Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Tasavvuf
Ehli Sünnet Tarikat ve Cemaatler
Cevaplıyoruz-Şia'ya Sorulan Sorular
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Eclairs" data-source="post: 200590" data-attributes="member: 1004483"><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">kucuk bir eklemede biz yapalim kardes, saglam kaynaklardan,</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Şia ve Hz. Ali'nin halifeliği konusundaki iddiaları...</span></span></strong></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Hz. Osmanın şehit edilmesinden sonra İslam aleminde büyük çalkantılar yaşanır. Şam valisi Hz. Muaviye, Hz. Osmanın katilleri bulunana kadar Hz. Aliye biat etmeyeceğini söyler. Gelişen olaylar zinciri sonucunda, müslümanlar arasında Cemel ve Sıffin savaşları olur. Bu savaşlarda binlerce müslüman hayatını kaybeder. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">İşte bu çalkantılar, fitneler içinde Hz. Ali yanında yer alanlara, "taraftar" anlamında "şii" denilmiştir. Bu ilk şiilerin (şiay-ı ula) Hz. Ebubekir ve Hz. Ömeri reddetme gibi bir durumları yoktur. Fakat daha sonra şiilik yeni bir boyut kazanarak, ehl-i sünnet ve cemaatten ayrı müstakil bir fırka, hatta fırkalar görünümünü kazanmıştır. Bu fırkalardan bir kısmı Hz. Alinin nübüvvetine, hatta ilahlığına kadar işi götürmüşlerdir. Bunlara <span style="color: red">ğulat-ı şia</span> denir. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">İmamiye şiası "imamet nassla olur" görüşünü kabul eder.<span style="color: red"> Onlara göre, Hz. Alinin ilk halife olması gerekirdi. Fakat bu hak kendisinden gasbedilmiştir. Günümüz şiileri ekseriya bu grupta yer alır. </span></span></span></p><p> </p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Zeydiye, şii fırkalarının en mutedilidir. Bunlar Hz. Alinin ilk halife olması gerektiğini söylemekle beraber, diğer üç halifenin hilafetini reddetmezler. "Efdal varken mefdulün imameti caizdir" derler. Ehl-i sünnete en yakın şii fırkası olan Zeydiye, günümüzde Yemende devam etmektedir. (1) </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Şiaya göre "imamet halka havale edilecek küçük bir maslahat meselesi olmayıp, bir usül meselesidir, dinin bir rüknüdür. Peygamberin böyle bir meseleden gaflet etmesi veya bunu ümmete havale etmesi caiz değildir. Dolayısıyla Hz. Peygamberden sonra yerine geçecek halife muayyendir ve bu nassla sabittir." (2) </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">İslam alimlerinin ekserisi ise, bu konuda nass olmadığını söylerler. Bazıları, Hz. Ebubekir hakkında hafi veya celi (gizli veya aşikar) nass olduğunu kabul eder ve Hz. Peygamberin vefatı öncesi namazda Hz. Ebubekiri imam yapmasını buna bir alamet olarak görürler. Şüphesiz bu büyük meselede açık bir nass olsa meşhur olurdu ve Hz. Peygamberin yakınında bulunan sahabelerce bilinirdi. O zaman bu meselede bir tereddütleri kalmaz, ihtilafa düşmezlerdi. (3) </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Hz. Alinin ilk halife olması gerektiğini iddia eden şia, bazı nassları buna delil olarak kullanırlar. Mesela, </span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red">1-"Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Şayet yapmazsan Onun risaletini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır." (4) </span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><u>Ayetin ifadesinde Hz. Alinin hilafetiyle ilgili hiç bir şey yoktur.</u> Şevkaninin de belirttiği gibi, ayet umum ifade etmektedir. (5) Yani, "rabbinden sana ne indirilmişse, hepsini tebliğ et" demektir. Nitekim Hz. Aişe, "her kim Muhammed kendisine indirilenlerden bir şey gizledi derse, yalan söylemiş olur" demiş ve üstteki ayeti okumuştur. (6) </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><u>Durum böyle iken, şia bazı zayıf ve uydurma rivayetlere dayanarak, (7) mezkur ayetin Hz. Alinin hilafetini bildirdiğini söyler</u>. Halbuki bu iddialarıyla Hz. Peygamberi görevini tam yapmamakla itham etmektedirler. Zira ayet eğer onların anladığı gibiyse, Hz. Peygamber bunu tebliğ etmeden gitmiş demektir. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">2-Hz. Peygamber bir sefere (Süyutinin rivayetinde Tebük seferine) giderken yerine Hz. Aliyi bırakır. Hz. Ali, "beni kadın ve çocuklarla mı bırakıyorsun?" deyince Hz. Peygamber şu cevabı verir: <span style="color: red">"Benimle Hz. Musa ve Harun misali olmak istemez misin? Ancak şu var ki, benden sonra peygamber yoktur</span>." (8) </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkorange">Hz. Peygamberin cevabında Hz. Musanın Tura gidiş olayına işaret vardır. Hz. Musa, yerine kardeşi Harunu bırakarak Tura gitmiştir. Hz. Harun da kardeşi Musa gibi bir peygamberdir</span>. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><u>Üstteki rivayetten Hz. Alinin faziletine istidlalde bulunmak son derece makuldür ve buna kimsenin bir itirazı da yoktur.</u> <span style="color: red">Fakat bu rivayetten "ilk halife Hz. Ali olmalıydı" neticesine varmak tekellüflü bir tevildir</span>. <u>Zira Hz. Peygamber sefere giderken Hz. Aliden başkalarını da yerine bırakmıştır. Âmâ Abdullah b. Ümmi Mektum bunlardan biridir. (8) </u></span></span></p><p></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">3-"Bera b. Azib anlatıyor: "bir seferde ⁄adir-i Humda konakladık. Namaza nida olundu... Namazdan sonra Hz. Peygamber Hz. Alinin elini tuttu.<span style="color: red"> "Ben kimin efendisiysem Ali de onun efendisidir. Allahım, ona dost olana dost, düşman olana düşman ol" dedi." (9) </span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><u><span style="color: red">Bu rivayet sahih olarak kabul edilse bile, buradan Hz. Alinin ilk halife olması lüzumunu anlamak mümkün değildir.</span></u> (10) Çünkü Hz. Ali gerçekten müslümanlar içinde en seçkin kimselerden biridir. Cesaretiyle, Allahın Arslanı ünvanını taşır. Şah-ı velayet makamına sahiptir. Bunlar gibi seçkin özellikleri sebebiyle tarih boyunca bütün müslümanların efendisi olmuştur. Alusinin dediği gibi, şayet Hz. Peygamber yerine halife olarak Hz. Aliyi bırakmak istese, "ey insanlar! Bu, benden sonra idareciniz, emirinizdir. Dinleyin itaat edin" derdi. (11) Böyle bir emir ise, havada kalmaz, mutlaka yerine getirilirdi. "Anam babam sana feda olsun" diyen sahabilerin, böyle ciddi bir konuda Paygamberin sözünü dinlememeleri elbette düşünülemez. Nitekim, "benden sonra size Ömeri tavsiye ederim" diyen Hz. Ebubekirin isteği yerine getirilmiş, müslümanlar Hz. Ömere biat etmişlerdir. (12) </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">4-<span style="color: red">Şianın temessük ettiği rivayetlerden biri de şudur: "Hz. Peygamber, vefatı öncesi hastalığı ilerlediğinde "bana kalem kağıt getirin, size benden sonra sapmamanız için vasiyet yazdırayım" der. Hz. Ömer, "peygamberin rahatsızlığı şiddetlendi. Allahın Kitabı bize kafidir" deyince ileri geri konuşmalar olur. Hz. Peygamber, "kalkın yanımdan, der. Benim yanımda niza (çekişmek) yakışmaz." (13)</span> </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><u>Şianın iddiasına göre Hz. Peygamber yerine Hz. Alinin geçmesini yazdırmak istemiş, Hz. Ömer ise buna engel olmuştur</u>. (14) Halbuki, mezkur rivayette asla buna bir delalet yoktur. <span style="color: red">Rivayeti o tarzda değerlendirmek, tekellüftür, zorlamadır. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">5-"De ki: Yaptığım tebliğe karşı ben sizden yakınlık sevgisi dışında bir ücret istemiyorum." (15) </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Bir rivayette, ayet nazil olunca <span style="color: red">Hz. Peygambere "ya Rasulallah, sevmemiz vacip olan yakınların kimlerdir?" diye sorulmuş, Hz. Peygamber, "Ali, Fatıma ve oğulları" cevabını vermiş. (16)</span> </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Bu ayet şia tarafından Al-i Beyt sevgisine bir delil olarak zikredilir. Bunu işari bir mana olarak kabul etmek mümkün olmakla beraber, ayetin sarih manasında buna bir delalet yoktur. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">İbn-i Abbasa bu ayetten sorulur. Daha cevap vermeden, orada bulunanlardan Said b. Cübeyr, "Al-i Muhammed" deyince, İbn-i Abbas "acele ettin, der. Çünkü Kureyşin hiçbir ailesi yoktur ki Hz. Peygamberin onlara akrabalık bağı olmasın. Ayetin manası "hiç olmazsa yakınlık hakkını gözetin" demektir." (17) </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">İbnu Kesir, ayetin yorumunda şu manaya dikkat çeker: "Bana yardım etmiyorsanız, hiç olmazsa aramızda olan akrabalık sebebiyle eziyet etmeyin." (18) </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Kendisinin şu yorumu da gerçekten zikre şayan bir incelik arz eder: "Ayetten muradın "Hz. Ali, Fatıma ve oğullarıdır" şeklindeki rivayet senet olarak zayıftır. Ayrıca, sure Mekki surelerdendir. Mekkede ise Hz. Fatımanın çocukları yoktu. Hz. Ali ile evlilikleri hicretin ikinci yılında Bedir Savaşı sonrası olmuştur. Ancak bu rivayeti kabul etmemek, Al-i Muhammede sevgi beslememek anlamında değildir. Çünkü onlar temiz bir zürriyetten, fahr, hasep ve nesep noktasında yeryüzündeki en şerefli evden gelmişlerdir." (19) </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Fahreddin Razi, "Ehl-i Beytim Nuhun gemisine benzer. Binen kurtulur" ve "Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine uysanız hidayete erersiniz" (20) rivayetlerini nazara verip şu yorumu yapar: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">"Şimdi biz mükellefiyet denizindeyiz. Şüphe ve şehvet dalgaları bize çarpmaktadır. Denizde yol alan iki şeye muhtaçtır: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">1-Sağlam bir gemi. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">2-Işık saçan yıldızlar. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">İşte, böyle bir gemiye binen ve yıldızlara bakarak yol alanların kurtulma ümidi fazla olur. Ehl-i Sünnet, Ehl-i Beyte muhabbet gemisine binmiş, sahabe yıldızlarına bakarak yol almaktadır." (21) </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red">Ehl-i Sünnetin Ehl-i Beyti sevmeme diye bir problemi yoktur. Her namazın teşehhüdünde onlara dua ederiz ve onları ciddi severiz. (22) Ehl-i Sünnet arasında "Ali, Hasan, Hüseyin, Fatıma..." gibi isimler son derece yaygındır.</span> </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">İmam-ı Şafii bir beytinde şöyle der: "Al-i Muhammedi sevmek şayet rafizilikse, bütün ins ve cin şahit olsun ki, ben rafiziyim." (23) </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Fakat Alusinin de dikkat çektiği gibi, insanların çoğu Ehl-i Beyt konusunda ya ifrat veya tefrittedir. Ortası ise, sırat-ı müstakimdir. (24) </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Ehl- i Beyt Hz. Peygamberin aile efradıyla ilgili kullanılan bir ifade olup, hane halkı manası taşır. Bu kelime Kuranda iki ayette geçer: Bunlardan birisi Hz. İbrahimin hane halkıyla ilgilidir. (25) İkincisi ise, Hz. Peygamberin hanımlarına hitap eden ayetlerin devamında gelir ve şöyle der: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">"Evlerinizde oturun ve evvelki cahiliyye tarzında açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allaha ve Rasulüne itaat edin. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor." (26) </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Hamdi Yazır, ayetin açıklamasında şianın ifrat bir durumuna şöyle dikkat çeker: </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red"><u>"Şia, ayetin mevzuunu teşkil eden ezvac- ı tahiratı (Hz. Peygamberin hanımlarını) dahi hesaba almayarak, Ehl-i Beytin Hz. Peygamberin kendisiyle, Hz. Ali, Hasan, Hüseyin ve Fatımadan ibaret olduğunda israr etmek istemişler ve bu yüzden İslam tarihinde çok büyük gürültüler çıkarmışlardır. "Selman Bendendir, ehl-i beytimdendir"(27) hadisiyle özel intisapla Selman-ı Farisi bile Ehl-i Beytten sayıldığı halde, Peygamberle beraber beytutet eden hanımlarının Ehl-i Beytten hariç sayılması ne garip bir taassuptur." (28) </u></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Hz. Peygamber, Ehl-i Beytiyle ilgili bir sözünde şöyle der: "Size iki şey bıraktım. Onlara sarıldığınız müddetçe asla sapmazsınız: Allahın Kitabı ve Ehl-i Beytim." (29) </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: yellowgreen">Said Nursi, risalet vazifesi noktasında Ehl-i Beytten muradın Hz. Peygamberin sünnet-i seniyyesi olduğunu söyler. "Çünkü sünnet-i seniyyeye ittibaı terkeden hakiki Al- Beytten olmadığı gibi, Al- Beyte hakiki dost da olamaz." (30)</span> </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Hz. Peygamberin, kızı Fatımaya "ey Fatıma! Amelinle kendini ateşten kurtar. Yoksa ben de seni ateşten kurtaramam" şeklindeki hatırlatması unutulmamalıdır. (31) Nitekim, Hz. Nuh ve Hz. Lutun hanımları iman etmedikleri için kurtulamamışlardır. (32) Keza, Nuhun oğullarından biri iman etmeyince, Tufanda boğulanlardan olmuştur. Cenab-ı Hak, Hz. Nuha "o senin ehlinden değildir" der. (33) Şüphesiz bu, nesep itibariyle değil, inanç yönündendir. Peygamber hanımı ve oğlu olmak kurtulmak için yeterli değilse, sadece Al-i Beytten olmakla insanların kurtulacağı elbette iddia edilemez. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Kaynaklar: 1-Bkz. Eşari, Ebul- Hasen, Makalatul- İslamiyyin, Mektebetul- Asriyye, Beyrut, 1990, I, 65-66, 88-89 ve 131; Abdülhamid, İrfan, İslamda İtikadi Mezhepler ve Akaid Esasları, Ter. M. Saim Yeprem, Marifet Yay. İst. 1981, s. 16-57; Kılavuz, Saim, İslam Akaidi ve Kelama Giriş, Ensar Neş. İst. 1993, s. 308-311</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">2-Şehristani, Muhammed b. Abdulkerim, El-Milel ven- Nihal, Tashih ve Talik: Ahmed Fehmi Muhammed, Darul- Kütübil- İlmiyye, Beyrut, 1992, s. 144-145</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">3-Taftezani, Saduddin, Şerhul-Makasıd, Alemül-Kütüb, Beyrut, 1989, V, 258-259</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">4-Maide, 67</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">5-Şevkani, Muhammed, Fethul- Kadir, Daru İhyait- Türasil- Arabi, Beyrut, ts. II, 59. Ayrıca bkz. Kurtubi, VI, 157</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">6-Buhari, Tefsir, 5/7; Şevkani, II, 59</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">7-Bkz. Şevkani, II, 59-60</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">8-Tirmizi, Menakıb, 20; Süyuti, Celaleddin, Tarihul Hulefa, Darul- Kütübil- İlmiyye, Beyrut, 1988, s. 133</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">9-Bkz. Hamidullah, Muhammed, İslamın Hukuk İlmine Yardımları, İst. 1962, s. 142-143</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">10-İbnu Hanbel, IV, 281; Süyuti, Tarihul- Hulefa, s. 134; Alûsî, VI, 192-193</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">11-Bkz. Onat, Hasan, Emeviler Devri Şii Hareketleri ve Günümüz Şiiliği, TDV. Yay. Ankara, 1993, s. 24 </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">12-Alûsî, Ebul-Fadl, Ruhul-Meani, Daru İhyait-Türasil-Arabi, Beyrut, 1985, VI, 195</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">13-Süyuti, Tarihul - Hulefa, s. 62-64</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">14-Buhari, Merda, 17; Müslim, Vesaya, 22; İbnu Hanbel, I, 325</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">15-Naim, Ahmet, Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, Diyanet Yay. Ankara, 1982, I, 108. Ahmet Naim, ilgili rivayetleri burada ve devamında çok güzel bir şekilde tahlil etmektedir. Geniş bilgi için oraya bakılabilir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">16-Şura, 23</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">17-Beydâvî, Kadı, Envarut-Tenzil ve Esrarut-Tevil, Darul-Kütübil-İlmiyye, Beyrut, 1988, II, 362</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">18-Kurtubi, XVI, 15-16; İbnu Kesir, VII, 187; Süyuti, Dürrül- Mensur, Darul - Mektebil- İlmiyye, Beyrut, 1990, V, 699</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">19-İbnu Kesir, VII, 187</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">20-Age. VII, 189</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">21-Aclûnî, I, 132</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">22-Râzî, XXVII, 167</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">23-Râzî, XXVII, 166</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">24-Alûsî, XXV, 32</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">25- Hud, 73</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">26- Ahzab, 33</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">27- İbnu Hişam, Siretun-Nebeviyye, Daru İhyait-Türasil-Arabi, Beyrut, 1971, III, 224; Hakim, Ebu Abdullah ( Nisaburi) Müstedrek, Matbaatul-İslamiye, Beyrut, II, 416</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">28- Yazır, Hamdi, Hak Dini Kuran Dili, VI, 3892</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">29- Tirmizi, Menakıb, 31; İbnu Hanbel, III, 14, 17</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">30- Nursi, Lemalar, Sözler Yay. İst. 1990, s. 22</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">31- Müslim, İman, 348</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">32- Tahrim, 10</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">33- Hud, 45-46</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">sorularla islamiyet</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Eclairs, post: 200590, member: 1004483"] [B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]kucuk bir eklemede biz yapalim kardes, saglam kaynaklardan,[/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Şia ve Hz. Ali'nin halifeliği konusundaki iddiaları...[/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Hz. Osmanın şehit edilmesinden sonra İslam aleminde büyük çalkantılar yaşanır. Şam valisi Hz. Muaviye, Hz. Osmanın katilleri bulunana kadar Hz. Aliye biat etmeyeceğini söyler. Gelişen olaylar zinciri sonucunda, müslümanlar arasında Cemel ve Sıffin savaşları olur. Bu savaşlarda binlerce müslüman hayatını kaybeder. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]İşte bu çalkantılar, fitneler içinde Hz. Ali yanında yer alanlara, "taraftar" anlamında "şii" denilmiştir. Bu ilk şiilerin (şiay-ı ula) Hz. Ebubekir ve Hz. Ömeri reddetme gibi bir durumları yoktur. Fakat daha sonra şiilik yeni bir boyut kazanarak, ehl-i sünnet ve cemaatten ayrı müstakil bir fırka, hatta fırkalar görünümünü kazanmıştır. Bu fırkalardan bir kısmı Hz. Alinin nübüvvetine, hatta ilahlığına kadar işi götürmüşlerdir. Bunlara [COLOR=red]ğulat-ı şia[/COLOR] denir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]İmamiye şiası "imamet nassla olur" görüşünü kabul eder.[COLOR=red] Onlara göre, Hz. Alinin ilk halife olması gerekirdi. Fakat bu hak kendisinden gasbedilmiştir. Günümüz şiileri ekseriya bu grupta yer alır. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Zeydiye, şii fırkalarının en mutedilidir. Bunlar Hz. Alinin ilk halife olması gerektiğini söylemekle beraber, diğer üç halifenin hilafetini reddetmezler. "Efdal varken mefdulün imameti caizdir" derler. Ehl-i sünnete en yakın şii fırkası olan Zeydiye, günümüzde Yemende devam etmektedir. (1) [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Şiaya göre "imamet halka havale edilecek küçük bir maslahat meselesi olmayıp, bir usül meselesidir, dinin bir rüknüdür. Peygamberin böyle bir meseleden gaflet etmesi veya bunu ümmete havale etmesi caiz değildir. Dolayısıyla Hz. Peygamberden sonra yerine geçecek halife muayyendir ve bu nassla sabittir." (2) [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]İslam alimlerinin ekserisi ise, bu konuda nass olmadığını söylerler. Bazıları, Hz. Ebubekir hakkında hafi veya celi (gizli veya aşikar) nass olduğunu kabul eder ve Hz. Peygamberin vefatı öncesi namazda Hz. Ebubekiri imam yapmasını buna bir alamet olarak görürler. Şüphesiz bu büyük meselede açık bir nass olsa meşhur olurdu ve Hz. Peygamberin yakınında bulunan sahabelerce bilinirdi. O zaman bu meselede bir tereddütleri kalmaz, ihtilafa düşmezlerdi. (3) [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Hz. Alinin ilk halife olması gerektiğini iddia eden şia, bazı nassları buna delil olarak kullanırlar. Mesela, [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=red]1-"Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Şayet yapmazsan Onun risaletini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır." (4) [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][U]Ayetin ifadesinde Hz. Alinin hilafetiyle ilgili hiç bir şey yoktur.[/U] Şevkaninin de belirttiği gibi, ayet umum ifade etmektedir. (5) Yani, "rabbinden sana ne indirilmişse, hepsini tebliğ et" demektir. Nitekim Hz. Aişe, "her kim Muhammed kendisine indirilenlerden bir şey gizledi derse, yalan söylemiş olur" demiş ve üstteki ayeti okumuştur. (6) [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][U]Durum böyle iken, şia bazı zayıf ve uydurma rivayetlere dayanarak, (7) mezkur ayetin Hz. Alinin hilafetini bildirdiğini söyler[/U]. Halbuki bu iddialarıyla Hz. Peygamberi görevini tam yapmamakla itham etmektedirler. Zira ayet eğer onların anladığı gibiyse, Hz. Peygamber bunu tebliğ etmeden gitmiş demektir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]2-Hz. Peygamber bir sefere (Süyutinin rivayetinde Tebük seferine) giderken yerine Hz. Aliyi bırakır. Hz. Ali, "beni kadın ve çocuklarla mı bırakıyorsun?" deyince Hz. Peygamber şu cevabı verir: [COLOR=red]"Benimle Hz. Musa ve Harun misali olmak istemez misin? Ancak şu var ki, benden sonra peygamber yoktur[/COLOR]." (8) [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=darkorange]Hz. Peygamberin cevabında Hz. Musanın Tura gidiş olayına işaret vardır. Hz. Musa, yerine kardeşi Harunu bırakarak Tura gitmiştir. Hz. Harun da kardeşi Musa gibi bir peygamberdir[/COLOR]. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][U]Üstteki rivayetten Hz. Alinin faziletine istidlalde bulunmak son derece makuldür ve buna kimsenin bir itirazı da yoktur.[/U] [COLOR=red]Fakat bu rivayetten "ilk halife Hz. Ali olmalıydı" neticesine varmak tekellüflü bir tevildir[/COLOR]. [U]Zira Hz. Peygamber sefere giderken Hz. Aliden başkalarını da yerine bırakmıştır. Âmâ Abdullah b. Ümmi Mektum bunlardan biridir. (8) [/U][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]3-"Bera b. Azib anlatıyor: "bir seferde ⁄adir-i Humda konakladık. Namaza nida olundu... Namazdan sonra Hz. Peygamber Hz. Alinin elini tuttu.[COLOR=red] "Ben kimin efendisiysem Ali de onun efendisidir. Allahım, ona dost olana dost, düşman olana düşman ol" dedi." (9) [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][U][COLOR=red]Bu rivayet sahih olarak kabul edilse bile, buradan Hz. Alinin ilk halife olması lüzumunu anlamak mümkün değildir.[/COLOR][/U] (10) Çünkü Hz. Ali gerçekten müslümanlar içinde en seçkin kimselerden biridir. Cesaretiyle, Allahın Arslanı ünvanını taşır. Şah-ı velayet makamına sahiptir. Bunlar gibi seçkin özellikleri sebebiyle tarih boyunca bütün müslümanların efendisi olmuştur. Alusinin dediği gibi, şayet Hz. Peygamber yerine halife olarak Hz. Aliyi bırakmak istese, "ey insanlar! Bu, benden sonra idareciniz, emirinizdir. Dinleyin itaat edin" derdi. (11) Böyle bir emir ise, havada kalmaz, mutlaka yerine getirilirdi. "Anam babam sana feda olsun" diyen sahabilerin, böyle ciddi bir konuda Paygamberin sözünü dinlememeleri elbette düşünülemez. Nitekim, "benden sonra size Ömeri tavsiye ederim" diyen Hz. Ebubekirin isteği yerine getirilmiş, müslümanlar Hz. Ömere biat etmişlerdir. (12) [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]4-[COLOR=red]Şianın temessük ettiği rivayetlerden biri de şudur: "Hz. Peygamber, vefatı öncesi hastalığı ilerlediğinde "bana kalem kağıt getirin, size benden sonra sapmamanız için vasiyet yazdırayım" der. Hz. Ömer, "peygamberin rahatsızlığı şiddetlendi. Allahın Kitabı bize kafidir" deyince ileri geri konuşmalar olur. Hz. Peygamber, "kalkın yanımdan, der. Benim yanımda niza (çekişmek) yakışmaz." (13)[/COLOR] [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][U]Şianın iddiasına göre Hz. Peygamber yerine Hz. Alinin geçmesini yazdırmak istemiş, Hz. Ömer ise buna engel olmuştur[/U]. (14) Halbuki, mezkur rivayette asla buna bir delalet yoktur. [COLOR=red]Rivayeti o tarzda değerlendirmek, tekellüftür, zorlamadır. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]5-"De ki: Yaptığım tebliğe karşı ben sizden yakınlık sevgisi dışında bir ücret istemiyorum." (15) [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Bir rivayette, ayet nazil olunca [COLOR=red]Hz. Peygambere "ya Rasulallah, sevmemiz vacip olan yakınların kimlerdir?" diye sorulmuş, Hz. Peygamber, "Ali, Fatıma ve oğulları" cevabını vermiş. (16)[/COLOR] [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Bu ayet şia tarafından Al-i Beyt sevgisine bir delil olarak zikredilir. Bunu işari bir mana olarak kabul etmek mümkün olmakla beraber, ayetin sarih manasında buna bir delalet yoktur. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]İbn-i Abbasa bu ayetten sorulur. Daha cevap vermeden, orada bulunanlardan Said b. Cübeyr, "Al-i Muhammed" deyince, İbn-i Abbas "acele ettin, der. Çünkü Kureyşin hiçbir ailesi yoktur ki Hz. Peygamberin onlara akrabalık bağı olmasın. Ayetin manası "hiç olmazsa yakınlık hakkını gözetin" demektir." (17) [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]İbnu Kesir, ayetin yorumunda şu manaya dikkat çeker: "Bana yardım etmiyorsanız, hiç olmazsa aramızda olan akrabalık sebebiyle eziyet etmeyin." (18) [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Kendisinin şu yorumu da gerçekten zikre şayan bir incelik arz eder: "Ayetten muradın "Hz. Ali, Fatıma ve oğullarıdır" şeklindeki rivayet senet olarak zayıftır. Ayrıca, sure Mekki surelerdendir. Mekkede ise Hz. Fatımanın çocukları yoktu. Hz. Ali ile evlilikleri hicretin ikinci yılında Bedir Savaşı sonrası olmuştur. Ancak bu rivayeti kabul etmemek, Al-i Muhammede sevgi beslememek anlamında değildir. Çünkü onlar temiz bir zürriyetten, fahr, hasep ve nesep noktasında yeryüzündeki en şerefli evden gelmişlerdir." (19) [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Fahreddin Razi, "Ehl-i Beytim Nuhun gemisine benzer. Binen kurtulur" ve "Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine uysanız hidayete erersiniz" (20) rivayetlerini nazara verip şu yorumu yapar: [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]"Şimdi biz mükellefiyet denizindeyiz. Şüphe ve şehvet dalgaları bize çarpmaktadır. Denizde yol alan iki şeye muhtaçtır: [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]1-Sağlam bir gemi. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]2-Işık saçan yıldızlar. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]İşte, böyle bir gemiye binen ve yıldızlara bakarak yol alanların kurtulma ümidi fazla olur. Ehl-i Sünnet, Ehl-i Beyte muhabbet gemisine binmiş, sahabe yıldızlarına bakarak yol almaktadır." (21) [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=red]Ehl-i Sünnetin Ehl-i Beyti sevmeme diye bir problemi yoktur. Her namazın teşehhüdünde onlara dua ederiz ve onları ciddi severiz. (22) Ehl-i Sünnet arasında "Ali, Hasan, Hüseyin, Fatıma..." gibi isimler son derece yaygındır.[/COLOR] [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]İmam-ı Şafii bir beytinde şöyle der: "Al-i Muhammedi sevmek şayet rafizilikse, bütün ins ve cin şahit olsun ki, ben rafiziyim." (23) [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Fakat Alusinin de dikkat çektiği gibi, insanların çoğu Ehl-i Beyt konusunda ya ifrat veya tefrittedir. Ortası ise, sırat-ı müstakimdir. (24) [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Ehl- i Beyt Hz. Peygamberin aile efradıyla ilgili kullanılan bir ifade olup, hane halkı manası taşır. Bu kelime Kuranda iki ayette geçer: Bunlardan birisi Hz. İbrahimin hane halkıyla ilgilidir. (25) İkincisi ise, Hz. Peygamberin hanımlarına hitap eden ayetlerin devamında gelir ve şöyle der: [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]"Evlerinizde oturun ve evvelki cahiliyye tarzında açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allaha ve Rasulüne itaat edin. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor." (26) [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Hamdi Yazır, ayetin açıklamasında şianın ifrat bir durumuna şöyle dikkat çeker: [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=red][U]"Şia, ayetin mevzuunu teşkil eden ezvac- ı tahiratı (Hz. Peygamberin hanımlarını) dahi hesaba almayarak, Ehl-i Beytin Hz. Peygamberin kendisiyle, Hz. Ali, Hasan, Hüseyin ve Fatımadan ibaret olduğunda israr etmek istemişler ve bu yüzden İslam tarihinde çok büyük gürültüler çıkarmışlardır. "Selman Bendendir, ehl-i beytimdendir"(27) hadisiyle özel intisapla Selman-ı Farisi bile Ehl-i Beytten sayıldığı halde, Peygamberle beraber beytutet eden hanımlarının Ehl-i Beytten hariç sayılması ne garip bir taassuptur." (28) [/U][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Hz. Peygamber, Ehl-i Beytiyle ilgili bir sözünde şöyle der: "Size iki şey bıraktım. Onlara sarıldığınız müddetçe asla sapmazsınız: Allahın Kitabı ve Ehl-i Beytim." (29) [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=yellowgreen]Said Nursi, risalet vazifesi noktasında Ehl-i Beytten muradın Hz. Peygamberin sünnet-i seniyyesi olduğunu söyler. "Çünkü sünnet-i seniyyeye ittibaı terkeden hakiki Al- Beytten olmadığı gibi, Al- Beyte hakiki dost da olamaz." (30)[/COLOR] [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Hz. Peygamberin, kızı Fatımaya "ey Fatıma! Amelinle kendini ateşten kurtar. Yoksa ben de seni ateşten kurtaramam" şeklindeki hatırlatması unutulmamalıdır. (31) Nitekim, Hz. Nuh ve Hz. Lutun hanımları iman etmedikleri için kurtulamamışlardır. (32) Keza, Nuhun oğullarından biri iman etmeyince, Tufanda boğulanlardan olmuştur. Cenab-ı Hak, Hz. Nuha "o senin ehlinden değildir" der. (33) Şüphesiz bu, nesep itibariyle değil, inanç yönündendir. Peygamber hanımı ve oğlu olmak kurtulmak için yeterli değilse, sadece Al-i Beytten olmakla insanların kurtulacağı elbette iddia edilemez. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Kaynaklar: 1-Bkz. Eşari, Ebul- Hasen, Makalatul- İslamiyyin, Mektebetul- Asriyye, Beyrut, 1990, I, 65-66, 88-89 ve 131; Abdülhamid, İrfan, İslamda İtikadi Mezhepler ve Akaid Esasları, Ter. M. Saim Yeprem, Marifet Yay. İst. 1981, s. 16-57; Kılavuz, Saim, İslam Akaidi ve Kelama Giriş, Ensar Neş. İst. 1993, s. 308-311[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]2-Şehristani, Muhammed b. Abdulkerim, El-Milel ven- Nihal, Tashih ve Talik: Ahmed Fehmi Muhammed, Darul- Kütübil- İlmiyye, Beyrut, 1992, s. 144-145[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]3-Taftezani, Saduddin, Şerhul-Makasıd, Alemül-Kütüb, Beyrut, 1989, V, 258-259[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]4-Maide, 67[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]5-Şevkani, Muhammed, Fethul- Kadir, Daru İhyait- Türasil- Arabi, Beyrut, ts. II, 59. Ayrıca bkz. Kurtubi, VI, 157[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]6-Buhari, Tefsir, 5/7; Şevkani, II, 59[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]7-Bkz. Şevkani, II, 59-60[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]8-Tirmizi, Menakıb, 20; Süyuti, Celaleddin, Tarihul Hulefa, Darul- Kütübil- İlmiyye, Beyrut, 1988, s. 133[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]9-Bkz. Hamidullah, Muhammed, İslamın Hukuk İlmine Yardımları, İst. 1962, s. 142-143[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]10-İbnu Hanbel, IV, 281; Süyuti, Tarihul- Hulefa, s. 134; Alûsî, VI, 192-193[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]11-Bkz. Onat, Hasan, Emeviler Devri Şii Hareketleri ve Günümüz Şiiliği, TDV. Yay. Ankara, 1993, s. 24 [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]12-Alûsî, Ebul-Fadl, Ruhul-Meani, Daru İhyait-Türasil-Arabi, Beyrut, 1985, VI, 195[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]13-Süyuti, Tarihul - Hulefa, s. 62-64[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]14-Buhari, Merda, 17; Müslim, Vesaya, 22; İbnu Hanbel, I, 325[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]15-Naim, Ahmet, Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, Diyanet Yay. Ankara, 1982, I, 108. Ahmet Naim, ilgili rivayetleri burada ve devamında çok güzel bir şekilde tahlil etmektedir. Geniş bilgi için oraya bakılabilir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]16-Şura, 23[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]17-Beydâvî, Kadı, Envarut-Tenzil ve Esrarut-Tevil, Darul-Kütübil-İlmiyye, Beyrut, 1988, II, 362[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]18-Kurtubi, XVI, 15-16; İbnu Kesir, VII, 187; Süyuti, Dürrül- Mensur, Darul - Mektebil- İlmiyye, Beyrut, 1990, V, 699[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]19-İbnu Kesir, VII, 187[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]20-Age. VII, 189[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]21-Aclûnî, I, 132[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]22-Râzî, XXVII, 167[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]23-Râzî, XXVII, 166[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]24-Alûsî, XXV, 32[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]25- Hud, 73[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]26- Ahzab, 33[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]27- İbnu Hişam, Siretun-Nebeviyye, Daru İhyait-Türasil-Arabi, Beyrut, 1971, III, 224; Hakim, Ebu Abdullah ( Nisaburi) Müstedrek, Matbaatul-İslamiye, Beyrut, II, 416[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]28- Yazır, Hamdi, Hak Dini Kuran Dili, VI, 3892[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]29- Tirmizi, Menakıb, 31; İbnu Hanbel, III, 14, 17[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]30- Nursi, Lemalar, Sözler Yay. İst. 1990, s. 22[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]31- Müslim, İman, 348[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]32- Tahrim, 10[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]33- Hud, 45-46[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]sorularla islamiyet[/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Tasavvuf
Ehli Sünnet Tarikat ve Cemaatler
Cevaplıyoruz-Şia'ya Sorulan Sorular
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst