Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur ve Nur Cemaati
Çobandan Bediüzzaman'a, nasıl hocaymış be! 17 Kasım 2010 / 11:30 Son Şahitl
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="harp" data-source="post: 222159" data-attributes="member: 1008315"><p><strong>Cevap: Çobandan Bediüzzaman'a, nasıl hocaymış be! 17 Kasım 2010 / 11:30 Son</strong></p><p></p><p><span style="color: blue">Dini edebiyatın içine yeniden taşıdılar</span></p><p> 17 Kasım 2010 / 09:32</p><p> Kültürümüz içinden çağdaşlık adına itilen, kovulan, horlanan dini yeniden kültürümüzün ve edebiyatımızın içine taşıdılar</p><p> </p><p> <span style="color: #0000FF"><u><strong>Risale Haber-Haber Merkezi</strong></u></span></p><p> <strong>Prof. Dr. Ahmet Nebil Soyer'in yazısı:</strong></p><p> <strong>Bediüzzaman, Mehmet Akif, Yahya Kemal ve Bayram</strong></p><p> Bediüzzaman dilimizdeki birçok kelimeye günlük kullanımlarımızın çok ötesinde anlam genişlikleri getirmiştir. Adeta dilimiz onunla büyük bir yorum ve tefsir lisanına dönüşmüştür. En sıradan kelimeler bile onun bakış açısında büyük derinlikler kazanmıştır. Bunlardan biri de bayram kelimesidir. Bediüzzaman bu kelimeye süreklilik kazandırmış, hatta dünya zamanının sınırlarını aşan bir genişlik getirmiştir. Onun ne kadar ihatalı ve kapsamlı bir düşünce ve derinlikli bir değerlendirme lisanı sahibi olduğunu bu kelimeler üzerindeki yorumlarından anlıyoruz. Onun eserlerinden olan On Yedinci Söz bayram kelimesinin büyük ihata kazandığı bir sözdür.</p><p> Türkçe Bediüzzaman’ın kelimelere getirdiği genişlikleri kapsayan bir lügate sahip değil. Risale-i Nur üzerine yazılan lügatlerde de yine Bediüzzaman’ın kelimeye getirdiği genişliğe göre bir derinlik ifade edilmemiş, geleneksel Türkçe lügatlerin karşılıkları verilmiştir. Bayram kelimesinin lügatlerdeki karşılıklarına bakınca bu derin olmayışı gördüm. Bu sözdeki derinliğe göre bir yorum yok. Bediüzzaman’ın kelimelere getirdiği genişliklere göre bir lügat değil mana derinlikleri lügati gerekmektedir. Onun mesela pencere, alem, kapı, bab, bayram ve benzeri kelimelere getirdiği genişlikler bizim dilimizdeki lügatlerde karşılanmıyor.</p><p> On Yedinci Söz’ün girişinde bayram bir mekâna izafe edilerek tarif edilir. Olağanüstü bir tariftir: “Halık-ı Rahim ve Rezzak-ı Kerim ve Sani-i Hakîm şu dünyayı alem-i ervah ve ruhaniyat için bir bayram bir şehrayin suretinde yapıp…” (Sözler, 283) Bütün bayramların kutlandığı bir yer vardır, gerek milli bayramlarda ve de dini bayramlarda Bayram umumi olmakla birlikte onun kamuya açıldığı bir yer vardır. Buna “Bayram Yeri” denilir. </p><p> Akif’in Bayram diye bir uzun hikâye şiiri vardır. Burada İstanbul Fatih’te bir bayram yerini anlatır. Bediüzzaman’ın On Yedinci Söz’de bu kelimeye getirdiği genişlik ve felsefi boyut ile Büyük Akif’in Bayram şiirindeki kelimeye getirdiği boyutu kıyaslamak gibi bir edepsizlik yapmak istemem. Akif kim ben kim, ama Bediüzzaman Akif ile arkadaştır, Milli Mücadelenin o muhataralı günlerinde Anadolu’da Akif, işgal altındaki İstanbul’da Bediüzzaman büyük şeyler yaptılar. Bediüzzaman Kuva-yı Milliye aleyhine olan İstanbul kamuoyunu ülkenin lehine çevirdi. İngilizlerin aleyhine eser neşretti, İngilizlerin denetimindeki İstanbul’da iki talebesi ile eserini dağıttı, işgal güçlerinin büyük tepkisini aldı ama yılmadı. Ankara’ya çağrıldı, çünkü yaptığı Ankara hükümetinin dikkatini çekti. O da; “Ben zor yerde mücadele etmek isterim” dedi gitmedi. Onun büyük zekâ ve dehasından istifade etmek isteyen Ankara hükümeti onu mecbur etti çağırdılar, o da geldi. İstasyonda hükmün sahipleri onu karşıladı.</p><p> Akif elinde Sırat-ı Müstakim’in klişesi ile Anadolu’yu gezdi, milleti Kuva-yı Milliye lehine hazırladı, dostlarına ters düştü. Her ikisi de Milli Mücadeleyi gerçekleştiren kişilerle Ankara’da buluştular. Zafer kazanıldı. Yeni Türkiye Cumhuriyetinin hamuru yoğrulurken her büyük adam gibi onlar da farklı düşündüler, daha sonra kavgasız dövüşsüz yollarını ayırdı Akif de Bediüzzaman da, ama ağızlarından ne mücadelenin ne de azasının ne de yeni Cumhuriyetin aleyhine bir cümle çıkmadı. Onlar gibi adamlara yakışır mı, Mustafa Kemal de onların hakkında bir şey söylemedi. Her medenî adam gibi medenice tartıştılar, buluşamadıkları noktada ayrıldılar. Onlar karıştırıcı insan olmadılar, başları dik Yeni Cumhuriyeti beklemeye aldılar.</p><p> Bediüzzaman ülkesinden ayrılmadı, Mısır’a gitmesi tavsiye edildi. “Orada da olsam buraya gelirdim” dedi. Halide Edip Amerika’ya gitti, Yakup Kadri Zoraki Diplomat olarak ülkeden uzaklaştırıldı. Yahya Kemal elçiliklere soyundu. Ama Bediüzzaman ülkesinde kaldı ve; “Bu eserleri dünyaya okutacağım.” dedi. Cumhuriyet yapısını kazanırken o da eserlerini yazdı. Dünyanın en çileli müellifi görülmemiş bir şeyi yaptı, köylüler, çobanlar, ev hanımları eserlerini yazdı, ilim tekniğe meydan okudu. Ankara’da yeni Türkiye’nin kültür politikaları oluşturulurken Bediüzzaman da Yeni Türkiye’nin Batı fenni ve felsefesi karşısındaki itikadını hazırladı. Daha sonra buluşma sancıları başladı. Bugün buluştular mı, buluşmadılar mı zor bir yorum. Zamanın kimi haklı çıkardığı görüldü ve görülecek. Tarih hayranların ve düşmanların, menfaatperestlerin yorumlarına göre hüküm vermez. Hayranlık ve düşmanlık anekdotları ile de hüküm vermez. Zerre miskâl hayrı, zerre miskâl şerri hesaba katan adâlet-i kübrânın Sahibi büyük mahkemesinde hüküm verecektir. Bize düşen işimize bakıp sevgi ve muhabbet rüzgârları estirmektir.</p><p> Bediüzzaman ve Akif’ten başka bir de büyük şair Yahya Kemal Beyatlı, Süleymaniye’de Bayram Sabahı şiirini yazdı. O abide gibi şiirde bayram kelimesine büyük şairin muhayyilesinin imajinatif derinliğinin azameti görülür. Akif, Yahya Kemâl ve Bediüzzaman yeni neslin dünyalarını yapan büyük adamlar. Ne adamlar, ne değerler çıkmış bu Anadolu toprağından. Kinsiz, kansız, sevgi ile bu farklı dünyaların ama yeni dünyaları aynı olan şahısları alkışlayalım, onları okuyalım, derinliklerine dalalım. Kainatın Sahibi bize ilk emir olarak sadece oku demiş ama Kitabının ilk ayeti oku olan ve çok çok az okuyan bir ümmete, daha ne desin himmet.</p><p> Bediüzzaman’ı anlatamamanın en büyük sıkıntısı onu sadece dini bir öğe olarak görmektir. Çok açık konuşalım, On Yedinci Söz’ün bizim literatürümüzdeki ve geleneğimizdeki yeri onun ölümü, nefret edilen değil insan psikolojisinin ve evrenin kanunlarının zorunlu bir olayı gibi göstermeye insan duygularını hazırlayarak anlatmaktır. Ama orada önce bayram konusu işlenir ve bizim klasik bayram yorumumuzun dışında. Bediüzzaman oradan ölümü zorunlu kılan psikolojik nedenlere gider. Konunun tefsirini, felsefesini böyle yapar. Çok çarpıcı bir yorumdur, sıradan insanın, sıradan bir müellifin varamayacağı grift bir yoldan gider hakikate. Onun her konudaki yaklaşımı çok acib ve şaşırtıcı, zaten şaşırmayan etkilenmez. Her gün bizi şaşırtmayan yüzlerce söze rastlarız, kılımız bile kıpırdamaz.</p><p> Bediüzzaman şaşırtan, hayret ettiren, etkileyen ve eğiten müelliftir. Bediüzzaman bizim dinimiz kadar kültürümüzün de içindeki bir adamdır, ama biz onu kültürümüz içinde bir yere koymayı düşünmedik. Halbuki onun anlattığı konular kültürümüzün içinde mevcut. Bediüzzaman, Yahya Kemal ve Akif bir şeyi yaptılar, kültürümüz içinden çağdaşlık adına itilen, kovulan, horlanan dini yeniden kültürümüzün ve edebiyatımızın içine taşıdılar. Süleymaniye’de Bayram Sabahı ve On Yedinci Söz olaya bir bayram manası verirken dini atmosferi anlatırlar. Kültür bir bütündür, içinde din, sanat, kelam felsefesi, Kur’an felsefesi, beyan felsefesi, Bediüzzaman bunları sayar, nahiv felsefesi, tarih, hikâye, roman, fictifikasyon, şahıslar daha neler neler, bütün bunlar onun eserlerinde var.</p><p> Edebiyatımızda mensur şiir tartışılırken Bediüzzaman mensur şiirler yazar. Ama onun şiirlerinin mensur şiir geleneğimizin içindeki yerini bilmek için o kültürel ve edebi atmosferin bilinmesi lazım gelir. Yoksa Bediüzzaman büyük ve çok ağır bir dini ve kültürel taştır, o taşı yerine koyamaz isek ne yapsak biz bu ülkenin kültürel atmosferine onu taşıyamayız. Önüne gelen ona hain demez ama falan tarihi hadiseye karışmadığı halde karışmış gibi yorumlar. En büyük Cumhuriyetçi o iken onu onun aleyhtarı olarak görür. Çünkü o sureta bir Cumhuriyeti hakikat olarak gösterip birilerini muhalif gösterenlere karşı gerçek Cumhuriyeti savunur. Tek partili bir yönetimi Cumhuriyet gibi görüp, onun yanında yer almayan herkesi hain diye yorumlayanların alnına hain kelimesi yankı yapıp yapışır. Sadece eser yazan, üstelik bin bir zorluk ile topu, tüfeği, bombası olmayan bir adamı ordular gücünde görmek, onun eserleri ile yıktığı materyalist imparatorluktan istifade edenlerin endişesidir. Çünkü bu ülkede hep kelimeler hak etmeyenlere yöneltilir, hak edenler sistemin demir gölgesinin altında zulümle haklı çıkarlar. </p><p> </p><p> İşte Bediüzzaman’ın siyasi ve edebi tarihimiz, kültür tarihimiz içinde gerektiği yeri alması için kültür tarihimizin bu güne dek gelen seyrini birilerinin özellikle birkaç kişi de olsa bu işe kendini verenlerin sorunu olmalı. Eserleri oku oku oku ama bir yerden sonra mukayese et, karşılaştır. Çünkü mukayese edilmeyen şeyin değeri ortaya çıkmaz. Kimin ayranı ekşi ise ayranları bir masa etrafında toplamak lazım yoksa, dayatma ile ayran tatlanmaz. Ben şimdiye kadar binlerce kitaba baktım kafamdaki Bediüzzaman’ı anlatmam için daha çok şeye bakmam gerektiğini zannediyorum. Konuştuğum her şeye insanlar çarpılıyor, “Sen elli yıldır adadığımız adamsın” deniyor sonra bir de bakıyorsun, o sözler unutuldu, hangi rüzgâr esti ise başladığımız yere aşağılanmış olarak geri döndük. Bu yüzden Bediüzzaman’ın anlatmak için birilerinin sultasından kurtulmak ve tarih, sanat, felsefe, en az elliye yakın ilmin en azından abc’sini bilmek gerekir. Yoksa sadece nurları okuyup Bediüzzaman jandarması olmakla bu iş olmaz. Hepimiz Cennete de gitsek eğer bu büyük şahsı anlatmadan Cennette kendimize yer kapacaksak ben o Cennetin hak edilmiş olduğunu saymıyorum. Bu benim kanaatim eleştiriye açık değil.</p><p> Süleymaniye’de Bayram Sabahı şiirinde Yahya Kemal sadece camiye gelen halkı anlatmaz, bütün zamanların Osmanlı ülkesinde bütün şehitleri, güvercinler ve ruhaniler suretinde Camiye taşır. Zamanın kanatlarını açar ezeli bir zaman motifi içinde bayram namazını anlatır. Tam sinema gibi bir şiirdir. Akif, Fatih’teki bayram yerinde görülen, hissedilen bayramı anlatır, realist ve objektif. O zamanın kanatları ile uğraşmaz, ama Yahya Kemal’in kafa yormadığı birçok gerçekçi bayramı anlatır. İki şiirin birbirine faik yönleri vardır. Bileşik kaplar gibi. Bediüzzaman’a gelince ona göre bayram bitmeyen bir akıştır, her an, her saniye, sayılmayan her an, saatler ve günler, haftalar, aylar, yıllar, asırlar, hatta bütün zamanın iki kanadı bayramdır. İnsanlar ve ruhaniler, bütün canlılar bu bayrama süslü bir şekilde gelir, görevleri bitenler ikinci bir bayrama biraz istemeye istemeye giderler. Bunların tafsilatını başka bir zaman anlatalım. Bediüzzaman’ın bayramında seyirciler üç tanedir; biri Rabbimiz, kendi sanatını seyreder, o büyük seyircidir, diğeri meleklerdir semadan bayram yerini seyrederler, üçüncüsü de insanlardır, ama müşahade ve hayretten hoşlanan insanlardır, onlar da bayramı seyreder, hayret eder, muhabbet eder, secde ederler. İşte üç büyük adam üç çeşit bayram… Seyir sırasında geçit resmini iyi geçenler ödüllendirilir, ama kötü geçenler ise...</p><p> Shakespeare; “Dünya bir tiyatro salonudur” demiş, Bediüzzaman’ın dünya konusundaki imajları sayılmaz. Ama buradakine göre Bayram yeridir.</p><p> <strong><a href="http://www.risaleakademi.com/" target="_blank">www.RisaleAkademi.com</a> </strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="harp, post: 222159, member: 1008315"] [b]Cevap: Çobandan Bediüzzaman'a, nasıl hocaymış be! 17 Kasım 2010 / 11:30 Son[/b] [COLOR=blue]Dini edebiyatın içine yeniden taşıdılar[/COLOR] 17 Kasım 2010 / 09:32 Kültürümüz içinden çağdaşlık adına itilen, kovulan, horlanan dini yeniden kültürümüzün ve edebiyatımızın içine taşıdılar [COLOR=#0000FF][U][B]Risale Haber-Haber Merkezi[/B][/U][/COLOR] [B]Prof. Dr. Ahmet Nebil Soyer'in yazısı:[/B] [B]Bediüzzaman, Mehmet Akif, Yahya Kemal ve Bayram[/B] Bediüzzaman dilimizdeki birçok kelimeye günlük kullanımlarımızın çok ötesinde anlam genişlikleri getirmiştir. Adeta dilimiz onunla büyük bir yorum ve tefsir lisanına dönüşmüştür. En sıradan kelimeler bile onun bakış açısında büyük derinlikler kazanmıştır. Bunlardan biri de bayram kelimesidir. Bediüzzaman bu kelimeye süreklilik kazandırmış, hatta dünya zamanının sınırlarını aşan bir genişlik getirmiştir. Onun ne kadar ihatalı ve kapsamlı bir düşünce ve derinlikli bir değerlendirme lisanı sahibi olduğunu bu kelimeler üzerindeki yorumlarından anlıyoruz. Onun eserlerinden olan On Yedinci Söz bayram kelimesinin büyük ihata kazandığı bir sözdür. Türkçe Bediüzzaman’ın kelimelere getirdiği genişlikleri kapsayan bir lügate sahip değil. Risale-i Nur üzerine yazılan lügatlerde de yine Bediüzzaman’ın kelimeye getirdiği genişliğe göre bir derinlik ifade edilmemiş, geleneksel Türkçe lügatlerin karşılıkları verilmiştir. Bayram kelimesinin lügatlerdeki karşılıklarına bakınca bu derin olmayışı gördüm. Bu sözdeki derinliğe göre bir yorum yok. Bediüzzaman’ın kelimelere getirdiği genişliklere göre bir lügat değil mana derinlikleri lügati gerekmektedir. Onun mesela pencere, alem, kapı, bab, bayram ve benzeri kelimelere getirdiği genişlikler bizim dilimizdeki lügatlerde karşılanmıyor. On Yedinci Söz’ün girişinde bayram bir mekâna izafe edilerek tarif edilir. Olağanüstü bir tariftir: “Halık-ı Rahim ve Rezzak-ı Kerim ve Sani-i Hakîm şu dünyayı alem-i ervah ve ruhaniyat için bir bayram bir şehrayin suretinde yapıp…” (Sözler, 283) Bütün bayramların kutlandığı bir yer vardır, gerek milli bayramlarda ve de dini bayramlarda Bayram umumi olmakla birlikte onun kamuya açıldığı bir yer vardır. Buna “Bayram Yeri” denilir. Akif’in Bayram diye bir uzun hikâye şiiri vardır. Burada İstanbul Fatih’te bir bayram yerini anlatır. Bediüzzaman’ın On Yedinci Söz’de bu kelimeye getirdiği genişlik ve felsefi boyut ile Büyük Akif’in Bayram şiirindeki kelimeye getirdiği boyutu kıyaslamak gibi bir edepsizlik yapmak istemem. Akif kim ben kim, ama Bediüzzaman Akif ile arkadaştır, Milli Mücadelenin o muhataralı günlerinde Anadolu’da Akif, işgal altındaki İstanbul’da Bediüzzaman büyük şeyler yaptılar. Bediüzzaman Kuva-yı Milliye aleyhine olan İstanbul kamuoyunu ülkenin lehine çevirdi. İngilizlerin aleyhine eser neşretti, İngilizlerin denetimindeki İstanbul’da iki talebesi ile eserini dağıttı, işgal güçlerinin büyük tepkisini aldı ama yılmadı. Ankara’ya çağrıldı, çünkü yaptığı Ankara hükümetinin dikkatini çekti. O da; “Ben zor yerde mücadele etmek isterim” dedi gitmedi. Onun büyük zekâ ve dehasından istifade etmek isteyen Ankara hükümeti onu mecbur etti çağırdılar, o da geldi. İstasyonda hükmün sahipleri onu karşıladı. Akif elinde Sırat-ı Müstakim’in klişesi ile Anadolu’yu gezdi, milleti Kuva-yı Milliye lehine hazırladı, dostlarına ters düştü. Her ikisi de Milli Mücadeleyi gerçekleştiren kişilerle Ankara’da buluştular. Zafer kazanıldı. Yeni Türkiye Cumhuriyetinin hamuru yoğrulurken her büyük adam gibi onlar da farklı düşündüler, daha sonra kavgasız dövüşsüz yollarını ayırdı Akif de Bediüzzaman da, ama ağızlarından ne mücadelenin ne de azasının ne de yeni Cumhuriyetin aleyhine bir cümle çıkmadı. Onlar gibi adamlara yakışır mı, Mustafa Kemal de onların hakkında bir şey söylemedi. Her medenî adam gibi medenice tartıştılar, buluşamadıkları noktada ayrıldılar. Onlar karıştırıcı insan olmadılar, başları dik Yeni Cumhuriyeti beklemeye aldılar. Bediüzzaman ülkesinden ayrılmadı, Mısır’a gitmesi tavsiye edildi. “Orada da olsam buraya gelirdim” dedi. Halide Edip Amerika’ya gitti, Yakup Kadri Zoraki Diplomat olarak ülkeden uzaklaştırıldı. Yahya Kemal elçiliklere soyundu. Ama Bediüzzaman ülkesinde kaldı ve; “Bu eserleri dünyaya okutacağım.” dedi. Cumhuriyet yapısını kazanırken o da eserlerini yazdı. Dünyanın en çileli müellifi görülmemiş bir şeyi yaptı, köylüler, çobanlar, ev hanımları eserlerini yazdı, ilim tekniğe meydan okudu. Ankara’da yeni Türkiye’nin kültür politikaları oluşturulurken Bediüzzaman da Yeni Türkiye’nin Batı fenni ve felsefesi karşısındaki itikadını hazırladı. Daha sonra buluşma sancıları başladı. Bugün buluştular mı, buluşmadılar mı zor bir yorum. Zamanın kimi haklı çıkardığı görüldü ve görülecek. Tarih hayranların ve düşmanların, menfaatperestlerin yorumlarına göre hüküm vermez. Hayranlık ve düşmanlık anekdotları ile de hüküm vermez. Zerre miskâl hayrı, zerre miskâl şerri hesaba katan adâlet-i kübrânın Sahibi büyük mahkemesinde hüküm verecektir. Bize düşen işimize bakıp sevgi ve muhabbet rüzgârları estirmektir. Bediüzzaman ve Akif’ten başka bir de büyük şair Yahya Kemal Beyatlı, Süleymaniye’de Bayram Sabahı şiirini yazdı. O abide gibi şiirde bayram kelimesine büyük şairin muhayyilesinin imajinatif derinliğinin azameti görülür. Akif, Yahya Kemâl ve Bediüzzaman yeni neslin dünyalarını yapan büyük adamlar. Ne adamlar, ne değerler çıkmış bu Anadolu toprağından. Kinsiz, kansız, sevgi ile bu farklı dünyaların ama yeni dünyaları aynı olan şahısları alkışlayalım, onları okuyalım, derinliklerine dalalım. Kainatın Sahibi bize ilk emir olarak sadece oku demiş ama Kitabının ilk ayeti oku olan ve çok çok az okuyan bir ümmete, daha ne desin himmet. Bediüzzaman’ı anlatamamanın en büyük sıkıntısı onu sadece dini bir öğe olarak görmektir. Çok açık konuşalım, On Yedinci Söz’ün bizim literatürümüzdeki ve geleneğimizdeki yeri onun ölümü, nefret edilen değil insan psikolojisinin ve evrenin kanunlarının zorunlu bir olayı gibi göstermeye insan duygularını hazırlayarak anlatmaktır. Ama orada önce bayram konusu işlenir ve bizim klasik bayram yorumumuzun dışında. Bediüzzaman oradan ölümü zorunlu kılan psikolojik nedenlere gider. Konunun tefsirini, felsefesini böyle yapar. Çok çarpıcı bir yorumdur, sıradan insanın, sıradan bir müellifin varamayacağı grift bir yoldan gider hakikate. Onun her konudaki yaklaşımı çok acib ve şaşırtıcı, zaten şaşırmayan etkilenmez. Her gün bizi şaşırtmayan yüzlerce söze rastlarız, kılımız bile kıpırdamaz. Bediüzzaman şaşırtan, hayret ettiren, etkileyen ve eğiten müelliftir. Bediüzzaman bizim dinimiz kadar kültürümüzün de içindeki bir adamdır, ama biz onu kültürümüz içinde bir yere koymayı düşünmedik. Halbuki onun anlattığı konular kültürümüzün içinde mevcut. Bediüzzaman, Yahya Kemal ve Akif bir şeyi yaptılar, kültürümüz içinden çağdaşlık adına itilen, kovulan, horlanan dini yeniden kültürümüzün ve edebiyatımızın içine taşıdılar. Süleymaniye’de Bayram Sabahı ve On Yedinci Söz olaya bir bayram manası verirken dini atmosferi anlatırlar. Kültür bir bütündür, içinde din, sanat, kelam felsefesi, Kur’an felsefesi, beyan felsefesi, Bediüzzaman bunları sayar, nahiv felsefesi, tarih, hikâye, roman, fictifikasyon, şahıslar daha neler neler, bütün bunlar onun eserlerinde var. Edebiyatımızda mensur şiir tartışılırken Bediüzzaman mensur şiirler yazar. Ama onun şiirlerinin mensur şiir geleneğimizin içindeki yerini bilmek için o kültürel ve edebi atmosferin bilinmesi lazım gelir. Yoksa Bediüzzaman büyük ve çok ağır bir dini ve kültürel taştır, o taşı yerine koyamaz isek ne yapsak biz bu ülkenin kültürel atmosferine onu taşıyamayız. Önüne gelen ona hain demez ama falan tarihi hadiseye karışmadığı halde karışmış gibi yorumlar. En büyük Cumhuriyetçi o iken onu onun aleyhtarı olarak görür. Çünkü o sureta bir Cumhuriyeti hakikat olarak gösterip birilerini muhalif gösterenlere karşı gerçek Cumhuriyeti savunur. Tek partili bir yönetimi Cumhuriyet gibi görüp, onun yanında yer almayan herkesi hain diye yorumlayanların alnına hain kelimesi yankı yapıp yapışır. Sadece eser yazan, üstelik bin bir zorluk ile topu, tüfeği, bombası olmayan bir adamı ordular gücünde görmek, onun eserleri ile yıktığı materyalist imparatorluktan istifade edenlerin endişesidir. Çünkü bu ülkede hep kelimeler hak etmeyenlere yöneltilir, hak edenler sistemin demir gölgesinin altında zulümle haklı çıkarlar. İşte Bediüzzaman’ın siyasi ve edebi tarihimiz, kültür tarihimiz içinde gerektiği yeri alması için kültür tarihimizin bu güne dek gelen seyrini birilerinin özellikle birkaç kişi de olsa bu işe kendini verenlerin sorunu olmalı. Eserleri oku oku oku ama bir yerden sonra mukayese et, karşılaştır. Çünkü mukayese edilmeyen şeyin değeri ortaya çıkmaz. Kimin ayranı ekşi ise ayranları bir masa etrafında toplamak lazım yoksa, dayatma ile ayran tatlanmaz. Ben şimdiye kadar binlerce kitaba baktım kafamdaki Bediüzzaman’ı anlatmam için daha çok şeye bakmam gerektiğini zannediyorum. Konuştuğum her şeye insanlar çarpılıyor, “Sen elli yıldır adadığımız adamsın” deniyor sonra bir de bakıyorsun, o sözler unutuldu, hangi rüzgâr esti ise başladığımız yere aşağılanmış olarak geri döndük. Bu yüzden Bediüzzaman’ın anlatmak için birilerinin sultasından kurtulmak ve tarih, sanat, felsefe, en az elliye yakın ilmin en azından abc’sini bilmek gerekir. Yoksa sadece nurları okuyup Bediüzzaman jandarması olmakla bu iş olmaz. Hepimiz Cennete de gitsek eğer bu büyük şahsı anlatmadan Cennette kendimize yer kapacaksak ben o Cennetin hak edilmiş olduğunu saymıyorum. Bu benim kanaatim eleştiriye açık değil. Süleymaniye’de Bayram Sabahı şiirinde Yahya Kemal sadece camiye gelen halkı anlatmaz, bütün zamanların Osmanlı ülkesinde bütün şehitleri, güvercinler ve ruhaniler suretinde Camiye taşır. Zamanın kanatlarını açar ezeli bir zaman motifi içinde bayram namazını anlatır. Tam sinema gibi bir şiirdir. Akif, Fatih’teki bayram yerinde görülen, hissedilen bayramı anlatır, realist ve objektif. O zamanın kanatları ile uğraşmaz, ama Yahya Kemal’in kafa yormadığı birçok gerçekçi bayramı anlatır. İki şiirin birbirine faik yönleri vardır. Bileşik kaplar gibi. Bediüzzaman’a gelince ona göre bayram bitmeyen bir akıştır, her an, her saniye, sayılmayan her an, saatler ve günler, haftalar, aylar, yıllar, asırlar, hatta bütün zamanın iki kanadı bayramdır. İnsanlar ve ruhaniler, bütün canlılar bu bayrama süslü bir şekilde gelir, görevleri bitenler ikinci bir bayrama biraz istemeye istemeye giderler. Bunların tafsilatını başka bir zaman anlatalım. Bediüzzaman’ın bayramında seyirciler üç tanedir; biri Rabbimiz, kendi sanatını seyreder, o büyük seyircidir, diğeri meleklerdir semadan bayram yerini seyrederler, üçüncüsü de insanlardır, ama müşahade ve hayretten hoşlanan insanlardır, onlar da bayramı seyreder, hayret eder, muhabbet eder, secde ederler. İşte üç büyük adam üç çeşit bayram… Seyir sırasında geçit resmini iyi geçenler ödüllendirilir, ama kötü geçenler ise... Shakespeare; “Dünya bir tiyatro salonudur” demiş, Bediüzzaman’ın dünya konusundaki imajları sayılmaz. Ama buradakine göre Bayram yeridir. [B][URL="http://www.risaleakademi.com/"]www.RisaleAkademi.com[/URL] [/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur ve Nur Cemaati
Çobandan Bediüzzaman'a, nasıl hocaymış be! 17 Kasım 2010 / 11:30 Son Şahitl
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst