Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Cehennem ebedimidir?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Tevhid_Nur" data-source="post: 105078"><p>Evvelâ: <strong>Kâfirin işlemiş olduğu iyilikler husûsunda iki görüş vardır:</strong></p><p> </p><p><strong>Birincisi:</strong> <span style="color: blue">Cumhûr-i ulemâya</span> göre; kâfir, dünyâda işlemiş olduğu hayırların mükâfâtını sâdece dünyâda görür. Âhirette ise küfründen dolayı hayırlarının mükâfâtını görmez ve azâbı da hafiflemez. Ancak, kâfirler, dünyâda işlemiş oldukları hayırların yerine cürm işleyebilirlerdi. O cürmün yerine hayr işlemeleri sebebiyle cürümleri az olacağından, <strong><span style="color: blue">Cehennem’deki derekeleri de ayrı ayrı olur</span></strong>.</p><p> </p><p><strong>İkincisi:</strong> Kâfir, işlemiş olduğu iyiliklerinin karşılığını ekseriyetle dünyâda görür. Eğer dünyâda iyiliklerinin karşılığını tam almamışsa; o zamân âhirette mahkeme-i kübrâda hayırlı amellerine mükâfât olarak Cehennem’deki azâbı hafifletilir ve Cehennem’de kalacağı yeri tesbît edilir. Cehennem’e gittiğinde ise kendisi için tesbît edilen o yerinde ebedî olarak kalır ve azâbı asla hafiflemez. Meselâ; Edison, beşeriyyetin menfaatine medâr olan elektrik gibi küllî bir hayra sebeb olmuştur. <strong>Eğer îmân etmeden ölmüşse, dünyâda pek çok niam-ı İlâhiyyeye mazhar olmakla mükâfâtını aldığı gibi; âhirette ise, eğer dünyâda iyiliklerinin karşılığını tam almamışsa, ebedî <span style="color: blue">Cehennem’de kalması kesin olmakla berâber, Cehennem’de diğer ehl-i küfre nisbeten azâbı hafif olur.</span></strong></p><p> </p><p><strong>Müellif (ra) bu konuda şöyle buyuruyor:</strong></p><p>“Dünyâda şu mümin, kısmen kusûrâtından cezâsını gördüğü için, dünyâ onun hakkında bir dâr-ı cezâdır. Dünyâ, onların saâdetli âhiretlerine nisbeten bir zindan ve Cehennem’dir. Ve <strong>kâfirler mâdem Cehennemden çıkmayacaklar</strong>. Hasenâtlarının mükâfâtlarını kısmen dünyâda gördükleri ve büyük seyyiâtları te’hîr edildiği cihetle, onların âhiretine nisbeten dünyâ, Cennet’leridir.”</p><p> </p><p>O halde, bu iki görüş sâhibleri arasındaki ihtilâf lâfızdan ibarettir; hakíkatte ise ihtilâf yoktur denilebilir.</p><p> </p><p><strong>Sâniyen:</strong> Kur’ân’ın ifâdesiyle, Cehennem yedi tabakadır ve her tabaka, ona lâyık suçlularla doludur.</p><p> </p><p><strong><span style="color: blue">مِنْهُمْ جُزْءٌ مَقْسُومٌ وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ اَجْمَعينَ لَهَا سَبْعَةُ اَبْوَابٍ لِكُلِّ بَابٍ</span></strong></p><p><strong>“Muhakkak Cehennem, İblis ve ona tâbi’ olanların va’d olundukları mahaldir. Cehennem için yedi kapı vardır. Her kapı için Cehennem ehlinden ayrılmış bir tâife vardır.”</strong></p><p> </p><p>Ba’zı müfessirlere göre, Cehennem’in yedi kapısından maksad, yedi tabakasıdır. Bu tabakalardan;</p><p> </p><p><strong>Birincisi:</strong> “Hâviye”, günâhkâr mü’minler için;</p><p><strong>İkincisi:</strong> “Sakar”, Hıristiyanlar için;</p><p><strong>Üçüncüsü:</strong> “Saîr”, Yahûdîler için;</p><p><strong>Dördüncüsü:</strong> “Cahîm”, Sâbiînler için;</p><p><strong>Beşincisi:</strong> “Leza”, Mecûsîler için;</p><p><strong>Altıncısı:</strong> “Hutame”, Putperestler için;</p><p><strong>Yedincisi:</strong> “Derk-i esfel”, münâfıklar içindir. Bu tabakalar içinde de binlerce azâb mertebeleri mevcûddur.</p><p> </p><p><strong>Sâlisen:</strong> Kâfir, küfrü sebebiyle kendisi için tesbît edilen Cehennem’in tabakasında iki cezâ görür:</p><p> </p><p><strong>Biri:</strong> <strong><span style="color: blue">Hukúkullaha tecâvüz</span></strong> etmesi sebebiyle müstehak olduğu cezâdır. Evet, küfür, gayr-i mütenâhî olan Zât, sıfât ve esmâ-i İlâhiyyeyi inkâr ve tezyîf olduğundan, hukúkullaha hadsiz bir tecâvüzdür. Bunun cezâsı ise ebedî Cehennem’dir. Zîrâ, Allah ebedî olduğu gibi, her bir isim ve sıfatı dahi ebedîdir. Dolayısıyla, Zât-ı İlâhî’yi veyâ esmâ ve sıfât-ı İlâhiyyeden birisini inkâr etmek, ebedî bir azâbı netîce verir.</p><p> </p><p><strong>Meselâ;</strong> Allah’ın kelâm-ı ezelî ve ebedîsi olan Kur’ân’ın bir tek âyetini inkâr eden veyâ bir tek hükm-i Kur’âniyyeyi reddeden kimse, o gayr-ı mütenâhî olan kelâm sıfatını inkâr ettiğinden, gayr-ı mütenâhî bir cinâyet işlemiş olur. Gayr-ı mütenâhî bir cinâyet ise, gayr-ı mütenâhî bir azâbı iktizâ eder. Bu ise, ebedî Cehennem’dir ve kâfirin Cehennem’de çekeceği azâbında hafifleme olmaz; belki azâbı devâmlı ziyâde edilir.</p><p> </p><p>Demek, metinde geçen <strong>“kâfirin kesb-i istihkák ettiği cezâ”</strong>dan murâd, kâfirin hukúkullaha tecâvüzünden dolayı ebedî Cehennem’de kalmasıdır.</p><p> </p><p><strong>Diğeri:</strong> Kâfirin,<strong> hukúku’l-ibâda tecâvüz</strong> etmesi sebebiyle Cehennem’de çekeceği amelinin cezâsıdır. Evet, küfür, bütün mevcûdâtı tahkír ve zerreden Arş’a kadar umûm mevcûdâtın vücûb-i vücûd ve vahdâniyyet-i İlâhiyyeye şehâdetlerini red ve tekzîb olduğundan, hukúku’l-ibâda tecâvüzdür. Kâfir, mevcûdâtın hukúkuna tecâvüz ettiğinden dolayı, müstehak olduğu cezâsını çektikten sonra vücûdu ateşe karşı bir nevi ülfet peydâ eder, alışır. Cenâb-ı Hak, hukúk-ı ibâda taallûk eden cezâ bitmedikçe, ehl-i Cehennem’e ülfeti nasîb etmez.</p><p> </p><p>İşte metinde geçen <strong>“kâfirin amelinin cezâsı”</strong>ndan murâd, hukúku’l-ibâda tecâvüzünden dolayı çektiği azâbtır. Her bir zerrenin tahkíri bir katl, her bir zerrenin vücûb-i vücûd ve vahdâniyyet-i İlâhiyyeye şehâdetinin tekzîbi ise başka bir katl hükmünde olduğu hakíkati düşünülse; kâfirin amelinin cezâsının ne kadar azîm ve dâimî olduğu anlaşılır. </p><p> </p><p><strong>Müellif (ra), bu mevzû’da şöyle buyurmaktadır:</strong></p><p> </p><p>“Evet, küfür, mevcûdâtın kıymetini iskát ve ma’nâsızlıkla ittihâm ettiğinden bütün kâinâta karşı bir tahkír; ve mevcûdât âyinelerinde cilve-i Esmâyı inkâr olduğundan bütün Esmâ-yı İlâhiyyeye karşı bir tezyîf; ve mevcûdâtın vahdâniyyete olan şehâdetlerini reddettiğinden bütün mahlûkáta karşı bir tekzîb olduğundan; isti’dâd-ı insânîyi öyle ifsâd eder ki: Salâh ve hayrı kabûle liyâkatı kalmaz. Hem, bir zulm-i azîmdir ki: Umûm mahlûkátın ve bütün esmâ-i İlâhîyyenin hukúkuna bir tecâvüzdür. İşte şu hukúkun muhâfazası; ve nefs-i kâfir hayra kábiliyyetsizliği; küfrün adem-i afvını iktizâ eder. şu ma’nâyı ifâde eder.”</p><p> </p><p><strong>“SUÂL:</strong> Kısa bir zamândaki küfre mukábil, hadsiz bir zamân Cehennemde hapis nasıl adâlet olur?</p><p> </p><p><strong>“ELCEVÂB:</strong> Sene, üç yüz altmış beş gün hesâbıyla, bir dakíkada katl, yedi milyon sekiz yüz seksen dört bin dakíka hapis iktizâsı kánûn-i adâlet iken; bir dakíka küfür, bin katl hükmünde olduğundan, yirmi sene ömrünü küfürle geçiren ve küfür ile ölen bir adam, kánûn-i adâletle elli yedi trilyon iki yüz bir milyar iki yüz milyon sene beşerin kánûn-i adâletiyle hapse müstehak olur. Elbetteadâlet-i İlâhî ile vech-i muvâfakatı bundan anlaşılıyor.</p><p> </p><p>“Birbirinden gáyet uzak iki adedin sırr-ı münâsebeti şudur ki: Katl ve küfür, tahrîb ve tecâvüz olduğu için, gayre te’sîrât yapar. Bir dakíkada katl, leakal zâhirî âdete göre on beş sene maktûlün hayâtını selb eder, onun yerine hapse girer. <strong>Bir dakíka küfür, bin bir esmâ-i İlâhî’yi inkâr ve nukúşlarını tezyîf ve kâinâtın hukúkuna tecâvüz ve kemâlâtını inkâr ve hadsiz delâil-i vahdâniyyeti tekzîb ve şehâdetlerini reddetmek</strong> olduğundan; kâfiri, binler seneden ziyâde esfel-i sâfilîne atar, de hapseder.”</p><p> </p><p><strong>Râbian:</strong> Kâfirin Cehennem’de çekeceği azâb ile alâkalı iki mes’ele-i mühimme vardır:</p><p> </p><p><strong>Birinci Mes’ele:</strong> Azâb çeken kâfirin cesedinin durumudur. Kâfir, yukarıda îzâh edilen amelinin cezâsını çektikten sonra, Cehennem ateşine karşı bir nev’i ülfet peydâ eder. Bu ülfet, <strong>hâşâ azâbın hafifleyeceği ma’nâsına gelmez</strong>. Belki, Cehennem’e girdiği ilk andan i’tibâren kâfirin azâbı devâmlı artarak gider.</p><p> </p><p>Evet, Cehennem’de azâb-ı İlâhî devâmlı olarak arttığı gibi; buna bağlı olarak vücûdun o azâbdan aldığı elem de devâmlı artar. Demek, hem azâb, hem de o azâbdan hâsıl olan elem dâimî olarak artar. Azâbda ve elemde azalma ve hafifleme olmaz. Ancak, vücûd, bu azâba karşı tahammüle alışır ve <strong>ülfet peydâ eder</strong> ve bu ona bir nev’i rahmettir.</p><p> </p><p>Müellif (ra)’ın, <strong>“Kâfir, küfrünün cezâsı olarak kesb-i istihkák ettiği ebedî Cehennem’de kalmakla berâber, amelinin cezâsını çektikten sonra ateşe karşı bir nevi ülfet peydâ eder”</strong> cümlesinde geçen ülfet ta’bîri, azâbın hafiflemesi ve elemin azalması demek değildir. Belki, zamânla o azâba alışmaktır. Cenâb-ı Hak, hukúk-ı ibâda taallûk eden cezâ bitmedikçe ehl-i Cehennem’e ülfeti nasîb etmez; onlar Cehennem’de devâmlı feryâd edip dururlar. <strong><span style="color: blue">Ehl-i Cehennem’in azâb-ı İlâhiyye karşı ülfet peydâ etmesini akla takrîb etmek için birkaç misâl zikredeceğiz:</span></strong></p><p> </p><p><strong>Birinci misâl:</strong> Nasıl ki, hasta bir adam, hastalığının ilk günlerinde vücûdu alışmadığından çok elem çeker; hastalığı devâm ettikçe zamânla vücûd o hastalığa alışır ve hasta olan adam da bu hastalığı kabûllenir. <strong>Hastalık ve elem hafiflemediği halde zamânla vücûd o hastalığa alışır.</strong></p><p> </p><p><strong>İkinci Misâl:</strong> Kış mevsimi geldiği zamân, insânlar birden soğuğa yakalandığı için, sıkıntı çekerler. Kışın soğuğu ve çekilen sıkıntı hafiflemediği halde zamânla o soğuğa alışırlar.</p><p> </p><p><strong>Üçüncü Misâl:</strong> Hapse giren bir adam, ilk zamânlar çok rahatsız olur. Hapis cezâsı düşmediği ve çektiği sıkıntı azalmadığı halde zamânla haline râzı olur ve bu cezâ ve sıkıntıya alışır.</p><p> </p><p><strong>Dördüncü Misâl:</strong> İlk olarak elli kiloyu kaldırmak bir adama zor gelebilir. Zamânla egzersiz yaparak bu yükü, belki daha fazlasını kaldırmaya alışır.</p><p> </p><p><strong>Beşinci Misâl:</strong> Yeni ilme başlayan bir talebe, ilk zamânlarda ilim tahsîlinde zorlanır. Ama, bu zorluklara zamânla alışır.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Tevhid_Nur, post: 105078"] Evvelâ: [B]Kâfirin işlemiş olduğu iyilikler husûsunda iki görüş vardır:[/B] [B]Birincisi:[/B] [COLOR=blue]Cumhûr-i ulemâya[/COLOR] göre; kâfir, dünyâda işlemiş olduğu hayırların mükâfâtını sâdece dünyâda görür. Âhirette ise küfründen dolayı hayırlarının mükâfâtını görmez ve azâbı da hafiflemez. Ancak, kâfirler, dünyâda işlemiş oldukları hayırların yerine cürm işleyebilirlerdi. O cürmün yerine hayr işlemeleri sebebiyle cürümleri az olacağından, [B][COLOR=blue]Cehennem’deki derekeleri de ayrı ayrı olur[/COLOR][/B]. [B]İkincisi:[/B] Kâfir, işlemiş olduğu iyiliklerinin karşılığını ekseriyetle dünyâda görür. Eğer dünyâda iyiliklerinin karşılığını tam almamışsa; o zamân âhirette mahkeme-i kübrâda hayırlı amellerine mükâfât olarak Cehennem’deki azâbı hafifletilir ve Cehennem’de kalacağı yeri tesbît edilir. Cehennem’e gittiğinde ise kendisi için tesbît edilen o yerinde ebedî olarak kalır ve azâbı asla hafiflemez. Meselâ; Edison, beşeriyyetin menfaatine medâr olan elektrik gibi küllî bir hayra sebeb olmuştur. [B]Eğer îmân etmeden ölmüşse, dünyâda pek çok niam-ı İlâhiyyeye mazhar olmakla mükâfâtını aldığı gibi; âhirette ise, eğer dünyâda iyiliklerinin karşılığını tam almamışsa, ebedî [COLOR=blue]Cehennem’de kalması kesin olmakla berâber, Cehennem’de diğer ehl-i küfre nisbeten azâbı hafif olur.[/COLOR][/B] [B]Müellif (ra) bu konuda şöyle buyuruyor:[/B] “Dünyâda şu mümin, kısmen kusûrâtından cezâsını gördüğü için, dünyâ onun hakkında bir dâr-ı cezâdır. Dünyâ, onların saâdetli âhiretlerine nisbeten bir zindan ve Cehennem’dir. Ve [B]kâfirler mâdem Cehennemden çıkmayacaklar[/B]. Hasenâtlarının mükâfâtlarını kısmen dünyâda gördükleri ve büyük seyyiâtları te’hîr edildiği cihetle, onların âhiretine nisbeten dünyâ, Cennet’leridir.” O halde, bu iki görüş sâhibleri arasındaki ihtilâf lâfızdan ibarettir; hakíkatte ise ihtilâf yoktur denilebilir. [B]Sâniyen:[/B] Kur’ân’ın ifâdesiyle, Cehennem yedi tabakadır ve her tabaka, ona lâyık suçlularla doludur. [B][COLOR=blue]مِنْهُمْ جُزْءٌ مَقْسُومٌ وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ اَجْمَعينَ لَهَا سَبْعَةُ اَبْوَابٍ لِكُلِّ بَابٍ[/COLOR][/B] [B]“Muhakkak Cehennem, İblis ve ona tâbi’ olanların va’d olundukları mahaldir. Cehennem için yedi kapı vardır. Her kapı için Cehennem ehlinden ayrılmış bir tâife vardır.”[/B] Ba’zı müfessirlere göre, Cehennem’in yedi kapısından maksad, yedi tabakasıdır. Bu tabakalardan; [B]Birincisi:[/B] “Hâviye”, günâhkâr mü’minler için; [B]İkincisi:[/B] “Sakar”, Hıristiyanlar için; [B]Üçüncüsü:[/B] “Saîr”, Yahûdîler için; [B]Dördüncüsü:[/B] “Cahîm”, Sâbiînler için; [B]Beşincisi:[/B] “Leza”, Mecûsîler için; [B]Altıncısı:[/B] “Hutame”, Putperestler için; [B]Yedincisi:[/B] “Derk-i esfel”, münâfıklar içindir. Bu tabakalar içinde de binlerce azâb mertebeleri mevcûddur. [B]Sâlisen:[/B] Kâfir, küfrü sebebiyle kendisi için tesbît edilen Cehennem’in tabakasında iki cezâ görür: [B]Biri:[/B] [B][COLOR=blue]Hukúkullaha tecâvüz[/COLOR][/B] etmesi sebebiyle müstehak olduğu cezâdır. Evet, küfür, gayr-i mütenâhî olan Zât, sıfât ve esmâ-i İlâhiyyeyi inkâr ve tezyîf olduğundan, hukúkullaha hadsiz bir tecâvüzdür. Bunun cezâsı ise ebedî Cehennem’dir. Zîrâ, Allah ebedî olduğu gibi, her bir isim ve sıfatı dahi ebedîdir. Dolayısıyla, Zât-ı İlâhî’yi veyâ esmâ ve sıfât-ı İlâhiyyeden birisini inkâr etmek, ebedî bir azâbı netîce verir. [B]Meselâ;[/B] Allah’ın kelâm-ı ezelî ve ebedîsi olan Kur’ân’ın bir tek âyetini inkâr eden veyâ bir tek hükm-i Kur’âniyyeyi reddeden kimse, o gayr-ı mütenâhî olan kelâm sıfatını inkâr ettiğinden, gayr-ı mütenâhî bir cinâyet işlemiş olur. Gayr-ı mütenâhî bir cinâyet ise, gayr-ı mütenâhî bir azâbı iktizâ eder. Bu ise, ebedî Cehennem’dir ve kâfirin Cehennem’de çekeceği azâbında hafifleme olmaz; belki azâbı devâmlı ziyâde edilir. Demek, metinde geçen [B]“kâfirin kesb-i istihkák ettiği cezâ”[/B]dan murâd, kâfirin hukúkullaha tecâvüzünden dolayı ebedî Cehennem’de kalmasıdır. [B]Diğeri:[/B] Kâfirin,[B] hukúku’l-ibâda tecâvüz[/B] etmesi sebebiyle Cehennem’de çekeceği amelinin cezâsıdır. Evet, küfür, bütün mevcûdâtı tahkír ve zerreden Arş’a kadar umûm mevcûdâtın vücûb-i vücûd ve vahdâniyyet-i İlâhiyyeye şehâdetlerini red ve tekzîb olduğundan, hukúku’l-ibâda tecâvüzdür. Kâfir, mevcûdâtın hukúkuna tecâvüz ettiğinden dolayı, müstehak olduğu cezâsını çektikten sonra vücûdu ateşe karşı bir nevi ülfet peydâ eder, alışır. Cenâb-ı Hak, hukúk-ı ibâda taallûk eden cezâ bitmedikçe, ehl-i Cehennem’e ülfeti nasîb etmez. İşte metinde geçen [B]“kâfirin amelinin cezâsı”[/B]ndan murâd, hukúku’l-ibâda tecâvüzünden dolayı çektiği azâbtır. Her bir zerrenin tahkíri bir katl, her bir zerrenin vücûb-i vücûd ve vahdâniyyet-i İlâhiyyeye şehâdetinin tekzîbi ise başka bir katl hükmünde olduğu hakíkati düşünülse; kâfirin amelinin cezâsının ne kadar azîm ve dâimî olduğu anlaşılır. [B]Müellif (ra), bu mevzû’da şöyle buyurmaktadır:[/B] “Evet, küfür, mevcûdâtın kıymetini iskát ve ma’nâsızlıkla ittihâm ettiğinden bütün kâinâta karşı bir tahkír; ve mevcûdât âyinelerinde cilve-i Esmâyı inkâr olduğundan bütün Esmâ-yı İlâhiyyeye karşı bir tezyîf; ve mevcûdâtın vahdâniyyete olan şehâdetlerini reddettiğinden bütün mahlûkáta karşı bir tekzîb olduğundan; isti’dâd-ı insânîyi öyle ifsâd eder ki: Salâh ve hayrı kabûle liyâkatı kalmaz. Hem, bir zulm-i azîmdir ki: Umûm mahlûkátın ve bütün esmâ-i İlâhîyyenin hukúkuna bir tecâvüzdür. İşte şu hukúkun muhâfazası; ve nefs-i kâfir hayra kábiliyyetsizliği; küfrün adem-i afvını iktizâ eder. şu ma’nâyı ifâde eder.” [B]“SUÂL:[/B] Kısa bir zamândaki küfre mukábil, hadsiz bir zamân Cehennemde hapis nasıl adâlet olur? [B]“ELCEVÂB:[/B] Sene, üç yüz altmış beş gün hesâbıyla, bir dakíkada katl, yedi milyon sekiz yüz seksen dört bin dakíka hapis iktizâsı kánûn-i adâlet iken; bir dakíka küfür, bin katl hükmünde olduğundan, yirmi sene ömrünü küfürle geçiren ve küfür ile ölen bir adam, kánûn-i adâletle elli yedi trilyon iki yüz bir milyar iki yüz milyon sene beşerin kánûn-i adâletiyle hapse müstehak olur. Elbetteadâlet-i İlâhî ile vech-i muvâfakatı bundan anlaşılıyor. “Birbirinden gáyet uzak iki adedin sırr-ı münâsebeti şudur ki: Katl ve küfür, tahrîb ve tecâvüz olduğu için, gayre te’sîrât yapar. Bir dakíkada katl, leakal zâhirî âdete göre on beş sene maktûlün hayâtını selb eder, onun yerine hapse girer. [B]Bir dakíka küfür, bin bir esmâ-i İlâhî’yi inkâr ve nukúşlarını tezyîf ve kâinâtın hukúkuna tecâvüz ve kemâlâtını inkâr ve hadsiz delâil-i vahdâniyyeti tekzîb ve şehâdetlerini reddetmek[/B] olduğundan; kâfiri, binler seneden ziyâde esfel-i sâfilîne atar, de hapseder.” [B]Râbian:[/B] Kâfirin Cehennem’de çekeceği azâb ile alâkalı iki mes’ele-i mühimme vardır: [B]Birinci Mes’ele:[/B] Azâb çeken kâfirin cesedinin durumudur. Kâfir, yukarıda îzâh edilen amelinin cezâsını çektikten sonra, Cehennem ateşine karşı bir nev’i ülfet peydâ eder. Bu ülfet, [B]hâşâ azâbın hafifleyeceği ma’nâsına gelmez[/B]. Belki, Cehennem’e girdiği ilk andan i’tibâren kâfirin azâbı devâmlı artarak gider. Evet, Cehennem’de azâb-ı İlâhî devâmlı olarak arttığı gibi; buna bağlı olarak vücûdun o azâbdan aldığı elem de devâmlı artar. Demek, hem azâb, hem de o azâbdan hâsıl olan elem dâimî olarak artar. Azâbda ve elemde azalma ve hafifleme olmaz. Ancak, vücûd, bu azâba karşı tahammüle alışır ve [B]ülfet peydâ eder[/B] ve bu ona bir nev’i rahmettir. Müellif (ra)’ın, [B]“Kâfir, küfrünün cezâsı olarak kesb-i istihkák ettiği ebedî Cehennem’de kalmakla berâber, amelinin cezâsını çektikten sonra ateşe karşı bir nevi ülfet peydâ eder”[/B] cümlesinde geçen ülfet ta’bîri, azâbın hafiflemesi ve elemin azalması demek değildir. Belki, zamânla o azâba alışmaktır. Cenâb-ı Hak, hukúk-ı ibâda taallûk eden cezâ bitmedikçe ehl-i Cehennem’e ülfeti nasîb etmez; onlar Cehennem’de devâmlı feryâd edip dururlar. [B][COLOR=blue]Ehl-i Cehennem’in azâb-ı İlâhiyye karşı ülfet peydâ etmesini akla takrîb etmek için birkaç misâl zikredeceğiz:[/COLOR][/B] [B]Birinci misâl:[/B] Nasıl ki, hasta bir adam, hastalığının ilk günlerinde vücûdu alışmadığından çok elem çeker; hastalığı devâm ettikçe zamânla vücûd o hastalığa alışır ve hasta olan adam da bu hastalığı kabûllenir. [B]Hastalık ve elem hafiflemediği halde zamânla vücûd o hastalığa alışır.[/B] [B]İkinci Misâl:[/B] Kış mevsimi geldiği zamân, insânlar birden soğuğa yakalandığı için, sıkıntı çekerler. Kışın soğuğu ve çekilen sıkıntı hafiflemediği halde zamânla o soğuğa alışırlar. [B]Üçüncü Misâl:[/B] Hapse giren bir adam, ilk zamânlar çok rahatsız olur. Hapis cezâsı düşmediği ve çektiği sıkıntı azalmadığı halde zamânla haline râzı olur ve bu cezâ ve sıkıntıya alışır. [B]Dördüncü Misâl:[/B] İlk olarak elli kiloyu kaldırmak bir adama zor gelebilir. Zamânla egzersiz yaparak bu yükü, belki daha fazlasını kaldırmaya alışır. [B]Beşinci Misâl:[/B] Yeni ilme başlayan bir talebe, ilk zamânlarda ilim tahsîlinde zorlanır. Ama, bu zorluklara zamânla alışır. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Cehennem ebedimidir?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst