Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Bu Ayette Bir Müjde Vardır
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="harp" data-source="post: 245990" data-attributes="member: 1008315"><p><strong>'Kur'ân'ı indiren Allah Teâlâ, onunla va'dettiği şeyleri de elbette gerçekleştireceğini beyan buyurmaktadır.'</strong></p><p></p><p><span style="color: #BF0000">Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), bütün hayatı boyunca insanlığın içinde bulunduğu maddî-manevî sefalet ve dalâlet karşısında hep ızdıraptan iki büklüm yaşamıştı.</span></p><p><span style="color: #BF0000"></span></p><p><span style="color: #BF0000">O kadar ki, daha peygamberlikle serfiraz kılınmadan evvel, zaman zaman inzivaya çekilir, tek başına Hira'ya misafir olduğu gecelerde insanlığın dertlerini düşünürdü.</span></p><p></p><p><span style="color: #008000">Kendisine peygamberlik vazifesinin verilmesinden sonra ise, bütün bu sorumluluklar O'nun gönlünde birer ızdıraba dönüşmüş ve ruhunda çıldırtan hafakanlar halinde kendini hissettirmeye başlamıştı. Çünkü O, imanı zevk etmiş, inancın huzur dolu atmosferini kendi ruh enginliğiyle tatmış ve ahiretin va'dettiklerini hakkalyakîn bilmişti. Dolayısıyla, artık O, rotasını şaşıran insanlara rehberlik etmek, karanlıkta kalmışlara ışık olmak ve ebedi saadete açılan kapıyı onlara da göstermek için sürekli çırpınıp duruyordu.</span></p><p><span style="color: #008000"></span></p><p><span style="color: #BF0000">Peygamber Efendimiz'in marifet ufku ve hassasiyeti zaviyesinden meseleye bakılınca, O'nun ızdırapları daha iyi anlaşılacaktır. O, Miraç'ta Cennet nimetlerine ermenin nasıl bir bahtiyarlık ve Cehennem'e yuvarlanmanın ne tür bir talihsizlik olduğunu görmüş; insanları ebedi hüsrandan kurtararak sonsuz saadetlere ulaştırmak için dünyaya dönmüştü. O, insanlara, kendilerini bekleyen tehlikeleri haber veriyor; onlara kurtuluşa götüren yolu işaret ediyordu; fakat insanların çoğu O'nun mesajına karşı bîgâne davranıyor, kendi mahiyetinden habersiz yaşıyordu.</span></p><p></p><p><span style="color: #008000">Nebiler Sultanı (aleyhi's-salâtü ve's-selâm), insanların bu hâlini gördükçe âdetâ kendine kıyarcasına ızdırapla kıvranıyordu; o hassas ruhu insanlığın dertleriyle inliyordu. Dert ve ızdırabın tahammül edilemez bir keyfiyet aldığı anlarda ise, Cenâb-ı Hakk'ın hem ta'dil hem de takdir ifade eden hitabı imdada yetişiyordu. Allah (celle celalühü) bir gün O'na, "(Habibim) Sen dilediğin herkesi doğru yola eriştiremezsin! Ancak Allah dilediğini doğruya hidâyet eder. " (Kasas, 28/56) diyerek, inandırmanın şe'n-i rububiyete ait bir iş olduğunu hatırlatıyor; bir başka gün de "Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse üzüntüden kendini yiyip tüketeceksin." (Şuara, 26/3) sözüyle O'na tembih buudlu bir iltifatta bulunuyordu.</span></p><p><span style="color: #008000"></span></p><p><span style="color: #000080">HAKK'A İNANANLAR SENİN GÖZAYDINLIĞIN OLACAK</span></p><p></p><p><span style="color: #BF0000">Cenâb-ı Hak, Habib-i Ekrem'ine hem ta'dil ve tembih hem de takdir ve iltifat ifade eden bir hitapla, "Kur'ân'ı sana, meşakkat çekip, bedbaht olasın diye indirmedik." (Tâ Hâ, 20/2) buyurmaktadır. Yani; Kur'ân'ı sana, bahtsız, talihsiz bir insan olasın diye indirmedik. Onun emirlerinden dolayı melûl, mahzun ve mükedder bir hale düşmeni istemedik. Bu Kitab'ı indirmekle seni, takatini aşan bir yükün ve ağır bir meşakkatin altına sokmayı da murad etmedik.</span></p><p><span style="color: #BF0000"></span></p><p><span style="color: #008000">Ayrıca, Kur'ân'ı sana, insanlarla münasebetlerinde sıkıntıya düşmene ve ona inanmıyorlar diye üzülmene bir sebep olarak da göndermedik. "Onu, Allah'tan korkanlara, Yaratan'a saygı duyanlara bir öğüt, bir uyarıcı olarak indirdik." (Tâ Hâ, 20/3) Senin vazifen tebliğ ve temsildir; insanları inandırmak şe'n-i rububiyete ait bir iştir. Kur'ân'ı, önyargısı bulunmayan, istifade etmeye açık duran, potansiyel olarak insanın içinde haşyet hâsıl edebilecek şeyleri duyduğu zaman içi haşyetle dolan ve manevi değerlere karşı saygı hissini bütün bütün kaybetmemiş olan kimseleri inzar edesin diye inzal ettik. Sen bu ilahî beyanın ışığında insanlara yol göstereceksin, onun rehberliğini kabul edip onun yolunda gidenler de saadete erecekler. Fakat onu kabul etmeyenlere zorla kabul ettirmek senin vazifen değildir. Hem üzülme, o nasipsizlerden dolayı sen talihsizliğe düşmeyecek ve bahtsız kalmayacaksın. Zira gönlü haşyetle dolu nice talihliler Hakk'ın çağrısına koşacak; ona inananlar senin göz aydınlığın olacak.</span></p><p><span style="color: #008000"></span></p><p><span style="color: #BF0000">Dahası, bu ayette bir müjde vardır. Bu Kur'ân'ı indiren Allah Teâlâ, onunla va'dettiği şeyleri de elbette gerçekleştireceğini beyan buyurmaktadır. Haddizatında, bu ayet-i kerimeyi sadece Peygamber Efendimiz'in heyecanlarını ta'dil eden ve onu ikaz için inen bir ilahî beyan şeklinde anlamak eksik, hatta yanlış olur. Evet, burada ta'dil ve tembih söz konusu olduğu kadar, ciddi bir takdir ve iltifat da vardır. Cenab-ı Hak, Resûl-i Ekrem'ine adeta "Habibim, şu ilâhî mesaja kulak verip ona dilbeste olmuyorlar ve inanıp onun rehberliğinde huzur-u daimiye yürümüyorlar diye öyle üzülüyor, öyle kederleniyorsun ki neredeyse bir mum gibi eriyip tükeneceksin. Senin bu yüce ve incelerden ince ruhun ilerde öyle bir kaynak haline gelecek ki, gönlünde azıcık haşyet duygusu barındıran herkes kalb kâsesini doldurmak için o kaynağa koşacak. Öyleyse, Sen tebliğ vazifeni yap, takdiri Allah'a bırak; kendine o kadar eziyet etme!" demektedir ki, bu hem çok ulvî bir iltifattır hem bir ızdırap insanında olması gereken ruh enginliğini gösterme adına arkadan gelenlere hedef tayin etme demektir ve hem de Kur'ân'ın mesajının hüşyar gönüllerde ma'kes bulacağının bir müjdesidir.</span></p><p></p><p><span style="color: #008000">Diğer taraftan, bu ayet bize de nefsanî isteklerden, şahsî çıkarlardan ve gelecek endişelerinden bütün bütün sıyrılarak her zaman Rabb'in huzurunda bulunuyor olma duygusuyla hareket etmemizi emretmektedir. Ayrıca Allah'a karşı hep haşyet hissiyle dolu bulunarak ilahi mesaja açık yaşamayı ve bu sayede herkese sonsuzluk iksiri sunma niyetiyle çalışıp çabalamayı yegâne gaye-i hayal bilmemiz gerektiğini ima etmektedir.</span></p><p><span style="color: #008000"></span></p><p><span style="color: #BF0000">Evet, şayet Allah Teâlâ hak ve hakikatın ne demek olduğunu senin ruhuna da azıcık duyurmuşsa, artık sen sokaktaki herhangi bir insan gibi davranamazsın. Çünkü herkes belli bir seviyede marifete erer. Sen hangi seviyenin insanı isen, mutlaka onun hakkını vermelisin, daha aşağıya inemezsin. Cenâb-ı Hakk'ı her an görüyor gibi temkinli davranacak kadar kuvvetli bir imana sahipsen ya da hiç olmazsa her an O'nun tarafından görüldüğün şuuruyla hareket ediyorsan, o ufku tutturup harem dairesine girdikten sonra bir daha kapının önündeki insan gibi yaşayamazsın. Artık sen zihninden geçen hayallerine bile hesap sormalısın.</span></p><p><span style="color: #BF0000"></span></p><p><span style="color: #FF8000">1- Efendimiz, Miraç'ta Cennet nimetlerine ermenin nasıl bir bahtiyarlık ve Cehennem'e yuvarlanmanın ne tür bir talihsizlik olduğunu görmüş; insanları sonsuz saadetlere ulaştırmak için geri dönmüştü.</span></p><p></p><p><span style="color: #FF8040">2- Nebiler Sultanı (aleyhi's-salâtü ve's-selâm), insanların hâlini gördükçe âdetâ kendine kıyarcasına ızdırapla kıvranıyordu; o hassas ruhu insanlığın dertleriyle inliyordu.</span></p><p><span style="color: #FF8040"></span></p><p><span style="color: #BF8000">3- Allah Teâlâ hak ve hakikatin ne demek olduğunu ruhumuza azıcık duyurmuşsa, artık biz sokaktaki herhangi bir insan gibi davranamayız. Bulunduğumuz seviyenin hakkını vermemiz gerekir</span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="harp, post: 245990, member: 1008315"] [B]'Kur'ân'ı indiren Allah Teâlâ, onunla va'dettiği şeyleri de elbette gerçekleştireceğini beyan buyurmaktadır.'[/B] [COLOR=#BF0000]Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), bütün hayatı boyunca insanlığın içinde bulunduğu maddî-manevî sefalet ve dalâlet karşısında hep ızdıraptan iki büklüm yaşamıştı. O kadar ki, daha peygamberlikle serfiraz kılınmadan evvel, zaman zaman inzivaya çekilir, tek başına Hira'ya misafir olduğu gecelerde insanlığın dertlerini düşünürdü.[/COLOR] [COLOR=#008000]Kendisine peygamberlik vazifesinin verilmesinden sonra ise, bütün bu sorumluluklar O'nun gönlünde birer ızdıraba dönüşmüş ve ruhunda çıldırtan hafakanlar halinde kendini hissettirmeye başlamıştı. Çünkü O, imanı zevk etmiş, inancın huzur dolu atmosferini kendi ruh enginliğiyle tatmış ve ahiretin va'dettiklerini hakkalyakîn bilmişti. Dolayısıyla, artık O, rotasını şaşıran insanlara rehberlik etmek, karanlıkta kalmışlara ışık olmak ve ebedi saadete açılan kapıyı onlara da göstermek için sürekli çırpınıp duruyordu. [/COLOR] [COLOR=#BF0000]Peygamber Efendimiz'in marifet ufku ve hassasiyeti zaviyesinden meseleye bakılınca, O'nun ızdırapları daha iyi anlaşılacaktır. O, Miraç'ta Cennet nimetlerine ermenin nasıl bir bahtiyarlık ve Cehennem'e yuvarlanmanın ne tür bir talihsizlik olduğunu görmüş; insanları ebedi hüsrandan kurtararak sonsuz saadetlere ulaştırmak için dünyaya dönmüştü. O, insanlara, kendilerini bekleyen tehlikeleri haber veriyor; onlara kurtuluşa götüren yolu işaret ediyordu; fakat insanların çoğu O'nun mesajına karşı bîgâne davranıyor, kendi mahiyetinden habersiz yaşıyordu.[/COLOR] [COLOR=#008000]Nebiler Sultanı (aleyhi's-salâtü ve's-selâm), insanların bu hâlini gördükçe âdetâ kendine kıyarcasına ızdırapla kıvranıyordu; o hassas ruhu insanlığın dertleriyle inliyordu. Dert ve ızdırabın tahammül edilemez bir keyfiyet aldığı anlarda ise, Cenâb-ı Hakk'ın hem ta'dil hem de takdir ifade eden hitabı imdada yetişiyordu. Allah (celle celalühü) bir gün O'na, "(Habibim) Sen dilediğin herkesi doğru yola eriştiremezsin! Ancak Allah dilediğini doğruya hidâyet eder. " (Kasas, 28/56) diyerek, inandırmanın şe'n-i rububiyete ait bir iş olduğunu hatırlatıyor; bir başka gün de "Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse üzüntüden kendini yiyip tüketeceksin." (Şuara, 26/3) sözüyle O'na tembih buudlu bir iltifatta bulunuyordu. [/COLOR] [COLOR=#000080]HAKK'A İNANANLAR SENİN GÖZAYDINLIĞIN OLACAK[/COLOR] [COLOR=#BF0000]Cenâb-ı Hak, Habib-i Ekrem'ine hem ta'dil ve tembih hem de takdir ve iltifat ifade eden bir hitapla, "Kur'ân'ı sana, meşakkat çekip, bedbaht olasın diye indirmedik." (Tâ Hâ, 20/2) buyurmaktadır. Yani; Kur'ân'ı sana, bahtsız, talihsiz bir insan olasın diye indirmedik. Onun emirlerinden dolayı melûl, mahzun ve mükedder bir hale düşmeni istemedik. Bu Kitab'ı indirmekle seni, takatini aşan bir yükün ve ağır bir meşakkatin altına sokmayı da murad etmedik. [/COLOR] [COLOR=#008000]Ayrıca, Kur'ân'ı sana, insanlarla münasebetlerinde sıkıntıya düşmene ve ona inanmıyorlar diye üzülmene bir sebep olarak da göndermedik. "Onu, Allah'tan korkanlara, Yaratan'a saygı duyanlara bir öğüt, bir uyarıcı olarak indirdik." (Tâ Hâ, 20/3) Senin vazifen tebliğ ve temsildir; insanları inandırmak şe'n-i rububiyete ait bir iştir. Kur'ân'ı, önyargısı bulunmayan, istifade etmeye açık duran, potansiyel olarak insanın içinde haşyet hâsıl edebilecek şeyleri duyduğu zaman içi haşyetle dolan ve manevi değerlere karşı saygı hissini bütün bütün kaybetmemiş olan kimseleri inzar edesin diye inzal ettik. Sen bu ilahî beyanın ışığında insanlara yol göstereceksin, onun rehberliğini kabul edip onun yolunda gidenler de saadete erecekler. Fakat onu kabul etmeyenlere zorla kabul ettirmek senin vazifen değildir. Hem üzülme, o nasipsizlerden dolayı sen talihsizliğe düşmeyecek ve bahtsız kalmayacaksın. Zira gönlü haşyetle dolu nice talihliler Hakk'ın çağrısına koşacak; ona inananlar senin göz aydınlığın olacak. [/COLOR] [COLOR=#BF0000]Dahası, bu ayette bir müjde vardır. Bu Kur'ân'ı indiren Allah Teâlâ, onunla va'dettiği şeyleri de elbette gerçekleştireceğini beyan buyurmaktadır. Haddizatında, bu ayet-i kerimeyi sadece Peygamber Efendimiz'in heyecanlarını ta'dil eden ve onu ikaz için inen bir ilahî beyan şeklinde anlamak eksik, hatta yanlış olur. Evet, burada ta'dil ve tembih söz konusu olduğu kadar, ciddi bir takdir ve iltifat da vardır. Cenab-ı Hak, Resûl-i Ekrem'ine adeta "Habibim, şu ilâhî mesaja kulak verip ona dilbeste olmuyorlar ve inanıp onun rehberliğinde huzur-u daimiye yürümüyorlar diye öyle üzülüyor, öyle kederleniyorsun ki neredeyse bir mum gibi eriyip tükeneceksin. Senin bu yüce ve incelerden ince ruhun ilerde öyle bir kaynak haline gelecek ki, gönlünde azıcık haşyet duygusu barındıran herkes kalb kâsesini doldurmak için o kaynağa koşacak. Öyleyse, Sen tebliğ vazifeni yap, takdiri Allah'a bırak; kendine o kadar eziyet etme!" demektedir ki, bu hem çok ulvî bir iltifattır hem bir ızdırap insanında olması gereken ruh enginliğini gösterme adına arkadan gelenlere hedef tayin etme demektir ve hem de Kur'ân'ın mesajının hüşyar gönüllerde ma'kes bulacağının bir müjdesidir.[/COLOR] [COLOR=#008000]Diğer taraftan, bu ayet bize de nefsanî isteklerden, şahsî çıkarlardan ve gelecek endişelerinden bütün bütün sıyrılarak her zaman Rabb'in huzurunda bulunuyor olma duygusuyla hareket etmemizi emretmektedir. Ayrıca Allah'a karşı hep haşyet hissiyle dolu bulunarak ilahi mesaja açık yaşamayı ve bu sayede herkese sonsuzluk iksiri sunma niyetiyle çalışıp çabalamayı yegâne gaye-i hayal bilmemiz gerektiğini ima etmektedir. [/COLOR] [COLOR=#BF0000]Evet, şayet Allah Teâlâ hak ve hakikatın ne demek olduğunu senin ruhuna da azıcık duyurmuşsa, artık sen sokaktaki herhangi bir insan gibi davranamazsın. Çünkü herkes belli bir seviyede marifete erer. Sen hangi seviyenin insanı isen, mutlaka onun hakkını vermelisin, daha aşağıya inemezsin. Cenâb-ı Hakk'ı her an görüyor gibi temkinli davranacak kadar kuvvetli bir imana sahipsen ya da hiç olmazsa her an O'nun tarafından görüldüğün şuuruyla hareket ediyorsan, o ufku tutturup harem dairesine girdikten sonra bir daha kapının önündeki insan gibi yaşayamazsın. Artık sen zihninden geçen hayallerine bile hesap sormalısın. [/COLOR] [COLOR=#FF8000]1- Efendimiz, Miraç'ta Cennet nimetlerine ermenin nasıl bir bahtiyarlık ve Cehennem'e yuvarlanmanın ne tür bir talihsizlik olduğunu görmüş; insanları sonsuz saadetlere ulaştırmak için geri dönmüştü.[/COLOR] [COLOR=#FF8040]2- Nebiler Sultanı (aleyhi's-salâtü ve's-selâm), insanların hâlini gördükçe âdetâ kendine kıyarcasına ızdırapla kıvranıyordu; o hassas ruhu insanlığın dertleriyle inliyordu. [/COLOR] [COLOR=#BF8000]3- Allah Teâlâ hak ve hakikatin ne demek olduğunu ruhumuza azıcık duyurmuşsa, artık biz sokaktaki herhangi bir insan gibi davranamayız. Bulunduğumuz seviyenin hakkını vermemiz gerekir[/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Bu Ayette Bir Müjde Vardır
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst