Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Tasavvuf
Ehli Sünnet Tarikat ve Cemaatler
Cevaplıyoruz-Şia'ya Sorulan Sorular
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ümmüebiha" data-source="post: 200567" data-attributes="member: 1006580"><p><span style="color: blue"><strong>NEDEN ŞİA, HİLÂFETİN TAYİN İLE OLDUĞUNA İNANIR?</strong></span></p><p> </p><p> </p><p><strong><span style="color: red">Cevap:</span> Açıktır ki mukaddes İslâm dini, evrensel ve ebedî bir dindir. Hz. Peygamber hayatta olduğu müddet-çe halkı idare etme, toplumu yönetme makamı onun yetkilerinden idi. Hz. Peygamber vefat ettikten sonra ise bu makam, ümmetin en lâyıkferdine bırakılmalıdır.</strong></p><p><strong>Hz. Peygamber'den (s.a.a) sonra toplumun liderliği makamının tayin (Allah'ın emri ve Hz. Peygamber'in bil-dirmesi) ile mi, yoksa seçilme ile mi belirleneceği husu-sunda iki görüş vardır: Şiîler, önderlik makamının ilâhî tayin ile belirlenen bir makam olduğuna, dolayısıyla da Hz. Peygamber'in halifesinin bizzat Allah tarafından tayin edilmesi gerektiğine inanmaktadırlar. Ehlisünnet ise, bu makamda oturacak kişinin seçimle belirleneceğine, dolayısıyla da Hz. Peygamber'den sonra ümmetin ülke işlerini idare etmek için birini seçmesi gerektiğine inanmaktadır.</strong></p><p> </p><p><span style="color: red"><strong>Sosyolojik Değerlendirmeler, Hilâfet Makamının Tayin lie Olduğuna Şahittir</strong></span></p><p> </p><p><strong>Şia âlimleri, hilâfet makamının tayin ile olması ge-rektiği hakkında kendi itikadî kitaplarında birçok delil beyan etmişlerdir. Fakat biz burada, konuya bir de şu açıdan yaklaşmak istiyoruz: Bize göre, risalet asrında dünyaya hâkim olan şartların tahlili, Şia'nın inancının doğruluğunu ortaya koymaktadır. Risalet asrında İslâm-'ın izleyeceği iç ve dış siyasetin doğru bir analizi, Hz. Peygamber'in halifesinin Allah'ın emriyle Peygamber ta-rafından seçilmesini gerektiriyordu. Zira İslâm toplumu, sürekli olarak bir şer üçgeni (Roma Imparatorluğu, İran Şahlığı ve Münafıklar) tarafından tehdit edilmekteydi. Böyle bir durumda ümmetin maslahatı Hz. Peygamber'in siyasî bir önder tayin ederek bütün ümmeti dış düş-manlar karşısında bir safta toplamasını, düşmanın Islam toplumuna nüfuz edip sulta kurmasmm zeminini or-tadan kaldırmasını gerektiriyordu.</strong></p><p> </p><p><span style="color: red"><strong>Bu Konunun Beyanı</strong></span></p><p><strong>Bu tehlikeli üçgenin bir kenanm Roma Imparatorlu-ğu teşkil ediyordu. Arap Yarimadasi'mn kuzeyinde yer alan bu büyük güç, sürekli Peygamber'in kafasını meş-gul etmişti ve Hz. Peygamber hayatimn son anma kadar Rumlardan yana büyük bir endişe içerisinde olmuştur.</strong></p><p><strong>Müslümanların Hıristiyan Rum ordusuyla ilk askerî karşılaşması, H. 8. yılda Filistin topraklarında gerçekleş-ti. Bu karşılaşma, Cafer-i Tayyar, Zeyd b. Harise ve Abdullah b. Revaha'nın öldürülmesi ve İslâm ordusunun acı yenilgisiyle son buldu.</strong></p><p><strong>İslâm ordusunun küfür ordusu karşısında geri çe-kilmesi, Kayser ordusunun küstahlaşmasına sebep ol-muş ve her an İslâm merkezine saldirmasi bekleniyordu. Bu yüzden Hz. Peygamber (s.a.a), H. 9. yılda büyük bir orduyla Şam sinirlanna doğru hareket etti. Hz. Peygamber, Rum ordusuyla aralarmda çıkabilecek çatışmada Islam ordusuna bizzat komuta etmek istiyordu. Bu baştan sona zahmet ve sıkıntı dolu seferde Islam ordusu eski haysiyetini tekrar elde edebilmiş ve siyasî hayatını yeni-leyebilmişti. Bu nispî zafer, Hz. Peygamber'i ikna etme-mişti. Bu yüzden, hastalanmadan birkaç gün once Islam</strong></p><p><strong>ordusunu Üsame komutasında Şam sınırlarına ka-dar gidip Rumlara göz dağı vermekle görevlendirdi.</strong></p><p><strong>Bu üçgeninin ikinci kenarını ise, Iran Şahlığı oluştu-ruyordu. İran Şahı Hüsrev Perviz, Hz. Peygamber'in ken-disine mektup göndererek kendisini İslâm'a davet et-mesini içine sindirememiş ve kızgınlığının şiddetinden Hz. Peygamber'in mektubunu yırtmış, elçisini aşağılaya-rak dışarı attırmış ve Yemen valisine, Hz. Peygamber'i yakalamasını, karşı koyduğu takdirde ise öldürmesini yazmıştı.</strong></p><p><strong>İran Şahı Hüsrev Perviz, Allah Resulü'nün (s.a.a) zamanında öldü ise de, uzun bir süre Iran'ın sömürgesi olan Yemen bölgesinin İslâm sayesinde bağımsızlığına kavuşması, Iran şahlarımn kolaylıkla kabullenebilecek-leri bir şey değildi. Büyük bir güç olmanın getirdiği gurur ve tekebbür ruhu, İranlı siyasîlerin bu yeni ortaya çıkan güce (İslâm gücüne) tahammül etmelerine müsaade etmiyordu.</strong></p><p><strong>Üçüncü tehlike ise, münafıkların tehlikesiydi. Bun-la r, sürekli düşmanın beşinci kolu olarak Müslümanlar arasında bölücülük yapmak ve kötülük çıkarmakla meşgul idiler. Hatta Hz. Peygamber'in canına bile kas-tetmiş ve onu Tebûk'ten Medine'ye dönerken öldürmek istemişlerdi. Bunlar, Allah Resulü'nü öldürürlerse, İslâm hareketinin sona ereceğini düşünüyorlardı.1</strong></p><p><strong>Münafıkların yıkıcı gücü, Kur'ân'ın Âl-i Imran, Nisâ, Mâide, Enfâl, Tevbe, Ankebût, Ahzâb, Muhammed, Fetih, Mücâdele, Hadîd, Münâfıkûn ve Haşr surelerinde zikredi-lecek kadar büyüktü.2</strong></p><p><strong>Islâm'a pusu kuran böylesine güçlü bir düşman kar-şısında İslâm Peygamberi'nin bu yeni kurulmuş İslâm toplumu için dinî ve siyasî bir önder tanıtmaması doğru olur muydu?!</strong></p><p> </p><p><strong>Sosyolojik değerlendirmeler, Hz. Peygamber'in Müs-lümanlar için bir önder ve lider tayin ederek kendisinden sonra her türlü ihtilâfı ortadan kaldırmasını, sağlam ve temelli bir savunma hattı oluşturarak Islâm toplumunu sigortalamasını gerektiriyordu. Çünkü ancak bu şekilde Hz. Peygamber'den sonra çıkabilecek her türlü kötü ve tatsız olaylara engel olunabilir, her grubun, <span style="color: red">"Emir bizden olmalıdır</span>." demesinin önüne geçilebilirdi.</strong></p><p> </p><p><strong>Bu sosyal realiteler, bize, Hz. Peygamber'den sonra önderlik makamının tayin yoluyla olması gerektiği görü-şünün daha gerçekçi ve doğru olduğunu göstermektedir.</strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ümmüebiha, post: 200567, member: 1006580"] [COLOR=blue][B]NEDEN ŞİA, HİLÂFETİN TAYİN İLE OLDUĞUNA İNANIR?[/B][/COLOR] [COLOR=#0000ff][/COLOR] [COLOR=#0000ff][/COLOR] [B][COLOR=red]Cevap:[/COLOR] Açıktır ki mukaddes İslâm dini, evrensel ve ebedî bir dindir. Hz. Peygamber hayatta olduğu müddet-çe halkı idare etme, toplumu yönetme makamı onun yetkilerinden idi. Hz. Peygamber vefat ettikten sonra ise bu makam, ümmetin en lâyıkferdine bırakılmalıdır.[/B] [B]Hz. Peygamber'den (s.a.a) sonra toplumun liderliği makamının tayin (Allah'ın emri ve Hz. Peygamber'in bil-dirmesi) ile mi, yoksa seçilme ile mi belirleneceği husu-sunda iki görüş vardır: Şiîler, önderlik makamının ilâhî tayin ile belirlenen bir makam olduğuna, dolayısıyla da Hz. Peygamber'in halifesinin bizzat Allah tarafından tayin edilmesi gerektiğine inanmaktadırlar. Ehlisünnet ise, bu makamda oturacak kişinin seçimle belirleneceğine, dolayısıyla da Hz. Peygamber'den sonra ümmetin ülke işlerini idare etmek için birini seçmesi gerektiğine inanmaktadır.[/B] [COLOR=red][B]Sosyolojik Değerlendirmeler, Hilâfet Makamının Tayin lie Olduğuna Şahittir[/B][/COLOR] [COLOR=#ff0000][/COLOR] [B]Şia âlimleri, hilâfet makamının tayin ile olması ge-rektiği hakkında kendi itikadî kitaplarında birçok delil beyan etmişlerdir. Fakat biz burada, konuya bir de şu açıdan yaklaşmak istiyoruz: Bize göre, risalet asrında dünyaya hâkim olan şartların tahlili, Şia'nın inancının doğruluğunu ortaya koymaktadır. Risalet asrında İslâm-'ın izleyeceği iç ve dış siyasetin doğru bir analizi, Hz. Peygamber'in halifesinin Allah'ın emriyle Peygamber ta-rafından seçilmesini gerektiriyordu. Zira İslâm toplumu, sürekli olarak bir şer üçgeni (Roma Imparatorluğu, İran Şahlığı ve Münafıklar) tarafından tehdit edilmekteydi. Böyle bir durumda ümmetin maslahatı Hz. Peygamber'in siyasî bir önder tayin ederek bütün ümmeti dış düş-manlar karşısında bir safta toplamasını, düşmanın Islam toplumuna nüfuz edip sulta kurmasmm zeminini or-tadan kaldırmasını gerektiriyordu.[/B] [COLOR=red][B]Bu Konunun Beyanı[/B][/COLOR] [B]Bu tehlikeli üçgenin bir kenanm Roma Imparatorlu-ğu teşkil ediyordu. Arap Yarimadasi'mn kuzeyinde yer alan bu büyük güç, sürekli Peygamber'in kafasını meş-gul etmişti ve Hz. Peygamber hayatimn son anma kadar Rumlardan yana büyük bir endişe içerisinde olmuştur.[/B] [B]Müslümanların Hıristiyan Rum ordusuyla ilk askerî karşılaşması, H. 8. yılda Filistin topraklarında gerçekleş-ti. Bu karşılaşma, Cafer-i Tayyar, Zeyd b. Harise ve Abdullah b. Revaha'nın öldürülmesi ve İslâm ordusunun acı yenilgisiyle son buldu.[/B] [B]İslâm ordusunun küfür ordusu karşısında geri çe-kilmesi, Kayser ordusunun küstahlaşmasına sebep ol-muş ve her an İslâm merkezine saldirmasi bekleniyordu. Bu yüzden Hz. Peygamber (s.a.a), H. 9. yılda büyük bir orduyla Şam sinirlanna doğru hareket etti. Hz. Peygamber, Rum ordusuyla aralarmda çıkabilecek çatışmada Islam ordusuna bizzat komuta etmek istiyordu. Bu baştan sona zahmet ve sıkıntı dolu seferde Islam ordusu eski haysiyetini tekrar elde edebilmiş ve siyasî hayatını yeni-leyebilmişti. Bu nispî zafer, Hz. Peygamber'i ikna etme-mişti. Bu yüzden, hastalanmadan birkaç gün once Islam[/B] [B]ordusunu Üsame komutasında Şam sınırlarına ka-dar gidip Rumlara göz dağı vermekle görevlendirdi.[/B] [B]Bu üçgeninin ikinci kenarını ise, Iran Şahlığı oluştu-ruyordu. İran Şahı Hüsrev Perviz, Hz. Peygamber'in ken-disine mektup göndererek kendisini İslâm'a davet et-mesini içine sindirememiş ve kızgınlığının şiddetinden Hz. Peygamber'in mektubunu yırtmış, elçisini aşağılaya-rak dışarı attırmış ve Yemen valisine, Hz. Peygamber'i yakalamasını, karşı koyduğu takdirde ise öldürmesini yazmıştı.[/B] [B]İran Şahı Hüsrev Perviz, Allah Resulü'nün (s.a.a) zamanında öldü ise de, uzun bir süre Iran'ın sömürgesi olan Yemen bölgesinin İslâm sayesinde bağımsızlığına kavuşması, Iran şahlarımn kolaylıkla kabullenebilecek-leri bir şey değildi. Büyük bir güç olmanın getirdiği gurur ve tekebbür ruhu, İranlı siyasîlerin bu yeni ortaya çıkan güce (İslâm gücüne) tahammül etmelerine müsaade etmiyordu.[/B] [B]Üçüncü tehlike ise, münafıkların tehlikesiydi. Bun-la r, sürekli düşmanın beşinci kolu olarak Müslümanlar arasında bölücülük yapmak ve kötülük çıkarmakla meşgul idiler. Hatta Hz. Peygamber'in canına bile kas-tetmiş ve onu Tebûk'ten Medine'ye dönerken öldürmek istemişlerdi. Bunlar, Allah Resulü'nü öldürürlerse, İslâm hareketinin sona ereceğini düşünüyorlardı.1[/B] [B]Münafıkların yıkıcı gücü, Kur'ân'ın Âl-i Imran, Nisâ, Mâide, Enfâl, Tevbe, Ankebût, Ahzâb, Muhammed, Fetih, Mücâdele, Hadîd, Münâfıkûn ve Haşr surelerinde zikredi-lecek kadar büyüktü.2[/B] [B]Islâm'a pusu kuran böylesine güçlü bir düşman kar-şısında İslâm Peygamberi'nin bu yeni kurulmuş İslâm toplumu için dinî ve siyasî bir önder tanıtmaması doğru olur muydu?![/B] [B]Sosyolojik değerlendirmeler, Hz. Peygamber'in Müs-lümanlar için bir önder ve lider tayin ederek kendisinden sonra her türlü ihtilâfı ortadan kaldırmasını, sağlam ve temelli bir savunma hattı oluşturarak Islâm toplumunu sigortalamasını gerektiriyordu. Çünkü ancak bu şekilde Hz. Peygamber'den sonra çıkabilecek her türlü kötü ve tatsız olaylara engel olunabilir, her grubun, [COLOR=red]"Emir bizden olmalıdır[/COLOR]." demesinin önüne geçilebilirdi.[/B] [B]Bu sosyal realiteler, bize, Hz. Peygamber'den sonra önderlik makamının tayin yoluyla olması gerektiği görü-şünün daha gerçekçi ve doğru olduğunu göstermektedir.[/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Tasavvuf
Ehli Sünnet Tarikat ve Cemaatler
Cevaplıyoruz-Şia'ya Sorulan Sorular
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst