Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
BİZİM BURAYA GELME SEBEBİMİZ…
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Eyvàh!" data-source="post: 43887" data-attributes="member: 12"><p>Bir zamanlar iki sûfî, Muhammed bin Hafif Hazretlerini ziyarete gelmişti. Dergâhta </p><p>müritler tarafından karşılandıktan sonra Şeyh Efendi ile görüşmek için geldiklerini söylerler. </p><p>Şeyhin dergâhta olmadığı cevabını aldıktan sonra nerede olduğunu sorarlar. O bölgenin sultanı olan Adudi'd–Devle'yi ziyaret etmek için sarayına gittiğini söylerler. Müritlerden bu bilgileri alan sûfîler:</p><p>"Bizim Şeyh Efendi hakkındaki düşüncemiz böyle değildi. Bu kadar yolu boşuna geldik galiba?!" diyerek dergahtan ayrılırlar. Şeyh Efendinin sultanların sarayında ne işi olabilirdi? İki sûfî, aralarında Şeyh Efendiye hakaretler ederek şehirde dolaşmaya başlarlar. </p><p>Sûfîlerden birinin giydiği elbise yırtılmıştı. Şehirde dolaşırken yırtık daha da artmıştı. Yırtık elbiseli sûfî arkadaşına der ki, "Bir terzi bulup şu yırtığı diktireyim." Kısa bir aramadan sonra terziyi bulurlar. Terzi sûfînın yırtığını diker. Sûfîler terzi dükkânından ayrılmışlardır ki, terzi arkalarından çığlığı koparır.</p><p>"Yakalayın hırsız!" Terzinin makası dükkândan kaybolmuştu ve makası sûfîlerin aldığını zannederek, bağırmaya başlamıştı. Derken görevli memurlar, sûfîleri yakalayıp, sultanın sarayına götürürler. Bu iki sûfîyı sultanın huzuruna çıkarırlar. Sultan kısa bir sorgu sualden sonra iki sûfînın hırsızlığına kanaat getirerek, ellerinin kesilmesi emrini verir. O esnada sultanı ziyaret etmekte bulunan Muhammed bin Hafif Hazretleri olaya müdahale eder:</p><p>"Ey Hükümdar! Bu sûfîlerin bir suçu yoktur, terzinin makasını bunlar almamıştır." Sultan, Muhammed bin Hafif Hazretlerine çok değer verir, onun sözünden çıkmaz. Şeyhin bu şekildeki beyanı, sltanı verdiği emirden geri adım attırır. Bu sırada Muhammed bin Hafif Hazretleri sûfîlere döner ve der ki:</p><p>"Evlâtlarım! Sizin kanatınız doğrudur. Benim bu saraya gelmem, işte şu başınıza gelen işler içindir." Bu hâdiseden çıkaracağımız ders şudur: Gerçek mânadaki Allah dostları için suizanda bulunmak doğru değildir. Hâdisede anlatıldığı gibi, tespit doğru olsa da suizanda bulunmak hiç doğru değildir. Bu söylenen </p><p>gerçek Allah dostları içindir, günümüzde bolca bulunan, dünyalık peşinde koşan sözde Allah </p><p>dostları için değildir. Muhammed bin Hafif Hazretleri buyurdu ki:</p><p>"Dünyaya tenezzül etmemek, dünyadan çıkış sırasındaki rahatlığın ta kendisidir." </p><p></p><p>Bir arkadaşı anlatıyor:</p><p>"Bir gün Zünnûn–i Mısrî'yi deniz kenarında Musa Kayası dedikleri yerde buldum. </p><p>Akşam olmuştu. Karanlık iyice çökünce, büyükçe bir kayanın üstüne çıkarak, bir uçsuz bucaksız gökyüzüne, bir de denize bakarak şöyle seslendi:</p><p>"Sübhanallah! Ne kadar azametli, ne kadar heybetli, ne kadar uçsuz bucaksızsınız! Sizleri yaratan Allah elbetteki sizlerden daha yüce, daha heybetlidir." Gece ilerledi, ilerleyen saatlerde Zünnûn şu beyitleri söylüyordu:</p><p>"Siz de ey insanlar dostunuzu arayın</p><p>Benim bulduğum gibi</p><p>Ben kendime huzur ve mesken buldum</p><p>Uzaklaştığımda beni çekiyor</p><p>Yaklaştığımda daha da yakın ediyor beni"</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Eyvàh!, post: 43887, member: 12"] Bir zamanlar iki sûfî, Muhammed bin Hafif Hazretlerini ziyarete gelmişti. Dergâhta müritler tarafından karşılandıktan sonra Şeyh Efendi ile görüşmek için geldiklerini söylerler. Şeyhin dergâhta olmadığı cevabını aldıktan sonra nerede olduğunu sorarlar. O bölgenin sultanı olan Adudi'd–Devle'yi ziyaret etmek için sarayına gittiğini söylerler. Müritlerden bu bilgileri alan sûfîler: "Bizim Şeyh Efendi hakkındaki düşüncemiz böyle değildi. Bu kadar yolu boşuna geldik galiba?!" diyerek dergahtan ayrılırlar. Şeyh Efendinin sultanların sarayında ne işi olabilirdi? İki sûfî, aralarında Şeyh Efendiye hakaretler ederek şehirde dolaşmaya başlarlar. Sûfîlerden birinin giydiği elbise yırtılmıştı. Şehirde dolaşırken yırtık daha da artmıştı. Yırtık elbiseli sûfî arkadaşına der ki, "Bir terzi bulup şu yırtığı diktireyim." Kısa bir aramadan sonra terziyi bulurlar. Terzi sûfînın yırtığını diker. Sûfîler terzi dükkânından ayrılmışlardır ki, terzi arkalarından çığlığı koparır. "Yakalayın hırsız!" Terzinin makası dükkândan kaybolmuştu ve makası sûfîlerin aldığını zannederek, bağırmaya başlamıştı. Derken görevli memurlar, sûfîleri yakalayıp, sultanın sarayına götürürler. Bu iki sûfîyı sultanın huzuruna çıkarırlar. Sultan kısa bir sorgu sualden sonra iki sûfînın hırsızlığına kanaat getirerek, ellerinin kesilmesi emrini verir. O esnada sultanı ziyaret etmekte bulunan Muhammed bin Hafif Hazretleri olaya müdahale eder: "Ey Hükümdar! Bu sûfîlerin bir suçu yoktur, terzinin makasını bunlar almamıştır." Sultan, Muhammed bin Hafif Hazretlerine çok değer verir, onun sözünden çıkmaz. Şeyhin bu şekildeki beyanı, sltanı verdiği emirden geri adım attırır. Bu sırada Muhammed bin Hafif Hazretleri sûfîlere döner ve der ki: "Evlâtlarım! Sizin kanatınız doğrudur. Benim bu saraya gelmem, işte şu başınıza gelen işler içindir." Bu hâdiseden çıkaracağımız ders şudur: Gerçek mânadaki Allah dostları için suizanda bulunmak doğru değildir. Hâdisede anlatıldığı gibi, tespit doğru olsa da suizanda bulunmak hiç doğru değildir. Bu söylenen gerçek Allah dostları içindir, günümüzde bolca bulunan, dünyalık peşinde koşan sözde Allah dostları için değildir. Muhammed bin Hafif Hazretleri buyurdu ki: "Dünyaya tenezzül etmemek, dünyadan çıkış sırasındaki rahatlığın ta kendisidir." Bir arkadaşı anlatıyor: "Bir gün Zünnûn–i Mısrî'yi deniz kenarında Musa Kayası dedikleri yerde buldum. Akşam olmuştu. Karanlık iyice çökünce, büyükçe bir kayanın üstüne çıkarak, bir uçsuz bucaksız gökyüzüne, bir de denize bakarak şöyle seslendi: "Sübhanallah! Ne kadar azametli, ne kadar heybetli, ne kadar uçsuz bucaksızsınız! Sizleri yaratan Allah elbetteki sizlerden daha yüce, daha heybetlidir." Gece ilerledi, ilerleyen saatlerde Zünnûn şu beyitleri söylüyordu: "Siz de ey insanlar dostunuzu arayın Benim bulduğum gibi Ben kendime huzur ve mesken buldum Uzaklaştığımda beni çekiyor Yaklaştığımda daha da yakın ediyor beni" [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
BİZİM BURAYA GELME SEBEBİMİZ…
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst