimizin kahramanı Musa’dır. İnsanın sabrının mürşidi Eyyub ve Yakub peygamberlerdir. Böylece her bir yönümüze bakan bir peygamberle karşılaşırız. Bu insanın baskın yahut gizli kalmış her yönü için geçerlidir. Üstelik zaman içinde gizli bir yön baskın baskın hale gelebilir, insan değişebilir, dönüşebilir. Okuyucu, Kur’an’daki peygamber kıssalarına nazar ederken, ‘Sağa sola bakıp durma, bu anlattığım senin hikayendir!’ diyene kulak vermelidir. Bu Füsus-ul Hikem’de 28 peygamberdir, yani 28 yönümüzle biz. </strong></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><strong>Adem(as) bu yönlerin hepsinin mebdeini, Muhammed(asm) onların müntehasını temsil eder. Adem peygamberde insana dair, çok yönlü bir çekirdek karşımıza çıkarken Efendimiz’de bu çok yönlü çekirdeğin büyük bir ağaca döndüğünü görebiliriz. Bu ağaçta her meyveden bulunur. Elma, armut, şeftali, kiraz, üzüm, hatırınıza gelen ne varsa. Üstad’ın Sözler’de kuyuya düşen adamın kıssasını anlatırken tavsif ettiği ağacı hatırlayın. Üzerinde her meyveden bulunan muciznüma ağaç, onda Efendimiz’e işaret vardır. </strong></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><strong>Sair enbiya ise, her biri bir meyvede serpilmiş görkemli ve verimli ağaçlardır. Bir bahçe düşünün, içine girdiğinizde 26 görkemli meyve ağacı görüyorsunuz. Her birinde diğer meyvelerden de bulunmakla beraber onlar o denli görkemle serpilmemiş; bir meyve, ağaca hakim olmuş, diğerleri azınlıkta kalmış. Bir de bahçenin ortasında, her bir ağacın meyvesini aynı çoklukta ve olgunlukta üzerinde bulunduran bir Sultan ağaç var. Bir de bu ağaçların hepsini doğuran bir çekirdek. İşte Füsus-ul Hikem böyle bir bahçedir. Girmeyene ve ondan elinin yetiştiğini yemeyene aşk olsun! </strong></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><strong>Kendinize bakın, sizin istidadınız ne yöndedir, hangi meyveli ağaca benziyorsunuz, hangisi olabilme kapasiteniz var. Birden fazla meyve yetiştirmeniz mümkün mü? Vaktiyle bir sadık rüyada, bir ağaçta, bir dala yerleşmiş kiraz ve üzümler görmüş ve hayret etmiştim. Bir ağaçta nasıl iki çeşit meyve olurdu? Onlardan yemiştim. Şimdi biliyorum ki, belki o iki meyveli ağaç olabilme potansiyeline bir işarettir. Bunun için de Bediüzzaman ve İbn-i Arabi kendilerine beslenilecek ve kendilerine benzenecek iki meyveli ağaç olarak karşımda tüm görkemleri ile duruyorlar. </strong></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><strong>Nasıl saflaşacağımız, nasıl serpileceğimiz, neyle besleneceğimiz tafsilatıyla başka bir yazının konusu olsun. Dileyelim Allah kelimelerini dimağımıza ve kalbimize koysun</strong></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="bizar, post: 200119, member: 12884"] [B][B]BİR OLMADAN MUTLU OLAMAZSIN![/B][/B] [CENTER] [/CENTER] [SIZE=3][B]MONA İSLAM[/B][/SIZE] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3][B]İBN-İ ARABİ Füsus-ul Hikem’de ‘insan’ı anlatır. Gelenekte bir kaidedir ki, bir şey belirsiz ismiyle medar-ı bahs olursa, ondan murad o şeyin kemalidir. Yani insan’dan kasıt Kamil İnsan’dır. Başka bir deyişle Efendimiz(sav). Füsus’daki tüm peygamberler aslında Efendimiz’in bir yönünü temsil ederler. Bu yüzden onlara, Muhammedi Yusuf, Muhammedi Nuh, Muhammedi İbrahim de denilebilir. Efendimiz bunların hepsini toplayandır. Onun hakikati, bir deyişle hakikat-i külliye, bir başka deyişle hakikati ferdiyedir. [/B][/SIZE] [SIZE=3][B]Ferd ismi birlik ifade eder. Ancak ferdiyyette birlik, ehadiyetteki gibi tekliğin değil, çokluğun birliğidir. Ferd ismi en az üç unsurun birlikteliğini içerir. Cem’in asgarı üçtür. Ferd mertebesinde bir insan latifelerini toplamış ve hepsini bir hedefe tevcih etmiş insandır. Belki asgar olan üç, akıl, kalp ve nefse racidir. En az bu üçü tevhid edilmelidir ki, ferdiyyet makamına adım atılsın. Bu söylendiği kadar kolay bir iş değildir. Hele hayal, vehim, sır, hafi, ruh, beden, gibi zahiri ve batıni tüm latifelerin aynı maksatta ittifakı ancak kamillerde; bunların hiçbir zaman, bir göz kırpma süresi kadar dahi çizgiden sapmaması ise, ancak Ekmel-üt tahaya Efendimiz’de vuku bulmuş olan bir hadisedir. [/B][/SIZE] [SIZE=3][B]İbn-i Arabi bir cem mutasavvıfıdır. Onun kimi anlatılarında bir sufi gibi, kimi yerlerde, bir felsefeci, kimi yerlerde bir fakih yahut hadisçi, kimi durumlarda ise kelamcı gibi konuştuğunu görebilirsiniz. Bu cem ediş vasfı geleneğimizde çok az insanda vaki olmuştur. Onlara muhakkikler diyoruz. Bunların son temsilcisi de Bediüzzaman’dır.O daha genç yaşında, kendisine hangi alanı seçeceğini soran hocasına “Ya hepsini bilirim ya hiçbirini” diyecek kadar fıtratından gelen bir cem makamı sahibidir. [/B][/SIZE] [SIZE=3][B]Cüneyd-i Bağdadi’den bir söz nakledilir. “Kün ferdaniyyetike mütevahhiden”. Bu söz tasavvufun insanı bir yapma gayesine işaret eder. Bir olacaksın ki Bir’i bilebilesin. Bir’i ancak ona benzeyen ve onun gibi bir olan bilebilir. Bu gaye bir ütopya değildir. Efendimiz’in ve dahi kamillerin varlığı bu hedefe ulaşılabileceğinin apaçık delilidir. Elbette kamillerin ferdiyeti, Ekmel olanınki gibi değildir. Ancak derler ki, “Nasıl içtihat içtihadı nakz etmez, kemal de kemali nakz etmez”. [/B][/SIZE] [SIZE=3][B]Bir de şöyle söylenir, “Senin peygamberle irtibatın insanlık idesi ile irtibatındır. Kendi hakikatin ile irtibatındır.” Peygamber derken en başta Ekmel Olan’ı sonra diğer peygamberleri kast ediyorum. İnsanın bu ideye ulaşması altının saflaşmasına benzer. Altın saflaştırılırken bir potada eritilir, onda olmaması gereken ne varsa atılır, onda olması gereken ne varsa da onda kalır. İnsan için de bu saflaşma aynı biçimde yapılacaktır. Ağyarı terk ve efradı cami olacaktır. [/B][/SIZE] [SIZE=3][B]Gerçekten ‘ben’ demek ancak ferdiyyet sahibi olanların hakkıdır. Sen ‘ben’derken neyi kastediyorsun? ‘Ben’ dediğin acaba sen misin, yoksa sana katılmış ve karışmış cüruf mu? Yahut ‘ben derken hangi latifeni kast etmektesin? Nefsini mi, kalbini mi? ‘Ben’ diyebilmek, onların tek sesle konuşmasını gerektirmez mi? Sen’den hiç dışarıda kalan yok mu? Gözardı ettiğin, bastırıp ezdiğin hangi latifelerin? Acaba konuşmaya başlasalar ‘ben’in söylemi değişir mi? [/B][/SIZE] [SIZE=3][B]Şayet ‘bir olmak, sana ait olmayan her şeyi atmak, sana ait olanı ise sende bırakmak’ ise, bir olmak fena bulmaktır. Zira insanın üzerinde tecelli eden isimlerin hiç biri ona ait değildir. İnsan acizdir, fakirdir, zalimdir, cahildir. İnsan hakikatinde hiçtir. Öyleyse ferdiyyet sahibi bunu bilir ve asla ‘ben’ demez. O bilir ki ‘ben’ demek ancak Allah’a yakışır, hakiki Ferd O’dur. [/B][/SIZE] [SIZE=3][B]Peygamberler insanın çeşitli yönlerini temsil ederler. Onların fassı, yani bizim tabirimizle ism-i azamı bizde de mevcut bir isimdir. Bu yönümüz, içimizde o peygamberden bir şubedir. Ve bu yönün kemali de ancak onun idesi olan peygambere tebaiyetle olur. Mesela insanın iffeti, ilmi ve hikmeti Hz. Yusuf’ta şahikasını bulan bir yönü gösterir. Bunun için kimileri Yusuf meşreptir. Bu yönün terbiye edicisi Yusuf peygamberdir. İnsanın celalinin öğretmeni Hz. Musa’dır. Celal Musa’ya benzemeye gayret ederek terbiye edilir.Kimimizin kahramanı Musa’dır. İnsanın sabrının mürşidi Eyyub ve Yakub peygamberlerdir. Böylece her bir yönümüze bakan bir peygamberle karşılaşırız. Bu insanın baskın yahut gizli kalmış her yönü için geçerlidir. Üstelik zaman içinde gizli bir yön baskın baskın hale gelebilir, insan değişebilir, dönüşebilir. Okuyucu, Kur’an’daki peygamber kıssalarına nazar ederken, ‘Sağa sola bakıp durma, bu anlattığım senin hikayendir!’ diyene kulak vermelidir. Bu Füsus-ul Hikem’de 28 peygamberdir, yani 28 yönümüzle biz. [/B][/SIZE] [SIZE=3][B]Adem(as) bu yönlerin hepsinin mebdeini, Muhammed(asm) onların müntehasını temsil eder. Adem peygamberde insana dair, çok yönlü bir çekirdek karşımıza çıkarken Efendimiz’de bu çok yönlü çekirdeğin büyük bir ağaca döndüğünü görebiliriz. Bu ağaçta her meyveden bulunur. Elma, armut, şeftali, kiraz, üzüm, hatırınıza gelen ne varsa. Üstad’ın Sözler’de kuyuya düşen adamın kıssasını anlatırken tavsif ettiği ağacı hatırlayın. Üzerinde her meyveden bulunan muciznüma ağaç, onda Efendimiz’e işaret vardır. [/B][/SIZE] [SIZE=3][B]Sair enbiya ise, her biri bir meyvede serpilmiş görkemli ve verimli ağaçlardır. Bir bahçe düşünün, içine girdiğinizde 26 görkemli meyve ağacı görüyorsunuz. Her birinde diğer meyvelerden de bulunmakla beraber onlar o denli görkemle serpilmemiş; bir meyve, ağaca hakim olmuş, diğerleri azınlıkta kalmış. Bir de bahçenin ortasında, her bir ağacın meyvesini aynı çoklukta ve olgunlukta üzerinde bulunduran bir Sultan ağaç var. Bir de bu ağaçların hepsini doğuran bir çekirdek. İşte Füsus-ul Hikem böyle bir bahçedir. Girmeyene ve ondan elinin yetiştiğini yemeyene aşk olsun! [/B][/SIZE] [SIZE=3][B]Kendinize bakın, sizin istidadınız ne yöndedir, hangi meyveli ağaca benziyorsunuz, hangisi olabilme kapasiteniz var. Birden fazla meyve yetiştirmeniz mümkün mü? Vaktiyle bir sadık rüyada, bir ağaçta, bir dala yerleşmiş kiraz ve üzümler görmüş ve hayret etmiştim. Bir ağaçta nasıl iki çeşit meyve olurdu? Onlardan yemiştim. Şimdi biliyorum ki, belki o iki meyveli ağaç olabilme potansiyeline bir işarettir. Bunun için de Bediüzzaman ve İbn-i Arabi kendilerine beslenilecek ve kendilerine benzenecek iki meyveli ağaç olarak karşımda tüm görkemleri ile duruyorlar. [/B][/SIZE] [SIZE=3][B]Nasıl saflaşacağımız, nasıl serpileceğimiz, neyle besleneceğimiz tafsilatıyla başka bir yazının konusu olsun. Dileyelim Allah kelimelerini dimağımıza ve kalbimize koysun[/B][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Bir olmadan mutlu olamazsın...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst