Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Cenab-ı Hakkın bizim ibadetimize ne ihtiyacı vardır?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Turab3" data-source="post: 200736" data-attributes="member: 1005848"><p><strong><span style="color: olive"><u>Lem'alar, Sayfa 192</u></span></strong></p><p></p><p></p><p><strong><span style="color: olive"><u>Cenab-ı Hakkın bizim ibadetimize ne ihtiyacı vardır?</u></span></strong></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 10px"><span style="color: darkred"><strong>Tabiat fikr-i küfrîsini terk eden ve imana gelen zat diyor ki: </strong></span></span></p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: darkred">Elhamdü lillâh, benim şüphelerim kalmadı. Yalnız merakımı mucip olan birkaç sualim var.</span></span></strong></p><p> </p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: darkred"><strong>BİRİNCİ SUAL: </strong></span></span></span><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #000000"><span style="color: olive">Çok tembellerden ve târikü’s-salâtlardan işitiyoruz. diyorlar ki: "Cenâb-ı Hakkın bizim ibadetimize ne ihtiyacı var ki, Kur’ân’da çok şiddet ve ısrarla, ibadeti terk edeni zecredip Cehennem gibi dehşetli bir cezayla tehdit ediyor? İtidalli ve istikametli ve adaletli olan ifade-i Kur’âniyeye nasıl yakışıyor ki, ehemmiyetsiz bir cüz’î hataya karşı nihayet şiddeti gösteriyor?"</span> </span></span></strong></span></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #000000"><span style="color: darkred">Elcevap:</span> </span></span></span></strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Evet, Cenâb-ı Hak senin ibadetine, belki hiçbir şeye muhtaç değil. Fakat sen ibadete muhtaçsın; mânen hastasın. İbadet ise, mânevî yaralarına tiryaklar hükmünde olduğunu çok risalelerde ispat etmişiz. Acaba bir hasta, o hastalık hakkında, şefkatli bir hekimin ona nâfi ilâçları içirmek hususunda ettiği ısrara mukabil, hekime dese: "Senin ne ihtiyacın var, bana böyle ısrar ediyorsun?" Ne kadar mânâsız olduğunu anlarsın. </strong></span></span></span></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #000000">Amma Kur’ân’ın, terk-i ibadet hakkında şiddetli tehdidâtı ve dehşetli cezaları ise: Nasıl ki bir padişah, raiyetinin hukukunu muhafaza etmek için, âdi bir adamın, raiyetinin hukukuna zarar veren bir hatasına göre, şiddetli cezaya çarpar. Öyle de, ibadeti ve namazı terk eden adam, Sultan-ı Ezel ve ebedin raiyeti hükmünde olan mevcudatın hukukuna ehemmiyetli bir tecavüz ve mânevî bir zulüm eder. Çünkü, mevcudatın kemalleri, Sânie müteveccih yüzlerinde tesbih ve ibadetle tezahür eder. İbadeti terk eden, mevcudatın ibadetini görmez ve göremez. Belki de inkâr eder. O vakit, ibadet ve tesbih noktasında yüksek makamda bulunan ve herbiri birer mektub-u Samedânî ve birer âyine-i esmâ-i Rabbâniye olan mevcudatı âli makamlarından tenzil ettiğinden ve ehemmiyetsiz, vazifesiz, câmid, perişan bir vaziyette telâkki ettiğinden, mevcudatı tahkir eder, kemâlâtını inkâr ve tecavüz eder. </span></span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #000000">Evet, herkes kâinatı kendi aynasıyla görür. Cenâb-ı Hak, insanı kâinat için bir mikyas, bir mizan suretinde yaratmıştır. Her insan için, bu âlemden hususî bir âlem vermiş; o âlemin rengini, o insanın itikad-ı kalbîsine göre gösteriyor. Meselâ, gayet meyus ve matemli olarak ağlayan bir insan, mevcudatı ağlar ve meyus suretinde görür. Gayet sürurlu ve neşeli, müjdeli ve kemâl-i neşesinden gülen bir adam, kâinatı neşeli, güler gördüğü gibi; mütefekkirâne ve ciddî bir surette ibadet ve tesbih eden adam, mevcudatın hakikaten mevcut ve muhakkak olan ibadet ve tesbihatlarını bir derece keşfeder ve görür. Gafletle veya inkârla ibadeti terk eden adam, mevcudatı, hakikat-i kemâlâtına tamamıyla zıt ve muhalif ve hata bir surette tevehhüm eder ve mânen onların hukukuna tecavüz eder. </span></span></span></strong></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Hem o târikü’s-salât, kendi kendine mâlik olmadığı için, kendi mâlikinin bir abdi olan kendi nefsine zulmeder. Onun mâliki, o abdinin hakkını onun nefs-i emmâresinden almak için, dehşetli tehdit eder. Hem netice-i hilkati ve gaye-i fıtratı olan ibadeti terk ettiğinden, hikmet-i İlâhiye ve meşiet-i Rabbâniyeye karşı bir tecavüz hükmüne geçer. Onun için cezaya çarpılır. </span></span></span></strong></span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p> <span style="font-size: 10px"></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #000000">Elhasıl, ibadeti terk eden hem kendi nefsine zulmeder-nefis ise Cenâb-ı Hakkın abdi ve memlûküdür-hem kâinatın hukuk-u kemâlâtına karşı bir tecavüz, bir zulümdür. Evet, nasıl ki küfür, mevcudata karşı bir tahkirdir; terk-i ibadet dahi, kâinatın kemâlâtını bir inkârdır. Hem hikmet-i İlâhiyeye karşı bir tecavüz olduğundan, dehşetli tehdide, şiddetli cezaya müstehak olur. </span></span></span></strong></p><p></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #000000">İşte bu istihkakı ve mezkûr hakikati ifade etmek için, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, mucizâne bir surette o şiddetli tarz-ı ifadeyi ihtiyar ederek, tam tamına hakikat-i belâgat olan mutabık-ı mukteza-yı hale mutabakat ediyor. </span></span></span></strong></p><p></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="color: darkred"><u>İKİNCİ SUAL:</u></span> </span></span></span></strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="color: olive">Tabiattan vazgeçen ve imana gelen zat diyor ki: "Her mevcut, her cihette, her işinde ve herşeyinde ve her şe’ninde meşiet-i İlâhiyeye ve kudret-i Rabbâniyeye tâbi olması, çok azîm bir hakikattir. Azameti cihetinde dar zihinlerimize sıkışmıyor. Halbuki gözümüzle gördüğümüz bu nihayet derecede mebzuliyet, hem hilkat ve icad-ı eşyadaki hadsiz suhulet, hem sabık bürhanlarınızla tahakkuk eden, vahdet yolundaki icad-ı eşyada nihayet derecede kolaylık ve suhulet, hem nass-ı Kur’ân ile beyan edilen </span></strong></span></span></span><span style="color: #000000"></span></p></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #000000"><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/lema/b724.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -1- <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/lema/b725.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -2- </span></span></span></strong></span></p></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #000000">gibi âyetlerin sarahaten gösterdikleri nihayet derecede kolaylık, o hakikat-i azîmeyi, en makbul ve en mâkul bir mesele olduğunu gösteriyorlar. Bu kolaylığın sırrı ve hikmeti nedir?" </span></span></span></strong></span></p></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: darkred">Elcevap:</span> Yirminci Mektubun Onuncu Kelimesi olan <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/lema/b726.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> beyanında, o sır gayet vâzıh ve katî ve mukni bir tarzda beyan edilmiş. Hususan o mektubun zeylinde daha ziyade vuzuhla ispat edilmiş ki, bütün mevcudat, Sâni-i Vâhide isnad edildiği vakit, birtek mevcut hükmünde kolaylaşır. Eğer Vâhid-i Ehade verilmezse, birtek mahlûkun icadı bütün mevcudat kadar müşkülleşir. Ve bir çekirdek, bir ağaç kadar suubetli olur. </span></span></strong></span></p></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Verdana'">Eğer Sâni-i Hakikîsine verilse, kâinat bir ağaç gibi ve ağaç bir çekirdek gibi ve Cennet bir bahar gibi ve bahar bir çiçek gibi kolaylaşır, suhulet peydâ eder. Ve bilmüşahede görünen hadsiz mebzuliyet ve ucuzluğun ve her nevin suhuletle kesret-i </span></span></strong></span></p><p></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>1 "Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir." Lokman Sûresi, 31:28. </strong></span></span></span></p><p></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>efradı bulunmasının ve kesret-i suhulet ve süratle muntazam, san’atlı, kıymetli mevcudatın kolayca vücuda gelmesinin sırlarına medar olan ve hikmetlerini gösteren yüzer delillerinden ve başka risalelerde tafsilen beyan edilen bir ikisine muhtasar bir işaret ederiz. </strong></span></span></span></p></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #000000">Meselâ, nasıl ki yüz nefer bir zâbitin idaresine verilse, bir neferin yüz zâbitin idarelerine verilmesinden yüz derece daha kolay olduğu gibi; bir ordunun teçhizat-ı askeriyesi bir merkez, bir kanun, bir fabrika ve bir padişahın emrine verildiği vakit, adeta kemiyeten bir neferin teçhizatı kadar kolaylaştığı gibi, bir neferin teçhizat-ı askeriyesi müteaddit merkezlere, müteaddit fabrikalara, müteaddit kumandanlara havalesi de, adeta bir ordunun teçhizatı kadar kemiyeten müşkilâtlı oluyor. Çünkü birtek neferin teçhizatı için, bütün orduya lâzım olan fabrikaların bulunması gerektir. </span></span></span></strong></p><p></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #000000">Hem bir ağacın, sırr-ı vahdet cihetiyle, bir kökte, bir merkezde, bir kanunla mevâdd-ı hayatiyesi verildiğinden, binler meyve veren o ağaç, bir meyve kadar suhuletli olduğu bilmüşahede görünür. Eğer vahdetten kesrete gidilse, herbir meyveye lâzım mevâdd-ı hayatiye başka yerden verilse, herbir meyve bir ağaç kadar müşkilât peydâ eder. Belki ağacın bir enmûzeci ve fihristesi olan birtek çekirdek dahi, o ağaç kadar suubetli olur. Çünkü bir ağacın hayatına lâzım olan bütün mevâdd-ı hayatiye birtek çekirdek için de lâzım oluyor. </span></span></span></strong></p></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #000000">İşte bu misaller gibi yüzler misaller var, gösteriyorlar ki, vahdette nihayet derecede suhuletle vücuda gelen binler mevcut, şirkte ve kesrette birtek mevcuttan daha ziyade kolay olur. Sair risalelerde bu hakikat iki kere iki dört eder derecede ispat edildiğinden, onlara havale edip, burada yalnız bu suhulet ve kolaylığın ilim ve kader-i İlâhî ve kudret-i Rabbâniye nokta-i nazarında gayet mühim bir sırrını beyan edeceğiz. Şöyle ki: </span></span></span></strong></p><p></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #000000">Sen bir mevcutsun. Eğer Kadîr-i Ezelîye kendini versen, bir kibrit çakar gibi, hiçten, yoktan, bir emirle, hadsiz kudretiyle, seni bir anda halk eder. Eğer sen kendini Ona vermezsen, belki esbab-ı maddiyeye ve tabiata isnad etsen, o vakit sen, kâinatın muntazam bir hülâsası, meyvesi ve küçük bir fihristesi ve listesi olduğundan; seni yapmak için kâinatı ve anâsırı ince elekle eleyip hassas ölçülerle aktâr-ı âlemden senin vücudundaki maddeleri toplamak lâzım gelir. Çünkü esbab-ı maddiye yalnız terkip eder, toplar. Kendilerinde bulunmayanı hiçten, yoktan yapamadıkları, bütün ehl-i akıl yanında musaddaktır. Öyleyse, küçük bir zîhayatın cismini aktâr-ı âlemden toplamaya mecbur olurlar. İşte vahdette ve tevhidde ne kadar kolaylık ve şirkte ve dalâlette ne kadar müşkilât var olduğunu anla. </span></span></span></strong></p><p></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: #000000">İkincisi: İlim noktasında hadsiz bir suhulet vardır. Şöyle ki: </span></span></span></strong></p><p></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><strong>Kader, ilmin bir nevidir ki, herşeyin mânevî ve mahsus kalıbı hükmünde bir miktar tayin eder. Ve o miktar-ı kaderî, o şeyin vücuduna bir plân, bir model hükmüne geçer. Kudret icad ettiği vakit, gayet suhuletle, o kaderî miktar üstünde icad eder. Eğer o şey muhit ve hadsiz ve ezelî bir ilmin sahibi olan Kadîr-i Zülcelâle verilmezse, sabıkan geçtiği gibi, binler müşkilât değil, belki yüz muhâlât ortaya düşer. Çünkü o miktar-ı kaderî ve miktar-ı ilmî olmazsa, binler haricî ve maddî kalıplar, küçücük bir hayvanın cesedinde istimal edilmek lâzım gelir. </strong></p></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 10px"><strong>İşte vahdette nihayetsiz kolaylık ve dalâlette ve şirkte hadsiz müşkilâtın bir sırrını anla, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/lema/b727.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> âyeti ne kadar hakikatli ve doğru ve yüksek bir hakikati ifade ettiğini bil. </strong></p><p></span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Turab3, post: 200736, member: 1005848"] [B][COLOR=olive][U]Lem'alar, Sayfa 192[/U][/COLOR][/B] [B][COLOR=olive][U]Cenab-ı Hakkın bizim ibadetimize ne ihtiyacı vardır?[/U][/COLOR][/B] [SIZE=2][COLOR=darkred][B]Tabiat fikr-i küfrîsini terk eden ve imana gelen zat diyor ki: [/B][/COLOR][/SIZE] [B][SIZE=2][COLOR=darkred]Elhamdü lillâh, benim şüphelerim kalmadı. Yalnız merakımı mucip olan birkaç sualim var.[/COLOR][/SIZE][/B] [SIZE=2][FONT=Verdana][COLOR=darkred][B]BİRİNCİ SUAL: [/B][/COLOR][/FONT][/SIZE][SIZE=2][B][FONT=Verdana][COLOR=#000000][COLOR=olive]Çok tembellerden ve târikü’s-salâtlardan işitiyoruz. diyorlar ki: "Cenâb-ı Hakkın bizim ibadetimize ne ihtiyacı var ki, Kur’ân’da çok şiddet ve ısrarla, ibadeti terk edeni zecredip Cehennem gibi dehşetli bir cezayla tehdit ediyor? İtidalli ve istikametli ve adaletli olan ifade-i Kur’âniyeye nasıl yakışıyor ki, ehemmiyetsiz bir cüz’î hataya karşı nihayet şiddeti gösteriyor?"[/COLOR] [/COLOR][/FONT][/B][/SIZE] [B][SIZE=2][FONT=Verdana][COLOR=#000000][COLOR=darkred]Elcevap:[/COLOR] [/COLOR][/FONT][/SIZE][/B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]Evet, Cenâb-ı Hak senin ibadetine, belki hiçbir şeye muhtaç değil. Fakat sen ibadete muhtaçsın; mânen hastasın. İbadet ise, mânevî yaralarına tiryaklar hükmünde olduğunu çok risalelerde ispat etmişiz. Acaba bir hasta, o hastalık hakkında, şefkatli bir hekimin ona nâfi ilâçları içirmek hususunda ettiği ısrara mukabil, hekime dese: "Senin ne ihtiyacın var, bana böyle ısrar ediyorsun?" Ne kadar mânâsız olduğunu anlarsın. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][SIZE=2][FONT=Verdana][COLOR=#000000]Amma Kur’ân’ın, terk-i ibadet hakkında şiddetli tehdidâtı ve dehşetli cezaları ise: Nasıl ki bir padişah, raiyetinin hukukunu muhafaza etmek için, âdi bir adamın, raiyetinin hukukuna zarar veren bir hatasına göre, şiddetli cezaya çarpar. Öyle de, ibadeti ve namazı terk eden adam, Sultan-ı Ezel ve ebedin raiyeti hükmünde olan mevcudatın hukukuna ehemmiyetli bir tecavüz ve mânevî bir zulüm eder. Çünkü, mevcudatın kemalleri, Sânie müteveccih yüzlerinde tesbih ve ibadetle tezahür eder. İbadeti terk eden, mevcudatın ibadetini görmez ve göremez. Belki de inkâr eder. O vakit, ibadet ve tesbih noktasında yüksek makamda bulunan ve herbiri birer mektub-u Samedânî ve birer âyine-i esmâ-i Rabbâniye olan mevcudatı âli makamlarından tenzil ettiğinden ve ehemmiyetsiz, vazifesiz, câmid, perişan bir vaziyette telâkki ettiğinden, mevcudatı tahkir eder, kemâlâtını inkâr ve tecavüz eder. [/COLOR][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][FONT=Verdana][COLOR=#000000]Evet, herkes kâinatı kendi aynasıyla görür. Cenâb-ı Hak, insanı kâinat için bir mikyas, bir mizan suretinde yaratmıştır. Her insan için, bu âlemden hususî bir âlem vermiş; o âlemin rengini, o insanın itikad-ı kalbîsine göre gösteriyor. Meselâ, gayet meyus ve matemli olarak ağlayan bir insan, mevcudatı ağlar ve meyus suretinde görür. Gayet sürurlu ve neşeli, müjdeli ve kemâl-i neşesinden gülen bir adam, kâinatı neşeli, güler gördüğü gibi; mütefekkirâne ve ciddî bir surette ibadet ve tesbih eden adam, mevcudatın hakikaten mevcut ve muhakkak olan ibadet ve tesbihatlarını bir derece keşfeder ve görür. Gafletle veya inkârla ibadeti terk eden adam, mevcudatı, hakikat-i kemâlâtına tamamıyla zıt ve muhalif ve hata bir surette tevehhüm eder ve mânen onların hukukuna tecavüz eder. [/COLOR][/FONT][/SIZE][/B] [LEFT][SIZE=2][B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]Hem o târikü’s-salât, kendi kendine mâlik olmadığı için, kendi mâlikinin bir abdi olan kendi nefsine zulmeder. Onun mâliki, o abdinin hakkını onun nefs-i emmâresinden almak için, dehşetli tehdit eder. Hem netice-i hilkati ve gaye-i fıtratı olan ibadeti terk ettiğinden, hikmet-i İlâhiye ve meşiet-i Rabbâniyeye karşı bir tecavüz hükmüne geçer. Onun için cezaya çarpılır. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/SIZE][/LEFT][SIZE=2] [LEFT][B][SIZE=2][FONT=Verdana][COLOR=#000000]Elhasıl, ibadeti terk eden hem kendi nefsine zulmeder-nefis ise Cenâb-ı Hakkın abdi ve memlûküdür-hem kâinatın hukuk-u kemâlâtına karşı bir tecavüz, bir zulümdür. Evet, nasıl ki küfür, mevcudata karşı bir tahkirdir; terk-i ibadet dahi, kâinatın kemâlâtını bir inkârdır. Hem hikmet-i İlâhiyeye karşı bir tecavüz olduğundan, dehşetli tehdide, şiddetli cezaya müstehak olur. [/COLOR][/FONT][/SIZE][/B][/LEFT] [LEFT][B][SIZE=2][FONT=Verdana][COLOR=#000000]İşte bu istihkakı ve mezkûr hakikati ifade etmek için, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, mucizâne bir surette o şiddetli tarz-ı ifadeyi ihtiyar ederek, tam tamına hakikat-i belâgat olan mutabık-ı mukteza-yı hale mutabakat ediyor. [/COLOR][/FONT][/SIZE][/B][/LEFT] [LEFT][B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][COLOR=darkred][U]İKİNCİ SUAL:[/U][/COLOR] [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B][COLOR=olive]Tabiattan vazgeçen ve imana gelen zat diyor ki: "Her mevcut, her cihette, her işinde ve herşeyinde ve her şe’ninde meşiet-i İlâhiyeye ve kudret-i Rabbâniyeye tâbi olması, çok azîm bir hakikattir. Azameti cihetinde dar zihinlerimize sıkışmıyor. Halbuki gözümüzle gördüğümüz bu nihayet derecede mebzuliyet, hem hilkat ve icad-ı eşyadaki hadsiz suhulet, hem sabık bürhanlarınızla tahakkuk eden, vahdet yolundaki icad-ı eşyada nihayet derecede kolaylık ve suhulet, hem nass-ı Kur’ân ile beyan edilen [/COLOR][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][COLOR=#000000] [B][SIZE=2][FONT=Verdana][COLOR=#000000][IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/lema/b724.gif[/IMG] -1- [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/lema/b725.gif[/IMG] -2- [/COLOR][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][FONT=Verdana][COLOR=#000000]gibi âyetlerin sarahaten gösterdikleri nihayet derecede kolaylık, o hakikat-i azîmeyi, en makbul ve en mâkul bir mesele olduğunu gösteriyorlar. Bu kolaylığın sırrı ve hikmeti nedir?" [/COLOR][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][FONT=Verdana][COLOR=darkred]Elcevap:[/COLOR] Yirminci Mektubun Onuncu Kelimesi olan [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/lema/b726.gif[/IMG] beyanında, o sır gayet vâzıh ve katî ve mukni bir tarzda beyan edilmiş. Hususan o mektubun zeylinde daha ziyade vuzuhla ispat edilmiş ki, bütün mevcudat, Sâni-i Vâhide isnad edildiği vakit, birtek mevcut hükmünde kolaylaşır. Eğer Vâhid-i Ehade verilmezse, birtek mahlûkun icadı bütün mevcudat kadar müşkülleşir. Ve bir çekirdek, bir ağaç kadar suubetli olur. [/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][FONT=Verdana]Eğer Sâni-i Hakikîsine verilse, kâinat bir ağaç gibi ve ağaç bir çekirdek gibi ve Cennet bir bahar gibi ve bahar bir çiçek gibi kolaylaşır, suhulet peydâ eder. Ve bilmüşahede görünen hadsiz mebzuliyet ve ucuzluğun ve her nevin suhuletle kesret-i [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR][/LEFT] [LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]1 "Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir." Lokman Sûresi, 31:28. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]efradı bulunmasının ve kesret-i suhulet ve süratle muntazam, san’atlı, kıymetli mevcudatın kolayca vücuda gelmesinin sırlarına medar olan ve hikmetlerini gösteren yüzer delillerinden ve başka risalelerde tafsilen beyan edilen bir ikisine muhtasar bir işaret ederiz. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][SIZE=2][FONT=Verdana][COLOR=#000000]Meselâ, nasıl ki yüz nefer bir zâbitin idaresine verilse, bir neferin yüz zâbitin idarelerine verilmesinden yüz derece daha kolay olduğu gibi; bir ordunun teçhizat-ı askeriyesi bir merkez, bir kanun, bir fabrika ve bir padişahın emrine verildiği vakit, adeta kemiyeten bir neferin teçhizatı kadar kolaylaştığı gibi, bir neferin teçhizat-ı askeriyesi müteaddit merkezlere, müteaddit fabrikalara, müteaddit kumandanlara havalesi de, adeta bir ordunun teçhizatı kadar kemiyeten müşkilâtlı oluyor. Çünkü birtek neferin teçhizatı için, bütün orduya lâzım olan fabrikaların bulunması gerektir. [/COLOR][/FONT][/SIZE][/B][/LEFT] [LEFT][B][SIZE=2][FONT=Verdana][COLOR=#000000]Hem bir ağacın, sırr-ı vahdet cihetiyle, bir kökte, bir merkezde, bir kanunla mevâdd-ı hayatiyesi verildiğinden, binler meyve veren o ağaç, bir meyve kadar suhuletli olduğu bilmüşahede görünür. Eğer vahdetten kesrete gidilse, herbir meyveye lâzım mevâdd-ı hayatiye başka yerden verilse, herbir meyve bir ağaç kadar müşkilât peydâ eder. Belki ağacın bir enmûzeci ve fihristesi olan birtek çekirdek dahi, o ağaç kadar suubetli olur. Çünkü bir ağacın hayatına lâzım olan bütün mevâdd-ı hayatiye birtek çekirdek için de lâzım oluyor. [/COLOR][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=2][FONT=Verdana][COLOR=#000000]İşte bu misaller gibi yüzler misaller var, gösteriyorlar ki, vahdette nihayet derecede suhuletle vücuda gelen binler mevcut, şirkte ve kesrette birtek mevcuttan daha ziyade kolay olur. Sair risalelerde bu hakikat iki kere iki dört eder derecede ispat edildiğinden, onlara havale edip, burada yalnız bu suhulet ve kolaylığın ilim ve kader-i İlâhî ve kudret-i Rabbâniye nokta-i nazarında gayet mühim bir sırrını beyan edeceğiz. Şöyle ki: [/COLOR][/FONT][/SIZE][/B][/LEFT] [LEFT][B][SIZE=2][FONT=Verdana][COLOR=#000000]Sen bir mevcutsun. Eğer Kadîr-i Ezelîye kendini versen, bir kibrit çakar gibi, hiçten, yoktan, bir emirle, hadsiz kudretiyle, seni bir anda halk eder. Eğer sen kendini Ona vermezsen, belki esbab-ı maddiyeye ve tabiata isnad etsen, o vakit sen, kâinatın muntazam bir hülâsası, meyvesi ve küçük bir fihristesi ve listesi olduğundan; seni yapmak için kâinatı ve anâsırı ince elekle eleyip hassas ölçülerle aktâr-ı âlemden senin vücudundaki maddeleri toplamak lâzım gelir. Çünkü esbab-ı maddiye yalnız terkip eder, toplar. Kendilerinde bulunmayanı hiçten, yoktan yapamadıkları, bütün ehl-i akıl yanında musaddaktır. Öyleyse, küçük bir zîhayatın cismini aktâr-ı âlemden toplamaya mecbur olurlar. İşte vahdette ve tevhidde ne kadar kolaylık ve şirkte ve dalâlette ne kadar müşkilât var olduğunu anla. [/COLOR][/FONT][/SIZE][/B][/LEFT] [LEFT][B][SIZE=2][FONT=Verdana][COLOR=#000000]İkincisi: İlim noktasında hadsiz bir suhulet vardır. Şöyle ki: [/COLOR][/FONT][/SIZE][/B][/LEFT] [LEFT][B]Kader, ilmin bir nevidir ki, herşeyin mânevî ve mahsus kalıbı hükmünde bir miktar tayin eder. Ve o miktar-ı kaderî, o şeyin vücuduna bir plân, bir model hükmüne geçer. Kudret icad ettiği vakit, gayet suhuletle, o kaderî miktar üstünde icad eder. Eğer o şey muhit ve hadsiz ve ezelî bir ilmin sahibi olan Kadîr-i Zülcelâle verilmezse, sabıkan geçtiği gibi, binler müşkilât değil, belki yüz muhâlât ortaya düşer. Çünkü o miktar-ı kaderî ve miktar-ı ilmî olmazsa, binler haricî ve maddî kalıplar, küçücük bir hayvanın cesedinde istimal edilmek lâzım gelir. [/B] [B]İşte vahdette nihayetsiz kolaylık ve dalâlette ve şirkte hadsiz müşkilâtın bir sırrını anla, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/lema/b727.gif[/IMG] âyeti ne kadar hakikatli ve doğru ve yüksek bir hakikati ifade ettiğini bil. [/B][/LEFT] [/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Cenab-ı Hakkın bizim ibadetimize ne ihtiyacı vardır?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst