Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Biz Hayal miyiz ? Ümit Şimşek
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ASHAB-I BEDR" data-source="post: 242891" data-attributes="member: 1013691"><p><strong>Cevap: Biz Hayal miyiz ?</strong></p><p></p><p><img src="http://a1.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc3/14110_385538809700_128712209700_3605968_4773908_n.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em><span style="color: #ff00ff">HAYAL MODELİ VE TASAVVUF</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>Önce, maddenin bir hayalden ibaret olduğu yolundaki görüşün, İslâm kültüründe, tasavvufa dayandığını dikkate almamız gerekir.</em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em><span style="color: #8b0000">Zaten iddia sahipleri de bu konuda delil olarak iki İslâm mutasavvıfını, Muhyiddin b. Arabî ile İmam Rabbânî’yi göstermektedirler. Ancak bu iddianın bir doğru, bir de yanlış tarafı vardır.</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em><span style="color: #8b0000"></span></em></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>[NOT]Muhyiddin b. Arabî’nin, Allah’tan başka bir varlık kabul etmeyen “vahdet-i vücud” görüşüne sahip olduğu doğrudur; İmam Rabbânî ise, yaratılmışların da haricî bir varlık sahibi olduğunu net bir şekilde ifade etmektedir.[/NOT]</em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>İmam Rabbânî’nin tevhidi, vücuda değil, şuhuda dayanan bir tevhiddir ki, vahdet-i şuhud adıyla anılır. </em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em><span style="color: red">Bunu, İmam Rabbânî şu şekilde açıklamaktadır:</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>[BILGI]“Meselâ bir kimse güneşin varlığına ilmî bir yakınlık peyda etse, bu yakınlık diğer yıldızların o anda yok kabul edilmesini gerektirmez. Fakat güneşi temâşâ eden bir insan, yıldızları göremez. </em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>Çünkü o anda, onda, güneşi görme isteğinin dışında bir arzu yoktur. Buna rağmen, bu insan mutlaka bilir ki, yıldızlar yok değildir; güneşin parlak ışığından dolayı görünmezler.</em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>… Güneş doğduktan sonra yıldızları yok bilmek başka, o anda görmemek başkadır.”(1)[/BILGI]</em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>İmam Rabbânî’nin, Muhyiddin b. Arabî’yi birçok mektubunda bu açıdan tenkit ettiği de bilinmektedir. Meselâ, Mektubat’ının ikinci cildinin birinci mektubunda, <span style="color: red">“Şeyh Muhyiddin ve izinden gidenlerle aranızdaki fark nedir?” </span></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>şeklindeki bir soruyu Rabbânî şöyle cevaplandırıyor:</em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>“Bu ikisi arasında ne büyük fark vardır! … </em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>Onlar gölge varlığın ancak vehim ve hayalde var olduğunu ileri sürüp mücerred teklikten başka hariçte bir mevcudun varlığını kabul etmezken, bu fakir, bu gölgeye ait varlığın hariçte varlığını sabit görüyor.</em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>[BILGI]… Eğer bu büyükler, hariçte gölge varlığın, hariçteki asıl varlığın gölgesi olduğunu bilselerdi, hariçte âlemin var olduğunu inkâr etmez, bunu yalnızca vehim ve hayalde var saymazlardı.”(2)[/BILGI]</em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>Bu durumda, âlemin bir hayal ve vehimden ibaret olduğu yönündeki görüş, iddia edildiği gibi İmam Rabbânî ile Muhyiddin b. Arabî’nin ortak görüşü değil, bunlardan sadece Muhyiddin b. Arabî’ye ait olan ve diğer İslâm âlimleri gibi İmam Rabbânî tarafından da ciddî şekilde tenkide uğramış bir görüş olarak kalmaktadır.</em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>Bununla birlikte, kim tarafından savunulursa savunulsun, vahdet-i vücud modelinin bir tasavvufî görüş olduğunu dikkatten uzak tutmamak gerekir ki, bu durum, birtakım hususları sağlıklı bir incelemenin vazgeçilmez şartları hâline getirmektedir.</em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em><span style="color: red">Birincisi:</span> Bu model, İslâm tasavvufunun bir ürünüdür ve Doğunun veya Batının diğer din ve felsefeleriyle bir ilişkisi yoktur.</em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em><span style="color: red">İkincisi: </span>Tasavvuf, kendi özellikleriyle, kendi yöntem ve ıstılahlarıyla, başlı başına bir kültürdür ve bu kültürün terimlerini ve olgularını, kendi şartları içinde değerlendirmek icap eder. </em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em><span style="color: #8b0000">Seyr, sülûk, zıll, gölge, hayal, vehim, esmâ, sıfât, şe’n, fenâ, keşif, zevk, müşahede, cezbe, tecelliyat, mülk, melekût, misal gibi yüzlerce tasavvufî kavram vardır ki, bir tasavvuf ehlinin hayalden, gölgeden, vehimden, tevhidden söz ettiği zaman neyi kast ettiğini kavrayabilmek için, herşeyden önce, bu kavramlara âşinâ olmak ve onları kendi muhtevâları içinde yerli yerine oturtmak gerekir.</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em><span style="color: red">Üçüncüsü:</span> Tasavvufî görüşler teorik bilgileri değil, yaşanan bir hâli yansıtırlar. İster vahdet-i vücud olsun, isterse vahdet-i şuhud, bunlar, manevî âlemlerde bir seyir izleyen yolcunun, nice mertebeler kat ettikten sonra erişeceği bir menzili ifade etmektedirler. </em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>Öyle bir mevkide bulunanlar, baktıkları yere kâinatın gerisinden değil, kâinatı kendi arkalarına almış olarak bakmaktadırlar;</em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>dolayısıyla, şu veya bu seviyede dünya ile herhangi bir bağı bulunan kimselerin böyle bir konuda onları anlamaya veya anlatmaya çalışmaları yahut felsefe ekollerinde bu görüşlerin benzerlerini araştırmaları kadar beyhude bir çaba düşünmek mümkün değildir.</em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em><span style="color: red">Dördüncüsü:</span> Yukarıdaki maddeden de çıkarılabileceği gibi, tasavvuftan alınan bir görüşün ispatı da, açıklanması da tasavvufun kendi yöntemleri içinde cereyan etmelidir.</em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>Bu yöntemler ise, seyir, keşif, zevk, şuhud yöntemleridir. Bu ise, kelâmın, tefsirin, hadisin yahut fıkhın yöntemlerinden çok farklıdır.</em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>O yüzden, “Madde hayaldir” şeklinde bir iddia ortaya atıldığı ve bu iddianın kaynağı olarak tasavvuf gösterildiği zaman, bu iddia sahiplerinin, böyle bir deneyimi yaşamış, keşif ve gözlemini gerçekleştirmiş olarak ortaya çıkmış olması ve iddialarının ispat ve açıklamasını da aynı kaynağın tabiatına uygun yöntemlerle yapması beklenmelidir. </em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em><span style="color: #8b0000">Yoksa Muhyiddin b. Arabî’nin yahut İmam Rabbânî’nin yaşamış olduğu olağanüstü deneyimler üzerinde bizim yirmi birinci yüzyılın dünyasında oturduğumuz yerden ahkâm kesmemiz ve bunları yorumlamaya kalkmamız bir değer taşımayacaktır.</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>Bugün maddenin hayaliyetiyle ilgili iddiaları savunanlara gelince:</em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>Bunlar, iddialarının İslâm literatüründeki delili olarak tasavvuf kaynaklarını göstermektedirler. </em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>Ancak kendilerinin aynı yolu izledikleri ve seyr ü sülûk, keşif ve müşahede yoluyla bu gözlemleri paylaşmış olduklarına dair bir iddiaları yoktur. </em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>Hattâ, yapılan nakillerin de ortaya koyduğu gibi, bu kaynakların ve içerdikleri terimlerin doğru bir şekilde anlaşılmış olduğuna dair ciddî bir belirti de yoktur.</em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>Bu kaynaklara, daha ziyade, “İslâmî bir dayanak” bulabilme kaygısıyla başvurulduğu anlaşılmaktadır. </em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>Daha net bir şekilde ifade etmek gerekirse, iddialar hem nitelik, hem de yöntem itibarıyla, felsefî bir görünüm arz etmekte ve tasavvufla herhangi bir ilişki ortaya çıkarmamaktadır.</em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: olive"><em>Bununla birlikte, akaid alanına girdiği ve—görüş sahiplerinin iddiasına göre—tevhid hakikatinin bir ispat aracı olarak kullanıldığı için, konu ister istemez kelâm disiplininin sahasına taşmakta ve bir de meseleye bu yönden bakmamızı gerekli kılmaktadır.</em></span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ASHAB-I BEDR, post: 242891, member: 1013691"] [b]Cevap: Biz Hayal miyiz ?[/b] [IMG]http://a1.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc3/14110_385538809700_128712209700_3605968_4773908_n.jpg[/IMG] [FONT=Arial Narrow][SIZE=4][COLOR=olive][I][COLOR=#ff00ff]HAYAL MODELİ VE TASAVVUF[/COLOR] Önce, maddenin bir hayalden ibaret olduğu yolundaki görüşün, İslâm kültüründe, tasavvufa dayandığını dikkate almamız gerekir. [COLOR=#8b0000]Zaten iddia sahipleri de bu konuda delil olarak iki İslâm mutasavvıfını, Muhyiddin b. Arabî ile İmam Rabbânî’yi göstermektedirler. Ancak bu iddianın bir doğru, bir de yanlış tarafı vardır. [/COLOR] [NOT]Muhyiddin b. Arabî’nin, Allah’tan başka bir varlık kabul etmeyen “vahdet-i vücud” görüşüne sahip olduğu doğrudur; İmam Rabbânî ise, yaratılmışların da haricî bir varlık sahibi olduğunu net bir şekilde ifade etmektedir.[/NOT] İmam Rabbânî’nin tevhidi, vücuda değil, şuhuda dayanan bir tevhiddir ki, vahdet-i şuhud adıyla anılır. [COLOR=red]Bunu, İmam Rabbânî şu şekilde açıklamaktadır:[/COLOR] [BILGI]“Meselâ bir kimse güneşin varlığına ilmî bir yakınlık peyda etse, bu yakınlık diğer yıldızların o anda yok kabul edilmesini gerektirmez. Fakat güneşi temâşâ eden bir insan, yıldızları göremez. Çünkü o anda, onda, güneşi görme isteğinin dışında bir arzu yoktur. Buna rağmen, bu insan mutlaka bilir ki, yıldızlar yok değildir; güneşin parlak ışığından dolayı görünmezler. … Güneş doğduktan sonra yıldızları yok bilmek başka, o anda görmemek başkadır.”(1)[/BILGI] İmam Rabbânî’nin, Muhyiddin b. Arabî’yi birçok mektubunda bu açıdan tenkit ettiği de bilinmektedir. Meselâ, Mektubat’ının ikinci cildinin birinci mektubunda, [COLOR=red]“Şeyh Muhyiddin ve izinden gidenlerle aranızdaki fark nedir?” [/COLOR] şeklindeki bir soruyu Rabbânî şöyle cevaplandırıyor: “Bu ikisi arasında ne büyük fark vardır! … Onlar gölge varlığın ancak vehim ve hayalde var olduğunu ileri sürüp mücerred teklikten başka hariçte bir mevcudun varlığını kabul etmezken, bu fakir, bu gölgeye ait varlığın hariçte varlığını sabit görüyor. [BILGI]… Eğer bu büyükler, hariçte gölge varlığın, hariçteki asıl varlığın gölgesi olduğunu bilselerdi, hariçte âlemin var olduğunu inkâr etmez, bunu yalnızca vehim ve hayalde var saymazlardı.”(2)[/BILGI] Bu durumda, âlemin bir hayal ve vehimden ibaret olduğu yönündeki görüş, iddia edildiği gibi İmam Rabbânî ile Muhyiddin b. Arabî’nin ortak görüşü değil, bunlardan sadece Muhyiddin b. Arabî’ye ait olan ve diğer İslâm âlimleri gibi İmam Rabbânî tarafından da ciddî şekilde tenkide uğramış bir görüş olarak kalmaktadır. Bununla birlikte, kim tarafından savunulursa savunulsun, vahdet-i vücud modelinin bir tasavvufî görüş olduğunu dikkatten uzak tutmamak gerekir ki, bu durum, birtakım hususları sağlıklı bir incelemenin vazgeçilmez şartları hâline getirmektedir. [COLOR=red]Birincisi:[/COLOR] Bu model, İslâm tasavvufunun bir ürünüdür ve Doğunun veya Batının diğer din ve felsefeleriyle bir ilişkisi yoktur. [COLOR=red]İkincisi: [/COLOR]Tasavvuf, kendi özellikleriyle, kendi yöntem ve ıstılahlarıyla, başlı başına bir kültürdür ve bu kültürün terimlerini ve olgularını, kendi şartları içinde değerlendirmek icap eder. [COLOR=#8b0000]Seyr, sülûk, zıll, gölge, hayal, vehim, esmâ, sıfât, şe’n, fenâ, keşif, zevk, müşahede, cezbe, tecelliyat, mülk, melekût, misal gibi yüzlerce tasavvufî kavram vardır ki, bir tasavvuf ehlinin hayalden, gölgeden, vehimden, tevhidden söz ettiği zaman neyi kast ettiğini kavrayabilmek için, herşeyden önce, bu kavramlara âşinâ olmak ve onları kendi muhtevâları içinde yerli yerine oturtmak gerekir.[/COLOR] [COLOR=red]Üçüncüsü:[/COLOR] Tasavvufî görüşler teorik bilgileri değil, yaşanan bir hâli yansıtırlar. İster vahdet-i vücud olsun, isterse vahdet-i şuhud, bunlar, manevî âlemlerde bir seyir izleyen yolcunun, nice mertebeler kat ettikten sonra erişeceği bir menzili ifade etmektedirler. Öyle bir mevkide bulunanlar, baktıkları yere kâinatın gerisinden değil, kâinatı kendi arkalarına almış olarak bakmaktadırlar; dolayısıyla, şu veya bu seviyede dünya ile herhangi bir bağı bulunan kimselerin böyle bir konuda onları anlamaya veya anlatmaya çalışmaları yahut felsefe ekollerinde bu görüşlerin benzerlerini araştırmaları kadar beyhude bir çaba düşünmek mümkün değildir. [COLOR=red]Dördüncüsü:[/COLOR] Yukarıdaki maddeden de çıkarılabileceği gibi, tasavvuftan alınan bir görüşün ispatı da, açıklanması da tasavvufun kendi yöntemleri içinde cereyan etmelidir. Bu yöntemler ise, seyir, keşif, zevk, şuhud yöntemleridir. Bu ise, kelâmın, tefsirin, hadisin yahut fıkhın yöntemlerinden çok farklıdır. O yüzden, “Madde hayaldir” şeklinde bir iddia ortaya atıldığı ve bu iddianın kaynağı olarak tasavvuf gösterildiği zaman, bu iddia sahiplerinin, böyle bir deneyimi yaşamış, keşif ve gözlemini gerçekleştirmiş olarak ortaya çıkmış olması ve iddialarının ispat ve açıklamasını da aynı kaynağın tabiatına uygun yöntemlerle yapması beklenmelidir. [COLOR=#8b0000]Yoksa Muhyiddin b. Arabî’nin yahut İmam Rabbânî’nin yaşamış olduğu olağanüstü deneyimler üzerinde bizim yirmi birinci yüzyılın dünyasında oturduğumuz yerden ahkâm kesmemiz ve bunları yorumlamaya kalkmamız bir değer taşımayacaktır.[/COLOR] Bugün maddenin hayaliyetiyle ilgili iddiaları savunanlara gelince: Bunlar, iddialarının İslâm literatüründeki delili olarak tasavvuf kaynaklarını göstermektedirler. Ancak kendilerinin aynı yolu izledikleri ve seyr ü sülûk, keşif ve müşahede yoluyla bu gözlemleri paylaşmış olduklarına dair bir iddiaları yoktur. Hattâ, yapılan nakillerin de ortaya koyduğu gibi, bu kaynakların ve içerdikleri terimlerin doğru bir şekilde anlaşılmış olduğuna dair ciddî bir belirti de yoktur. Bu kaynaklara, daha ziyade, “İslâmî bir dayanak” bulabilme kaygısıyla başvurulduğu anlaşılmaktadır. Daha net bir şekilde ifade etmek gerekirse, iddialar hem nitelik, hem de yöntem itibarıyla, felsefî bir görünüm arz etmekte ve tasavvufla herhangi bir ilişki ortaya çıkarmamaktadır. Bununla birlikte, akaid alanına girdiği ve—görüş sahiplerinin iddiasına göre—tevhid hakikatinin bir ispat aracı olarak kullanıldığı için, konu ister istemez kelâm disiplininin sahasına taşmakta ve bir de meseleye bu yönden bakmamızı gerekli kılmaktadır.[/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Biz Hayal miyiz ? Ümit Şimşek
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst