Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Sahabe-i Kiram
Bu Sahabeyi Nasıl Bilirdiniz? (Kısa-Kısa)
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 89598" data-attributes="member: 27"><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: red">ABDULLAH BİN HUZAFE</span></span></span></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Peygamber efendimiz, Hudeybiye antlaşmasından sonra, İslâmın bütün dünyaya yayılması ve insanların Cehennemden kurtulup, ebedî saâdete kavuşmaları için hükümdarlara elçiler göndermek istiyordu. Zîrâ o, âlemlere rahmet olarak gönderilmişti. </span></span></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></span></span><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bu sebeple bir gün, Eshâb-ı kirâma buyurdular ki: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><strong>- Ba’zınızı, yabancı hükümdarlara göndermek istiyorum. Sakın, İsrâiloğullarının, Peygamberlerine karşı davrandıkları gibi, siz de bana karşı davranmayasınız! </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Eshâb-ı kirâm cevap verdiler: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">- Yâ Resûlallah! Biz, sana karşı, hiçbir zaman, hiçbir şey hakkında aykırı davranmayız. Sen, bize, istediğini emret, bizi istediğin yere gönder!</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bunun üzerine İslâmiyete da’vet etmek üzere, Hükümdarlara birer mektupla altı sahâbî gönderildi. Bu altı elçiden birisi de, Abdullah bin Huzâfe idi. Peygamberimiz onu, Kisrâ’ya ya’nî İran şâhına göndermişti.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Peygamberimiz, mektubunu Kisrâ’ya sunmak üzere Bahreyn vâlisine vermesini de Abdullah bin Huzâfe’ye emretti.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Peygamberimiz, Kisrâ’ya yazdığı mektubunda şöyle buyurdu: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><strong>“Bismillâhirrahmânirrahîm. Allahın Resûlü Muhammed’den, Farsların büyüğü Kisrâ’ya!</strong></span></span><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><strong>Hidâyete uyan, doğru yolu tutanlara, Allaha ve Resûlüne îmân edenlere, Allahtan başka hiçbir ilâh ve ma’bûd olmadığına, O’nun eşi, ortağı bulunmadığına ve Muhammed’in de O’nun kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet getirenlere selâm olsun!</strong></span></span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><strong>Ben, seni, Allaha îmâna da’vet ediyorum! Çünki ben; Allahın, kalbleri diri ve akılları başında olanları uyarmak, kâfirler hakkında da, o azâb sözü gerçekleşmek için bütün insanlara göndermiş olduğu Peygamberiyimdir!</strong></span></span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><strong>Öyle ise, Müslüman ol, selâmeti bul! Da’vetimden yüz çevirir, kaçınırsan, bütün Mecûsîlerin günâhı senin boynuna olsun!” </strong></span></span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Peygamberimizin, İran Şâhı’na göndermiş olduğu mektubun aslı, 1962 yılı kasımının sonuna doğru Şam’da bulunmuştur. Parşömen üzerine yazılmış bulunan bu mübârek mektup, zamanla rengi değişmiş ve dokuması eskimiş yeşil bir kumaşa yapıştırılmış olup, boyu 28 cm, eni 21,5cm.dir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Abdullah bin Huzâfe hazretleri, Peygamberimizin mektubunu Kisrâ’ya sunmak üzere, Bahreyn vâlisi Münzir bin Sava’ya başvurdu. O da, onu Kisrâ’ya yolladı.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Abdullah bin Huzâfe’nin bildirdiğine göre, kendisi, Kisrâ’nın kapısına kadar vardı. Yanına girmek için izin istedi.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Kisrâ, önce köşk salonunun süslenmesini emretti. Sonra, Fars devlet adamlarının, daha sonra da, Peygamberimizin elçisinin içeri alınmasına müsâade etti. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Abdullah bin Huzâfe hazretleri, Peygamberimizin mektubunu sunmak üzere İran Kisrâ’sının huzûruna girdi. Kisrâ, Peygamberimizin mektubunun elçiden alınmasını emretti. Abdullah bin Huzâfe dedi ki: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">- Onu, Resûlullah efendimizin buyruğu üzere, sana kendim vereceğim! </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Kisrâ bunun üzerine dedi ki: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">- Öyle ise, haydi yanıma yaklaş! </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Abdullah bin Huzâfe, Kisrâ’ya yaklaşarak mektubu sundu. Kisrâ, mektubu okutmak için Hîreli kâtibini çağırdı. Mektubu ona okuttu. Kâtip, mektubu: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>“Allahın Resûlü Muhammed’den, Farsların büyüğü Kisrâ’ya!”</strong> diyerek okumaya başlayınca, Kisrâ, mektuba, Peygamberimizin kendi ismiyle başlamış olmasına son derecede öfkelendi. Bağırdı, çağırdı.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Bunun üzerine Abdullah bin Huzâfe, Kisrâ’nın huzûrunda şöyle konuştu: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">- Ey Fars cemâ’atı! Sizler, yeryüzünden ancak ellerinizde bulunan bir kısmına hâkim olarak, Peygambersiz ve Kitapsız olarak sayılı günlerinizi geçiriyor, bir düş hayatı yaşıyorsunuz! Hâlbuki, yeryüzünün, hâkim olamadığınız kısmı daha çoktur.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ey Kisrâ! Senden önce, nice dünyalık ve âhıretlik hükümdarlar gelmiş geçmiş ve hüküm sürmüşlerdir. Onlardan, âhıretlik olanlar,dünyadan da nasîblerini almışlar; dünyalık olanlar ise, âhıret nasîblerini yitirmişlerdir! Dünyaya çalışmakta birbirlerinden geri kalanlar, âhırette bir hizâya gelmişlerdir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Sana getirip sunduğumuz bu işi, sen küçümsüyorsun, ammâ, vallahi, nerede olursan ol, küçümsediğin şey gelince, ondan korkacak ve korunamayacaksın!</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Kisrâ ise öfke ile saltanatına gururlanarak dedi ki: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">- Şuna bak! Benim, kulum, kölem olan kişi, kalkıyor da, bana mektup yazıyor hâ! Mülk ve saltanat, bana mahsûstur! Benim, bu husûsta ne yenilgiye uğramaktan, ne de bana bir ortak çıkacağından korkum vardır!</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Firavun, İsrâiloğullarına hâkim olmuştu. Siz, onlardan daha iyi ve güçlü değilsiniz. Sizi, hemen hâkimiyetim altına alıvermeme ne engel var? Ben, Firavun’dan daha iyi ve güçlüyümdür! </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Kisrâ, daha mektubun içinde ne denildiğini öğrenmeden mektubu alıp yırttı. Ve Peygamberimizin elçisini dışarı çıkarmalarını adamlarına emretti. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Abdullah bin Huzâfe hazretlerini dışarı çıkardılar.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Abdullah bin Huzâfe, Kisrâ’nın huzûrundan çıkar çıkmaz, hayvanının üzerine atlayıp yol almaya koyuldu. Kendi kendine dedi ki: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><strong>- Vallahi, benim için iki yoldan hangisi olursa, gam çekmem. Nasıl olsa Resûlullahın mektubunu vermiş, vazîfemi yapmış bulunuyorum. </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Kisrâ, öfkesi geçtikten sonra, elçinin içeri alınmasını emretti. Onu, Hîre’ye kadar arattırdı ise de bulduramadı.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Abdullah bin Huzâfe hazretleri, Medîne’ye gelip durumu, Peygamberimize haber verdi. Kisrâ’nın kızarak mektubu yırttığını söyleyince, Peygamberimiz buyurdu ki: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><strong>- Parça parça olsunlar! O, benim mektubumu parçaladı. Allah da, onun mülkünü, saltanatını parçalasın!</strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">O, kendi eliyle mülkünü parçalamış oldu! Ey Allahım! Onun mülkünü, saltanatını parçala! </span></span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Allahü teâlâ Resûlünün duâsını kabûl etmiş, Kisrâ, oğlu tarafından bir gece hançerlenerek parça parça edilmişti. Hz. Ömer zamanında da bütün İran toprakları zaptedilerek Müslümanların eline geçti.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Abdullah bin Huzâfe hazretleri, Hz. Ömer devrinde Bizanslılarla yapılan bir savaşta birçok Müslümanla birlikte esîr düşmüştü. Bizanslılar, ellerine geçirdikleri esîrlere önce Hıristiyanlık telkîni yapar, kabûl ettiği takdirde serbest bırakırlar, aksi hâlde çeşitli işkencelerle öldürürlerdi.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Abdullah bin Huzâfe’nin, Sahâbenin ileri gelenlerinden biri olduğunu öğrenen Kral, ona ayrı bir ehemmiyet veriyor, Hıristiyanlığı kabûl etmesi için devamlı telkînler yaptırıyordu. Fakat Abdullah bin Huzâfe bu tekliflerin hiçbirisine kulak asmıyor, kelime-i şehâdeti söylemeye devam ediyordu. Kral henüz ümidini kesmemişti. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Hz. Peygamberin yakın arkadaşlarından birisinin Hıristiyanlığı kabûl etmesi, günden güne yayılarak, Bizans’ı tehdit eden Müslümanlar arasında bir panik meydana getirecek ve Hıristiyanlık âlemi için büyük bir muvaffakiyet olacaktı. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Onun için Kral, Hz. Abdullah’ın Hıristiyan olması hâlinde kavuşacağı dünyalıkları durmadan arttırıyor, yeni yeni tekliflerde bulunuyordu. En sonunda şöyle bir teklifte bulundu: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">- Hıristiyan olmayı kabûl ettiğin takdirde, kızımı verir, seni saltanatıma ve mülküme ortak ederim.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İlk Müslümanlardan olup, Mekkeli müşriklerin daha önceki işkencelerine katlanmış olan Hz. Abdullah, izzetle haykırarak şu cevabı verdi: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><strong>- Değil bütün Bizans topraklarını, Arap ve Acem topraklarını da versen, bir an olsun dînimden dönmem!</strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Bunun üzerine Kral, Hz. Abdullah’a dedi ki: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">- Öyle ise öldürüleceksiniz.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">- Buna gücünüz yetebilir. Ama îmânımı kalbimden çıkarıp atamazsınız!</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Abdullah bin Huzâfe’den beklediği netîceyi alamayan Bizanslılar, Hz. Abdullah’ı çarmıha gerdiler ve okçular devamlı olarak, ellerine ve ayaklarına yakın yerlere ok yağdırdılar. Bu arada yine Hıristiyanlık telkînlerine devam ediliyordu. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Aynı zamanda, bir kazan su kaynatılmış ve Hıristiyan olmayı reddetmiş olan diğer Müslümanlardan birisi getirilmiş, kazana atılmak üzere bekletiliyordu.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Derken o Müslüman kaynar suya atıldı. Etrafta bulunanlar ve Hz. Abdullah bu fecî durumu gördüler. Sonra kazanın yanına Hz. Abdullah getirildi.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Bu esnada Hz. Abdullah ağlamaya başladı. Kral Hz. Abdullah’ın korkusundan ağladığını zannederek, tekrar Hıristiyan olmasını teklif etti. Hz. Abdullah yine tekliflerini reddetti. Bunun üzerine kral sordu: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">- O hâlde niçin ağlıyorsun? </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">- Ben korkumdan ağlamış değilim. Biz Müslümanlar Allah yolunda ölümden korkmayız. Benim ağlamamın sebebi şudur ki; başımdaki saçlarım adedince canlarım bulunsa da, onlardan her biri böyle Allah yolunda ölüme gitse, diye düşündüm ve böyle bir düşünce beni ağlamaya sevketti.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">İslâm izzetinin müşahhas bir timsâli olan Hz. Abdullah’ın bu sözleri karşısında Kral yeni bir teklifte bulundu: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">- Başımdan öpersen, seni serbest bırakacağım.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Bizans saltanatına ortaklık teklifi karşısında bile îmânından fedâkârlık göstermeyen Hz. Abdullah, bir Hıristiyanın başından nasıl öperdi? Şöyle mukabil bir teklifte bulundu: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">- Burada bulunan bütün Müslüman esîrleri serbest bıraktığın takdirde, dediğini yaparım.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Hz. Abdullah, kralın başını öpmeye giderken şöyle düşünüyordu: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">“Bu adamın, Allahın düşmanlarından birisi olduğuna inanıyorum. Bunun başını ise, ancak Müslüman kardeşlerimi serbest bırakacağı için öpüyorum.” </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Hz. Abdullah, kralın başını öptü ve o da sözünde durarak 80 Müslüman esîri serbest bıraktı.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Abdullah bin Huzâfe’nin îmânından gelen izzet ve fedâkârlığı, 80 Müslümanın kurtarılmasına ve daha nicelerinin îmânını kurtarmasına vesîle olmuştu.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Esîrlerle birlikte Medîne’ye dönen Hz. Abdullah, Hz. Ömer tarafından karşılandı. Hz Ömer, Abdullah’ı tebrik etti ve orada bulunan Müslümanlara hitâben; </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>- Abdullah, kralın başından öperek 80 Müslüman kardeşimizin kurtuluşuna vesîle olmuştur. Onun için, Abdullah’ın başından öpmek her Müslümana bir vazîfedir. İşte ilk önce ben öpüyorum,</strong> dedi ve başından öptü.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Abdullah bin Huzâfe, ilk Müslümanlardan idi. Soyu Hz. Lüey’de Peygamber efendimizle birleşmektedir. Annesi Hârisoğullarındandır. Müslüman olduktan sonra Mekkeli müşriklerin işkencelerine ma’rûz kaldı. İki defa Habeşistan’a hicret etti. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Bedir savaşından sonra Medîne’ye geldi. Resûlullahla birlikte bütün savaşlara katılan Abdullah bin Huzâfe hazretleri, bir ara Peygamberimiz tarafından 50 kişilik bir seriyyenin kumandanlığına da getirilmişti. Abdullah bin Huzâfe, Hz. Osman devrinde Mısır’da vefât etti.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Allah ondan râzı olsun.</span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 89598, member: 27"] [CENTER][FONT=Trebuchet MS][FONT=Arial][FONT=Trebuchet MS][SIZE=5][COLOR=red]ABDULLAH BİN HUZAFE[/COLOR][/SIZE][/FONT][/FONT][/FONT][/CENTER] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS][FONT=Arial][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3][/SIZE][/FONT][/FONT][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS][FONT=Arial][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Peygamber efendimiz, Hudeybiye antlaşmasından sonra, İslâmın bütün dünyaya yayılması ve insanların Cehennemden kurtulup, ebedî saâdete kavuşmaları için hükümdarlara elçiler göndermek istiyordu. Zîrâ o, âlemlere rahmet olarak gönderilmişti. [/SIZE][/FONT][/FONT][/FONT][/SIZE][FONT=Arial] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bu sebeple bir gün, Eshâb-ı kirâma buyurdular ki: [B]- Ba’zınızı, yabancı hükümdarlara göndermek istiyorum. Sakın, İsrâiloğullarının, Peygamberlerine karşı davrandıkları gibi, siz de bana karşı davranmayasınız! [/B][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Eshâb-ı kirâm cevap verdiler: - Yâ Resûlallah! Biz, sana karşı, hiçbir zaman, hiçbir şey hakkında aykırı davranmayız. Sen, bize, istediğini emret, bizi istediğin yere gönder! Bunun üzerine İslâmiyete da’vet etmek üzere, Hükümdarlara birer mektupla altı sahâbî gönderildi. Bu altı elçiden birisi de, Abdullah bin Huzâfe idi. Peygamberimiz onu, Kisrâ’ya ya’nî İran şâhına göndermişti. Peygamberimiz, mektubunu Kisrâ’ya sunmak üzere Bahreyn vâlisine vermesini de Abdullah bin Huzâfe’ye emretti. Peygamberimiz, Kisrâ’ya yazdığı mektubunda şöyle buyurdu: [B]“Bismillâhirrahmânirrahîm. Allahın Resûlü Muhammed’den, Farsların büyüğü Kisrâ’ya![/B][/FONT][/SIZE][B] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS][B]Hidâyete uyan, doğru yolu tutanlara, Allaha ve Resûlüne îmân edenlere, Allahtan başka hiçbir ilâh ve ma’bûd olmadığına, O’nun eşi, ortağı bulunmadığına ve Muhammed’in de O’nun kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet getirenlere selâm olsun![/B] [B]Ben, seni, Allaha îmâna da’vet ediyorum! Çünki ben; Allahın, kalbleri diri ve akılları başında olanları uyarmak, kâfirler hakkında da, o azâb sözü gerçekleşmek için bütün insanlara göndermiş olduğu Peygamberiyimdir![/B] [B]Öyle ise, Müslüman ol, selâmeti bul! Da’vetimden yüz çevirir, kaçınırsan, bütün Mecûsîlerin günâhı senin boynuna olsun!” [/B] [/FONT][/SIZE][/B] [/FONT][FONT=Arial] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Peygamberimizin, İran Şâhı’na göndermiş olduğu mektubun aslı, 1962 yılı kasımının sonuna doğru Şam’da bulunmuştur. Parşömen üzerine yazılmış bulunan bu mübârek mektup, zamanla rengi değişmiş ve dokuması eskimiş yeşil bir kumaşa yapıştırılmış olup, boyu 28 cm, eni 21,5cm.dir. Abdullah bin Huzâfe hazretleri, Peygamberimizin mektubunu Kisrâ’ya sunmak üzere, Bahreyn vâlisi Münzir bin Sava’ya başvurdu. O da, onu Kisrâ’ya yolladı. Abdullah bin Huzâfe’nin bildirdiğine göre, kendisi, Kisrâ’nın kapısına kadar vardı. Yanına girmek için izin istedi. Kisrâ, önce köşk salonunun süslenmesini emretti. Sonra, Fars devlet adamlarının, daha sonra da, Peygamberimizin elçisinin içeri alınmasına müsâade etti. Abdullah bin Huzâfe hazretleri, Peygamberimizin mektubunu sunmak üzere İran Kisrâ’sının huzûruna girdi. Kisrâ, Peygamberimizin mektubunun elçiden alınmasını emretti. Abdullah bin Huzâfe dedi ki: - Onu, Resûlullah efendimizin buyruğu üzere, sana kendim vereceğim! Kisrâ bunun üzerine dedi ki: - Öyle ise, haydi yanıma yaklaş! [/SIZE][/FONT][/FONT][FONT=Arial] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Abdullah bin Huzâfe, Kisrâ’ya yaklaşarak mektubu sundu. Kisrâ, mektubu okutmak için Hîreli kâtibini çağırdı. Mektubu ona okuttu. Kâtip, mektubu: [B]“Allahın Resûlü Muhammed’den, Farsların büyüğü Kisrâ’ya!”[/B] diyerek okumaya başlayınca, Kisrâ, mektuba, Peygamberimizin kendi ismiyle başlamış olmasına son derecede öfkelendi. Bağırdı, çağırdı. Bunun üzerine Abdullah bin Huzâfe, Kisrâ’nın huzûrunda şöyle konuştu: - Ey Fars cemâ’atı! Sizler, yeryüzünden ancak ellerinizde bulunan bir kısmına hâkim olarak, Peygambersiz ve Kitapsız olarak sayılı günlerinizi geçiriyor, bir düş hayatı yaşıyorsunuz! Hâlbuki, yeryüzünün, hâkim olamadığınız kısmı daha çoktur. Ey Kisrâ! Senden önce, nice dünyalık ve âhıretlik hükümdarlar gelmiş geçmiş ve hüküm sürmüşlerdir. Onlardan, âhıretlik olanlar,dünyadan da nasîblerini almışlar; dünyalık olanlar ise, âhıret nasîblerini yitirmişlerdir! Dünyaya çalışmakta birbirlerinden geri kalanlar, âhırette bir hizâya gelmişlerdir. Sana getirip sunduğumuz bu işi, sen küçümsüyorsun, ammâ, vallahi, nerede olursan ol, küçümsediğin şey gelince, ondan korkacak ve korunamayacaksın! [/SIZE][/FONT][/FONT][FONT=Arial] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Kisrâ ise öfke ile saltanatına gururlanarak dedi ki: - Şuna bak! Benim, kulum, kölem olan kişi, kalkıyor da, bana mektup yazıyor hâ! Mülk ve saltanat, bana mahsûstur! Benim, bu husûsta ne yenilgiye uğramaktan, ne de bana bir ortak çıkacağından korkum vardır! Firavun, İsrâiloğullarına hâkim olmuştu. Siz, onlardan daha iyi ve güçlü değilsiniz. Sizi, hemen hâkimiyetim altına alıvermeme ne engel var? Ben, Firavun’dan daha iyi ve güçlüyümdür! Kisrâ, daha mektubun içinde ne denildiğini öğrenmeden mektubu alıp yırttı. Ve Peygamberimizin elçisini dışarı çıkarmalarını adamlarına emretti. Abdullah bin Huzâfe hazretlerini dışarı çıkardılar. Abdullah bin Huzâfe, Kisrâ’nın huzûrundan çıkar çıkmaz, hayvanının üzerine atlayıp yol almaya koyuldu. Kendi kendine dedi ki: [B]- Vallahi, benim için iki yoldan hangisi olursa, gam çekmem. Nasıl olsa Resûlullahın mektubunu vermiş, vazîfemi yapmış bulunuyorum. [/B][/FONT][/SIZE] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Kisrâ, öfkesi geçtikten sonra, elçinin içeri alınmasını emretti. Onu, Hîre’ye kadar arattırdı ise de bulduramadı. [/SIZE][/FONT][/FONT][FONT=Arial] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Abdullah bin Huzâfe hazretleri, Medîne’ye gelip durumu, Peygamberimize haber verdi. Kisrâ’nın kızarak mektubu yırttığını söyleyince, Peygamberimiz buyurdu ki: [B]- Parça parça olsunlar! O, benim mektubumu parçaladı. Allah da, onun mülkünü, saltanatını parçalasın![/B][/FONT][/SIZE] [B][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]O, kendi eliyle mülkünü parçalamış oldu! Ey Allahım! Onun mülkünü, saltanatını parçala! [/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Allahü teâlâ Resûlünün duâsını kabûl etmiş, Kisrâ, oğlu tarafından bir gece hançerlenerek parça parça edilmişti. Hz. Ömer zamanında da bütün İran toprakları zaptedilerek Müslümanların eline geçti. Abdullah bin Huzâfe hazretleri, Hz. Ömer devrinde Bizanslılarla yapılan bir savaşta birçok Müslümanla birlikte esîr düşmüştü. Bizanslılar, ellerine geçirdikleri esîrlere önce Hıristiyanlık telkîni yapar, kabûl ettiği takdirde serbest bırakırlar, aksi hâlde çeşitli işkencelerle öldürürlerdi. Abdullah bin Huzâfe’nin, Sahâbenin ileri gelenlerinden biri olduğunu öğrenen Kral, ona ayrı bir ehemmiyet veriyor, Hıristiyanlığı kabûl etmesi için devamlı telkînler yaptırıyordu. Fakat Abdullah bin Huzâfe bu tekliflerin hiçbirisine kulak asmıyor, kelime-i şehâdeti söylemeye devam ediyordu. Kral henüz ümidini kesmemişti. Hz. Peygamberin yakın arkadaşlarından birisinin Hıristiyanlığı kabûl etmesi, günden güne yayılarak, Bizans’ı tehdit eden Müslümanlar arasında bir panik meydana getirecek ve Hıristiyanlık âlemi için büyük bir muvaffakiyet olacaktı. [/SIZE][/FONT][/FONT][FONT=Arial] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Onun için Kral, Hz. Abdullah’ın Hıristiyan olması hâlinde kavuşacağı dünyalıkları durmadan arttırıyor, yeni yeni tekliflerde bulunuyordu. En sonunda şöyle bir teklifte bulundu: - Hıristiyan olmayı kabûl ettiğin takdirde, kızımı verir, seni saltanatıma ve mülküme ortak ederim. İlk Müslümanlardan olup, Mekkeli müşriklerin daha önceki işkencelerine katlanmış olan Hz. Abdullah, izzetle haykırarak şu cevabı verdi: [B]- Değil bütün Bizans topraklarını, Arap ve Acem topraklarını da versen, bir an olsun dînimden dönmem![/B][/FONT][/SIZE] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Bunun üzerine Kral, Hz. Abdullah’a dedi ki: - Öyle ise öldürüleceksiniz. - Buna gücünüz yetebilir. Ama îmânımı kalbimden çıkarıp atamazsınız! Abdullah bin Huzâfe’den beklediği netîceyi alamayan Bizanslılar, Hz. Abdullah’ı çarmıha gerdiler ve okçular devamlı olarak, ellerine ve ayaklarına yakın yerlere ok yağdırdılar. Bu arada yine Hıristiyanlık telkînlerine devam ediliyordu. Aynı zamanda, bir kazan su kaynatılmış ve Hıristiyan olmayı reddetmiş olan diğer Müslümanlardan birisi getirilmiş, kazana atılmak üzere bekletiliyordu. [/SIZE][/FONT][/FONT][FONT=Arial] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Derken o Müslüman kaynar suya atıldı. Etrafta bulunanlar ve Hz. Abdullah bu fecî durumu gördüler. Sonra kazanın yanına Hz. Abdullah getirildi. Bu esnada Hz. Abdullah ağlamaya başladı. Kral Hz. Abdullah’ın korkusundan ağladığını zannederek, tekrar Hıristiyan olmasını teklif etti. Hz. Abdullah yine tekliflerini reddetti. Bunun üzerine kral sordu: - O hâlde niçin ağlıyorsun? - Ben korkumdan ağlamış değilim. Biz Müslümanlar Allah yolunda ölümden korkmayız. Benim ağlamamın sebebi şudur ki; başımdaki saçlarım adedince canlarım bulunsa da, onlardan her biri böyle Allah yolunda ölüme gitse, diye düşündüm ve böyle bir düşünce beni ağlamaya sevketti. İslâm izzetinin müşahhas bir timsâli olan Hz. Abdullah’ın bu sözleri karşısında Kral yeni bir teklifte bulundu: - Başımdan öpersen, seni serbest bırakacağım. Bizans saltanatına ortaklık teklifi karşısında bile îmânından fedâkârlık göstermeyen Hz. Abdullah, bir Hıristiyanın başından nasıl öperdi? Şöyle mukabil bir teklifte bulundu: - Burada bulunan bütün Müslüman esîrleri serbest bıraktığın takdirde, dediğini yaparım. Hz. Abdullah, kralın başını öpmeye giderken şöyle düşünüyordu: “Bu adamın, Allahın düşmanlarından birisi olduğuna inanıyorum. Bunun başını ise, ancak Müslüman kardeşlerimi serbest bırakacağı için öpüyorum.” Hz. Abdullah, kralın başını öptü ve o da sözünde durarak 80 Müslüman esîri serbest bıraktı. Abdullah bin Huzâfe’nin îmânından gelen izzet ve fedâkârlığı, 80 Müslümanın kurtarılmasına ve daha nicelerinin îmânını kurtarmasına vesîle olmuştu. [/SIZE][/FONT][/FONT][FONT=Arial][/FONT] [FONT=Arial] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Esîrlerle birlikte Medîne’ye dönen Hz. Abdullah, Hz. Ömer tarafından karşılandı. Hz Ömer, Abdullah’ı tebrik etti ve orada bulunan Müslümanlara hitâben; [B]- Abdullah, kralın başından öperek 80 Müslüman kardeşimizin kurtuluşuna vesîle olmuştur. Onun için, Abdullah’ın başından öpmek her Müslümana bir vazîfedir. İşte ilk önce ben öpüyorum,[/B] dedi ve başından öptü. Abdullah bin Huzâfe, ilk Müslümanlardan idi. Soyu Hz. Lüey’de Peygamber efendimizle birleşmektedir. Annesi Hârisoğullarındandır. Müslüman olduktan sonra Mekkeli müşriklerin işkencelerine ma’rûz kaldı. İki defa Habeşistan’a hicret etti. Bedir savaşından sonra Medîne’ye geldi. Resûlullahla birlikte bütün savaşlara katılan Abdullah bin Huzâfe hazretleri, bir ara Peygamberimiz tarafından 50 kişilik bir seriyyenin kumandanlığına da getirilmişti. Abdullah bin Huzâfe, Hz. Osman devrinde Mısır’da vefât etti. Allah ondan râzı olsun.[/SIZE][/FONT][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Sahabe-i Kiram
Bu Sahabeyi Nasıl Bilirdiniz? (Kısa-Kısa)
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst