Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Sorularla İslamiyet
Cinler hakkinda merak edilenler
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="mihrimah" data-source="post: 129990" data-attributes="member: 656"><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">CİN NEDİR?</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Önce şunu kaydedelim ki (CİN) yani (cim) ve (nun) harflerinden türemiş olan bütün kelimelerde: Bir şeyi duygulardan örtmek ve gizlemek manası vardır. Arapçada (cennehu) ve (ecennehu) denir ki (onu örttü ve gizledi) demektir.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Kur’ân-ı Kerim’de: (cenne aleyhi’l-leyl : En’âm Suresi/76) buyurulmuştur. Yani “Gece Hz. İbrahim’in üzerini örttü.” manasındadır. (Cünne) kalkan, yani siper, (cenin) henüz doğmamış, rahimde örtülü duran çocuk, (cenan) içteki kalp, (cennet) zemini örtmüş bağ ve bostan, yahut duyguların erişemeyeceği derecede gizli bağ, (cünûn) nefis ile akıl arasına perde olmuş delilik hali demektir ki, bütün bunlarda hislerden ve duygulardan gizlenme manası vardır.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">(İns) karşılığı olarak kullanılan, yani görülen ve hissedilen insan değil de onun hisleri ve duyguları ötesinde bulunan tasavvurları, hayalleri ve iradesi gibi ruhanî âlemle bir münasebet ve ilgisi olan gizli kuvvetler manasına gelen (CİN) hususî ve umumî olmak üzere iki manada kullanılmıştır. </span></em></strong></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Bir manada: (İns) karşılığı olarak duygularımızdan gizli kalan bütün rûhanilere (CİN) denilmektedir ki bu manada melekler ve şeytanlar da bunun içine girer. Yani her melek cindir, fakat her cin melek değildir, demek oluyor.</span></em></strong></span></p><p> </p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">İkinci manada ise: Rûhanîlerin hepsi değil bir kısmıdır. Çünkü rûhanîler de üç kısımdır.</span></em></strong></p><p> </p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">Birinci kısım: Hepsi hayırlıdır. Bunlar meleklerdir. Yanlış iş yapmazlar, insanları aldatmazlar, Allah’ın emrinden dışarı çıkmazlar.</span></em></strong></p><p> </p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">İkinci kısım: Hepsi kötü olan ruhlardır. Bunlar da şeytanlardır. İnsanları aldatırlar, kötülük ve fenalık yapmağa çalışırlar.</span></em></strong> </p><p> </p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">Üçüncü kısım ruhanîler: İkisinin ortasında bulunanlardır ki, hem iyileri, hem kötüleri bulunan ruhlardır. İşte özel manadaki (Cin) bunlardır.</span></em></strong></p><p> </p><p> </p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">CİN: Gözlerimizle göremediğimiz ve mahiyetlerini anlayamadığımız Cenab-ı Hakk’ın yarattığı bir takım varlıklardır ki, Kur’ân-ı Hakîm’de: “Şeytan ve kabîlesi, sizi, kendilerini göremiyeceğiniz yerlerden, görürler.” (Araf/27) buyrulmaktadır. Cinlerin insanlar yaratılmadan önce ve şiddetli alevden yaratıldıklarını Sure-i Hicr’in 27. âyeti bildirmekte ve Sure-i Rahman’ın 15. âyetinde de dumansız saf ateşten yaratıldıkları beyan olunmaktadır.</span></em></strong></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Biz cinlerin varlığına inanırız. Çünkü cinlerin varlığı masum yani günah işlemeyen bir zat (Peygamber a.s.v.) tarafından hem sübutu yani Allah’a ait oluşu, hem de delâleti yani ifade ettiği mana itibariyle kat’i ve kesin bir nass ile bize bildirilmiştir. Şunu demek istiyoruz ki: Mesele sadece aklın çözeceği cinsten değildir. Naklen sabit olmuştur. Eğer Cenab-ı Hak bize cinlerden bahsetmemiş olsaydı bu gizli varlıkları aklımızla bilmemize ve bulmamıza imkân yoktu.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">İbn-i Teymiyye diyor ki: Bütün Müslüman fırkalar ile başka dinlerin mensupları cinlerin varlığını kabul etmişlerdir. Çünkü Peygamberlerin (Aleyhimüssalâtü vesselâm) bu husustaki tebliğatı insanlarda zarurî bilgi meydana getirecek kadar çoktur. Ancak her ümmetin çeşitli fırkaları onları başka başka şekillerde kabul ve telakkî etmişlerdir. Bundan dolayı cinnin, bu telakkî şekillerinin bütününü içine alabilecek bir tarifini yapmak mümkün olamamıştır. Bu görüşlerin birleştikleri noktaya göre cin, hava ve koku gibi lâtif (göze görünmeyen) ve akıllı bir cisimdir, diye tarif olunmuştur. </span></em></strong></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Cinler lâtîf cisimlerden oldukları içindir ki gözlerimizden ve duyularımızdan gizli bulunuyorlar. Fakat bu durumlarıyla öteki ruhanîlerle ortak bir mana kazanıyorlar... Zaten biz yukarıda rûhânilerin üç grup olduğunu açıklarken bu noktaya temas etmiş ve herbirisinin arasındaki farka işaret etmiştik.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Sure-i Kehf’in 50. âyeti olan:</span></em></strong></span></p><p> </p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">“O iblîs cinden olduğu için Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Şimdi siz beni bırakıp ta onu ve onun neslini, hepsi sizin düşmanınız olduğu halde, dostlar edinir misiniz?” âyeti cinlerin de insanlar gibi zürriyyet sahibi olup çoğaldıklarını açıkça bildirmektedir.</span></em></strong></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Cinlerin akıl ve şuur gibi melekelere sahip olduklarını da şu âyetlerden anlamaktayız.</span></em></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">“De ki bana şu hakikat vahy olunmuştur: Bir takım cinler (sabah namazında Kur’ân okuduğumu) işittiler de (kavimlerine döndükleri zaman) dediler ki biz çok hoş bir Kur’ân dinledik. Hidayete erdiriyordu. Biz de ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimize asla hiç kimseyi ortak koşmayacağız.” (Cin Suresi/I, 2)</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">İşte bu ayetlerde (kâlû:söylediler), (âmennâ :inandık), (len nüşrike : ortak koşmayacağız) sözleri vardır. Söylemek, iman etmek, Allah’a ortak tanımak ancak konuşma, düşünme ve idrak etme özelliklerine sahip olan varlıkların işidir ki cinlerde bunların hepsi var demektir.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">İnsanlarda olduğu gibi cinlerin de iki sınıfı bulunduğunu şu âyetler açıklamaktadır:</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">“Gerçekten bizim içimizde (Kur’ân ve peygambere iman eden) müslümanlar da vardır. Bizden iman etmeyen zalimler de var... Müslüman olanlar, işte onlar hidayeti arayanlardır. Zulüm edenlere (kâfir olanlara) gelince onlar cehenneme odun olmuşlardır.” (Cin Sûresi / 14, 15)</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">(Cin, cân, cinnet) kelimeleri aşağıdaki surelerde 31 kere geçmektedir:</span></em></strong></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">1) el-En’âm,</span></em></strong></span> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">2) el-A’raf,</span></em></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">3) Hûd,</span></em></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">4) el-Hıcr,</span></em></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">5) el-İsra,</span></em></strong></span> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">6) el-Kehf,</span></em></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">7) en-Neml,</span></em></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">8) es-Secde,</span></em></strong></span> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">9) Sebe’,</span></em></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">10) es-Sâffat,</span></em></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">11) Fussilet,</span></em></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">12) el-Ahkaf,</span></em></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">13) er-Rahman</span></em></strong></span> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">14) el-Cinn,</span></em></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">15) en-Nâs</span></em></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Cinler hakkında nazil olup Kur’ân-ı Kerim’in 72. Sûresi olan Sure-i Cinn’in anlattığı hakikatlerden bir kısmının özeti şudur:</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">— Cinlerden bir tâife Resûlüllahın okuduğu Kur’ân’ı dinlemiş ve hidayet bulmuşlar, diğer bir grup ise küfürlerinde devam etmişlerdir.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">— İnsanlardan bir kısmının cinlerden bazılarına sığınmaları cinlerin cür’etlerini ve azgınlıklarını artırmıştır.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">— Cinler semayı yoklamışlar, onu sert bekçiler ve ateş şuleleri ile dolu olarak bulmuşlardır.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">— Cinlerden kim semadan kulak hırsızlığı yapmak isterse derhal bir ateş şu’lesi ile karşılaşır.</span></em></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">— Cinler arasında iman edenler de vardır, kâfirler de...</span></em></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">—Cinler yeryüzünde bulunsalar da, göklere kaçsalar da Allah’ı âciz bırakamayacaklarını itiraf etmişlerdir.</span></em></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">— Allah’ın kulu Hz. Muhammed (s.a.v.) kalkıp Allah’a ibadet ederken cinler Kur’ân’ı dinlemek için Peygamber (s.a.v.)’in etrafında üst üste öyle yığılıyorlardı ki âdetâ bir keçe gibi oluyorlardı.</span></em></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">— Allah “Allâm’ül-Guyûb”tur. Gaybın izâfî olanını da, mutlak olanını da o bilir. Ve gaybına yani (el-Batın) ism-i Celîlinin mazharı bulunan kendi ilmine kimseyi muttali kılmaz. Bunun için ne insanlar, ne cinler, ne de melekler mutlak gaybı yakînen bilemezler. Ancak bir peygamber olarak seçtiği müstesnâdır; dilerse ona gaybından bazı şeyleri bildirir. Böylece Resûlüllah bizâtihî gayb-ı bilmiş olmaz. Ancak kendisine haber verilmiş ve bildirilmiş olanı bilir. Resûlüllah (s.a.v.) kendisine gayptan bildirilen şeylerin cin yahut vehim ve hayalden değil, Allah tarafından geldiğini ve hak olduğunu, Cenab-ı Hakk’ın peygamberin önünden ve ardından muhafız melekler tayin edip onu korumasıyla bilir. Böylece peygamberlik cin ve şeytan gibi dessas ve hilekâr mahlukların şerrinden muhafaza buyurulmuştur.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Resûlüllah (s.a.v.) cinleri görmüş mü idi?</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Bir takım cinlerin Resûl-ü Ekrem (s.a.v.)’e gelip Kur’ân-ı Kerîm dinledikleri ve ona iman edip topluluklarına döndüklerinde İslâm’a davet ettikleri hususunda şüphe yoksa da peygamber aleyhissalâtü vesselâmın onları görüp görmediği hakkında değişik rivayetler vardır.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Buhari-i Şerîf’te İbn-i Abbas (r. Anhüma)’dan rivayet olunduğuna göre: Resûlüllah (s.a.v.) cinlerin üzerine Kur’ân okumamış ve onları görmemişti. Ancak efendimiz (s.a.v.) birkaç sahabî ile “Sûk-ı Ukâz”a giderken “Nahle” denilen yerde sabah namazını kıldıkları sırada okuduğu Kur’ân’ı cinler dinlemişlerdi. Bu da şöyle olmuştu:</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Hz. Muhammed (s.a.v.)’e risâlet gelmesiyle şeytanlar semâdan haber alamaz olmuşlardı. Semaya yaklaşmak istediklerinde onları yakıp yok eden şahaplarla karşılaşmışlardı. Ve birbirlerine şöyle demişlerdi: “Herhalde yeni bir şey olmalı ki sema haberleri ile bizim aramıza bir hail (engel) girdi. Yeryüzünün doğusuna ve batısına giderek araştırın, ortaya çıkan bu engel nedir?” Bu konuşmadan sonra doğu ve batıyı araştırırlarken (Tihâme) tarafına doğru yola çıkan taife Sûk-ı Ukâz’a giderken Nahle’de sabah namazını kıldırmakta olan Peygamber (s.a.v.)’in okuduğu Kur’ân’ı dikkatle dinlemişler (Resûlüllah’ın okuduğu sûre Rahman Sûresi veya -zayıf bir kavle göre- El-Alâk Sûresi idi) sema haberlerine engel olan hadise budur diye hüküm vermişler, sonra kavimlerinin yanına döndüklerinde (Sure-i Cin’in ilk ayetlerinde beyan olunduğu üzere): “Biz çok hoş bir Kur’ân dinledik, hidayete erdiriyordu. Biz de ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimize asla hiç kimseyi ortak koşmıyacağız.” demişlerdi. Bunun üzerine Sure-i Cin vahyolunmuştu. Sahih-i Tirmizî’de ve Taberî tefsirinde bu rivayetin başında: “Resûlüllah (s.a.v.) ne cinlerin üzerine Kur’ân okumuş, ne de onları görmüştü.” fıkrası vardır. Buhari’de ise bu fıkra bulunmamaktadır.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Bu mevzuda ikinci rivayet İbn-i Mesûd (r.a.)’e aittir. Demiştir ki: Resûlüllah (s.a.v.) “Ben cinne Kur’ân okumakla emrolundum, beraberimde kim gider?” buyurdu. Ashap sükût ettiler; ikinci defa soruyu tekrar buyurdular, yine sükût ettiler. Üçüncü defa tekrarladıklarında: “Ben Abdullah yanınızda giderim ya Resûlellah” dedim. Bunun üzerine kalktı, İbn-i Ebî Düp kabîlesinin yanındaki “Hacûne” denilen yere geldi, benim üzerime bir hat çizdi, bu çizgiyi geçme buyurdu. Sonra kendileri Hacune’ye geçtiler. Cinler derhal üzerine keklikler gibi uçuştular. Sanki Zutt kabilesinin erkeklerine benziyorlardı. (Zutt: Araplardan kara Arap kabîlesi veya Hindden bir kabiledir.)</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Kadınların def çalması şeklinde def çalıyorlardı.Nihayet onu sardılar, gözümden kayboldu, hemen ayağa kalktım, bana eliyle “otur” diye işarette bulundular. Sonra Kur’ân okumağa başladı, gittikçe sesini yükseltiyordu. Hepsi yere yapıştılar. O kadar ki seslerini işitiyordum da kendilerini göremiyordum. Sonra Resûlüllah (s.a.v.)’ın bana döndüğünde “Gelmek istedin, değil mi?” buyurdu. “Evet ya Resûlellah” dedim.” O sana gerekmezdi, onlar cindir, Kur’ân’ı dinlemeğe geldiler, sonra da kavimlerini inzar etmek üzere döndüler. Benden azık istediler Ben de onlara kemiği azık ettim. Kemikle, deve gübresiyle kimse taharetlenmesin.” buyurdular.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Yine Buhari’de geçen bir hadis-i şerifte: “Bir kere Resûlüllah kaza-i hacet için çıktığında Ebu Hüreyre (r.a.) de arkasını takip etmişti. (Resûlüllah yürürken dönüp arkasına bakmazlardı. Bunun için: o kimdir? diye sordu. Ben de:</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">— Ben Ebu Hüreyre! diye cevap verdim. Resûlüllah:</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">— İstinca için bana birkaç taş ara (getir), sakın kemik ve tezek getirme! buyurdu. Eteğimin içinde birkaç taş getirip yanına koydum. Sonra yanından ayrıldım. Nihayet kaza-i hacet edip bittikten sonra Resulüllah ile beraber yürüdüm ve (yolda):</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">— Ya Resûlellah, kemikle istinca etmekte ne var ki diye sordum. Resulüllah:</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">—Kemik cin yemeğidir, tezek de hayvanların yemidir! diye cevap verdi.”buyurulmakla kemik ve tezekle temizlenme ve istincanın men’ edilmesindeki hikmet açıklanmıştır. (Kastalani C: 6, s. 153)</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Diğer peygamberlere gönderilen semavî kitaplarda cinlerden bahsedilmiş midir?</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Evet, öteki peygamberlere gönderilen semavî kitaplarda da cinlerden bahsedilmiştir. Misâl olmak üzere Hristiyanların mukaddes kitaplarından bir iki örnek verelim:</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">1) “İsa o süfli ruhu azarlayıp koğdu. Bunun üzerine şeytan delikanlının bedeninden çıktı, delikanlı da hemen şifa buldu.” (Matta, s. 17, Ayet: 28)</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">2) “Cinlere önem vermeyiniz ve onlardan müsahharlar aramayınız, çünkü onlarla kirlenirsiniz...” (Levililer, S: 9, Ayet: 31.)</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">CİNLERİ İNKÂR MÜMKÜN MÜDÜR?</span></em></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">İslâm âlimleri cinleri çeşitli yönlerden incelemişlerdir:</span></em></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">1- Cinlerin varlığı,</span></em></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">2- Cinlerin ne zaman yaratıldığı,</span></em></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">3- Cinlerin cisim mi yoksa sadece bir cevher mi olduğu,</span></em></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">4- Cinlerin çeşitleri,</span></em></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">5- Cinler niçin yaratılmışlardır?</span></em></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">6- Bunlara niçin cin denilmiştir?</span></em></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">7- Cinler yiyip içerler mi? Aralarında üreme var mı?</span></em></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">8- Mükellef midirler? Yani teklif icabı olarak bunlara sevap ve azap, mükâfât ve mücâzât gibi şeyler var mıdır?</span></em></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">9- Kendi cinslerinden peygamber gelmiş midir?</span></em></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">10- Çeşitli suret ve şekillere girerler mi?</span></em></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">İşte cin meselesi böyle gayet geniş olarak incelenmiş ve cinlerin varlığı meselesi müstesna olmak üzere bu mevzuların hepsi ulema arasında ayrı ayrı ihtilâf zemini olmuştur. Buhari şarihleri ve özellikle Aynî bu görüş ayrılıklarını delilleri ile birlikte nakletmiştir. Biz bunlardan en mühim gördüğümüz bir kısmını kaydetmekle yetineceğiz.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Yukarıda da temas ettiğimiz gibi, diğer milletler arasında cinleri inkâr edenler bulunduğu gibi İslâm fırkalarından mu’tezile ve cehmiyye de cinleri inkâr yolunu tutmuşlarsa da milletlerin çoğu cinlerin varlığını kabul ve i’tiraf etmişlerdir. Çünkü peygamberlerin (Aleyhim’üs-salâtü vesselâm) cinlerin varlığına dair verdikleri haberler insan için zarurî ilim ifade edecek derecede mütevatirdir.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Maddî âlemin dışında kalan herşeyi inkâr eden, akılları gözlerine inmiş olanların inkârdan ibaret bulunan mesleklerini takip etmeği ilericilik sanan bir kısım bedbahtlar melekleri ve cinleri inkâr ettikleri için bunların varlığına delâlet eden kelimeleri de te’vil etmek zorunda kalıyorlar; ta ki Allah’a ve Kur’an-ı Hakîm’e olan iman ile cin ve melekleri inkâr arasında bir tezat ve tenakuz (çelişki) görülmesin. </span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">Halbuki cin ve meleklerin varlığını inkâr Kur’an-ı Kerîm’in sarîh beyanlarını ve haberlerini inkâr olduğundan aradaki tezat (çelişki) gündüz gibi âşikârdır. Bunların batıl te’villerine göre: (Melek, melâike) tabîat kanunları; (cin, şeytan, iblis) kelimeleri de kötü, azgın ve bozuk ruh taşıyan insanlar demekmiş!..</span></em></strong></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Burada şunu hatırlatmak yerinde olacaktır ki, inkâr bir ilim yolu ve usulü değildir; inkâr ile hiçbir hakikatı isbata imkân yoktur. Acaba böyle batıl te’vile ne gibi bir zaruret vardır? Halbuki mesnedsiz te’viller batıldır. </span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Gerçi usulde: “Akıl ile nakil birbirine muarız ve zıt gelse akıl tercih, nakil te’vil olunur.” diye bir kaide vardır. Fakat meleklerin ve cinlerin varlığı imkânsız bir şey değil ki onlardan bahsetmek akla zıt bulunsun da, akıl ile nakil arasında bir tezat olmaması için nakil te’vil edilsin. Aksine bunların varlığı aklî imkân dairesindedir. İnsanların görememesi onların yok olmamalarını gerektirmez. Nitekim ancak binlerce defa büyüten mikroskoplar sayesinde varlıklarını görebildiğimiz ve mikrop adını verdiğimiz varlıklar asırlarca insanların gözlerinden uzak ve gizli yaşamışlardı. Hiç kimse onların varlığını bilmiyordu, ama bu çok uzun süren devirler içinde bu varlıklar yine doğuyor, gelişiyor ve çoğalıyorlardı.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Demek ki duyu organlarımızla hissedemediğimiz şeylerin yokluğuna hükmetmek kadar büyük hata olamaz. Cenab-ı Hak bizim duyularımızı daha başka şekil ve keyfiyyette yaratmış olsaydı kim bilir belki de melekler, cinler ve hiç kimsenin hatır ve hayalinden geçmeyen nice âlemler bize görünecekti.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Görülüyor ki burada te’vile hiçbir zaruret yoktur.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Pozitif ilimlerin bu kadar ilerlemesine rağmen bugün insanoğlunun mahiyetini bilemediği ve anlayamadığı daha pek çok şey bulunmaktadır. Meselâ: mıknatıs, elektrik, çekim... Evet kâinatta öyle şeyler var ki biz ne bunları görebiliyor, ne de mahiyetleri hakkında en küçük bir bilgiye sahip olabiliyoruz. Fakat mahiyetlerini bilemediğimiz bu eşyayı inkâr edemiyoruz, hatta onlardan faydalanma yoluna gidiyoruz.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Kâinat henüz keşfedilmemiş binlerce sırlar ve gizliliklerle doludur. Keşf edilenler, edilmeyenlerin binde biri bile değildir. Artık bugünün insaflı ve aklı başında ilim adamı, Allah’ın kudretinin hudutsuzluğu ve sanatının inceliği karşısında, 19. asrın şımarık tipleri gibi davranmıyor, bir perdeyi kaldırmaya muvaffak olduğu zaman onun arkasında binlerce perdenin kapalı kaldığını görüyor da bu sonsuz kudret, bu derin hakikat ve bu muhteşem nizam karşısında bel kırmaya, boyun bükmeğe ve aczini itiraf etmeğe mecbur kalıyor. Zaten Kur’ân-ı Hakîm şöyle ferman etmiyor mu? “Size ilimden, başka değil, ancak az bir şey verilmiştir.”</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">Not: Konuyla alakalı bir bilgiyi de buraya-İsmail Hakkı Hocamızın hoşgörüsüne sığınarak- eklemeyi uygun bulduk; Suriye ulemasından merhum Said Havva, Ruh Terbiyemiz kitabında şöyle yazmakta; “Alimlerimize göre, cinler yaratıldığı andan itibaren mükelleftirler. Mükellef oluşları büluğ(ergenlik) şartına bağlı değildir.”(Cevaplar.org) </span></em></strong></p><p> </p><p> </p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">İsmail Hakkı Zeyrek</span></em></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="mihrimah, post: 129990, member: 656"] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]CİN NEDİR?[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Önce şunu kaydedelim ki (CİN) yani (cim) ve (nun) harflerinden türemiş olan bütün kelimelerde: Bir şeyi duygulardan örtmek ve gizlemek manası vardır. Arapçada (cennehu) ve (ecennehu) denir ki (onu örttü ve gizledi) demektir.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Kur’ân-ı Kerim’de: (cenne aleyhi’l-leyl : En’âm Suresi/76) buyurulmuştur. Yani “Gece Hz. İbrahim’in üzerini örttü.” manasındadır. (Cünne) kalkan, yani siper, (cenin) henüz doğmamış, rahimde örtülü duran çocuk, (cenan) içteki kalp, (cennet) zemini örtmüş bağ ve bostan, yahut duyguların erişemeyeceği derecede gizli bağ, (cünûn) nefis ile akıl arasına perde olmuş delilik hali demektir ki, bütün bunlarda hislerden ve duygulardan gizlenme manası vardır.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray](İns) karşılığı olarak kullanılan, yani görülen ve hissedilen insan değil de onun hisleri ve duyguları ötesinde bulunan tasavvurları, hayalleri ve iradesi gibi ruhanî âlemle bir münasebet ve ilgisi olan gizli kuvvetler manasına gelen (CİN) hususî ve umumî olmak üzere iki manada kullanılmıştır. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Bir manada: (İns) karşılığı olarak duygularımızdan gizli kalan bütün rûhanilere (CİN) denilmektedir ki bu manada melekler ve şeytanlar da bunun içine girer. Yani her melek cindir, fakat her cin melek değildir, demek oluyor.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [B][I][COLOR=darkslategray]İkinci manada ise: Rûhanîlerin hepsi değil bir kısmıdır. Çünkü rûhanîler de üç kısımdır.[/COLOR][/I][/B] [B][I][COLOR=darkslategray]Birinci kısım: Hepsi hayırlıdır. Bunlar meleklerdir. Yanlış iş yapmazlar, insanları aldatmazlar, Allah’ın emrinden dışarı çıkmazlar.[/COLOR][/I][/B] [B][I][COLOR=darkslategray]İkinci kısım: Hepsi kötü olan ruhlardır. Bunlar da şeytanlardır. İnsanları aldatırlar, kötülük ve fenalık yapmağa çalışırlar.[/COLOR][/I][/B] [B][I][COLOR=darkslategray]Üçüncü kısım ruhanîler: İkisinin ortasında bulunanlardır ki, hem iyileri, hem kötüleri bulunan ruhlardır. İşte özel manadaki (Cin) bunlardır.[/COLOR][/I][/B] [B][I][COLOR=darkslategray]CİN: Gözlerimizle göremediğimiz ve mahiyetlerini anlayamadığımız Cenab-ı Hakk’ın yarattığı bir takım varlıklardır ki, Kur’ân-ı Hakîm’de: “Şeytan ve kabîlesi, sizi, kendilerini göremiyeceğiniz yerlerden, görürler.” (Araf/27) buyrulmaktadır. Cinlerin insanlar yaratılmadan önce ve şiddetli alevden yaratıldıklarını Sure-i Hicr’in 27. âyeti bildirmekte ve Sure-i Rahman’ın 15. âyetinde de dumansız saf ateşten yaratıldıkları beyan olunmaktadır.[/COLOR][/I][/B] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Biz cinlerin varlığına inanırız. Çünkü cinlerin varlığı masum yani günah işlemeyen bir zat (Peygamber a.s.v.) tarafından hem sübutu yani Allah’a ait oluşu, hem de delâleti yani ifade ettiği mana itibariyle kat’i ve kesin bir nass ile bize bildirilmiştir. Şunu demek istiyoruz ki: Mesele sadece aklın çözeceği cinsten değildir. Naklen sabit olmuştur. Eğer Cenab-ı Hak bize cinlerden bahsetmemiş olsaydı bu gizli varlıkları aklımızla bilmemize ve bulmamıza imkân yoktu.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [B][I][COLOR=darkslategray]İbn-i Teymiyye diyor ki: Bütün Müslüman fırkalar ile başka dinlerin mensupları cinlerin varlığını kabul etmişlerdir. Çünkü Peygamberlerin (Aleyhimüssalâtü vesselâm) bu husustaki tebliğatı insanlarda zarurî bilgi meydana getirecek kadar çoktur. Ancak her ümmetin çeşitli fırkaları onları başka başka şekillerde kabul ve telakkî etmişlerdir. Bundan dolayı cinnin, bu telakkî şekillerinin bütününü içine alabilecek bir tarifini yapmak mümkün olamamıştır. Bu görüşlerin birleştikleri noktaya göre cin, hava ve koku gibi lâtif (göze görünmeyen) ve akıllı bir cisimdir, diye tarif olunmuştur. [/COLOR][/I][/B] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Cinler lâtîf cisimlerden oldukları içindir ki gözlerimizden ve duyularımızdan gizli bulunuyorlar. Fakat bu durumlarıyla öteki ruhanîlerle ortak bir mana kazanıyorlar... Zaten biz yukarıda rûhânilerin üç grup olduğunu açıklarken bu noktaya temas etmiş ve herbirisinin arasındaki farka işaret etmiştik.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Sure-i Kehf’in 50. âyeti olan:[/COLOR][/I][/B][/FONT] [B][I][COLOR=darkslategray]“O iblîs cinden olduğu için Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Şimdi siz beni bırakıp ta onu ve onun neslini, hepsi sizin düşmanınız olduğu halde, dostlar edinir misiniz?” âyeti cinlerin de insanlar gibi zürriyyet sahibi olup çoğaldıklarını açıkça bildirmektedir.[/COLOR][/I][/B] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Cinlerin akıl ve şuur gibi melekelere sahip olduklarını da şu âyetlerden anlamaktayız.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]“De ki bana şu hakikat vahy olunmuştur: Bir takım cinler (sabah namazında Kur’ân okuduğumu) işittiler de (kavimlerine döndükleri zaman) dediler ki biz çok hoş bir Kur’ân dinledik. Hidayete erdiriyordu. Biz de ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimize asla hiç kimseyi ortak koşmayacağız.” (Cin Suresi/I, 2)[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]İşte bu ayetlerde (kâlû:söylediler), (âmennâ :inandık), (len nüşrike : ortak koşmayacağız) sözleri vardır. Söylemek, iman etmek, Allah’a ortak tanımak ancak konuşma, düşünme ve idrak etme özelliklerine sahip olan varlıkların işidir ki cinlerde bunların hepsi var demektir.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]İnsanlarda olduğu gibi cinlerin de iki sınıfı bulunduğunu şu âyetler açıklamaktadır:[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]“Gerçekten bizim içimizde (Kur’ân ve peygambere iman eden) müslümanlar da vardır. Bizden iman etmeyen zalimler de var... Müslüman olanlar, işte onlar hidayeti arayanlardır. Zulüm edenlere (kâfir olanlara) gelince onlar cehenneme odun olmuşlardır.” (Cin Sûresi / 14, 15)[/COLOR][/I][/B][/FONT] [B][I][COLOR=darkslategray](Cin, cân, cinnet) kelimeleri aşağıdaki surelerde 31 kere geçmektedir:[/COLOR][/I][/B] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]1) el-En’âm,[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]2) el-A’raf,[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]3) Hûd,[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]4) el-Hıcr,[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]5) el-İsra,[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]6) el-Kehf,[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]7) en-Neml,[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]8) es-Secde,[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]9) Sebe’,[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]10) es-Sâffat,[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]11) Fussilet,[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]12) el-Ahkaf,[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]13) er-Rahman[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]14) el-Cinn,[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]15) en-Nâs[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Cinler hakkında nazil olup Kur’ân-ı Kerim’in 72. Sûresi olan Sure-i Cinn’in anlattığı hakikatlerden bir kısmının özeti şudur:[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]— Cinlerden bir tâife Resûlüllahın okuduğu Kur’ân’ı dinlemiş ve hidayet bulmuşlar, diğer bir grup ise küfürlerinde devam etmişlerdir.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]— İnsanlardan bir kısmının cinlerden bazılarına sığınmaları cinlerin cür’etlerini ve azgınlıklarını artırmıştır.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]— Cinler semayı yoklamışlar, onu sert bekçiler ve ateş şuleleri ile dolu olarak bulmuşlardır.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]— Cinlerden kim semadan kulak hırsızlığı yapmak isterse derhal bir ateş şu’lesi ile karşılaşır.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]— Cinler arasında iman edenler de vardır, kâfirler de...[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]—Cinler yeryüzünde bulunsalar da, göklere kaçsalar da Allah’ı âciz bırakamayacaklarını itiraf etmişlerdir.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]— Allah’ın kulu Hz. Muhammed (s.a.v.) kalkıp Allah’a ibadet ederken cinler Kur’ân’ı dinlemek için Peygamber (s.a.v.)’in etrafında üst üste öyle yığılıyorlardı ki âdetâ bir keçe gibi oluyorlardı.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]— Allah “Allâm’ül-Guyûb”tur. Gaybın izâfî olanını da, mutlak olanını da o bilir. Ve gaybına yani (el-Batın) ism-i Celîlinin mazharı bulunan kendi ilmine kimseyi muttali kılmaz. Bunun için ne insanlar, ne cinler, ne de melekler mutlak gaybı yakînen bilemezler. Ancak bir peygamber olarak seçtiği müstesnâdır; dilerse ona gaybından bazı şeyleri bildirir. Böylece Resûlüllah bizâtihî gayb-ı bilmiş olmaz. Ancak kendisine haber verilmiş ve bildirilmiş olanı bilir. Resûlüllah (s.a.v.) kendisine gayptan bildirilen şeylerin cin yahut vehim ve hayalden değil, Allah tarafından geldiğini ve hak olduğunu, Cenab-ı Hakk’ın peygamberin önünden ve ardından muhafız melekler tayin edip onu korumasıyla bilir. Böylece peygamberlik cin ve şeytan gibi dessas ve hilekâr mahlukların şerrinden muhafaza buyurulmuştur.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Resûlüllah (s.a.v.) cinleri görmüş mü idi?[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Bir takım cinlerin Resûl-ü Ekrem (s.a.v.)’e gelip Kur’ân-ı Kerîm dinledikleri ve ona iman edip topluluklarına döndüklerinde İslâm’a davet ettikleri hususunda şüphe yoksa da peygamber aleyhissalâtü vesselâmın onları görüp görmediği hakkında değişik rivayetler vardır.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Buhari-i Şerîf’te İbn-i Abbas (r. Anhüma)’dan rivayet olunduğuna göre: Resûlüllah (s.a.v.) cinlerin üzerine Kur’ân okumamış ve onları görmemişti. Ancak efendimiz (s.a.v.) birkaç sahabî ile “Sûk-ı Ukâz”a giderken “Nahle” denilen yerde sabah namazını kıldıkları sırada okuduğu Kur’ân’ı cinler dinlemişlerdi. Bu da şöyle olmuştu:[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Hz. Muhammed (s.a.v.)’e risâlet gelmesiyle şeytanlar semâdan haber alamaz olmuşlardı. Semaya yaklaşmak istediklerinde onları yakıp yok eden şahaplarla karşılaşmışlardı. Ve birbirlerine şöyle demişlerdi: “Herhalde yeni bir şey olmalı ki sema haberleri ile bizim aramıza bir hail (engel) girdi. Yeryüzünün doğusuna ve batısına giderek araştırın, ortaya çıkan bu engel nedir?” Bu konuşmadan sonra doğu ve batıyı araştırırlarken (Tihâme) tarafına doğru yola çıkan taife Sûk-ı Ukâz’a giderken Nahle’de sabah namazını kıldırmakta olan Peygamber (s.a.v.)’in okuduğu Kur’ân’ı dikkatle dinlemişler (Resûlüllah’ın okuduğu sûre Rahman Sûresi veya -zayıf bir kavle göre- El-Alâk Sûresi idi) sema haberlerine engel olan hadise budur diye hüküm vermişler, sonra kavimlerinin yanına döndüklerinde (Sure-i Cin’in ilk ayetlerinde beyan olunduğu üzere): “Biz çok hoş bir Kur’ân dinledik, hidayete erdiriyordu. Biz de ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimize asla hiç kimseyi ortak koşmıyacağız.” demişlerdi. Bunun üzerine Sure-i Cin vahyolunmuştu. Sahih-i Tirmizî’de ve Taberî tefsirinde bu rivayetin başında: “Resûlüllah (s.a.v.) ne cinlerin üzerine Kur’ân okumuş, ne de onları görmüştü.” fıkrası vardır. Buhari’de ise bu fıkra bulunmamaktadır.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Bu mevzuda ikinci rivayet İbn-i Mesûd (r.a.)’e aittir. Demiştir ki: Resûlüllah (s.a.v.) “Ben cinne Kur’ân okumakla emrolundum, beraberimde kim gider?” buyurdu. Ashap sükût ettiler; ikinci defa soruyu tekrar buyurdular, yine sükût ettiler. Üçüncü defa tekrarladıklarında: “Ben Abdullah yanınızda giderim ya Resûlellah” dedim. Bunun üzerine kalktı, İbn-i Ebî Düp kabîlesinin yanındaki “Hacûne” denilen yere geldi, benim üzerime bir hat çizdi, bu çizgiyi geçme buyurdu. Sonra kendileri Hacune’ye geçtiler. Cinler derhal üzerine keklikler gibi uçuştular. Sanki Zutt kabilesinin erkeklerine benziyorlardı. (Zutt: Araplardan kara Arap kabîlesi veya Hindden bir kabiledir.)[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Kadınların def çalması şeklinde def çalıyorlardı.Nihayet onu sardılar, gözümden kayboldu, hemen ayağa kalktım, bana eliyle “otur” diye işarette bulundular. Sonra Kur’ân okumağa başladı, gittikçe sesini yükseltiyordu. Hepsi yere yapıştılar. O kadar ki seslerini işitiyordum da kendilerini göremiyordum. Sonra Resûlüllah (s.a.v.)’ın bana döndüğünde “Gelmek istedin, değil mi?” buyurdu. “Evet ya Resûlellah” dedim.” O sana gerekmezdi, onlar cindir, Kur’ân’ı dinlemeğe geldiler, sonra da kavimlerini inzar etmek üzere döndüler. Benden azık istediler Ben de onlara kemiği azık ettim. Kemikle, deve gübresiyle kimse taharetlenmesin.” buyurdular.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Yine Buhari’de geçen bir hadis-i şerifte: “Bir kere Resûlüllah kaza-i hacet için çıktığında Ebu Hüreyre (r.a.) de arkasını takip etmişti. (Resûlüllah yürürken dönüp arkasına bakmazlardı. Bunun için: o kimdir? diye sordu. Ben de:[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]— Ben Ebu Hüreyre! diye cevap verdim. Resûlüllah:[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]— İstinca için bana birkaç taş ara (getir), sakın kemik ve tezek getirme! buyurdu. Eteğimin içinde birkaç taş getirip yanına koydum. Sonra yanından ayrıldım. Nihayet kaza-i hacet edip bittikten sonra Resulüllah ile beraber yürüdüm ve (yolda):[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]— Ya Resûlellah, kemikle istinca etmekte ne var ki diye sordum. Resulüllah:[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]—Kemik cin yemeğidir, tezek de hayvanların yemidir! diye cevap verdi.”buyurulmakla kemik ve tezekle temizlenme ve istincanın men’ edilmesindeki hikmet açıklanmıştır. (Kastalani C: 6, s. 153)[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Diğer peygamberlere gönderilen semavî kitaplarda cinlerden bahsedilmiş midir?[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Evet, öteki peygamberlere gönderilen semavî kitaplarda da cinlerden bahsedilmiştir. Misâl olmak üzere Hristiyanların mukaddes kitaplarından bir iki örnek verelim:[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]1) “İsa o süfli ruhu azarlayıp koğdu. Bunun üzerine şeytan delikanlının bedeninden çıktı, delikanlı da hemen şifa buldu.” (Matta, s. 17, Ayet: 28)[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]2) “Cinlere önem vermeyiniz ve onlardan müsahharlar aramayınız, çünkü onlarla kirlenirsiniz...” (Levililer, S: 9, Ayet: 31.)[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]CİNLERİ İNKÂR MÜMKÜN MÜDÜR?[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]İslâm âlimleri cinleri çeşitli yönlerden incelemişlerdir:[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]1- Cinlerin varlığı,[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]2- Cinlerin ne zaman yaratıldığı,[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]3- Cinlerin cisim mi yoksa sadece bir cevher mi olduğu,[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]4- Cinlerin çeşitleri,[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]5- Cinler niçin yaratılmışlardır?[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]6- Bunlara niçin cin denilmiştir?[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]7- Cinler yiyip içerler mi? Aralarında üreme var mı?[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]8- Mükellef midirler? Yani teklif icabı olarak bunlara sevap ve azap, mükâfât ve mücâzât gibi şeyler var mıdır?[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]9- Kendi cinslerinden peygamber gelmiş midir?[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]10- Çeşitli suret ve şekillere girerler mi?[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]İşte cin meselesi böyle gayet geniş olarak incelenmiş ve cinlerin varlığı meselesi müstesna olmak üzere bu mevzuların hepsi ulema arasında ayrı ayrı ihtilâf zemini olmuştur. Buhari şarihleri ve özellikle Aynî bu görüş ayrılıklarını delilleri ile birlikte nakletmiştir. Biz bunlardan en mühim gördüğümüz bir kısmını kaydetmekle yetineceğiz.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Yukarıda da temas ettiğimiz gibi, diğer milletler arasında cinleri inkâr edenler bulunduğu gibi İslâm fırkalarından mu’tezile ve cehmiyye de cinleri inkâr yolunu tutmuşlarsa da milletlerin çoğu cinlerin varlığını kabul ve i’tiraf etmişlerdir. Çünkü peygamberlerin (Aleyhim’üs-salâtü vesselâm) cinlerin varlığına dair verdikleri haberler insan için zarurî ilim ifade edecek derecede mütevatirdir.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Maddî âlemin dışında kalan herşeyi inkâr eden, akılları gözlerine inmiş olanların inkârdan ibaret bulunan mesleklerini takip etmeği ilericilik sanan bir kısım bedbahtlar melekleri ve cinleri inkâr ettikleri için bunların varlığına delâlet eden kelimeleri de te’vil etmek zorunda kalıyorlar; ta ki Allah’a ve Kur’an-ı Hakîm’e olan iman ile cin ve melekleri inkâr arasında bir tezat ve tenakuz (çelişki) görülmesin. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [B][I][COLOR=darkslategray]Halbuki cin ve meleklerin varlığını inkâr Kur’an-ı Kerîm’in sarîh beyanlarını ve haberlerini inkâr olduğundan aradaki tezat (çelişki) gündüz gibi âşikârdır. Bunların batıl te’villerine göre: (Melek, melâike) tabîat kanunları; (cin, şeytan, iblis) kelimeleri de kötü, azgın ve bozuk ruh taşıyan insanlar demekmiş!..[/COLOR][/I][/B] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Burada şunu hatırlatmak yerinde olacaktır ki, inkâr bir ilim yolu ve usulü değildir; inkâr ile hiçbir hakikatı isbata imkân yoktur. Acaba böyle batıl te’vile ne gibi bir zaruret vardır? Halbuki mesnedsiz te’viller batıldır. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Gerçi usulde: “Akıl ile nakil birbirine muarız ve zıt gelse akıl tercih, nakil te’vil olunur.” diye bir kaide vardır. Fakat meleklerin ve cinlerin varlığı imkânsız bir şey değil ki onlardan bahsetmek akla zıt bulunsun da, akıl ile nakil arasında bir tezat olmaması için nakil te’vil edilsin. Aksine bunların varlığı aklî imkân dairesindedir. İnsanların görememesi onların yok olmamalarını gerektirmez. Nitekim ancak binlerce defa büyüten mikroskoplar sayesinde varlıklarını görebildiğimiz ve mikrop adını verdiğimiz varlıklar asırlarca insanların gözlerinden uzak ve gizli yaşamışlardı. Hiç kimse onların varlığını bilmiyordu, ama bu çok uzun süren devirler içinde bu varlıklar yine doğuyor, gelişiyor ve çoğalıyorlardı.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Demek ki duyu organlarımızla hissedemediğimiz şeylerin yokluğuna hükmetmek kadar büyük hata olamaz. Cenab-ı Hak bizim duyularımızı daha başka şekil ve keyfiyyette yaratmış olsaydı kim bilir belki de melekler, cinler ve hiç kimsenin hatır ve hayalinden geçmeyen nice âlemler bize görünecekti.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Görülüyor ki burada te’vile hiçbir zaruret yoktur.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Pozitif ilimlerin bu kadar ilerlemesine rağmen bugün insanoğlunun mahiyetini bilemediği ve anlayamadığı daha pek çok şey bulunmaktadır. Meselâ: mıknatıs, elektrik, çekim... Evet kâinatta öyle şeyler var ki biz ne bunları görebiliyor, ne de mahiyetleri hakkında en küçük bir bilgiye sahip olabiliyoruz. Fakat mahiyetlerini bilemediğimiz bu eşyayı inkâr edemiyoruz, hatta onlardan faydalanma yoluna gidiyoruz.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Kâinat henüz keşfedilmemiş binlerce sırlar ve gizliliklerle doludur. Keşf edilenler, edilmeyenlerin binde biri bile değildir. Artık bugünün insaflı ve aklı başında ilim adamı, Allah’ın kudretinin hudutsuzluğu ve sanatının inceliği karşısında, 19. asrın şımarık tipleri gibi davranmıyor, bir perdeyi kaldırmaya muvaffak olduğu zaman onun arkasında binlerce perdenin kapalı kaldığını görüyor da bu sonsuz kudret, bu derin hakikat ve bu muhteşem nizam karşısında bel kırmaya, boyun bükmeğe ve aczini itiraf etmeğe mecbur kalıyor. Zaten Kur’ân-ı Hakîm şöyle ferman etmiyor mu? “Size ilimden, başka değil, ancak az bir şey verilmiştir.”[/COLOR][/I][/B][/FONT] [B][I][COLOR=darkslategray]Not: Konuyla alakalı bir bilgiyi de buraya-İsmail Hakkı Hocamızın hoşgörüsüne sığınarak- eklemeyi uygun bulduk; Suriye ulemasından merhum Said Havva, Ruh Terbiyemiz kitabında şöyle yazmakta; “Alimlerimize göre, cinler yaratıldığı andan itibaren mükelleftirler. Mükellef oluşları büluğ(ergenlik) şartına bağlı değildir.”(Cevaplar.org) [/COLOR][/I][/B] [B][I][COLOR=darkslategray]İsmail Hakkı Zeyrek[/COLOR][/I][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Sorularla İslamiyet
Cinler hakkinda merak edilenler
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst