Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Tasavvuf
Nakşıbendi ve Nakşıbendilik
Sufinin Dünyası
Bu Cihânın Bekâsı Yok
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ABDULLAH4" data-source="post: 378178" data-attributes="member: 1004566"><p> <table style='width: 100%'><tr><td><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'arial'"><strong>Bu Cihânın Bekâsı Yok</strong></span></p> <span style="font-family: 'arial'"><br /> </span></td></tr><tr><td><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><strong>Fâniliği Unutma!</strong></span></span><br /> <br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"> Rivâyete göre, hükümdarın biri, dillere destan muhteşem bir saray yaptırmıştı. Öyle ki, sarayın her odası ayrı bir güzellik sergisi, her köşesi ince tezyînatla işlenmiş ayrı bir sanat eseri gibiydi. Kapılar, kakma sanatının en nâdide örneklerini taşırken, duvarlar baştan başa rûhu okşayan enfes hat örnekleriyle doluydu. Hülâsa, kısa bir vakitte bu sarayın hususî özelliklerini tamamıyla anlatabilmek mümkün değildi. <br /> </span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"> Hükümdar bir gün, evliyâullahʼtan bir zâtı, saraya dâvet etti. Dâvete icâbet edip saraya teşrif eden mübârek misafirine sarayın her tarafını kemâl-i edeple gezdirdikten sonra, niyetini şu sözlerle izhâr etti: <br /> </span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"> "-Efendim! Sarayı nasıl buldunuz? Bu hususta görüşlerinizi almak isteriz."<br /> </span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"> Hükümdarın bu suâline karşılık o Hak dostu:<br /> </span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"> "-Sultanım! Sarayın dünyevî ihtişâmı gerçekten de göz kamaştırıyor. Zira sarayın yapımında emeği geçen sanatkârlar, bütün mahâretlerini ortaya koymuşlar. Kısaca her şey mükemmel!" dedi ve ilâve etti:</span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"> "-Sâde bir eksiği var!"<br /> </span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"> Bu cevâbı hiç beklemeyen hükümdar ise birden şaşırdı ve sonra hayretle: </span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"> "-Allah Allah! Efendim, bu sarayın eksiği nedir?" diye tekrar sordu. O Hak dostu, insanı tefekkür deryâsına daldıran ve bütün kâinat için geçerli olan şu mânidar cevâbı verdi: <br /> </span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><strong>"-Bekâsı yok!.."<br /> </strong></span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"> Her zerresi bir gün fânîliğe gark olacak şu âlemdeki bütün mevcûdât için söylenebilecek, gâyet kısa ve öz, fakat mânâsı büyük bir ifâde: "Bekâsı yok!.." <br /> </span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"> Bu hakîkat, âyet-i kerîmelerde şöyle bildirilmiştir: <br /> </span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><strong>"Yeryüzünde bulunan her canlı fânîdir. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâkî kalacaktır." </strong>(er-Rahmân, 26-27)</span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><strong>"...O'nun zâtından başka her şey yok olacaktır..." </strong>(el-Kasas, 88)</span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"> Cenâb-ı Hakk'ın fânîlikten muaf tuttuğu bir canlı yokken, insan, sahip olduğu nîmetlerin aslâ elinden çıkmasını istemez, dünyada dâimâ ebedîlik ve ölümsüzlük arzular. Hâlbuki fânî dünya üzerinde ebedîlik aramak veya mes'ut günlerin hiç bitmeyeceğini ve ihsân edilen nîmetlerin hiçbir zaman elden çıkmayacağını sanmak; çöllerdeki seraplara aldanmak gibi boş bir hayal ve beyhûde bir ümittir.<br /> </span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"> Nitekim bir Hak dostu, bu hususta ne güzel buyurmuştur:<br /> </span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><em>"Dünyadan ebedîlik isteme! Kendinde yok ki, sana da versin!"<br /> </em></span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"> Ölümü bilen, fânî dünya lezzetlerine, bu hayatta yolcu olduğunu bilen de misafirhanedeki oyuncaklara aldanmaz! Çünkü eşya, ondan ayrılmayacak bir sûrette dünya misafirhanesine âittir. Bütün fânî nîmetler, bir kişide toplansa ve o, huzur ve saâdet içinde bin yıl yaşasa ne fayda!.. Sonunda gireceği yer, bu kara toprağın bir çukuru değil midir?!.</span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"> Bu sebeple <strong>Hazret-i Mevlânâ</strong> -kuddise sirruh- bizlere şöyle seslenir:<br /> </span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><em>"Ey sâlik; aynadaki son nakşa bak! Bir güzelin ihtiyarlığındaki çirkinliğini ve bir binanın harâbe hâline geleceğini düşün de aynadaki yalana aldanma!.."</em> <br /> </span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px">İslâm dîni, insanın beşikten mezara kadar hayatını tanzîm edip, onu, âhiret âleminin esrârına ve gaybî hakîkatlerine hazırlar. İnsanın; beşik ile tabut arasındaki münâsebeti kavrayamadan, kâinattaki mevkîini ve vazîfesini tâyin edemeden ve gideceği mezar yolculuğunun hikmet ve ibretini idrâk edemeden, hayatı gâyesiz bir şekilde yaşaması ne büyük bir hüsrandır!<br /> </span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px">İnsan ibret almaz mı ki, her fânî varlığın tazelik ve zindeliği zaman değirmeninde dâimî bir sûrette öğütülmektedir!</span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"> Fakat ne tuhaftır ki insan, birkaç gün misafir olarak bulunduğu bu dünyada kendini aldatır. Her gün cenâze sahnelerini seyrettiği hâlde, ölümü kendine uzak görür. Kendisini, kaybedilmesi her an muhtemel olan fânî emânetlerin dâimî sahibi sanır. Hâlbuki insan, rûhuna ceset giydirilerek dünyaya gönderildiğinde, artık bir ölüm yolcusu demektir. Ölüm ve ötesi için bir hazırlık mekânına girmiş olduğu hâlde, bu hakîkatten ekseriyâ gâfil yaşar.<br /> </span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"> Fakat bir gün gelir, ruh, ceset elbisesinden soyundurulur ve âhiret kapısı olan kabirde, diğer bir büyük yolculuğa uğurlanır. Zaman şeridinden düşen her ânın, bizi hakikat sabahına yaklaştırmasını, âyet-i kerîme ne güzel ifâde etmektedir:<br /> </span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><strong>"Kime uzun bir ömür verirsek, Biz onun yaratılışını </strong>(güç ve kuvvetini alarak) <strong>tersine çeviririz. Hiç </strong>(bu manzarayı) <strong>düşünmüyorlar mı? </strong>(Bu ibretli yolculuğu idrâk etmiyorlar mı?)<strong>"</strong> (Yâsîn, 68) <br /> </span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"> Bi'set-i Nebî'den evvel, <strong>Kuss bin Sâide</strong>'nin Ukâz Panayırı'nda yaptığı ve Hak bir peygamberin geleceği müjdesini de verdiği şu hitâbesi, bu dünyanın fânî bir imtihan mekânı olduğunu, ne güzel ifâde etmektedir:<br /> </span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><em>"Ey insanlar!</em></span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><em>Geliniz, dinleyiniz, belleyiniz, ibret alınız!<br /> </em></span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><em>Yaşayan ölür, ölen fenâ bulur, olacak olur. Yağmur yağar, otlar biter; çocuklar doğar, anaların babaların yerini tutar. Sonra hepsi mahvolur gider. Vukuâtın ardı arkası kesilmez; hepsi birbirini tâkip eder.<br /> </em></span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><em>Dikkat edin, söylediklerime kulak verin! Gökten haber var; yerde ibret alacak şeyler var! Yeryüzü serilmiş bir döşek, gökyüzü yüksek bir tavan. Yıldızlar yürür, denizler durur. Gelen kalmaz, giden gelmez. Acabâ vardıkları yerden memnun oldukları için mi orada kalıyorlar; yoksa alıkonulup da uykuya mı dalıyorlar...<br /> </em></span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><em>Yemin ederim, Allâh'ın indinde bir din var ki, şimdi bulunduğunuz dinden daha sevgilidir.</em> </span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><em>Ve Allâh'ın gelecek bir Peygamber'i var ki, gelmesi pek yakındır. O'nun gölgesi başınızın üzerine düştü. Ne mutlu o kimseye ki, O'na îmân edip de, O dahî ona hidâyet eyleye! Vay o bedbahta ki, O'na isyan ve muhâlefet eyleye!<br /> </em></span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><em>Yazıklar olsun ömürlerini gaflet içinde geçiren ümmetlere!</em></span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><em>Ey insanlar!</em></span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><em>Gafletten sakının! Her şey fânîdir, ancak Cenâb-ı Hak Bâkî'dir. Birdir, şerîk ve nazîri (ortağı ve benzeri) yoktur. İbadet edilecek, yalnız O'dur. O doğmamış ve doğurmamıştır.<br /> </em></span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><em>Evvel gelip geçenlerde bizler için ibretler çoktur.<br /> </em></span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><em>Ey İyâd kabîlesi! Hani babalarınız ve dedeleriniz? Hani müzeyyen kâşâneler ve taştan hâneler yapan Âd ve Semûd? Hani dünya varlığına mağrur olup da kavmine hitâben; «Ben sizin en büyük Rabbinizim.» diyen Firavun ve Nemrud?</em></span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><em>Bu yer, onları değirmeninde öğüttü, toz etti. Kemikleri bile çürüyüp dağıldı. Evleri de yıkılıp ıssız kaldı. Yerlerini şimdi köpekler şenlendiriyor. Sakın onlar gibi gaflet etmeyin. Onların yolundan gitmeyin. Her şey fânî, ancak Cenâb-ı Hak Bâkî'dir.<br /> </em></span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><em>Ölüm ırmağının girecek yerleri var, ama çıkacak yeri yok!.. Küçük büyük herkes göçüp gidiyor. Herkese olan bana da olacaktır."</em> (Beyhakî, <em>Kitâbü'z-Zühd,</em> II, 264; İbn-i Kesîr, <em>el-Bidâye,</em> II, 234-241; Heysemî, IX, 418)</span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"> Velhâsıl dünyada bir misafir olarak bulunduğumuzu, ömür senedinin vâdesinin meçhul bir günde dolacağını, esas ve ebedî hayâtın âhiret hayâtı olduğunu aslâ unutmamak ve o sonsuz yolculuk için hazırlık yapmak îcâb eder. </span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px">İmâm Şâfiî Hazretleri, ne güzel buyurmuştur:<br /> </span></span><br /> <span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><em>"Kervanların, yolculuk esnâsında ev inşâ etmeleri akıl kârı değildir? Gideceği yere ulaşmak isteyen, istasyonda uyumaz (istasyonda gaflete dalmaz)." <br /> </em></span></span><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'arial'">Hulûlüyle müşerref olacağımız "Velâdet Kandili"nizi tebrik eder; O Emsalsiz Örnek Şahsiyet'in feyz, rûhâniyet ve yüksek ahlâkından lâyıkıyla hisse alarak, gönüllerimizin, muhabbetullah ve muhabbet-i Rasûlullah ile dolmasını Cenâb-ı Hak'tan niyâz ederiz...</span><br /> </span><br /> <br /> <br /> </strong>Osman Nuri Topbaş<br /> </p> </td></tr></table></blockquote><p></p>
[QUOTE="ABDULLAH4, post: 378178, member: 1004566"] [TABLE] [TR] [TD="colspan: 2"][CENTER][FONT=arial][B]Bu Cihânın Bekâsı Yok[/B][/FONT][/CENTER] [FONT=arial] [/FONT][/TD] [/TR] [TR] [TD="colspan: 2"][LEFT][FONT=arial][SIZE=3][B]Fâniliği Unutma![/B][/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3] Rivâyete göre, hükümdarın biri, dillere destan muhteşem bir saray yaptırmıştı. Öyle ki, sarayın her odası ayrı bir güzellik sergisi, her köşesi ince tezyînatla işlenmiş ayrı bir sanat eseri gibiydi. Kapılar, kakma sanatının en nâdide örneklerini taşırken, duvarlar baştan başa rûhu okşayan enfes hat örnekleriyle doluydu. Hülâsa, kısa bir vakitte bu sarayın hususî özelliklerini tamamıyla anlatabilmek mümkün değildi. [/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3] Hükümdar bir gün, evliyâullahʼtan bir zâtı, saraya dâvet etti. Dâvete icâbet edip saraya teşrif eden mübârek misafirine sarayın her tarafını kemâl-i edeple gezdirdikten sonra, niyetini şu sözlerle izhâr etti: [/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3] "-Efendim! Sarayı nasıl buldunuz? Bu hususta görüşlerinizi almak isteriz." [/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3] Hükümdarın bu suâline karşılık o Hak dostu: [/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3] "-Sultanım! Sarayın dünyevî ihtişâmı gerçekten de göz kamaştırıyor. Zira sarayın yapımında emeği geçen sanatkârlar, bütün mahâretlerini ortaya koymuşlar. Kısaca her şey mükemmel!" dedi ve ilâve etti:[/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3] "-Sâde bir eksiği var!" [/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3] Bu cevâbı hiç beklemeyen hükümdar ise birden şaşırdı ve sonra hayretle: [/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3] "-Allah Allah! Efendim, bu sarayın eksiği nedir?" diye tekrar sordu. O Hak dostu, insanı tefekkür deryâsına daldıran ve bütün kâinat için geçerli olan şu mânidar cevâbı verdi: [/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3][B]"-Bekâsı yok!.." [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3] Her zerresi bir gün fânîliğe gark olacak şu âlemdeki bütün mevcûdât için söylenebilecek, gâyet kısa ve öz, fakat mânâsı büyük bir ifâde: "Bekâsı yok!.." [/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3] Bu hakîkat, âyet-i kerîmelerde şöyle bildirilmiştir: [/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3][B]"Yeryüzünde bulunan her canlı fânîdir. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâkî kalacaktır." [/B](er-Rahmân, 26-27)[/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3][B]"...O'nun zâtından başka her şey yok olacaktır..." [/B](el-Kasas, 88)[/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3] Cenâb-ı Hakk'ın fânîlikten muaf tuttuğu bir canlı yokken, insan, sahip olduğu nîmetlerin aslâ elinden çıkmasını istemez, dünyada dâimâ ebedîlik ve ölümsüzlük arzular. Hâlbuki fânî dünya üzerinde ebedîlik aramak veya mes'ut günlerin hiç bitmeyeceğini ve ihsân edilen nîmetlerin hiçbir zaman elden çıkmayacağını sanmak; çöllerdeki seraplara aldanmak gibi boş bir hayal ve beyhûde bir ümittir. [/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3] Nitekim bir Hak dostu, bu hususta ne güzel buyurmuştur: [/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3][I]"Dünyadan ebedîlik isteme! Kendinde yok ki, sana da versin!" [/I][/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3] Ölümü bilen, fânî dünya lezzetlerine, bu hayatta yolcu olduğunu bilen de misafirhanedeki oyuncaklara aldanmaz! Çünkü eşya, ondan ayrılmayacak bir sûrette dünya misafirhanesine âittir. Bütün fânî nîmetler, bir kişide toplansa ve o, huzur ve saâdet içinde bin yıl yaşasa ne fayda!.. Sonunda gireceği yer, bu kara toprağın bir çukuru değil midir?!.[/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3] Bu sebeple [B]Hazret-i Mevlânâ[/B] -kuddise sirruh- bizlere şöyle seslenir: [/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3][I]"Ey sâlik; aynadaki son nakşa bak! Bir güzelin ihtiyarlığındaki çirkinliğini ve bir binanın harâbe hâline geleceğini düşün de aynadaki yalana aldanma!.."[/I] [/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3]İslâm dîni, insanın beşikten mezara kadar hayatını tanzîm edip, onu, âhiret âleminin esrârına ve gaybî hakîkatlerine hazırlar. İnsanın; beşik ile tabut arasındaki münâsebeti kavrayamadan, kâinattaki mevkîini ve vazîfesini tâyin edemeden ve gideceği mezar yolculuğunun hikmet ve ibretini idrâk edemeden, hayatı gâyesiz bir şekilde yaşaması ne büyük bir hüsrandır! [/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3]İnsan ibret almaz mı ki, her fânî varlığın tazelik ve zindeliği zaman değirmeninde dâimî bir sûrette öğütülmektedir![/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3] Fakat ne tuhaftır ki insan, birkaç gün misafir olarak bulunduğu bu dünyada kendini aldatır. Her gün cenâze sahnelerini seyrettiği hâlde, ölümü kendine uzak görür. Kendisini, kaybedilmesi her an muhtemel olan fânî emânetlerin dâimî sahibi sanır. Hâlbuki insan, rûhuna ceset giydirilerek dünyaya gönderildiğinde, artık bir ölüm yolcusu demektir. Ölüm ve ötesi için bir hazırlık mekânına girmiş olduğu hâlde, bu hakîkatten ekseriyâ gâfil yaşar. [/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3] Fakat bir gün gelir, ruh, ceset elbisesinden soyundurulur ve âhiret kapısı olan kabirde, diğer bir büyük yolculuğa uğurlanır. Zaman şeridinden düşen her ânın, bizi hakikat sabahına yaklaştırmasını, âyet-i kerîme ne güzel ifâde etmektedir: [/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3][B]"Kime uzun bir ömür verirsek, Biz onun yaratılışını [/B](güç ve kuvvetini alarak) [B]tersine çeviririz. Hiç [/B](bu manzarayı) [B]düşünmüyorlar mı? [/B](Bu ibretli yolculuğu idrâk etmiyorlar mı?)[B]"[/B] (Yâsîn, 68) [/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3] Bi'set-i Nebî'den evvel, [B]Kuss bin Sâide[/B]'nin Ukâz Panayırı'nda yaptığı ve Hak bir peygamberin geleceği müjdesini de verdiği şu hitâbesi, bu dünyanın fânî bir imtihan mekânı olduğunu, ne güzel ifâde etmektedir: [/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3][I]"Ey insanlar![/I][/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3][I]Geliniz, dinleyiniz, belleyiniz, ibret alınız! [/I][/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3][I]Yaşayan ölür, ölen fenâ bulur, olacak olur. Yağmur yağar, otlar biter; çocuklar doğar, anaların babaların yerini tutar. Sonra hepsi mahvolur gider. Vukuâtın ardı arkası kesilmez; hepsi birbirini tâkip eder. [/I][/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3][I]Dikkat edin, söylediklerime kulak verin! Gökten haber var; yerde ibret alacak şeyler var! Yeryüzü serilmiş bir döşek, gökyüzü yüksek bir tavan. Yıldızlar yürür, denizler durur. Gelen kalmaz, giden gelmez. Acabâ vardıkları yerden memnun oldukları için mi orada kalıyorlar; yoksa alıkonulup da uykuya mı dalıyorlar... [/I][/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3][I]Yemin ederim, Allâh'ın indinde bir din var ki, şimdi bulunduğunuz dinden daha sevgilidir.[/I] [/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3][I]Ve Allâh'ın gelecek bir Peygamber'i var ki, gelmesi pek yakındır. O'nun gölgesi başınızın üzerine düştü. Ne mutlu o kimseye ki, O'na îmân edip de, O dahî ona hidâyet eyleye! Vay o bedbahta ki, O'na isyan ve muhâlefet eyleye! [/I][/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3][I]Yazıklar olsun ömürlerini gaflet içinde geçiren ümmetlere![/I][/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3][I]Ey insanlar![/I][/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3][I]Gafletten sakının! Her şey fânîdir, ancak Cenâb-ı Hak Bâkî'dir. Birdir, şerîk ve nazîri (ortağı ve benzeri) yoktur. İbadet edilecek, yalnız O'dur. O doğmamış ve doğurmamıştır. [/I][/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3][I]Evvel gelip geçenlerde bizler için ibretler çoktur. [/I][/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3][I]Ey İyâd kabîlesi! Hani babalarınız ve dedeleriniz? Hani müzeyyen kâşâneler ve taştan hâneler yapan Âd ve Semûd? Hani dünya varlığına mağrur olup da kavmine hitâben; «Ben sizin en büyük Rabbinizim.» diyen Firavun ve Nemrud?[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3][I]Bu yer, onları değirmeninde öğüttü, toz etti. Kemikleri bile çürüyüp dağıldı. Evleri de yıkılıp ıssız kaldı. Yerlerini şimdi köpekler şenlendiriyor. Sakın onlar gibi gaflet etmeyin. Onların yolundan gitmeyin. Her şey fânî, ancak Cenâb-ı Hak Bâkî'dir. [/I][/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3][I]Ölüm ırmağının girecek yerleri var, ama çıkacak yeri yok!.. Küçük büyük herkes göçüp gidiyor. Herkese olan bana da olacaktır."[/I] (Beyhakî, [I]Kitâbü'z-Zühd,[/I] II, 264; İbn-i Kesîr, [I]el-Bidâye,[/I] II, 234-241; Heysemî, IX, 418)[/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3] Velhâsıl dünyada bir misafir olarak bulunduğumuzu, ömür senedinin vâdesinin meçhul bir günde dolacağını, esas ve ebedî hayâtın âhiret hayâtı olduğunu aslâ unutmamak ve o sonsuz yolculuk için hazırlık yapmak îcâb eder. [/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3]İmâm Şâfiî Hazretleri, ne güzel buyurmuştur: [/SIZE][/FONT] [FONT=arial][SIZE=3][I]"Kervanların, yolculuk esnâsında ev inşâ etmeleri akıl kârı değildir? Gideceği yere ulaşmak isteyen, istasyonda uyumaz (istasyonda gaflete dalmaz)." [/I][/SIZE][/FONT][B][SIZE=3][FONT=arial]Hulûlüyle müşerref olacağımız "Velâdet Kandili"nizi tebrik eder; O Emsalsiz Örnek Şahsiyet'in feyz, rûhâniyet ve yüksek ahlâkından lâyıkıyla hisse alarak, gönüllerimizin, muhabbetullah ve muhabbet-i Rasûlullah ile dolmasını Cenâb-ı Hak'tan niyâz ederiz...[/FONT] [/SIZE] [/B]Osman Nuri Topbaş [/LEFT] [/TD] [/TR] [/TABLE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Tasavvuf
Nakşıbendi ve Nakşıbendilik
Sufinin Dünyası
Bu Cihânın Bekâsı Yok
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst