memluk
Hatim Sorumlusu
Cesaret ve korkaklıkla imanın ne alakası vardır?
İbadetin çendan zâhirî bir ağırlığı var.
Fakat, mânâsında öyle bir rahatlık ve hafiflik var ki, târif edilmez. Çünki: Âbid, namazında der: اَشْهَدُ اَنْ لآَ اِلَهَ اِلاَّ اللّهُ
Yâni: “Hâlık ve Rezzak, Ondan başka yoktur.
Zarar ve menfaat, O’nun elindedir.
O, hem Hakîm'dir; abes iş yapmaz.
Hem Rahîm'dir; ihsanı, merhameti çoktur” diye îtikad ettiğinden her şeyde bir hazine-i rahmet kapısını bulur.
Dua ile çalar. Hem her şey'i kendi Rabbisinin emrine musahhar görür, Rabbisine iltica eder. Tevekkül ile istinad edip her musibete karşı tahassun eder. Îmanı, ona bir emniyet-i tâmme verir.
Evet, her hakikî hasenat gibi cesaretin dahi menbaı, îmândır, ubûdiyyettir. Her seyyiat gibi cebânetin dahi menbaı, dalâlettir.
Evet, tam münevver-ül-kalb bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz.
Belki; hârika bir Kudret-i Samedâniyyeyi, lezzetli bir hayret ile seyredecek. Fakat meşhur bir münevver-ül-akıl denilen kalbsiz bir fâsık feylesof ise; gökte bir kuyruklu yıldızı görse, yerde titrer.
“Acaba bu serseri yıldız arzımıza çarpmasın mı?” der; evhâma düşer. (Bir vakit böyle bir yıldızdan Amerika titredi. Çokları gece vakti hânelerini terkettiler.)
İbadetin çendan zâhirî bir ağırlığı var.
Fakat, mânâsında öyle bir rahatlık ve hafiflik var ki, târif edilmez. Çünki: Âbid, namazında der: اَشْهَدُ اَنْ لآَ اِلَهَ اِلاَّ اللّهُ
Yâni: “Hâlık ve Rezzak, Ondan başka yoktur.
Zarar ve menfaat, O’nun elindedir.
O, hem Hakîm'dir; abes iş yapmaz.
Hem Rahîm'dir; ihsanı, merhameti çoktur” diye îtikad ettiğinden her şeyde bir hazine-i rahmet kapısını bulur.
Dua ile çalar. Hem her şey'i kendi Rabbisinin emrine musahhar görür, Rabbisine iltica eder. Tevekkül ile istinad edip her musibete karşı tahassun eder. Îmanı, ona bir emniyet-i tâmme verir.
Evet, her hakikî hasenat gibi cesaretin dahi menbaı, îmândır, ubûdiyyettir. Her seyyiat gibi cebânetin dahi menbaı, dalâlettir.
Evet, tam münevver-ül-kalb bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz.
Belki; hârika bir Kudret-i Samedâniyyeyi, lezzetli bir hayret ile seyredecek. Fakat meşhur bir münevver-ül-akıl denilen kalbsiz bir fâsık feylesof ise; gökte bir kuyruklu yıldızı görse, yerde titrer.
“Acaba bu serseri yıldız arzımıza çarpmasın mı?” der; evhâma düşer. (Bir vakit böyle bir yıldızdan Amerika titredi. Çokları gece vakti hânelerini terkettiler.)