Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Tasavvuf
Ehli Sünnet Tarikat ve Cemaatler
Cevaplıyoruz-Şia'ya Sorulan Sorular
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ümmüebiha" data-source="post: 200572" data-attributes="member: 1006580"><p><span style="color: blue"><strong>NEDEN İMAMET MAKAMI, RİSALET MAKAMINDAN DAHA BÜYÜKTÜR?</strong></span></p><p> </p><p><strong><span style="color: red">Cevap:</span> Bu soruya cevap verebilmek için önce, Kur-ân ve hadislerde yer alan "nübüvvet", "risalet" ve "ima-met" kavramlarının dakik anlamlarını açıklamak gerekir ki, bu sayede imamet makamının diğer iki makamdan üstün olduğu ortaya çıksın.</strong></p><p> </p><p><span style="color: red"><strong>1- Nübüvvet Makamı</strong></span></p><p><strong>"Nebi" kelimesi, önemli haber anlamına gelen "nebe" kökünden türemiştir. Buna gore lügatteki anlamı itibariyle "nebi", "büyük bir haber taşıyan" veya "önemli bir haber veren" kimse demektir<span style="color: red">(</span><span style="color: #000000">Eğer "nebi" kelimesinin sözlükteki kökü, lâzım ise, bi-rinci, anlama; müteaddi ise, ikinci anlama gelir.</span><span style="color: red">)</span></strong></p><p><strong>Farsça'da (ve Türkçe'de) peygamber olarak tercüme edilen bu kelimenin, Kur'ân literatüründeki anlamı ise, yüce Allah'tan çeşitli şekillerde vahiy alan ve ortada başka bir insanın aracılığı olmaksızın Allah'tan haber ge-tiren haberci demektir. Âlimler bu kavramı şöyle tanım-lamışlardır:</strong></p><p><strong>"Nebi; bir insanın aracılığı olmaksızın Allah'tan vahiy alıp, onu insanlara bildiren kimsedir<span style="color: red">."2(</span><span style="color: #000000">Şeyh Tusî, er-Resail'ul-Aşr, s.lll</span><span style="color: red">)</span></strong></p><p> </p><p><strong>Buna göre, "nebi"nin görevi, vahyi algılama ve ken-disine ilham edilen şeyleri insanlara bildirme çerçevesiy-le sinirhdir. Kur'ân-ı Kerim, bu konuda şöyle buyuruyor: "Allah, peygamberleri müjdecilerve uyarıcılar olarak gönderdi."<span style="color: red">(Bakara, 213)</span></strong></p><p> </p><p><span style="color: red"><strong>2- Risalet Makami</strong></span></p><p><strong>"Resul" kelimesi, vahiy literatüründe, Allah'tan vahiy alma ve haber vermenin yamnda, Allah'm mesajmi insanlara ulaştırmakla görevlendirilen kimse anlamında-dir.</strong></p><p> </p><p><strong>Kur'ân-ı Kerim, bu konuda şöyle buyuruyor:</strong></p><p> </p><p><strong>"Eğer yüz çevirecek olursanız bilin ki, resu-lümüze (elçimize) düşen, sadece açıkça tebliğ etmektir."(<span style="color: red">Mâide, 92)</span></strong></p><p><strong>Buna göre, "risalet" makami, "nebi"ye bağışlanan baş-ka bir makamdır. Başka bir ifadeyle; "nubuwet" ve "ri-salet" kavramlanndan her biri, Allah'tan vahiy alan peygamberlerin bir özelliğine işaret etmektedir. Şöyle ki:</strong></p><p><strong>Peygamberler, vahyin algılayıcıları ve taşıyıcıları ol-malari hasebiyle "nebi", bu vahyi insanlara ulaştırmakla yükümlü olmaları hasebiyle de "resul" olarak adlandi-rılmaktadırlar.</strong></p><p> </p><p><strong>Bu açıklamalardan şu sonucu alıyoruz:</strong></p><p> </p><p><strong>Peygamberler, "nubuwet" ve "risalet" çerçevesinde kaldıkları müddetçe, sadece helâl ve haramları ilân eden, insanlara hayir ve saadet yollanni gösteren ve Allah tarafmdan haber getirmek veya iletmekle görevlen-dirildikleri mesajı ulaştırmaktan başka hiçbir sorumlu-lukları olmayan yol gösterici kimselerdir.</strong></p><p> </p><p><span style="color: red"><strong>3- İmamet Makamı</strong></span></p><p><strong>"İlâhî imamet" makamı, Kur'ân-ı Kerim açısından adı geçen iki makamdan apayrı ve toplumu idare etme, yönetme ve doğru yola iletme dogrultusunda daha geniş yetkilerle donatılmış olmayi gerektiren bir makamdir.</strong></p><p><strong>Şimdi Kur'ân'ın nuranî ayetleri ışığında bu konudaki açık delilleri gözden geçirelim:</strong></p><p><strong><span style="color: red">1-</span> Kur'ân-ı Kerim, Halil Ibrahim Peygamber'e imamet makamının verilmesiyle ilgili olarak şöyle buyuru-yor:</strong></p><p><strong>"Rabbi, İbrahim'i birtakım kelimelerle sı-nayıp, o da onları tam olarak yerine getirince, 'Ben, seni insanlara imam kılıyorum.1 demişti. 0, 'Soyumdan da.' deyince."<span style="color: red">Bakara, 124</span></strong></p><p><strong>Kur'ân'ın bu ayeti ışığında iki gerçek açıkça ortaya çıkmaktadır:</strong></p><p> </p><p><strong>a) Mezkur ayet, açık bir şekilde imamet kavramının nübüvvet ve risalet kavramlarmdan ayrı olduğuna tanık-lık etmektedir. Zira Ibrahim (a.s) ayette sözü edilen ilâhî imtihanlara -ki bu imtihanlardan biri de, oğlu Ismail'i kurban etmeye karar vermesi idi- tâbi tutulmadan yıllar önce nübüvvet makamına nail olmuştu. Bu konu aşağı-daki delille sabittir:</strong></p><p><strong>Hepimizin bildiği gibi yüce Allah, Ibrahim'e yaşlılık döneminde Ismail ve Ishak adında iki çocuk ihsan etti. Zira Kur'ân-ı Kerim, İbrahim'den naklen şöyle buyurmak-tadır:</strong></p><p><strong>"Kocamışken bana Ismail ve İshak'ı veren Al-lah'a hamd olsun."<span style="color: red">İbrâhîm, 39</span></strong></p><p><strong>Buradan şunu anlıyoruz: Allah'ın Ibrahim'e imamet makamını vermesine yol açan o zor imtihanlardan biri, yani İsmail'i kurban etme kararı, Hz. İbrahim'in ömrününson zamanlarında vuku bulmuştur ve İbrahim, ömrünün son yıllarında insanlara imamhk etme makamma nail olmuştur. Oysa ibrahim, bundan yıllar önce nübüvvet makamma sahipti. Zira zürriyet sahibi olmadan once de nübüvvetin nişanesi olan ilâhî vahiy kendisine iniyordu.<span style="color: red">(Bu konuda Sâffât, 99-102. ayetler ile Hicr, 53-54. ayet-ler ve Hud, 70-71. ayetlere müracaat ediniz.)</span></strong></p><p> </p><p><strong>b) Bakara, 124 "Rabbi, İbrahim'i birtakım kelimelerle sınayıp." ayetinden, "ilâhî imamet", toplumun önderliği ve ümme-tin liderliği makammm nubuwet ve risalet makammdan daha üstün olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Zira Kur'ân'ın da tanıklık ettiği üzere İbrahim'in, nubuwet ve risalet makamma nail olmakla birlikte, imamet makamma nail olmak için çok zor ve dayanılmaz imti-hanlardan başa-rıyla çıkması gerekiyordu. Bu konunun hikmeti de çok açıktır. Zira ilâhî imamet makamı, vahyi algılama ve risaleti tebliğ görevinin yanı sıra toplumu yönetme, top-luma önderlik yapma, insanlan kemal ve saadete ulaş-tırma gibi çok önemli görevleri de içermektedir. Şüphe-siz, böyle bir makam, çok hassas ve büyük bir makam-dir. Bu makami elde etmek, ancak birçok da-yanilmaz imtihandan başarıyla çıkmakla mümkündür.</strong></p><p> </p><p><strong>2- Yukarıdaki ayette, yüce Allah'ın, ibrahim'i büyük imtihanlardan geçirdikten sonra ona imamet ve toplumu idare etme makammi verdiği ve Hz. ibrahim'in bu makami zürriyetine ve çocuklarına da vermesini Allah'-tan dilediği ifade edilmektedir.</strong></p><p><strong>Bu ayeti Kur'ân'ın diğer ayetlerinin yanında mütalâa ettiğimizde, yüce Allah'ın ibrahim'in duasını kabul ettiği ve böylece nubuwet makammm yam sıra topluma on-derli etme ve ümmeti yönetme makammi da onun salih ve ehliyetli çocuklarına bağışladığı ortaya çıkmaktadır. Nitekim Kur'ân-ı Kerim, bu konudaşöyle buyurmaktadır:</strong></p><p> </p><p><strong>"Biz, İbrahim'in zürriyetine kitap ve hik-met verdik, ayrıca onlara büyük bir hükümranlık bahşettik." <span style="color: red">Nisâ, 54</span></strong></p><p><strong>Önceki ve bu ayetten şunu anlıyoruz: İmamet ve top-lumun önderliği makamı, nübüvvet makamından ayrı bir makamdır ve Allah-u Teala bu makamı, peygamberi İb-rahim'e birçok zor ilâhî imtihandan geçtikten sonra vermiştir. 0 da, Allah'tan bu makamı soyuna da verme-sini istemiş, Allah da bu yüce makamı, sadece ibrahim'in soyundan adil olan kimselere vereceğini bildirmiş ve onlara risalet ve nübüvvetin işareti olan kitap ve hikme-tin yanı sıra büyük bir hükümranlık (imamet ve önderlik) da vermiştir ve böylece İbrahim'in duası kabul olmuştur. Nitekim ibrahim'in soyundan bazılarının, örneğin Yusuf, Davud ve Süleyman'ın nübüvvet makamının yanı sıra, hükümet, liderlik ve toplum önderliği makamına da se-çildiğini görmekteyiz.</strong></p><p><strong>Bu açıklama ile, imamet makamının nübüvvet ve risalet makamından ayrı bir makam olduğu ve sorumlu-lukları ve yetkilerinin genişliği hasebiyle de oldukça de-ğerli ve yüce bir makam olduğu ortaya çıkmaktadır.</strong></p><p> </p><p><span style="color: red"><strong>İmamet Makamının Yüceliği</strong></span></p><p><strong>Buraya kadar söylediğimiz sözlerden şu husus iyice açıklığa kavuşmuş oldu: Nebi ve resul, nübüvvet ve risaletin taşıyıcısı olmasi hasebiyle sadece hatirlatmada bulunmak ve yol göstermekle mükelleftir. Ancak nebi veya resul, eğer imamet makamına ulaşırsa, daha üstün bir sorumluluk üstlenerek ilâhî programları hayata ge-çirmek, örnek ve mutlu bir toplum yaratmak için mu-kaddes şeriatın emirlerini icra etmek ve ümmetini iki ci-hanlarının saadetini temin edecek bir yola sevk etmekle görevli kılınır.</strong></p><p> </p><p><strong>Açıktır ki böyle önemli bir görevi üstlenip gereğini yerine getirmek, büyük bir manevîgücü, özel bir liyakati, dayanılmaz zorluklarla baş etmeyi, nefsanî eğilimlere boyun eğmemesi ve Allah yolunda büyük fedakârlıklar yapmayi ve sabretmeyi gerektirir ve ilâhî bir aşk olmak-sızın, ilâhî rızayı her şeyin üstünde tutmaksızın asla bu görev başarıyla yerine getirilemez. Bu yüzden yüce Allah, Ibrahim Peygamber'i pekçok dayanılmaz imtihandan geçirdikten sonra ömrünün son yıllarında imamet makamma getirmiştir. Yine bu yüzden Allah-u Tealâ, büyük İslâm Peygamberi gibi örnek ve seçkin bir şahsiyeti, ümmetin imameti ve önderliği makamına getirmiş, top-lumun önderliğini ve yönetimini ona ihsan etmiştir.</strong></p><p> </p><p><span style="color: red"><strong>Nübüvvet ve İmamet Arasında BirGereklilikVar Mıdır?</strong></span></p><p><strong>Burada şöyle bir soruyla karşılaşıyoruz: "Acaba nü-büvvet makamına ulaşan her peygamberin mutlaka imam olmasi gerekir mi veya imamet makamma ulaşan bir kimsenin mutlaka peygamber olmasi gerekir mi?</strong></p><p><strong>Her iki sorunun da cevabı olumsuzdur. Şimdi vahiy mantığı ışığında bu konuyu aydınlatmaya çalışalım.</strong></p><p><strong>Talut ve onun zalim Calut ile savaşması hakkında nazil olan ayetlerden anlaşıldığına göre, Hz. Musa'nm ve-fatmdan sonra yüce Allah, nubuwet makammi, isminin Şemuil olduğu söylenen bir peygambere; imamet, on-derlik ve hükümet işini de Talut'a vermiştir. Şimdi olayın detayına geçelim.</strong></p><p><strong>Hz. Musa (a.s) vefat ettikten sonra İsrailoğullan'n-dan bir grup, kendi dönemlerinin peygamberine şöyle dediler: "Bize bir hükümdar seç ki, onun komutasmda Allah yolunda savaşalım." Peygamberleri, onlara şöyle dedi:</strong></p><p><strong>"Allah, Talut'u size hükümdar olarak görev-lendirmiştir, dedi. Onlar, 'Biz hükümdarlığa on-dan lâyık iken ve ona bol bir mal verilmemişken, o, bize hükümdar olmaya nasıl lâyık olabi-lir?' dediler. Peygamberleri, 'Allah, onu size ter-cih etmiş, bilgice ve vücutça onun gücünü ar-tırmıştır. Allah, mülkünü (hükümdarlığı) diledi-ğine verir. Allah, herşeyi kaplar ve bilir.1 dedi."<span style="color: red">Bakara, 247</span></strong></p><p> </p><p><strong>Yukarıdaki ayetten şu önemli hususular anlaşılmak-tadır:</strong></p><p><strong>1- Bazen birtakim sebepler, nübüvvet makamı ile i-mamet ve yöneticilik makamının birbirinden ayrilmasim ve nübüvvet makamının birine, hükümet ve yöneticilik makamının da başka birine verilmesini gerektirebilir; her biri, kendisine verilen makama lâyık görülebilir. Bu iki makamm birbirinden ayn olmasimn mümkün olduğu içindir ki İsrailoğulları, "Ey Peygamber! Sen ondan daha lâyıksın." diye itiraz etmemişler, "Biz ondan daha lâyı-ğız." diye itirazda bulunmuşlardır.</strong></p><p> </p><p><strong>2- Talut'a verilen makam, Allah tarafmdan kendisine verilmiş bir makamdi. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmuştur:</strong></p><p><strong>"Allah, Talut'u size hükümdar olarak görev-lendirmiştir."</strong></p><p><strong>Yine şöyle buyurmuştur:</strong></p><p><strong>"Allah, onu size tercih etmiştir."</strong></p><p> </p><p><strong>3- Talut'un ilâhî makam ve mevkii, ordu komutanh-ğında özetlenmiyordu. Bilâkis o, Israiloğullan'nın hü-kümdarı idi. Zira Allah-u Tealâ "hükümdar olarak" bu-yurmuştur. Yani, Allah onu devlet başkanı ve yöneticisi kılmıştı. Gerçi o gün bu yöneticilikten maksat, Allah yo-lunda cihatta Israiloğullan'na önderlik yapmak idi; ama o, bulunduğu makam itibariyle devleti ilgilendiren diğer işleri yapma yetkisine de sahiptir. Nitekim ayetin so-nunda şöyle buyurmuştur:</strong></p><p> </p><p><strong>"Allah, mülkünü (hükümdarlığı) dilediğine ve-rir."</strong></p><p> </p><p><strong>4- Toplumu yönetme ve ümmete imamet ve önder-lik yapma makamının en önemli şartı, geniş bir ilme sa-hip olmak ve gerekli bedensel ve ruhsal güce sahip ol-maktır. Özellikle bu şart, o zamanlarda ordusuyla birlikte hareket ve çaba içinde olması gereken yöneticiler için daha da gerekliydi.<span style="color: red">Üstat Cafer Sübhanî'nin "Menşur-i Cavid-i Kur'ân" adlı eserinden iktibas.</span></strong></p><p> </p><p><strong>Bütün bu verilen bilgilerden, nübüvvet ve imamet makamları arasında bir ayrılmazlık ve gerekliliğin söz konusu olmadığı ortaya çıkmaktadır. Buna gore, nübüv-vet makamına ulaşan birisinin ümmetin yöneticilik gö-revini üstlenecek imamet makamına sahip olmamasi veya Allah tarafmdan toplumu idare ve yönetmekle go-revlendirilmiş olduğu hâlde peygamber olmamasi pekâ-lâ mümkündür. Elbette bazen yüce Allah, her iki maka-mı, her ikisine de liyakatı olan tek bir kişiye de verebilir. Nitekim Kur'ân-ı Mecid, şöyle buyurmuştur:</strong></p><p><strong>"Allah'ın izniyle onları bozguna uğrattılar ve Davud, Calut'u öldürdü. Allah, ona hükümranlık ve hikmet verdi ve ona dilediğinden öğretti."<span style="color: red">Bakara, 251</span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ümmüebiha, post: 200572, member: 1006580"] [COLOR=blue][B]NEDEN İMAMET MAKAMI, RİSALET MAKAMINDAN DAHA BÜYÜKTÜR?[/B][/COLOR] [COLOR=#0000ff][/COLOR] [B][COLOR=red]Cevap:[/COLOR] Bu soruya cevap verebilmek için önce, Kur-ân ve hadislerde yer alan "nübüvvet", "risalet" ve "ima-met" kavramlarının dakik anlamlarını açıklamak gerekir ki, bu sayede imamet makamının diğer iki makamdan üstün olduğu ortaya çıksın.[/B] [COLOR=red][B]1- Nübüvvet Makamı[/B][/COLOR] [B]"Nebi" kelimesi, önemli haber anlamına gelen "nebe" kökünden türemiştir. Buna gore lügatteki anlamı itibariyle "nebi", "büyük bir haber taşıyan" veya "önemli bir haber veren" kimse demektir[COLOR=red]([/COLOR][COLOR=#000000]Eğer "nebi" kelimesinin sözlükteki kökü, lâzım ise, bi-rinci, anlama; müteaddi ise, ikinci anlama gelir.[/COLOR][COLOR=red])[/COLOR][/B] [B]Farsça'da (ve Türkçe'de) peygamber olarak tercüme edilen bu kelimenin, Kur'ân literatüründeki anlamı ise, yüce Allah'tan çeşitli şekillerde vahiy alan ve ortada başka bir insanın aracılığı olmaksızın Allah'tan haber ge-tiren haberci demektir. Âlimler bu kavramı şöyle tanım-lamışlardır:[/B] [B]"Nebi; bir insanın aracılığı olmaksızın Allah'tan vahiy alıp, onu insanlara bildiren kimsedir[COLOR=red]."2([/COLOR][COLOR=#000000]Şeyh Tusî, er-Resail'ul-Aşr, s.lll[/COLOR][COLOR=red])[/COLOR][/B] [B]Buna göre, "nebi"nin görevi, vahyi algılama ve ken-disine ilham edilen şeyleri insanlara bildirme çerçevesiy-le sinirhdir. Kur'ân-ı Kerim, bu konuda şöyle buyuruyor: "Allah, peygamberleri müjdecilerve uyarıcılar olarak gönderdi."[COLOR=red](Bakara, 213)[/COLOR][/B] [COLOR=red][B]2- Risalet Makami[/B][/COLOR] [B]"Resul" kelimesi, vahiy literatüründe, Allah'tan vahiy alma ve haber vermenin yamnda, Allah'm mesajmi insanlara ulaştırmakla görevlendirilen kimse anlamında-dir.[/B] [B]Kur'ân-ı Kerim, bu konuda şöyle buyuruyor:[/B] [B]"Eğer yüz çevirecek olursanız bilin ki, resu-lümüze (elçimize) düşen, sadece açıkça tebliğ etmektir."([COLOR=red]Mâide, 92)[/COLOR][/B] [B]Buna göre, "risalet" makami, "nebi"ye bağışlanan baş-ka bir makamdır. Başka bir ifadeyle; "nubuwet" ve "ri-salet" kavramlanndan her biri, Allah'tan vahiy alan peygamberlerin bir özelliğine işaret etmektedir. Şöyle ki:[/B] [B]Peygamberler, vahyin algılayıcıları ve taşıyıcıları ol-malari hasebiyle "nebi", bu vahyi insanlara ulaştırmakla yükümlü olmaları hasebiyle de "resul" olarak adlandi-rılmaktadırlar.[/B] [B]Bu açıklamalardan şu sonucu alıyoruz:[/B] [B]Peygamberler, "nubuwet" ve "risalet" çerçevesinde kaldıkları müddetçe, sadece helâl ve haramları ilân eden, insanlara hayir ve saadet yollanni gösteren ve Allah tarafmdan haber getirmek veya iletmekle görevlen-dirildikleri mesajı ulaştırmaktan başka hiçbir sorumlu-lukları olmayan yol gösterici kimselerdir.[/B] [COLOR=red][B]3- İmamet Makamı[/B][/COLOR] [B]"İlâhî imamet" makamı, Kur'ân-ı Kerim açısından adı geçen iki makamdan apayrı ve toplumu idare etme, yönetme ve doğru yola iletme dogrultusunda daha geniş yetkilerle donatılmış olmayi gerektiren bir makamdir.[/B] [B]Şimdi Kur'ân'ın nuranî ayetleri ışığında bu konudaki açık delilleri gözden geçirelim:[/B] [B][COLOR=red]1-[/COLOR] Kur'ân-ı Kerim, Halil Ibrahim Peygamber'e imamet makamının verilmesiyle ilgili olarak şöyle buyuru-yor:[/B] [B]"Rabbi, İbrahim'i birtakım kelimelerle sı-nayıp, o da onları tam olarak yerine getirince, 'Ben, seni insanlara imam kılıyorum.1 demişti. 0, 'Soyumdan da.' deyince."[COLOR=red]Bakara, 124[/COLOR][/B] [B]Kur'ân'ın bu ayeti ışığında iki gerçek açıkça ortaya çıkmaktadır:[/B] [B]a) Mezkur ayet, açık bir şekilde imamet kavramının nübüvvet ve risalet kavramlarmdan ayrı olduğuna tanık-lık etmektedir. Zira Ibrahim (a.s) ayette sözü edilen ilâhî imtihanlara -ki bu imtihanlardan biri de, oğlu Ismail'i kurban etmeye karar vermesi idi- tâbi tutulmadan yıllar önce nübüvvet makamına nail olmuştu. Bu konu aşağı-daki delille sabittir:[/B] [B]Hepimizin bildiği gibi yüce Allah, Ibrahim'e yaşlılık döneminde Ismail ve Ishak adında iki çocuk ihsan etti. Zira Kur'ân-ı Kerim, İbrahim'den naklen şöyle buyurmak-tadır:[/B] [B]"Kocamışken bana Ismail ve İshak'ı veren Al-lah'a hamd olsun."[COLOR=red]İbrâhîm, 39[/COLOR][/B] [B]Buradan şunu anlıyoruz: Allah'ın Ibrahim'e imamet makamını vermesine yol açan o zor imtihanlardan biri, yani İsmail'i kurban etme kararı, Hz. İbrahim'in ömrününson zamanlarında vuku bulmuştur ve İbrahim, ömrünün son yıllarında insanlara imamhk etme makamma nail olmuştur. Oysa ibrahim, bundan yıllar önce nübüvvet makamma sahipti. Zira zürriyet sahibi olmadan once de nübüvvetin nişanesi olan ilâhî vahiy kendisine iniyordu.[COLOR=red](Bu konuda Sâffât, 99-102. ayetler ile Hicr, 53-54. ayet-ler ve Hud, 70-71. ayetlere müracaat ediniz.)[/COLOR][/B] [B]b) Bakara, 124 "Rabbi, İbrahim'i birtakım kelimelerle sınayıp." ayetinden, "ilâhî imamet", toplumun önderliği ve ümme-tin liderliği makammm nubuwet ve risalet makammdan daha üstün olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Zira Kur'ân'ın da tanıklık ettiği üzere İbrahim'in, nubuwet ve risalet makamma nail olmakla birlikte, imamet makamma nail olmak için çok zor ve dayanılmaz imti-hanlardan başa-rıyla çıkması gerekiyordu. Bu konunun hikmeti de çok açıktır. Zira ilâhî imamet makamı, vahyi algılama ve risaleti tebliğ görevinin yanı sıra toplumu yönetme, top-luma önderlik yapma, insanlan kemal ve saadete ulaş-tırma gibi çok önemli görevleri de içermektedir. Şüphe-siz, böyle bir makam, çok hassas ve büyük bir makam-dir. Bu makami elde etmek, ancak birçok da-yanilmaz imtihandan başarıyla çıkmakla mümkündür.[/B] [B]2- Yukarıdaki ayette, yüce Allah'ın, ibrahim'i büyük imtihanlardan geçirdikten sonra ona imamet ve toplumu idare etme makammi verdiği ve Hz. ibrahim'in bu makami zürriyetine ve çocuklarına da vermesini Allah'-tan dilediği ifade edilmektedir.[/B] [B]Bu ayeti Kur'ân'ın diğer ayetlerinin yanında mütalâa ettiğimizde, yüce Allah'ın ibrahim'in duasını kabul ettiği ve böylece nubuwet makammm yam sıra topluma on-derli etme ve ümmeti yönetme makammi da onun salih ve ehliyetli çocuklarına bağışladığı ortaya çıkmaktadır. Nitekim Kur'ân-ı Kerim, bu konudaşöyle buyurmaktadır:[/B] [B]"Biz, İbrahim'in zürriyetine kitap ve hik-met verdik, ayrıca onlara büyük bir hükümranlık bahşettik." [COLOR=red]Nisâ, 54[/COLOR][/B] [B]Önceki ve bu ayetten şunu anlıyoruz: İmamet ve top-lumun önderliği makamı, nübüvvet makamından ayrı bir makamdır ve Allah-u Teala bu makamı, peygamberi İb-rahim'e birçok zor ilâhî imtihandan geçtikten sonra vermiştir. 0 da, Allah'tan bu makamı soyuna da verme-sini istemiş, Allah da bu yüce makamı, sadece ibrahim'in soyundan adil olan kimselere vereceğini bildirmiş ve onlara risalet ve nübüvvetin işareti olan kitap ve hikme-tin yanı sıra büyük bir hükümranlık (imamet ve önderlik) da vermiştir ve böylece İbrahim'in duası kabul olmuştur. Nitekim ibrahim'in soyundan bazılarının, örneğin Yusuf, Davud ve Süleyman'ın nübüvvet makamının yanı sıra, hükümet, liderlik ve toplum önderliği makamına da se-çildiğini görmekteyiz.[/B] [B]Bu açıklama ile, imamet makamının nübüvvet ve risalet makamından ayrı bir makam olduğu ve sorumlu-lukları ve yetkilerinin genişliği hasebiyle de oldukça de-ğerli ve yüce bir makam olduğu ortaya çıkmaktadır.[/B] [COLOR=red][B]İmamet Makamının Yüceliği[/B][/COLOR] [B]Buraya kadar söylediğimiz sözlerden şu husus iyice açıklığa kavuşmuş oldu: Nebi ve resul, nübüvvet ve risaletin taşıyıcısı olmasi hasebiyle sadece hatirlatmada bulunmak ve yol göstermekle mükelleftir. Ancak nebi veya resul, eğer imamet makamına ulaşırsa, daha üstün bir sorumluluk üstlenerek ilâhî programları hayata ge-çirmek, örnek ve mutlu bir toplum yaratmak için mu-kaddes şeriatın emirlerini icra etmek ve ümmetini iki ci-hanlarının saadetini temin edecek bir yola sevk etmekle görevli kılınır.[/B] [B]Açıktır ki böyle önemli bir görevi üstlenip gereğini yerine getirmek, büyük bir manevîgücü, özel bir liyakati, dayanılmaz zorluklarla baş etmeyi, nefsanî eğilimlere boyun eğmemesi ve Allah yolunda büyük fedakârlıklar yapmayi ve sabretmeyi gerektirir ve ilâhî bir aşk olmak-sızın, ilâhî rızayı her şeyin üstünde tutmaksızın asla bu görev başarıyla yerine getirilemez. Bu yüzden yüce Allah, Ibrahim Peygamber'i pekçok dayanılmaz imtihandan geçirdikten sonra ömrünün son yıllarında imamet makamma getirmiştir. Yine bu yüzden Allah-u Tealâ, büyük İslâm Peygamberi gibi örnek ve seçkin bir şahsiyeti, ümmetin imameti ve önderliği makamına getirmiş, top-lumun önderliğini ve yönetimini ona ihsan etmiştir.[/B] [COLOR=red][B]Nübüvvet ve İmamet Arasında BirGereklilikVar Mıdır?[/B][/COLOR] [B]Burada şöyle bir soruyla karşılaşıyoruz: "Acaba nü-büvvet makamına ulaşan her peygamberin mutlaka imam olmasi gerekir mi veya imamet makamma ulaşan bir kimsenin mutlaka peygamber olmasi gerekir mi?[/B] [B]Her iki sorunun da cevabı olumsuzdur. Şimdi vahiy mantığı ışığında bu konuyu aydınlatmaya çalışalım.[/B] [B]Talut ve onun zalim Calut ile savaşması hakkında nazil olan ayetlerden anlaşıldığına göre, Hz. Musa'nm ve-fatmdan sonra yüce Allah, nubuwet makammi, isminin Şemuil olduğu söylenen bir peygambere; imamet, on-derlik ve hükümet işini de Talut'a vermiştir. Şimdi olayın detayına geçelim.[/B] [B]Hz. Musa (a.s) vefat ettikten sonra İsrailoğullan'n-dan bir grup, kendi dönemlerinin peygamberine şöyle dediler: "Bize bir hükümdar seç ki, onun komutasmda Allah yolunda savaşalım." Peygamberleri, onlara şöyle dedi:[/B] [B]"Allah, Talut'u size hükümdar olarak görev-lendirmiştir, dedi. Onlar, 'Biz hükümdarlığa on-dan lâyık iken ve ona bol bir mal verilmemişken, o, bize hükümdar olmaya nasıl lâyık olabi-lir?' dediler. Peygamberleri, 'Allah, onu size ter-cih etmiş, bilgice ve vücutça onun gücünü ar-tırmıştır. Allah, mülkünü (hükümdarlığı) diledi-ğine verir. Allah, herşeyi kaplar ve bilir.1 dedi."[COLOR=red]Bakara, 247[/COLOR][/B] [B]Yukarıdaki ayetten şu önemli hususular anlaşılmak-tadır:[/B] [B]1- Bazen birtakim sebepler, nübüvvet makamı ile i-mamet ve yöneticilik makamının birbirinden ayrilmasim ve nübüvvet makamının birine, hükümet ve yöneticilik makamının da başka birine verilmesini gerektirebilir; her biri, kendisine verilen makama lâyık görülebilir. Bu iki makamm birbirinden ayn olmasimn mümkün olduğu içindir ki İsrailoğulları, "Ey Peygamber! Sen ondan daha lâyıksın." diye itiraz etmemişler, "Biz ondan daha lâyı-ğız." diye itirazda bulunmuşlardır.[/B] [B]2- Talut'a verilen makam, Allah tarafmdan kendisine verilmiş bir makamdi. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmuştur:[/B] [B]"Allah, Talut'u size hükümdar olarak görev-lendirmiştir."[/B] [B]Yine şöyle buyurmuştur:[/B] [B]"Allah, onu size tercih etmiştir."[/B] [B]3- Talut'un ilâhî makam ve mevkii, ordu komutanh-ğında özetlenmiyordu. Bilâkis o, Israiloğullan'nın hü-kümdarı idi. Zira Allah-u Tealâ "hükümdar olarak" bu-yurmuştur. Yani, Allah onu devlet başkanı ve yöneticisi kılmıştı. Gerçi o gün bu yöneticilikten maksat, Allah yo-lunda cihatta Israiloğullan'na önderlik yapmak idi; ama o, bulunduğu makam itibariyle devleti ilgilendiren diğer işleri yapma yetkisine de sahiptir. Nitekim ayetin so-nunda şöyle buyurmuştur:[/B] [B]"Allah, mülkünü (hükümdarlığı) dilediğine ve-rir."[/B] [B]4- Toplumu yönetme ve ümmete imamet ve önder-lik yapma makamının en önemli şartı, geniş bir ilme sa-hip olmak ve gerekli bedensel ve ruhsal güce sahip ol-maktır. Özellikle bu şart, o zamanlarda ordusuyla birlikte hareket ve çaba içinde olması gereken yöneticiler için daha da gerekliydi.[COLOR=red]Üstat Cafer Sübhanî'nin "Menşur-i Cavid-i Kur'ân" adlı eserinden iktibas.[/COLOR][/B] [COLOR=#ff0000][/COLOR] [B]Bütün bu verilen bilgilerden, nübüvvet ve imamet makamları arasında bir ayrılmazlık ve gerekliliğin söz konusu olmadığı ortaya çıkmaktadır. Buna gore, nübüv-vet makamına ulaşan birisinin ümmetin yöneticilik gö-revini üstlenecek imamet makamına sahip olmamasi veya Allah tarafmdan toplumu idare ve yönetmekle go-revlendirilmiş olduğu hâlde peygamber olmamasi pekâ-lâ mümkündür. Elbette bazen yüce Allah, her iki maka-mı, her ikisine de liyakatı olan tek bir kişiye de verebilir. Nitekim Kur'ân-ı Mecid, şöyle buyurmuştur:[/B] [B]"Allah'ın izniyle onları bozguna uğrattılar ve Davud, Calut'u öldürdü. Allah, ona hükümranlık ve hikmet verdi ve ona dilediğinden öğretti."[COLOR=red]Bakara, 251[/COLOR][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Tasavvuf
Ehli Sünnet Tarikat ve Cemaatler
Cevaplıyoruz-Şia'ya Sorulan Sorular
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst