Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Cehennem ebedimidir?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Tevhid_Nur" data-source="post: 105080"><p>İşte bu beş misâle kıyâsen, ehl-i Cehennem’in azâbı ve o azâbdan hasıl olan elemi arttığı halde zamânla vücûd o azâba ve o eleme alışır. Yâni, hâline rızâ gösterir ve cezâsını kabûllenir. Gelecek âyet-i kerîmeler, bu hakíkati ifâde etmektedir:</p><p> </p><p><strong><span style="color: blue">اِنَّ الْمُجْرِمينَ فى عَذَابِ جَهَنَّمَ خَالِدُونَ لَا يُفَتَّرُ عَنْهُمْ وَهُمْ فيهِ مُبْلِسُونَ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلكِنْ كَانُوا هُمُ الظَّالِمينَ وَنَادَوْا يَا مَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ قَالَ اِنَّكُمْ مَاكِثُونَ</span></strong> </p><p><strong>“Küfrü irtikâb eden kâfirler, azâb-ı Cehennem’de ebedî kalıcılardır. Cehennem’de kaldıkları müddet, asla azâbları tahfîf olunmaz. Onlar, azâbdan kurtulmaktan ümitlerini keserler. Binâenaleyh dâimâ muazzeb olurlar. Biz onlara zulmetmedik; velâkin onlar kendileri zâlim oldular. ( Cehennem azâbını ebedî kılmakla ve azâbı hafifletmemekle Biz, onlara zulmetmedik; velâkin onlar, küfür gibi azîm bir cinâyeti irtikâb etmekle ve hukúk-ı ibâda tecâvüz etmekle kendi nefislerine zulmettiler. Çünkü, cezânın büyüklüğü, cinâyetin büyüklüğü nisbetindedir.) Ehl-i Cehennem, üzerlerine vâkı’ olan azâba tahammülleri kalmayınca, Cehennem’in bekçisi olan Mâlik’i çağırırlar ve derler ki: ‘Ey Mâlik! Rabbin Teâlâ bizi öldürsün ki, azâb-ı Cehennem’den halâs olalım. Zîrâ, tahammülümüz kalmadı.’ (Rivâyette vardır ki, bin sene Mâlik’i böyle çağırırlar. Bin sene sonra Mâlik onlara şöyle cevâb verir<img src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAIAAAAAAAP///yH5BAEAAAAALAAAAAABAAEAAAIBRAA7" class="smilie smilie--sprite smilie--sprite1" alt=":)" title="Smile :)" loading="lazy" data-shortname=":)" /> ‘ Siz Cehennem’de kalacaksınız.’</strong> ”</p><p> </p><p>Bu âyetlerde kâfirlerin azâblarının üç cihetle şiddeti beyân olunmuştur:</p><p> </p><p><strong>Birincisi:</strong> Azâbın ebedî olmasıdır.</p><p><strong>İkincisi:</strong> Azâbın tahfîf olunmamasıdır.</p><p><strong>Üçüncüsü:</strong> Azâbdan kurtulmaktan ümidlerini kesmeleridir.</p><p> </p><p>Bunun her üçü de azâb üzerine azâbtır.</p><p> </p><p>İşte Müellif (ra)’ın, <strong>“Kâfir, küfrünün cezâsı olarak kesb-i istihkák ettiği ebedî Cehennem’de kalmakla berâber, amelinin cezâsını çektikten sonra ateşe karşı bir nev’i ülfet peydâ eder”</strong> cümlesinden murâd, mezkûr ma’nâlardır.</p><p> </p><p><strong>İkinci Mes’ele:</strong> Azâbın şeklidir. Kâfirin küfrünün cezâsı, ebedî Cehennemdir. Bu azâbda hafifleme olmaz; belki her an azâb ziyâdeleşir. Hem kâfirin Cehennem’de değişik azâb şekilleriyle muazzeb olması da azâbın ziyâde olmasının bir başka ma’nâsıdır. Kur’ân-ı Azîmüşşân bu hakíkati, bir çok âyâtıyla beyân etmiştir. Nümûne olarak birkaçını naklediyoruz:</p><p> </p><p><strong><span style="color: blue">اِنَّ الَّذينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ اُولئِكَ عَلَيْهِمْ لَعْنَةُ اللّهِ وَالْمَلئِكَةِ وَالنَّاسِ اَجْمَعينَ خَالِدينَ فيهَا لَايُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَاهُمْ يُنْظَرُونَ</span></strong></p><p><strong>“Şu kimseler ki, kâfir oldular ve kâfir oldukları halde öldüler. İşte Allah’ın ve meleklerin ve tüm insânların la’neti onlar üzerine nâzil olacak ve ebedî la’nete mazhariyyetle Cehennem’de kalıcı oldukları halde onlardan azâb bir lâhza bile tahfîf olunmaz ve onlara bir dakíka bile mühlet verilmez.”</strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: blue">وَاِذَا رَاَ الَّذينَ ظَلَمُوا الْعَذَابَ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ</span></strong></p><p><strong>“Zâlimler, azâbı gördüklerinde onlardan azâb tahfîf olunmaz ve onlara mühlet verilmez.”</strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: blue">اَلَّذينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبيلِ اللّهِ زِدْنَاهُمْ عَذَابًا فَوْقَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يُفْسِدُون</span></strong></p><p><strong>“Şu kimseler ki, kâfir oldular ve yalnız küfürle iktifâ etmediler; belki küfürleriyle berâber tarîk-ı İlâhî olan dîn-i İslâma dâhil olmak isteyenleri men’ ettiler. Onların ifsâdları sebebiyle biz azâblarının üzerine azâb ziyâde ettik.”</strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: blue">اِنَّ الَّذينَ كَفَرُوا بِايَاتِنَا سَوْفَ نُصْليهِمْ نَارًا كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُمْ بَدَّلْنَاهُمْ جُلُودًا غَيْرَهَا لِيَذُوقُوا الْعَذَابَ اِنَّ اللّهَ كَانَ عَزيزًا حَكيمًا</span></strong></p><p><strong>“Şu kimseler ki, onlar bizim vahdâniyyetimize ve nebîmizin nübuvvetine delâlet eden âyetleri inkâr ettiler. Onları yakında Biz, nâr-ı Cehennem’e idhâl ederiz. Her ne zamân derileri pişer, yanar ve müzmahil olursa; Biz onların derilerini evvelki derilerinin gayrı yeni bir deriye tebdîl ederiz ki, onlar azâbı dâimî sûrette tatsınlar. Zîrâ, Allahu Teâlâ cümle âleme gálib ve ef’âli, hikmete muvâfıktır.”</strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: blue">مَاْويهُمْ جَهَنَّمُ كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَاهُمْ سَعيرًا</span></strong></p><p><strong>“O kâfirlerin mahalleri Cehennemdir. Her ne zamân onların etlerini ve derilerini yakmakla Cehennem’in alevi azalırsa, biz onların derilerini ve etlerini iâde etmekle onlara Cehennem’in alevini ziyâde ederiz.”</strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: blue">وَالَّذينَ كَفَرُوا لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَ لَايُقْضى عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا وَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ مِنْ عَذَابِهَا كَذلِكَ نَجْزى كُلَّ كَفُورٍ</span></strong></p><p><strong>“Şu kimseler ki, kâfir oldular. Onlar için Cehennem azâbı vardır. Ehl-i Cehennem üzerine ölümle hükmolunmaz ki, ölseler de azâbdan kurtulsalar. Ve onlardan Cehennem azâbı tahfîf olunmaz ki, bir nefes alsalar da azıcık bir zamân istifâde etseler. İşte her münkir-i niam-ı İlâhiyye olan kâfire Biz böylece cezâ veririz.”</strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: blue">فَذُوقُوا فَلَنْ نَزيدَكُمْ اِلَّا عَذَابًا</span></strong></p><p><strong>“Kâfirlere şöyle denir: Cehennem azâbını tadın. Bundan sonra ancak azâbınızı arttıracağız.”</strong></p><p> </p><p><strong>Hulâsâ:</strong> Kâfir, amelinin cezâsını çektikten sonra ateşe karşı bir nev’i ülfet peydâ eder. Bununla berâber, çekeceği azâbda ve o azâbdan hâsıl olan elemde hiç bir hafifleme olmaz. Belki, dâimî olarak hem azâb, hem de elem artar. Zîrâ, mezkûr âyetlerin ifâdesiyle, onlar hakkında vaîd-i İlâhî böyle hükmolunmuştur.</p><p> </p><p>Cehennem’de kâfirlerin azâbının hafiflemeyeceğini îzâh eden bunlar gibi yüzer âyât-ı Kur’âniyye mevcûd iken, bu hakíkatı inkâr etmek, yüzer âyât-ı Kur’âniyyeyi inkâr etmek hükmündedir. Dellâl-ı Kur’ân olan Üstad Bedîüzzamân Hazretleri de Kur’ân’ın bu hükmünü beyân etmiştir. O halde, <strong>Üstad Bedîüzzamân</strong> Hazretlerinin bu ifâdeleri, <strong>âyât-ı Kur’âniyyeye</strong> tam muvâfıktır; muhâlif değildir. Dolayısıyla, bu zâtın <strong>Kur’ân’ın</strong> bu hükmüne muhâlif söz söylemesi tasavvur edilemez. Ancak, o gizli zındıka komitesi, <strong>Üstad Bedîüzzamân</strong> Hazretlerinin bu cümlelerini te’vîlât-ı fâside ile te’vîl edip bâtıl bir ma’nâ vererek <strong>Bedîüzzamân Hazretlerine</strong> iftirâda bulunmuştur. O gizli zındıka komitesinin bu iftirâsına karşı bütün Müslümanların <strong>Üstad Bedîüzzamân Hazretlerini</strong> gelecek âyet-i kerîmenin nassıyla tebrie etmesi vazîfeleridir:</p><p> </p><p><strong><span style="color: blue">َا يَكُونُ لَنَا اَنْ نَتَكَلَّمَ بِهذَا سُبْحَانَكَ هذَا بُهْتَانٌ عَظيمٌ</span></strong></p><p>Meali: <strong>“Bizim için, söylenen şu sözü ve bunun emsâlini söylemek sahîh olmaz. Ne acâib ve garâibe tesâdüf ediyoruz. Yâ Rabbî! Seni nekáisten tenzîh ederiz ki, şu söylenen söz, vâkıın hılâfı büyük bir bühtân ve iftirâdır.”</strong></p><p> </p><p><strong><em>Kaynak:<span style="color: blue">Rahle Yayınları; Reddu’l-evham-3</span></em></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Tevhid_Nur, post: 105080"] İşte bu beş misâle kıyâsen, ehl-i Cehennem’in azâbı ve o azâbdan hasıl olan elemi arttığı halde zamânla vücûd o azâba ve o eleme alışır. Yâni, hâline rızâ gösterir ve cezâsını kabûllenir. Gelecek âyet-i kerîmeler, bu hakíkati ifâde etmektedir: [B][COLOR=blue]اِنَّ الْمُجْرِمينَ فى عَذَابِ جَهَنَّمَ خَالِدُونَ لَا يُفَتَّرُ عَنْهُمْ وَهُمْ فيهِ مُبْلِسُونَ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلكِنْ كَانُوا هُمُ الظَّالِمينَ وَنَادَوْا يَا مَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ قَالَ اِنَّكُمْ مَاكِثُونَ[/COLOR][/B] [B]“Küfrü irtikâb eden kâfirler, azâb-ı Cehennem’de ebedî kalıcılardır. Cehennem’de kaldıkları müddet, asla azâbları tahfîf olunmaz. Onlar, azâbdan kurtulmaktan ümitlerini keserler. Binâenaleyh dâimâ muazzeb olurlar. Biz onlara zulmetmedik; velâkin onlar kendileri zâlim oldular. ( Cehennem azâbını ebedî kılmakla ve azâbı hafifletmemekle Biz, onlara zulmetmedik; velâkin onlar, küfür gibi azîm bir cinâyeti irtikâb etmekle ve hukúk-ı ibâda tecâvüz etmekle kendi nefislerine zulmettiler. Çünkü, cezânın büyüklüğü, cinâyetin büyüklüğü nisbetindedir.) Ehl-i Cehennem, üzerlerine vâkı’ olan azâba tahammülleri kalmayınca, Cehennem’in bekçisi olan Mâlik’i çağırırlar ve derler ki: ‘Ey Mâlik! Rabbin Teâlâ bizi öldürsün ki, azâb-ı Cehennem’den halâs olalım. Zîrâ, tahammülümüz kalmadı.’ (Rivâyette vardır ki, bin sene Mâlik’i böyle çağırırlar. Bin sene sonra Mâlik onlara şöyle cevâb verir:) ‘ Siz Cehennem’de kalacaksınız.’[/B] ” Bu âyetlerde kâfirlerin azâblarının üç cihetle şiddeti beyân olunmuştur: [B]Birincisi:[/B] Azâbın ebedî olmasıdır. [B]İkincisi:[/B] Azâbın tahfîf olunmamasıdır. [B]Üçüncüsü:[/B] Azâbdan kurtulmaktan ümidlerini kesmeleridir. Bunun her üçü de azâb üzerine azâbtır. İşte Müellif (ra)’ın, [B]“Kâfir, küfrünün cezâsı olarak kesb-i istihkák ettiği ebedî Cehennem’de kalmakla berâber, amelinin cezâsını çektikten sonra ateşe karşı bir nev’i ülfet peydâ eder”[/B] cümlesinden murâd, mezkûr ma’nâlardır. [B]İkinci Mes’ele:[/B] Azâbın şeklidir. Kâfirin küfrünün cezâsı, ebedî Cehennemdir. Bu azâbda hafifleme olmaz; belki her an azâb ziyâdeleşir. Hem kâfirin Cehennem’de değişik azâb şekilleriyle muazzeb olması da azâbın ziyâde olmasının bir başka ma’nâsıdır. Kur’ân-ı Azîmüşşân bu hakíkati, bir çok âyâtıyla beyân etmiştir. Nümûne olarak birkaçını naklediyoruz: [B][COLOR=blue]اِنَّ الَّذينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ اُولئِكَ عَلَيْهِمْ لَعْنَةُ اللّهِ وَالْمَلئِكَةِ وَالنَّاسِ اَجْمَعينَ خَالِدينَ فيهَا لَايُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَاهُمْ يُنْظَرُونَ[/COLOR][/B] [B]“Şu kimseler ki, kâfir oldular ve kâfir oldukları halde öldüler. İşte Allah’ın ve meleklerin ve tüm insânların la’neti onlar üzerine nâzil olacak ve ebedî la’nete mazhariyyetle Cehennem’de kalıcı oldukları halde onlardan azâb bir lâhza bile tahfîf olunmaz ve onlara bir dakíka bile mühlet verilmez.”[/B] [B][COLOR=blue]وَاِذَا رَاَ الَّذينَ ظَلَمُوا الْعَذَابَ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ[/COLOR][/B] [B]“Zâlimler, azâbı gördüklerinde onlardan azâb tahfîf olunmaz ve onlara mühlet verilmez.”[/B] [B][COLOR=blue]اَلَّذينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبيلِ اللّهِ زِدْنَاهُمْ عَذَابًا فَوْقَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يُفْسِدُون[/COLOR][/B] [B]“Şu kimseler ki, kâfir oldular ve yalnız küfürle iktifâ etmediler; belki küfürleriyle berâber tarîk-ı İlâhî olan dîn-i İslâma dâhil olmak isteyenleri men’ ettiler. Onların ifsâdları sebebiyle biz azâblarının üzerine azâb ziyâde ettik.”[/B] [B][COLOR=blue]اِنَّ الَّذينَ كَفَرُوا بِايَاتِنَا سَوْفَ نُصْليهِمْ نَارًا كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُمْ بَدَّلْنَاهُمْ جُلُودًا غَيْرَهَا لِيَذُوقُوا الْعَذَابَ اِنَّ اللّهَ كَانَ عَزيزًا حَكيمًا[/COLOR][/B] [B]“Şu kimseler ki, onlar bizim vahdâniyyetimize ve nebîmizin nübuvvetine delâlet eden âyetleri inkâr ettiler. Onları yakında Biz, nâr-ı Cehennem’e idhâl ederiz. Her ne zamân derileri pişer, yanar ve müzmahil olursa; Biz onların derilerini evvelki derilerinin gayrı yeni bir deriye tebdîl ederiz ki, onlar azâbı dâimî sûrette tatsınlar. Zîrâ, Allahu Teâlâ cümle âleme gálib ve ef’âli, hikmete muvâfıktır.”[/B] [B][COLOR=blue]مَاْويهُمْ جَهَنَّمُ كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَاهُمْ سَعيرًا[/COLOR][/B] [B]“O kâfirlerin mahalleri Cehennemdir. Her ne zamân onların etlerini ve derilerini yakmakla Cehennem’in alevi azalırsa, biz onların derilerini ve etlerini iâde etmekle onlara Cehennem’in alevini ziyâde ederiz.”[/B] [B][COLOR=blue]وَالَّذينَ كَفَرُوا لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَ لَايُقْضى عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا وَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ مِنْ عَذَابِهَا كَذلِكَ نَجْزى كُلَّ كَفُورٍ[/COLOR][/B] [B]“Şu kimseler ki, kâfir oldular. Onlar için Cehennem azâbı vardır. Ehl-i Cehennem üzerine ölümle hükmolunmaz ki, ölseler de azâbdan kurtulsalar. Ve onlardan Cehennem azâbı tahfîf olunmaz ki, bir nefes alsalar da azıcık bir zamân istifâde etseler. İşte her münkir-i niam-ı İlâhiyye olan kâfire Biz böylece cezâ veririz.”[/B] [B][COLOR=blue]فَذُوقُوا فَلَنْ نَزيدَكُمْ اِلَّا عَذَابًا[/COLOR][/B] [B]“Kâfirlere şöyle denir: Cehennem azâbını tadın. Bundan sonra ancak azâbınızı arttıracağız.”[/B] [B]Hulâsâ:[/B] Kâfir, amelinin cezâsını çektikten sonra ateşe karşı bir nev’i ülfet peydâ eder. Bununla berâber, çekeceği azâbda ve o azâbdan hâsıl olan elemde hiç bir hafifleme olmaz. Belki, dâimî olarak hem azâb, hem de elem artar. Zîrâ, mezkûr âyetlerin ifâdesiyle, onlar hakkında vaîd-i İlâhî böyle hükmolunmuştur. Cehennem’de kâfirlerin azâbının hafiflemeyeceğini îzâh eden bunlar gibi yüzer âyât-ı Kur’âniyye mevcûd iken, bu hakíkatı inkâr etmek, yüzer âyât-ı Kur’âniyyeyi inkâr etmek hükmündedir. Dellâl-ı Kur’ân olan Üstad Bedîüzzamân Hazretleri de Kur’ân’ın bu hükmünü beyân etmiştir. O halde, [B]Üstad Bedîüzzamân[/B] Hazretlerinin bu ifâdeleri, [B]âyât-ı Kur’âniyyeye[/B] tam muvâfıktır; muhâlif değildir. Dolayısıyla, bu zâtın [B]Kur’ân’ın[/B] bu hükmüne muhâlif söz söylemesi tasavvur edilemez. Ancak, o gizli zındıka komitesi, [B]Üstad Bedîüzzamân[/B] Hazretlerinin bu cümlelerini te’vîlât-ı fâside ile te’vîl edip bâtıl bir ma’nâ vererek [B]Bedîüzzamân Hazretlerine[/B] iftirâda bulunmuştur. O gizli zındıka komitesinin bu iftirâsına karşı bütün Müslümanların [B]Üstad Bedîüzzamân Hazretlerini[/B] gelecek âyet-i kerîmenin nassıyla tebrie etmesi vazîfeleridir: [B][COLOR=blue]َا يَكُونُ لَنَا اَنْ نَتَكَلَّمَ بِهذَا سُبْحَانَكَ هذَا بُهْتَانٌ عَظيمٌ[/COLOR][COLOR=blue][/COLOR][/B][COLOR=blue][/COLOR] Meali: [B]“Bizim için, söylenen şu sözü ve bunun emsâlini söylemek sahîh olmaz. Ne acâib ve garâibe tesâdüf ediyoruz. Yâ Rabbî! Seni nekáisten tenzîh ederiz ki, şu söylenen söz, vâkıın hılâfı büyük bir bühtân ve iftirâdır.”[/B] [B][I]Kaynak:[COLOR=blue]Rahle Yayınları; Reddu’l-evham-3[/COLOR][/I][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Cehennem ebedimidir?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst