Rahmetten ne anlıyoruz ?....... (muasedizle bende anladığımı yazayım sizin kadar güzel ifade edemesemde!)
Rahmet-i ilahî, rahm-i maderden kabre kadar uzanan ve insanı koruyup kurtaran bir hamidir. Eğer Allah'ın esirgemesi olmasaydı madde ve mana planında husrana uğrar felaketlerden uzak kalamaz ve hidayete yol bulamazdık.
Rahim olan Rabbimizin rahmetinin genişliği sebebiyle, en günahkar insanlar hatalı yollardan sırat-ı müstakîme dönmekte ve mağfiret-i ilahiye ermektedirler.
Allah Teala'nın rahmeti, dünya ve ahiret saadetine ermemizi kolaylaştıracak şekilde inkişaf etmektedir. Bu sebeple, isyan vadisinde günahlara bulaşmış bulunan kullarını, rahmetinden faydalanmaya çağıran Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: «De ki: Ey kendilerinin aleyhine (günahta) haddi aşan kullarım, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları yarlığar. Şüphesiz ki O, çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir» (Sure-i Zümer, 53).
Allah'ın rahmeti o kadar büyük ve o derece geniştir ki, bunu bir ölçü ve sınır ile hudutlamak kaabil değildir. Yücelerin yücesi bulunan Rabbimizin rahmetini tavsil'te hataya düşmemek için, bunu bir hadis-i şerif ile açıklamak isteriz: «Aziz ve celil olan Allah, gökleri ve yeri yarattığı gün, yüz rahmet halk etti. Onlardan birini yere koydu. Bu rahmet sebebiyle, anne evladını, dört ayaklı canlılar ve kuşlar birbirini, esirgemektedirler. Doksan dokuz (rahmet) i ahiret gününe bıraktı. Kıyamet günü olduğunda, Allah onu, bununla (yüze) tamamlayacaktır» (İbni Mace, c.2, s.1435).
Bu hadis-i şerifi tefekkür pertevi ile tedkik edecek olursak, akıl ve nakil yönünden şu hakikatler ortaya çıkmaktadır: Cenab-ı Hakk'ın yarattığı yüz rahmetten bir parçasının taksiminde her canlı, kendi payına düşen esirgeme hissi ile birbirine acımakta; tavuk, civcivlerinin üzerine kanat germekte; kısrak, yavrusunu emzirirken, bir yerini acıtmayayım diye ayağını kaldırmakta; ana olma meziyyetine ermiş bir kadın, yavrusunun uyuması için kendi uykusunu feda etmekte ve evladının istirahati için hertürlü fedakarlığı yapmaktadır.
Rahman ve Rahim olan Allah Teala'nın kullarını ne derece esirgediğini Hz. Ömer (r.a.) in rivayet ettiği bir hadis-i şerifle renklendirmek isteriz: «Resulüllah (s.a.v.) Hazretlerinin huzuruna bir takım esirler getirilmişti. Onlar arasından (çocuğunu kaybeden) bir kadın, esirler içinde telaş ve üzüntü île koşuyor (ve yavrusunu) araştırıyor idi. Esirler arasında bir çocuk bulduğu zaman onu alıp bağrına basıyor ve emziriyordu. Allah'ın Resulü bize hitaben: «Şu kadının, çocuğunu ateşe atacağını zanneder misiniz?» buyurdu. Biz: «Atmaya gücü yettiği müddetçe bunu yapamaz» dedik. Resül-i Ekrem: «Allah, bu kadının çocuğuna olan (acımasın) dan daha merhametlidir» buyurdu (et-Tac, c.5, s.143).
Nefs, şeytan ve kötü akranın tesiri altında bulunan insan, işleri ile başbaşa bırakılmış olsaydı ne cennete girmesi ne de azabtan kurtulması mümkün olurdu. Rahîm olan Halikımız, biz kullarına rahmeti ile muamele etmeseydi bir tek günahkar temize çıkmaz ve afv-i ilahiye yol bulamazdı. «Rahmetim gadabımdan öne geçti» (Buhari, c.8, s.18 mealindeki kudsi hadiste ifadesini bulan ilahî rahmet, alemleri ve ademleri kuşatacak şekilde tecelli etti de pekçok günahkar O'nun rahmet deryasında barınmış ve arınmış oldu.