Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur Talebeleri
bu sergiler asrımıza verilmiş
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Ahmet.1" data-source="post: 522105" data-attributes="member: 1040028"><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">Barla Lahikası ndan</span></strong></p><p></p><p><em><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"> (Kuleönü'nden Sarıbıçak Mübarek Mustafa'nın kardeşi Küçük Ali'nin fıkrasıdır)</span></span></em></p><p><em><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"> <u>(Bulunduğumuz asrın yaralılarından, manevî doktora muhtaç bir gencin fıkrasıdır)</u></span></span></em></p><p><em><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><strong> Aziz, şefkatli, muhterem Üstadım!</strong></span></span></em></p><p><em><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"> Bulunduğumuz asır, manevî seferberlik (harb) zamanı olduğundan, vücudumdaki yaralara baktıkça, yaralar gitgide daha fazlalaşmakta iken.. bir gün işittim ki, "sağdan sola geçiniz" diye ilân ediyorlar. Ve otuziki harfin birkaç adedini gaib edip ilân edince öyle bir yara daha açıldı ki; evvelki yaraları unutturdu. Nasılki nass-ı Kur'an'da:</span></span></em></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: #B22222">ﺍِﺫْ ﺍَﻭَﻯ ﺍﻟْﻔِﺘْﻴَﺔُ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﻜَﻬْﻒِ ﻓَﻘَﺎﻟُﻮﺍ ﺭَﺑَّﻨَٓﺎ ﺍَﺗِﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﻟَﺪُﻧْﻚَ ﺭَﺣْﻤَﺔً ﻭَﻫَﻴِّﺊْ ﻟَﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﺍَﻣْﺮِﻧَﺎ ﺭَﺷَﺪًﺍ</span></span></span> <u><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 10px">"O gençler mağaraya sığındıklarında, ’Ey Rabbimiz,’ demişlerdi. ’Bize yüce katından bir rahmet ver ve işimizde, Senin rızana erişmek için muvaffakiyet nasip et." Kehf Sûresi, 18:10. )</span></span></u></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'Arial'">Ashab-ı Kehf efendilerimiz beş veya sekiz delikanlı -asrımızdaki tahammül edilmeyen fenalık gibi- o asırda fenalıktan, fitneden kaçarak mağaraya iltica ettiler. Sebebi ise; Din-i Hak üzere bulunan ehl-i imanı, zamanlarının padişahı olan Dakyanus putperestliğe davet edip.. kabul edenleri putlara kurban kestirip, kabul etmeyenleri katliam ettiği sırada, Ashab-ı Kehf efendilerimiz mağaraya çekildiler.</span></em></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Gaib: Kayıp, görünürde olmayan.</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Nass-ı Kur'an: Kur'anın nassı, Kur'anın açık ifadesi (söylemesi).</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Ashab-ı Kehf: Kur'ân-ı Kerîm'de anlatılan, devirlerindeki zulümden kaçıp, bir mağarada Allah'a (cc) sığınanlar. Allah onları 300 küsur sene mağarada uyutup sonra uyandırmak gibi bir mucizesini onlar üzerinde göstermiştir. Sadık köpeklerinin adı da Kıtmir'dir.</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">İltica: Sığınma.</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Din-i Hak: Hak din, gerçek ve doğru din.</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Ehl-i iman: İman edenler, inananlar.</span></span></p><p></p><p> <em><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"> Ben de asrımıza ve yaralarımıza baktıkça, bütün gün ruhum çırpınmakta iken, "Acaba bu karmakarışık zamanda, benim gibi böyle manevî yaralı gençler, o mahkeme-i kübrada, Cenab-ı Vâcib-ül Vücud ve Tekaddes Hazretlerinin huzurunda, Peygamberimiz Muhammed Mustafa Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimizden nasıl şefaat dileyebilirler?" diyerek, bütün gün ruhum ağlardı. Madem Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'a, binlerce maddî ve manevî yaralılar, dilsizler, nüzul olmuş, bütün kalbi kararmış, imanı yok bedevi adamlar, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın yanına vardığında, bir saat, bir gün sohbet-i Nebevîde bulunur; sonra kavim ve kabîlelerine rehber ve muallim olarak döndüler. Ve madem kıyamete kadar bâki bıraktığı Kur'an ve Kur'an'ın tayin etmiş olduğu manevî doktorlar, kıyamete kadar gelecek mü'minlere maddî ve manevî doktorluk vazifesini görecekler. Ve şimdiki hal vilayetimiz dâhilinde bulunan manevî doktora müracaat edeyim diyerek, ruhum her an gezmekte iken bîhuş olup yattım.</span></span></em></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Mahkeme-i kübra: Büyük mahkeme, en büyük mahkeme.</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Tekaddes: Mukaddes olan, kutsal ve kusursuz olan.</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Aleyhissalâtü Vesselâm: Salât ve selâm O'nun üzerine olsun.</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Nüzul: İniş, inmek.</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Sohbet-i Nebevî: Peygamberimizin (asm) sohbeti.</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Muallim: Öğreten, öğretmen, öğretici.</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Bâki: Ebedî, sonsuz, ölümsüz olan.</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Bîhuş: Akılsız, sersem.</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'"></span></span></p><p> <em><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"> Bana rü'yamda üç şahıs gösterildi. İkisinin ismini söylemediler. Diğeri Üstadım Bedîüzzaman'ı, ismiyle söylediler. Hemen eline yapışıp ellerini öptüm. Üstadım acele olarak, cebinden bir kalem ve bir kâğıt parçası çıkarıp bana verdi, hemen uyandım. Peder ve vâlidem ehl-i kalb olduğundan, rü'yayı anlattım. Pederim "Bu zât Barla'ya henüz yeni geldi. Bir-iki sene kadar oldu. Git, müracaat et." dedi. Ben dedim: "Daha askere gitmedim, yaşım genç. Böyle büyük manevî bir doktorun yanına bu yaralar ile nasıl gideyim ve nasıl cerrahiyesine dayanayım?" Bana "Git" denildi. Hitab iki oldu. Hemen, sabahleyin kalkıp gittim. Üstadımı görünce, bir-iki dakika titredim. Sonra, fesübhanallah dedim. Doktoru görünce o yaralar bütün kuvvetleriyle bağırıyorlar. Verdiği eczalara tahammül edemeyecekler. O yaraları açamadım. Üstadım da talebeliğe kabul edip, beş vakit farzı bırakmayacağıma çok çok tenbih etti. Avdetten bir-iki ay sonra, hemen askere gittim. Terhis oluncaya kadar; yirmi mah mukaddem bu yaralar içinde, her saat ve her dakika, "El-mevtü hakkun" kaziyesini düşünüp, "Acaba benim halim ne olur?" derdim. Memlekete avdetimde, ağabeyim Mustafa'yı görünce ruhum biraz genişledi. Acaba, bu nereden ileri geliyor, dedim. Bir-iki gün sonra, mübarek Ramazan-ı Şerif gecesi üçüncü hitab olarak, yine rü'yamda, memleketimizin kenarında, Üstadım Bedîüzzaman, elinde bir asâ, çoban olup dellâllığını ilân ediyor. Ve diyor: "Ben Kur'an'ın dellâlıyım" diye yüksek sesle bağırıyor, ilân ediyor. Ben heyecanımdan hemen uyandım.</span></span></em></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Bedîüzzaman: Zamanında kendisinin benzeri bulunmayan ve hayret verici eşsizlikte olan. *Said Nursî Hazretlerinin lakabı.</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Ehl-i kalb: Gönül ehli, kalbi uyanık ve manevî gerçeklere çok duyarlı olanlar.</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Fesübhanallah: Allah (cc) bütün noksanlık ve kusurlardan uzaktır.</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Avdet: Dönüş, geri gelme, dönme.</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Mah: Ay.</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Mukaddem: Evvel, önce.</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">El-mevtü hakkun: Ölüm haktır, ölüm kesin, doğru ve gerçektir.</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Kaziye: Hüküm, karar, bir hükmü (kararı) bildiren söz.</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Ramazan-ı Şerif: Mübarek, şerefli Ramazan ayı.</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Dellâl: İlancı. ilan eden, herkese duyurup bildiren.</span></span></p><p></p><p> <em><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px">Demek bakınız ey kardeşlerim ve bütün mü'minler! Üstadım Hazretleri değil memleketimize, bütün üçyüz elli milyon müslümana her saat, her dakika, her an bağırıyor. Benim gibi zahir kulağıyla dinlemeyiniz, kalb kulağıyla dinleyelim ki, her an bağırıp çağırdığını işitelim. Madem bu elmas ve cevherler, bu sergiler asrımıza verilmiş; bütün asrımızda kazancımızı versek, yine o elmasların birinin fiyatını veremeyeceğiz. Bahar mevsimi geçmeden bütün cevherlerden alalım. O cevherler ise, Risale-i Nur Külliyatıdır. </span></span></em></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="color: #008000">Mü'min: İman eden, inanan, imanlı, inançlı.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="color: #008000">Zahir: Açık, görünür, görünen, belli. *Dış yüz, görünüş.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="color: #008000">Risale-i Nur: Nur risalesi. Bediüzzaman Said Nursinin (ra) Kur'anın imanla ilgili ayetlerini kaynak alarak imanın bütün şartlarını açıklayıp delillerle ispat ettiği çok değerli eserlerinin hepsine birden verilen isim. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="color: #008000">Külliyat: Bütünün hepsi. *Bir yazarın bütün eserlerine verilen isim.</span></span></p><p></p><p> <em><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px">Ben âciz de Yirmidördüncü Söz'ün Dördüncü ve Beşinci Dalını okumağa ve yazmağa başladım. Ve yaralarımın birer birer kuruduğunu hissedince, Mektubat ve Sözler'i bütün kuvvetimle yazmağa karar verdim. Benim gibi yaralı kardeşlerime, bütün müslümanlara, bütün kuvvetimle bağırıyorum: "Eyvah! Bu asrımızda, bu yaralar ile nasıl istirahat edebiliriz, yoksa!.. Bu asrın manevî doktoru ve ilâçları ise, <strong>Kur'an'dan tereşşuh eden Risale-i Nur ve Mektubat-ün Nur'dur. Onlara sıkı sarılalım.</strong>"</span></span></em></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Tereşşuh: Sızma, sızıntı.</span></span></p><p><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'Arial'">Mektubat-ün Nur: Risale-i Nur Külliyatından Mektubat isimli kitab.</span></span></p><p></p><p><strong><em><p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"> Âciz Talebeniz Ali Ulvî </span></span></p><p></em></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Ahmet.1, post: 522105, member: 1040028"] [B][FONT=Arial]Barla Lahikası ndan[/FONT][/B] [I][FONT=Arial][SIZE=3] (Kuleönü'nden Sarıbıçak Mübarek Mustafa'nın kardeşi Küçük Ali'nin fıkrasıdır) [U](Bulunduğumuz asrın yaralılarından, manevî doktora muhtaç bir gencin fıkrasıdır)[/U] [B] Aziz, şefkatli, muhterem Üstadım![/B] Bulunduğumuz asır, manevî seferberlik (harb) zamanı olduğundan, vücudumdaki yaralara baktıkça, yaralar gitgide daha fazlalaşmakta iken.. bir gün işittim ki, "sağdan sola geçiniz" diye ilân ediyorlar. Ve otuziki harfin birkaç adedini gaib edip ilân edince öyle bir yara daha açıldı ki; evvelki yaraları unutturdu. Nasılki nass-ı Kur'an'da:[/SIZE][/FONT][/I] [FONT=Arial][SIZE=5][COLOR="#B22222"]ﺍِﺫْ ﺍَﻭَﻯ ﺍﻟْﻔِﺘْﻴَﺔُ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﻜَﻬْﻒِ ﻓَﻘَﺎﻟُﻮﺍ ﺭَﺑَّﻨَٓﺎ ﺍَﺗِﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﻟَﺪُﻧْﻚَ ﺭَﺣْﻤَﺔً ﻭَﻫَﻴِّﺊْ ﻟَﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﺍَﻣْﺮِﻧَﺎ ﺭَﺷَﺪًﺍ[/COLOR][/SIZE][/FONT] [U][FONT=Arial][SIZE=2]"O gençler mağaraya sığındıklarında, ’Ey Rabbimiz,’ demişlerdi. ’Bize yüce katından bir rahmet ver ve işimizde, Senin rızana erişmek için muvaffakiyet nasip et." Kehf Sûresi, 18:10. )[/SIZE][/FONT][/U] [SIZE=3][I][FONT=Arial]Ashab-ı Kehf efendilerimiz beş veya sekiz delikanlı -asrımızdaki tahammül edilmeyen fenalık gibi- o asırda fenalıktan, fitneden kaçarak mağaraya iltica ettiler. Sebebi ise; Din-i Hak üzere bulunan ehl-i imanı, zamanlarının padişahı olan Dakyanus putperestliğe davet edip.. kabul edenleri putlara kurban kestirip, kabul etmeyenleri katliam ettiği sırada, Ashab-ı Kehf efendilerimiz mağaraya çekildiler.[/FONT][/I][/SIZE] [COLOR="#008000"][FONT=Arial]Gaib: Kayıp, görünürde olmayan. Nass-ı Kur'an: Kur'anın nassı, Kur'anın açık ifadesi (söylemesi). Ashab-ı Kehf: Kur'ân-ı Kerîm'de anlatılan, devirlerindeki zulümden kaçıp, bir mağarada Allah'a (cc) sığınanlar. Allah onları 300 küsur sene mağarada uyutup sonra uyandırmak gibi bir mucizesini onlar üzerinde göstermiştir. Sadık köpeklerinin adı da Kıtmir'dir. İltica: Sığınma. Din-i Hak: Hak din, gerçek ve doğru din. Ehl-i iman: İman edenler, inananlar.[/FONT][/COLOR] [I][FONT=Arial][SIZE=3] Ben de asrımıza ve yaralarımıza baktıkça, bütün gün ruhum çırpınmakta iken, "Acaba bu karmakarışık zamanda, benim gibi böyle manevî yaralı gençler, o mahkeme-i kübrada, Cenab-ı Vâcib-ül Vücud ve Tekaddes Hazretlerinin huzurunda, Peygamberimiz Muhammed Mustafa Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimizden nasıl şefaat dileyebilirler?" diyerek, bütün gün ruhum ağlardı. Madem Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'a, binlerce maddî ve manevî yaralılar, dilsizler, nüzul olmuş, bütün kalbi kararmış, imanı yok bedevi adamlar, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın yanına vardığında, bir saat, bir gün sohbet-i Nebevîde bulunur; sonra kavim ve kabîlelerine rehber ve muallim olarak döndüler. Ve madem kıyamete kadar bâki bıraktığı Kur'an ve Kur'an'ın tayin etmiş olduğu manevî doktorlar, kıyamete kadar gelecek mü'minlere maddî ve manevî doktorluk vazifesini görecekler. Ve şimdiki hal vilayetimiz dâhilinde bulunan manevî doktora müracaat edeyim diyerek, ruhum her an gezmekte iken bîhuş olup yattım.[/SIZE][/FONT][/I] [COLOR="#008000"][FONT=Arial]Mahkeme-i kübra: Büyük mahkeme, en büyük mahkeme. Tekaddes: Mukaddes olan, kutsal ve kusursuz olan. Aleyhissalâtü Vesselâm: Salât ve selâm O'nun üzerine olsun. Nüzul: İniş, inmek. Sohbet-i Nebevî: Peygamberimizin (asm) sohbeti. Muallim: Öğreten, öğretmen, öğretici. Bâki: Ebedî, sonsuz, ölümsüz olan. Bîhuş: Akılsız, sersem. [/FONT][/COLOR] [I][FONT=Arial][SIZE=3] Bana rü'yamda üç şahıs gösterildi. İkisinin ismini söylemediler. Diğeri Üstadım Bedîüzzaman'ı, ismiyle söylediler. Hemen eline yapışıp ellerini öptüm. Üstadım acele olarak, cebinden bir kalem ve bir kâğıt parçası çıkarıp bana verdi, hemen uyandım. Peder ve vâlidem ehl-i kalb olduğundan, rü'yayı anlattım. Pederim "Bu zât Barla'ya henüz yeni geldi. Bir-iki sene kadar oldu. Git, müracaat et." dedi. Ben dedim: "Daha askere gitmedim, yaşım genç. Böyle büyük manevî bir doktorun yanına bu yaralar ile nasıl gideyim ve nasıl cerrahiyesine dayanayım?" Bana "Git" denildi. Hitab iki oldu. Hemen, sabahleyin kalkıp gittim. Üstadımı görünce, bir-iki dakika titredim. Sonra, fesübhanallah dedim. Doktoru görünce o yaralar bütün kuvvetleriyle bağırıyorlar. Verdiği eczalara tahammül edemeyecekler. O yaraları açamadım. Üstadım da talebeliğe kabul edip, beş vakit farzı bırakmayacağıma çok çok tenbih etti. Avdetten bir-iki ay sonra, hemen askere gittim. Terhis oluncaya kadar; yirmi mah mukaddem bu yaralar içinde, her saat ve her dakika, "El-mevtü hakkun" kaziyesini düşünüp, "Acaba benim halim ne olur?" derdim. Memlekete avdetimde, ağabeyim Mustafa'yı görünce ruhum biraz genişledi. Acaba, bu nereden ileri geliyor, dedim. Bir-iki gün sonra, mübarek Ramazan-ı Şerif gecesi üçüncü hitab olarak, yine rü'yamda, memleketimizin kenarında, Üstadım Bedîüzzaman, elinde bir asâ, çoban olup dellâllığını ilân ediyor. Ve diyor: "Ben Kur'an'ın dellâlıyım" diye yüksek sesle bağırıyor, ilân ediyor. Ben heyecanımdan hemen uyandım.[/SIZE][/FONT][/I] [COLOR="#008000"][FONT=Arial]Bedîüzzaman: Zamanında kendisinin benzeri bulunmayan ve hayret verici eşsizlikte olan. *Said Nursî Hazretlerinin lakabı. Ehl-i kalb: Gönül ehli, kalbi uyanık ve manevî gerçeklere çok duyarlı olanlar. Fesübhanallah: Allah (cc) bütün noksanlık ve kusurlardan uzaktır. Avdet: Dönüş, geri gelme, dönme. Mah: Ay. Mukaddem: Evvel, önce. El-mevtü hakkun: Ölüm haktır, ölüm kesin, doğru ve gerçektir. Kaziye: Hüküm, karar, bir hükmü (kararı) bildiren söz. Ramazan-ı Şerif: Mübarek, şerefli Ramazan ayı. Dellâl: İlancı. ilan eden, herkese duyurup bildiren.[/FONT][/COLOR] [I][FONT=Arial][SIZE=3]Demek bakınız ey kardeşlerim ve bütün mü'minler! Üstadım Hazretleri değil memleketimize, bütün üçyüz elli milyon müslümana her saat, her dakika, her an bağırıyor. Benim gibi zahir kulağıyla dinlemeyiniz, kalb kulağıyla dinleyelim ki, her an bağırıp çağırdığını işitelim. Madem bu elmas ve cevherler, bu sergiler asrımıza verilmiş; bütün asrımızda kazancımızı versek, yine o elmasların birinin fiyatını veremeyeceğiz. Bahar mevsimi geçmeden bütün cevherlerden alalım. O cevherler ise, Risale-i Nur Külliyatıdır. [/SIZE][/FONT][/I] [FONT=Arial][COLOR="#008000"]Mü'min: İman eden, inanan, imanlı, inançlı. Zahir: Açık, görünür, görünen, belli. *Dış yüz, görünüş. Risale-i Nur: Nur risalesi. Bediüzzaman Said Nursinin (ra) Kur'anın imanla ilgili ayetlerini kaynak alarak imanın bütün şartlarını açıklayıp delillerle ispat ettiği çok değerli eserlerinin hepsine birden verilen isim. Külliyat: Bütünün hepsi. *Bir yazarın bütün eserlerine verilen isim.[/COLOR][/FONT] [I][FONT=Arial][SIZE=3]Ben âciz de Yirmidördüncü Söz'ün Dördüncü ve Beşinci Dalını okumağa ve yazmağa başladım. Ve yaralarımın birer birer kuruduğunu hissedince, Mektubat ve Sözler'i bütün kuvvetimle yazmağa karar verdim. Benim gibi yaralı kardeşlerime, bütün müslümanlara, bütün kuvvetimle bağırıyorum: "Eyvah! Bu asrımızda, bu yaralar ile nasıl istirahat edebiliriz, yoksa!.. Bu asrın manevî doktoru ve ilâçları ise, [B]Kur'an'dan tereşşuh eden Risale-i Nur ve Mektubat-ün Nur'dur. Onlara sıkı sarılalım.[/B]"[/SIZE][/FONT][/I] [COLOR="#008000"][FONT=Arial]Tereşşuh: Sızma, sızıntı. Mektubat-ün Nur: Risale-i Nur Külliyatından Mektubat isimli kitab.[/FONT][/COLOR] [B][I][RIGHT][FONT=Arial][SIZE=3] Âciz Talebeniz Ali Ulvî [/SIZE][/FONT][/RIGHT][/I][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur Talebeleri
bu sergiler asrımıza verilmiş
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst