Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur ve Nur Cemaati
Çobandan Bediüzzaman'a, nasıl hocaymış be! 17 Kasım 2010 / 11:30 Son Şahitl
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="harp" data-source="post: 222153" data-attributes="member: 1008315"><p><span style="color: red">Çobandan Bediüzzaman'a, nasıl hocaymış be!</span></p><p> 17 Kasım 2010 / 11:30</p><p> Son Şahitler’den Hüseyin Bülbül’ü rahmet anıyoruz</p><p> </p><p> <span style="color: #0000FF"><u><strong>Risale Haber-Haber Merkezi</strong></u></span></p><p> Son Şahitler’den Hüseyin Bülbül’ü rahmet anıyoruz. Barla’da Bediüzzaman’a hizmetlerde bulunan Hüseyin Bülbül, aynı zamanda Sıddık Süleyman’ın hemşerizadesi. Ağabeyler Anlatıyor kitaplarının yazarı Ömer Özcan Hüseyin Bülbül’ün anlattığı hatıraları <span style="color: #FF0000"><em>Risale Haber</em></span> okuyucuları ile paylaştı.</p><p> Hüseyin Bülbül, Bediüzzaman Hazretleri Barla’ya nefyedildiğinde ilk sahip çıkan bahtiyarlardan Sıddık Süleyman’ın kız kardeşinin oğludur. Emirdağ Lâhikasında “Barla’da iken bana çok hizmet eden ve çok def’a hâtırıma gelen Sıddık Süleyman’ın hemşerizadesi Hüseyin…” Şeklinde ismi geçiyor. Daha 13 yaşlarında iken, Bediüzzaman Hazretlerinin, bilhassa Çamdağı’na çıktıklarında hizmetinde bulunmuş olan Hüseyin ağabeyimizin Hz. Üstad’la çok hatıraları var. Üstelik Üstad Hazretleri, “Hüseyin bu hatıraları unutma” diye tembih de etmiş kendisine…</p><p> 17 Kasım 1996 tarihinde Barla’da vefat eden Hüseyin Bülbül ağabeyimizi vefatının 14. senesinde rahmetle anıyoruz. </p><p> <strong>Ömer Özcan</strong></p><p><strong> </strong> </p><p> <strong>ÜSTAD’IN YAZDIĞI MEKTUBUN HİKÂYESİ</strong></p><p> 1994 senesinin Ağustos ayında Barla’da Hz. Üstad’ın evinde görüştüğüm Hüseyin ağabey, önce bir Emirdağ Lâhikası getirtti ve bir sayfayı açarak bir yer gösterdi ve kitabı elime vererek, oku dedi: “Sabri’nin mektubu içinde, ben Barla’da iken bana çok hizmet eden ve çok def’a hâtırıma gelen Sıddık Süleyman’ın hemşerizadesi Hüseyin’in mektubu beni çok sevindirdi. Hem onun hakkındaki merakımı izale eyledi. Maşâllah, tam sıddık Süleyman’ın mahiyetinde eski alâkadarlığını muhafaza ediyor.” (Em.L.224)</p><p> Hüseyin Ağabey “İşte bu bana yeter, Üstad benden bahsediyor” dedi. Sonra bu mektubun hikâyesini şöyle anlattı: “1943 Denizli hapsinden sonra Üstad’a bir mektup yazdım, Sabri ağabeye (Santral Sabri) verdim, o da kendi mektubu içine koydu, gönderdi. İşte Üstadımızın bahsettiği mektup bu mektuptur. Hazret-i Üstad’la çok hâtıralarım var size bir kaç tane anlatayım”:</p><p> <strong>BAKTIM ÜSTAD BİR DEĞNEKLE YERLERİ KARIŞTIRIYOR</strong></p><p><strong> </strong> </p><p> <img src="http://www.risalehaber.com/images/other/omer_ozcan_huseyin_bulbul.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />Çamdağı’na beraber çıkmıştık. Her zaman olduğu gibi Üstad’la beraber bir ağacın altında yer hazırladık. Sonra da hep yaptığı gibi “Hüseyin ben biraz sonra gelirim” diye ortadan kayboldu. Epey zaman sonra baktım Üstad elinde bir değnek mütemadiyen yerleri karıştırıyor. “Allah Allah Üstad bir şey mi kaybetti acaba” diye merak ettim. Baktım elinde bir çam çekirdeği var, bana gösterdi. “Hüseyin bunlardan üç dört tane daha bulalım” dedi. Epey aradıktan sonra bulduk. Sonra çekirdekleri bana göstererek “Bak Hüseyin bu koca çam ağacı bunun karnında yatıyor” dedi. Ben de içimden “Hay Allah bunun karnında ağacın ne işi var?” diye o zaman anlayamamıştım.</p><p> <strong>YOĞURTLAR EKŞİMİŞ, KURTLANMIŞ... ÜSTAD YEMEMİŞTİ</strong></p><p> Üstad bir gün Çamdağı’nda yalnız iken mâlum çam ağacına çıkıyor tefekkür için. Oradan geçmekte olan bir çoban ağacın altından bağırıyor: “Hoca! Bak buraya iki bakraç yoğurt bıraktım bunları ye, bana da dua et haa!” diyor. Üstad: “Kardaşım dur bekle iniyorum parasını vereyim öyle alayım, parasız almam” dediği halde çoban: “Ne parası hoca, bunları ye, bana da dua etmeye unutma haa, bakraçları sakla sonra alırım” diyor ve bırakıp gidiyor. Çoban bunları sonradan anlattı bana. “10 gün kadar sonra bakraçları almaya gittim, ne göreyim. Hoca elini bile sürmemiş, aynı bıraktığım yerde, yoğurtlar ekşimiş, kurtlanmış... “Bu nasıl hocaymış ki böyle ben anlayamadım” dedi çoban.</p><p> </p><p> <strong>BU NASIL HOCAYMIŞ BÖYLE</strong></p><p> Yine bir gün Çamdağı’na beraber çıktık. Baktık bir çoban çadır kurmuş. Üstad çobanı çağırdı; Çoban Üstad’ın önünde ellerini önüne bağlayarak durdu. “Kardeşim çadırında on-onbeş gün misafir kalmak istiyorum. Fakat benim şartlarımla. Hayvan davar, keçi, koyun kesmek yok. Süt yoğurt ücretsiz almam...” Üstadın sözü bittikten sonra adam eliyle beni çağırdı. “Hoca ne diyor hiç bir şey anlamadım” dedi. Ben izah ettim. Çoban: “Allah Allah bu nasıl hocaymış be!” diye hayretini belirtti.</p><p> <strong>ÜSTAD’IN BARLA’DAN AYRILIŞI</strong></p><p> “Üstadımız Barla’da sekiz buçuk sene kaldı, belki daha gitmezdi. Çünkü burada nispeten rahattı. Dağa, bayıra, çıkabiliyordu. Yanına bazen yine sürgün gelmiş “Kürt Bekir Ağa” ziyarete gelirdi. Onunla Kürtçe konuşur, şakalaşır, bazen gülerdi. Bir gün Bekir Ağa Üstad’a “artık sen yaşlandın, bak burada doktor bile yok, seni Isparta’ya aldırayım” diyor. Üstadın o sıralarda gözleri çapaklanıyordu. İşte Üstad bu şekilde Barla’dan ayrıldı, Isparta’ya taşındı. Daha sonra mâlum Eskişehir Mahkemesi...”</p><p> <strong>ÜSTAD’A EĞİRDİR GÖLÜNÜN SUYUNDAN GÖTÜRDÜM</strong></p><p> Yıllarca sonra Üstad Isparta’da iken ziyaretine gitmeyi düşündüm. Ne götüreyim, ne götüreyim diye düşünürken aklıma su götürmek geldi. </p><p> Üstad Eğirdir Gölü’nün suyunu içerdi. İki testi alıp Eğirdir Gölü’nden doldurdum. Eşeğe yükleyip Isparta’ya vardım. Üstad o kadar memnun oldu ki: “Testilerin ağırlığınca altın getirmiş oldun” diye iltifatlarda bulundu bana.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="harp, post: 222153, member: 1008315"] [COLOR=red]Çobandan Bediüzzaman'a, nasıl hocaymış be![/COLOR] 17 Kasım 2010 / 11:30 Son Şahitler’den Hüseyin Bülbül’ü rahmet anıyoruz [COLOR=#0000FF][U][B]Risale Haber-Haber Merkezi[/B][/U][/COLOR] Son Şahitler’den Hüseyin Bülbül’ü rahmet anıyoruz. Barla’da Bediüzzaman’a hizmetlerde bulunan Hüseyin Bülbül, aynı zamanda Sıddık Süleyman’ın hemşerizadesi. Ağabeyler Anlatıyor kitaplarının yazarı Ömer Özcan Hüseyin Bülbül’ün anlattığı hatıraları [COLOR=#FF0000][I]Risale Haber[/I][/COLOR] okuyucuları ile paylaştı. Hüseyin Bülbül, Bediüzzaman Hazretleri Barla’ya nefyedildiğinde ilk sahip çıkan bahtiyarlardan Sıddık Süleyman’ın kız kardeşinin oğludur. Emirdağ Lâhikasında “Barla’da iken bana çok hizmet eden ve çok def’a hâtırıma gelen Sıddık Süleyman’ın hemşerizadesi Hüseyin…” Şeklinde ismi geçiyor. Daha 13 yaşlarında iken, Bediüzzaman Hazretlerinin, bilhassa Çamdağı’na çıktıklarında hizmetinde bulunmuş olan Hüseyin ağabeyimizin Hz. Üstad’la çok hatıraları var. Üstelik Üstad Hazretleri, “Hüseyin bu hatıraları unutma” diye tembih de etmiş kendisine… 17 Kasım 1996 tarihinde Barla’da vefat eden Hüseyin Bülbül ağabeyimizi vefatının 14. senesinde rahmetle anıyoruz. [B]Ömer Özcan [/B] [B]ÜSTAD’IN YAZDIĞI MEKTUBUN HİKÂYESİ[/B] 1994 senesinin Ağustos ayında Barla’da Hz. Üstad’ın evinde görüştüğüm Hüseyin ağabey, önce bir Emirdağ Lâhikası getirtti ve bir sayfayı açarak bir yer gösterdi ve kitabı elime vererek, oku dedi: “Sabri’nin mektubu içinde, ben Barla’da iken bana çok hizmet eden ve çok def’a hâtırıma gelen Sıddık Süleyman’ın hemşerizadesi Hüseyin’in mektubu beni çok sevindirdi. Hem onun hakkındaki merakımı izale eyledi. Maşâllah, tam sıddık Süleyman’ın mahiyetinde eski alâkadarlığını muhafaza ediyor.” (Em.L.224) Hüseyin Ağabey “İşte bu bana yeter, Üstad benden bahsediyor” dedi. Sonra bu mektubun hikâyesini şöyle anlattı: “1943 Denizli hapsinden sonra Üstad’a bir mektup yazdım, Sabri ağabeye (Santral Sabri) verdim, o da kendi mektubu içine koydu, gönderdi. İşte Üstadımızın bahsettiği mektup bu mektuptur. Hazret-i Üstad’la çok hâtıralarım var size bir kaç tane anlatayım”: [B]BAKTIM ÜSTAD BİR DEĞNEKLE YERLERİ KARIŞTIRIYOR [/B] [IMG]http://www.risalehaber.com/images/other/omer_ozcan_huseyin_bulbul.jpg[/IMG]Çamdağı’na beraber çıkmıştık. Her zaman olduğu gibi Üstad’la beraber bir ağacın altında yer hazırladık. Sonra da hep yaptığı gibi “Hüseyin ben biraz sonra gelirim” diye ortadan kayboldu. Epey zaman sonra baktım Üstad elinde bir değnek mütemadiyen yerleri karıştırıyor. “Allah Allah Üstad bir şey mi kaybetti acaba” diye merak ettim. Baktım elinde bir çam çekirdeği var, bana gösterdi. “Hüseyin bunlardan üç dört tane daha bulalım” dedi. Epey aradıktan sonra bulduk. Sonra çekirdekleri bana göstererek “Bak Hüseyin bu koca çam ağacı bunun karnında yatıyor” dedi. Ben de içimden “Hay Allah bunun karnında ağacın ne işi var?” diye o zaman anlayamamıştım. [B]YOĞURTLAR EKŞİMİŞ, KURTLANMIŞ... ÜSTAD YEMEMİŞTİ[/B] Üstad bir gün Çamdağı’nda yalnız iken mâlum çam ağacına çıkıyor tefekkür için. Oradan geçmekte olan bir çoban ağacın altından bağırıyor: “Hoca! Bak buraya iki bakraç yoğurt bıraktım bunları ye, bana da dua et haa!” diyor. Üstad: “Kardaşım dur bekle iniyorum parasını vereyim öyle alayım, parasız almam” dediği halde çoban: “Ne parası hoca, bunları ye, bana da dua etmeye unutma haa, bakraçları sakla sonra alırım” diyor ve bırakıp gidiyor. Çoban bunları sonradan anlattı bana. “10 gün kadar sonra bakraçları almaya gittim, ne göreyim. Hoca elini bile sürmemiş, aynı bıraktığım yerde, yoğurtlar ekşimiş, kurtlanmış... “Bu nasıl hocaymış ki böyle ben anlayamadım” dedi çoban. [B]BU NASIL HOCAYMIŞ BÖYLE[/B] Yine bir gün Çamdağı’na beraber çıktık. Baktık bir çoban çadır kurmuş. Üstad çobanı çağırdı; Çoban Üstad’ın önünde ellerini önüne bağlayarak durdu. “Kardeşim çadırında on-onbeş gün misafir kalmak istiyorum. Fakat benim şartlarımla. Hayvan davar, keçi, koyun kesmek yok. Süt yoğurt ücretsiz almam...” Üstadın sözü bittikten sonra adam eliyle beni çağırdı. “Hoca ne diyor hiç bir şey anlamadım” dedi. Ben izah ettim. Çoban: “Allah Allah bu nasıl hocaymış be!” diye hayretini belirtti. [B]ÜSTAD’IN BARLA’DAN AYRILIŞI[/B] “Üstadımız Barla’da sekiz buçuk sene kaldı, belki daha gitmezdi. Çünkü burada nispeten rahattı. Dağa, bayıra, çıkabiliyordu. Yanına bazen yine sürgün gelmiş “Kürt Bekir Ağa” ziyarete gelirdi. Onunla Kürtçe konuşur, şakalaşır, bazen gülerdi. Bir gün Bekir Ağa Üstad’a “artık sen yaşlandın, bak burada doktor bile yok, seni Isparta’ya aldırayım” diyor. Üstadın o sıralarda gözleri çapaklanıyordu. İşte Üstad bu şekilde Barla’dan ayrıldı, Isparta’ya taşındı. Daha sonra mâlum Eskişehir Mahkemesi...” [B]ÜSTAD’A EĞİRDİR GÖLÜNÜN SUYUNDAN GÖTÜRDÜM[/B] Yıllarca sonra Üstad Isparta’da iken ziyaretine gitmeyi düşündüm. Ne götüreyim, ne götüreyim diye düşünürken aklıma su götürmek geldi. Üstad Eğirdir Gölü’nün suyunu içerdi. İki testi alıp Eğirdir Gölü’nden doldurdum. Eşeğe yükleyip Isparta’ya vardım. Üstad o kadar memnun oldu ki: “Testilerin ağırlığınca altın getirmiş oldun” diye iltifatlarda bulundu bana. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur ve Nur Cemaati
Çobandan Bediüzzaman'a, nasıl hocaymış be! 17 Kasım 2010 / 11:30 Son Şahitl
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst