Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur ve Nur Cemaati
Cübbeliye cevap
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="sarýklý genç" data-source="post: 172384" data-attributes="member: 5985"><p><span style="font-size: 18px"><strong><u><span style="color: black">Cübbeli Hocanın sözleri ile tekrar gündeme gelen Hıristiyanların şehitliği meselesi 40 yıl önce de medyada yer almıştı</span></u></strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong><u><span style="color: blue">[FONT=&quot]Risale Haber-Haber Merkezi [/FONT]</span></u></strong><strong><u><span style="color: blue">[FONT=&quot]</span></u></strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong><u><span style="color: blue">[/FONT]</span></u></strong></span> [FONT=&quot]<span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px">Cübbeli Ahmet Ünlü Hocanın sözleri ile tekrar gündeme gelen Hıristiyanların şehitliği meselesi bundan yaklaşık 40 yıl önce de medyada yer almıştı. Necip Fazıl Kısakürek, yine Cübbeli Hoca gibi Bediüzzaman Said Nursi'nin görüşlerini “ehl-i sünnet akidesine muhalif olduğu” gerekçesiyle eleştirmişti. </span></p><p><span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px">İşte o günlerde meydana gelen bu olayla ilgili hatırayı “Ağabeyler Anlatıyor” kitaplarının yazarı Ömer Özcan <span style="color: red">Risale Haber</span> okuyucuları için paylaştı. </span></p><p><span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px"><em>“Ağabeyler Anlatıyor” isimli kitaplarımın hazırlık çalışmaları sırasında yüzlerce kadim ağabeyle görüşme fırsatı buldum ve el’an bu çalışmalarım devam ediyor. </em><em></em></span></p><p><span style="font-size: 18px"><em><em>Mehmet Kırkıncı Hoca Efendiden kaydettiğim çok önemli tarihî bir hatıra var… 40 sene önce yaşanan bu hadisenin özü şudur: “Bediüzzaman Hazretlerinin Hristiyanlarla alakalı bir tespitine, Necip Fazıl’ın itiraz etmesi; Kırkıncı Hocanın izahlarıyla ikna olunca da hakperestlik yaparak hatasını tashih edip düzeltmesidir.” Şimdi olayı Mehmet Kırkıncı Hocamızdan dinleyelim.</em></em> (Ömer Özcan) </span></p><p><span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px"><em><strong>Mehmet Kırkıncı anlatıyor:</strong></em> </span></p><p><span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px">1970’li yılların başlarındaydı… Mehmet Şevki Eygi’nin çıkardığı Bugün Gazetesi’nde Necip Fazıl Kısakürek yazılar yazıyordu. </span></p><p><span style="font-size: 18px">Bir kış günü Zübeyir Ağabeyden, “Hocam acele İstanbul’a gel” diye bir telefon aldım. Aynı gün uçakla İstanbul’a indim. Havaalanında Av. Bekir Berk, Mustafa Polat, Mehmet Fırıncı, Mehmet Birinci karşıladılar. Oradan Bekir Bey’in Kığılı Pasajındaki bürosuna gittik. Zübeyir, Sungur, Bayram Ağabeyler oradaydılar. Baktım Zübeyir Ağabey kravat takmış, özel bir hazırlık yapmış gibiydi. </span></p><p><span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px">Dedi ki: “Hocam, Necip Fazıl Bey, Bugün Gazetesi’nde Üstad aleyhinde birkaç yazı yazdı. Üstadımızın “Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa'ya (A.S.) mensub Hristiyanların mazlumları çektikleri felâketler, onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir” sözüne itiraz ederek, bunun ehl-i sünnet akidesine muhalif olduğunu söylüyor. Kendisinden randevu aldık, şu anda bizi bekliyor.” </span></p><p><span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>BEDİÜZZAMAN'IN SÖZLERİ </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px">Gerekli kitapları yanımıza alarak ormanlarla kaplı, içi de çok güzel döşenmiş evine gittik. Necip Fazıl Bey beni görünce, “Tamam! Mehmet Bey’de gelmiş, ehl-i sünnet’i bilen, şeriatı bilen birisidir, şimdi meseleyi daha rahat çözebiliriz” dedi. Sonra Tarihçe-i Hayatı getirdi ve ilgili mektubu okumaya başladı: </span></p><p><span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px">“Şiddet-i şefkat ve rikkatten, bu kışın şiddetli soğuğuyla beraber manevî ve şiddetli bir soğuk ve musibet-i beşeriyeden bîçarelere gelen felâketler, helâketler, sefaletler, açlıklar şiddetle rikkatime dokundu. Birden ihtar edildi ki: Böyle musibetlerde kâfir de olsa hakkında bir nevi merhamet ve mükâfat vardır ki, o musibet ona nisbeten çok ucuz düşer. Böyle musibet-i semaviye, masumlar hakkında bir nevi şehadet hükmüne geçiyor. </span></p><p><span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px">Üç-dört aydır ki, dünyanın vaziyetinden ve harbinden hiç bir haberim yokken Avrupa'da Rusya'daki çoluk çocuğa acıyarak tahattur ettim. O manevî ihtarın beyan ettiği taksimat, bu elîm şefkate bir merhem oldu. Şöyle ki: </span></p><p><span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px">O musibet-i semaviyeden ve beşerin zalim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve perişan olanlar eğer onbeş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun şehid hükmündedir. Müslümanlar gibi büyük mükâfat-ı maneviyeleri, o musibeti hiçe indirir. </span></p><p><span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px">Onbeşinden yukarı olanlar, eğer masum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür; belki onu Cehennem'den kurtarır. Çünki âhirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedî'ye (A.S.M.) bir lâkaydlık perdesi gelmiş ve madem âhirzamanda Hazret-i İsa'nın (A.S.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa'ya (A.S.) mensub Hristiyanların mazlumları çektikleri felâketler, onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zaîfler, müstebid büyük zalimlerin cebr ü şiddetleri altında musibet çekiyorlar. Elbette o musibet, onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalaletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır diye hakikattan haber aldım. Cenab-ı Erhamürrâhimîn'e hadsiz şükrettim. Ve o elîm elem-i şefkatten teselli buldum. (Kastamonu Lâhikası 112) </span></p><p><span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>RİSALE-İ NUR’DAN MEKTUBAT KİTABINI AÇARAK ALAKALI YERİ OKUDUM </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px">Okumayı bitirdi, bana dönerek: “Hocam, şimdi bu fikirler ehl-i sünnet ve’l cemaat mezhebine uygun mu, değil mi? Sen ne dersen razı olacağım” dedi. </span></p><p><span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px">Bir tevafuk eseri birkaç gün önce ilm-i kelam dersi alan talebelere İmam-ı Gazali’nin Faysalü’t Tefrika adlı kitabında o kısmı okumuştum. Dedim: “Efendim keşke o yazıları yazmadan evvel bizimle görüşseydiniz. Üstad Hazretleri itikaden Eş’ari mezhebindendir. Biz ise Maturudi mezhebindeniz. Bu konuda Eş’ari ile Maturudi mezhebi arasında görüş farklılığı vardır. Eş’ariler (Biz peygamber göndermediğimiz kavme azap etmeyiz. İsra 64) ayetine dayanarak, kendilerine peygamber gelmemiş, davet ulaşmamış insanları ehl-i necat kabul ederler.” </span></p><p><span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px">Sonra Risale-i Nur’dan Mektubat kitabını açarak alakalı yeri okudum: “…Zaman-ı fetrette : sırrıyla; ehl-i fetret, ehl-i necattırlar. Bil'ittifak, teferruattaki hatiatlarından muahazeleri yoktur. İmam-ı Şafiî ve İmam-ı Eş'arîce; küfre de girse, usûl-i imanîde bulunmazsa, yine ehl-i necattır. Çünki teklif-i İlahî irsal ile olur ve irsal dahi, ıttıla' ile teklif takarrur eder. Madem gaflet ve mürur-u zaman, enbiya-i salifenin dinlerini setretmiş; o ehl-i fetret zamanına hüccet olamaz. İtaat etse sevab görür, etmezse azab görmez. Çünki mahfî kaldığı için hüccet olamaz.” (Mektubat 386) </span></p><p><span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px"><strong>AKŞAM NURCULARIN KURMAY GRUBUYLA GÖRÜŞTÜK </strong></span></p><p><span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px">Devamında dedim ki: İşte İmam-ı Gazalî de Eş’ari Mezhebindendir ve kitaplarında aynı fikirleri savunmaktadır. </span></p><p><span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px">Necip Fazıl Bey çok hakperest bir insan olduğundan söylediklerimizi kabul ve tasdik ederek ayağa kalktı: “Şimdi o yazıları yazdığıma pişman oldum” diyerek hakkı teslim etti. Benden İmam-ı Gazalinin mevzu ile ilgili bölümü kendisine göndermemi rica etti. Ben de Erzurum’a döndüğümde mektupla İmam-ı Gazalinin Faysalü’t Tefrika adlı kitabının 96. sayfasını kendisine gönderdim. </span></p><p><span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px">Ertesi gün aynı gazetede: “Akşam Nurcuların kurmay grubuyla görüştük…” diye başlayan bir yazı yayınlayarak hatasını tashih ve telâfi etmiş oldu. </span></p><p><span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px">İmam-ı Gazali’nin Faysalü’t Tefrika adlı kitabındaki mevzuumuz ile ilgili bölümü aynen şöyledir: </span></p><p><span style="font-size: 18px">“İnancıma göre, İnşallah Allah-ü Teâlâ, zamanımızdaki Rum, Hrıstiyan ve Türklerin pek çoğunu da Rahmet-i İlâhiye şümûlüne alacaktır. Bunlardan maksadım, uzak memleketlerde yaşayan ve kendilerine İslâm’ın dâveti ulaşmayan Rum ve Türklerdir. Bunlar üç kısımdır: </span></p><p><span style="font-size: 18px">1.Hazret-i Muhammed’in (asv) ismini hiç duymamış olanlar </span></p><p><span style="font-size: 18px">2.Hazret-i Peygamberin ismini, sıfatlarını ve gösterdiği mu’cizelerini duymuş olanlar. Bunlar İslâm memleketlerine komşu olan yerlerde veya Müslümanlar arasında yaşayan kimselerdir. Bunlar kâfir ve mülhidlerdir. </span></p><p><span style="font-size: 18px">3.Bu iki derece arasında bulunan gruptur. Hazret-i Peygamber’in ismini duymuşlarsa da vasıf ve hususiyetlerini duymamışlardır. Daha doğrusu bunlar Hazret-i Peygamber’i tâ küçüklüklerinden beri “İsmi Muhammed olan, peygamberlik iddiasında bulunan birisi” olarak tanımışlardır. Tıpkı bizim çocuklarımızın “El Mukaffa adında birisinin Allah’ın kendisini peygamber olarak gönderdiğini iddia ettiğini” duymaları gibi. Kanaatime göre bunların durumu birinci grupta olanların durumu gibidir. Çünkü bunlar Hazret-i Peygamber’in ismini, haiz bulunduğu vasıfların zıdlarıyla birlikte duymuşlardır. Bu ise hakikatı araştırmak için insanı düşünmeye ve araştırmaya sevk etmez. Bunlar da birinci grup gibi ehl-i necattırlar.” </span></p><p><span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px">İmam-ı Gazalinin bu yazısını Necip Fazıl’a gönderdim. Aynı zamanda Alûsi’nin, Ruhül-Meâni tefsirinin 15. cilt 42. sayfasında, İbrahim Lekkâni’nin Cevheretü’t-Tevhid adlı kitabının 29. sayfasında aynı görüşü savunduğunu kendisine yazdım. </span></p><p><span style="font-size: 18px"></span></p><p><span style="font-size: 18px">Seneler sonra Üstad’la alakalı düzenlenen sempozyumlarda gördük ki Bediüzzaman’ın bu mektubunun Hristiyanlar âleminde ne kadar takdir-i şâyanla karşılanmıştır. Ve İttihad ve birliğin temel taşını oluşturduğunu, bir nevi üstadımızın bir kerameti olduğunu hep beraber müşahede ettik. </span>[/FONT]</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="sarýklý genç, post: 172384, member: 5985"] [SIZE=5][B][U][COLOR=black]Cübbeli Hocanın sözleri ile tekrar gündeme gelen Hıristiyanların şehitliği meselesi 40 yıl önce de medyada yer almıştı[/COLOR][/U][/B] [B][U][COLOR=blue][FONT="]Risale Haber-Haber Merkezi [/FONT][/COLOR][/U][/B][B][U][COLOR=blue][FONT="] [/FONT][/COLOR][/U][/B][/SIZE] [FONT="][SIZE=5] Cübbeli Ahmet Ünlü Hocanın sözleri ile tekrar gündeme gelen Hıristiyanların şehitliği meselesi bundan yaklaşık 40 yıl önce de medyada yer almıştı. Necip Fazıl Kısakürek, yine Cübbeli Hoca gibi Bediüzzaman Said Nursi'nin görüşlerini “ehl-i sünnet akidesine muhalif olduğu” gerekçesiyle eleştirmişti. İşte o günlerde meydana gelen bu olayla ilgili hatırayı “Ağabeyler Anlatıyor” kitaplarının yazarı Ömer Özcan [COLOR=red]Risale Haber[/COLOR] okuyucuları için paylaştı. [I]“Ağabeyler Anlatıyor” isimli kitaplarımın hazırlık çalışmaları sırasında yüzlerce kadim ağabeyle görüşme fırsatı buldum ve el’an bu çalışmalarım devam ediyor. [/I][I] [I]Mehmet Kırkıncı Hoca Efendiden kaydettiğim çok önemli tarihî bir hatıra var… 40 sene önce yaşanan bu hadisenin özü şudur: “Bediüzzaman Hazretlerinin Hristiyanlarla alakalı bir tespitine, Necip Fazıl’ın itiraz etmesi; Kırkıncı Hocanın izahlarıyla ikna olunca da hakperestlik yaparak hatasını tashih edip düzeltmesidir.” Şimdi olayı Mehmet Kırkıncı Hocamızdan dinleyelim.[/I][/I] (Ömer Özcan) [I][B]Mehmet Kırkıncı anlatıyor:[/B][/I] 1970’li yılların başlarındaydı… Mehmet Şevki Eygi’nin çıkardığı Bugün Gazetesi’nde Necip Fazıl Kısakürek yazılar yazıyordu. Bir kış günü Zübeyir Ağabeyden, “Hocam acele İstanbul’a gel” diye bir telefon aldım. Aynı gün uçakla İstanbul’a indim. Havaalanında Av. Bekir Berk, Mustafa Polat, Mehmet Fırıncı, Mehmet Birinci karşıladılar. Oradan Bekir Bey’in Kığılı Pasajındaki bürosuna gittik. Zübeyir, Sungur, Bayram Ağabeyler oradaydılar. Baktım Zübeyir Ağabey kravat takmış, özel bir hazırlık yapmış gibiydi. Dedi ki: “Hocam, Necip Fazıl Bey, Bugün Gazetesi’nde Üstad aleyhinde birkaç yazı yazdı. Üstadımızın “Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa'ya (A.S.) mensub Hristiyanların mazlumları çektikleri felâketler, onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir” sözüne itiraz ederek, bunun ehl-i sünnet akidesine muhalif olduğunu söylüyor. Kendisinden randevu aldık, şu anda bizi bekliyor.” [B]BEDİÜZZAMAN'IN SÖZLERİ [/B] Gerekli kitapları yanımıza alarak ormanlarla kaplı, içi de çok güzel döşenmiş evine gittik. Necip Fazıl Bey beni görünce, “Tamam! Mehmet Bey’de gelmiş, ehl-i sünnet’i bilen, şeriatı bilen birisidir, şimdi meseleyi daha rahat çözebiliriz” dedi. Sonra Tarihçe-i Hayatı getirdi ve ilgili mektubu okumaya başladı: “Şiddet-i şefkat ve rikkatten, bu kışın şiddetli soğuğuyla beraber manevî ve şiddetli bir soğuk ve musibet-i beşeriyeden bîçarelere gelen felâketler, helâketler, sefaletler, açlıklar şiddetle rikkatime dokundu. Birden ihtar edildi ki: Böyle musibetlerde kâfir de olsa hakkında bir nevi merhamet ve mükâfat vardır ki, o musibet ona nisbeten çok ucuz düşer. Böyle musibet-i semaviye, masumlar hakkında bir nevi şehadet hükmüne geçiyor. Üç-dört aydır ki, dünyanın vaziyetinden ve harbinden hiç bir haberim yokken Avrupa'da Rusya'daki çoluk çocuğa acıyarak tahattur ettim. O manevî ihtarın beyan ettiği taksimat, bu elîm şefkate bir merhem oldu. Şöyle ki: O musibet-i semaviyeden ve beşerin zalim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve perişan olanlar eğer onbeş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun şehid hükmündedir. Müslümanlar gibi büyük mükâfat-ı maneviyeleri, o musibeti hiçe indirir. Onbeşinden yukarı olanlar, eğer masum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür; belki onu Cehennem'den kurtarır. Çünki âhirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedî'ye (A.S.M.) bir lâkaydlık perdesi gelmiş ve madem âhirzamanda Hazret-i İsa'nın (A.S.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa'ya (A.S.) mensub Hristiyanların mazlumları çektikleri felâketler, onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zaîfler, müstebid büyük zalimlerin cebr ü şiddetleri altında musibet çekiyorlar. Elbette o musibet, onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalaletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır diye hakikattan haber aldım. Cenab-ı Erhamürrâhimîn'e hadsiz şükrettim. Ve o elîm elem-i şefkatten teselli buldum. (Kastamonu Lâhikası 112) [B]RİSALE-İ NUR’DAN MEKTUBAT KİTABINI AÇARAK ALAKALI YERİ OKUDUM [/B] Okumayı bitirdi, bana dönerek: “Hocam, şimdi bu fikirler ehl-i sünnet ve’l cemaat mezhebine uygun mu, değil mi? Sen ne dersen razı olacağım” dedi. Bir tevafuk eseri birkaç gün önce ilm-i kelam dersi alan talebelere İmam-ı Gazali’nin Faysalü’t Tefrika adlı kitabında o kısmı okumuştum. Dedim: “Efendim keşke o yazıları yazmadan evvel bizimle görüşseydiniz. Üstad Hazretleri itikaden Eş’ari mezhebindendir. Biz ise Maturudi mezhebindeniz. Bu konuda Eş’ari ile Maturudi mezhebi arasında görüş farklılığı vardır. Eş’ariler (Biz peygamber göndermediğimiz kavme azap etmeyiz. İsra 64) ayetine dayanarak, kendilerine peygamber gelmemiş, davet ulaşmamış insanları ehl-i necat kabul ederler.” Sonra Risale-i Nur’dan Mektubat kitabını açarak alakalı yeri okudum: “…Zaman-ı fetrette : sırrıyla; ehl-i fetret, ehl-i necattırlar. Bil'ittifak, teferruattaki hatiatlarından muahazeleri yoktur. İmam-ı Şafiî ve İmam-ı Eş'arîce; küfre de girse, usûl-i imanîde bulunmazsa, yine ehl-i necattır. Çünki teklif-i İlahî irsal ile olur ve irsal dahi, ıttıla' ile teklif takarrur eder. Madem gaflet ve mürur-u zaman, enbiya-i salifenin dinlerini setretmiş; o ehl-i fetret zamanına hüccet olamaz. İtaat etse sevab görür, etmezse azab görmez. Çünki mahfî kaldığı için hüccet olamaz.” (Mektubat 386) [B]AKŞAM NURCULARIN KURMAY GRUBUYLA GÖRÜŞTÜK [/B] Devamında dedim ki: İşte İmam-ı Gazalî de Eş’ari Mezhebindendir ve kitaplarında aynı fikirleri savunmaktadır. Necip Fazıl Bey çok hakperest bir insan olduğundan söylediklerimizi kabul ve tasdik ederek ayağa kalktı: “Şimdi o yazıları yazdığıma pişman oldum” diyerek hakkı teslim etti. Benden İmam-ı Gazalinin mevzu ile ilgili bölümü kendisine göndermemi rica etti. Ben de Erzurum’a döndüğümde mektupla İmam-ı Gazalinin Faysalü’t Tefrika adlı kitabının 96. sayfasını kendisine gönderdim. Ertesi gün aynı gazetede: “Akşam Nurcuların kurmay grubuyla görüştük…” diye başlayan bir yazı yayınlayarak hatasını tashih ve telâfi etmiş oldu. İmam-ı Gazali’nin Faysalü’t Tefrika adlı kitabındaki mevzuumuz ile ilgili bölümü aynen şöyledir: “İnancıma göre, İnşallah Allah-ü Teâlâ, zamanımızdaki Rum, Hrıstiyan ve Türklerin pek çoğunu da Rahmet-i İlâhiye şümûlüne alacaktır. Bunlardan maksadım, uzak memleketlerde yaşayan ve kendilerine İslâm’ın dâveti ulaşmayan Rum ve Türklerdir. Bunlar üç kısımdır: 1.Hazret-i Muhammed’in (asv) ismini hiç duymamış olanlar 2.Hazret-i Peygamberin ismini, sıfatlarını ve gösterdiği mu’cizelerini duymuş olanlar. Bunlar İslâm memleketlerine komşu olan yerlerde veya Müslümanlar arasında yaşayan kimselerdir. Bunlar kâfir ve mülhidlerdir. 3.Bu iki derece arasında bulunan gruptur. Hazret-i Peygamber’in ismini duymuşlarsa da vasıf ve hususiyetlerini duymamışlardır. Daha doğrusu bunlar Hazret-i Peygamber’i tâ küçüklüklerinden beri “İsmi Muhammed olan, peygamberlik iddiasında bulunan birisi” olarak tanımışlardır. Tıpkı bizim çocuklarımızın “El Mukaffa adında birisinin Allah’ın kendisini peygamber olarak gönderdiğini iddia ettiğini” duymaları gibi. Kanaatime göre bunların durumu birinci grupta olanların durumu gibidir. Çünkü bunlar Hazret-i Peygamber’in ismini, haiz bulunduğu vasıfların zıdlarıyla birlikte duymuşlardır. Bu ise hakikatı araştırmak için insanı düşünmeye ve araştırmaya sevk etmez. Bunlar da birinci grup gibi ehl-i necattırlar.” İmam-ı Gazalinin bu yazısını Necip Fazıl’a gönderdim. Aynı zamanda Alûsi’nin, Ruhül-Meâni tefsirinin 15. cilt 42. sayfasında, İbrahim Lekkâni’nin Cevheretü’t-Tevhid adlı kitabının 29. sayfasında aynı görüşü savunduğunu kendisine yazdım. Seneler sonra Üstad’la alakalı düzenlenen sempozyumlarda gördük ki Bediüzzaman’ın bu mektubunun Hristiyanlar âleminde ne kadar takdir-i şâyanla karşılanmıştır. Ve İttihad ve birliğin temel taşını oluşturduğunu, bir nevi üstadımızın bir kerameti olduğunu hep beraber müşahede ettik. [/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur ve Nur Cemaati
Cübbeliye cevap
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst