Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Cuma yamaçlarında Cemâlullah'ı müşahede etmek
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="bizar" data-source="post: 200194" data-attributes="member: 12884"><p><strong>Cuma yamaçlarında Cemâlullah'ı müşahede etmek</strong> </p><p> <img src="http://medya.zaman.com.tr/2010/07/09/fethullah-gulen.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /><strong><span style="font-size: 12px">Ahiret âleminde cismaniyetimizin ne keyfiyette olacağını tam olarak bilemiyoruz. Bu mevzuda kelamcıların ve usûlüddin ulemasının mütalâaları başımızın tacıdır.</span></strong> </p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 12px">Onlar, Kur'ân ve Sünnet'te ortaya konulan meselelere imanın gereği olarak, nassları o günkü anlayışları içinde yorumlamış ve o istikamette deliller serdetmişlerdir. Ancak ahirette sahip olacağımız vücudun mahiyeti hakkında kesin bir şey söylemek oldukça zordur. Allah (celle celâluhu) bizi bu âlemde atomlar, elektronlar, nötronlardan veya bunların ötesinde eterden/esirden yarattıysa, ahirette de bizi eterin/esirin ötesinde ve bunlara esas teşkil edecek olan daha farklı bir unsurdan, –ona da madde diyeceksek– daha farklı bir maddeden yaratabilir. Bu açıdan "Ahirette de muhakkak bugünkü bildiğimiz mânâda etimiz, kemiğimiz olacak, orada da oksijen soluklayacak ve karbondioksit ifraz edeceğiz, şöyle yiyip içeceğiz..." gibi şeylerle meseleye sınır koyabilmemiz mümkün değildir. Çünkü oradaki hususiyetler bu dünyaya hiç benzemiyor, orada her şey çok farklı bir şekilde cereyan edecek. </span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Mesela Cennet'te ıtrahat ve –ihtimal zevk için uyuma olsa bile– yorgunluğa bağlı uyuklama ihtiyacı olmayacak. Bu sebeple bizim âhiret âlemiyle alâkalı âyet ve hadislerdeki ifadeleri ıtlaka bağlayıp ötelerin mahiyet ve keyfiyeti hakkında kesin ve net beyanda bulunmaktan kaçınmamız gerektiği kanaatindeyim. İşte "tasavvurumuzu aşkın" o ahiret âlemini bütün buud ve derinlikleriyle duyup hissetme, zevk alıp yaşama keyfiyetimiz bu dünyada melekût yönümüzü inkişaf ettirmemiz ölçüsünde olacaktır. Melekler ise tabiatları icabı bu dünya şartları içinde de bu enginlik ve derinlikte olan varlıklardır. Çünkü o nuranî varlıkların akisleri, kendileri gibi hakikidir. Aynaya aksettiği zaman, hakikatiyle akseder. Bu sebepledir ki Bediüzzaman Hazretleri'nin ifadeleri içinde, "Meselâ, Hazret-i Cebrail Aleyhisselâm, Dıhye suretinde huzur-u nebevîde bulunduğu bir anda, huzur-u İlâhî'de, haşmetli kanatlarıyla Arş-ı Âzam'ın önünde secdeye gider, hem o anda hesapsız yerlerde bulunur, evâmir-i İlâhiye'yi tebliğ ederdi. Bir iş bir işe mâni olmazdı". </span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Bu açıdan nurdan yaratılan meleklerin hayatları boyunca mazhar oldukları hususiyetlere bizler melekût yönümüzü inkişaf ettirdiğimiz seviyede ahiret âleminde mazhar olacağız. Bir mânâda Cennet'teki mahiyetimiz melekler gibi olacak. Bunun tezahürü olarak da Cennet'te aynı anda çok farklı nimetlerden faydalanma imkânı bulacağız. Mesela, bir taraftan Cuma yamaçlarında Cenab-ı Hakk'ın cemal-i bâ-kemalini müşâhede ederken, aynı anda Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) yanında O'na takdim edilen maide-i semaviyeden istifade edecek ve O'nun huzurunda olmanın verdiği insibağı yaşayacağız. Belki de, binlerce yıllık mesafelerin Miraç'ta Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) için dürülüp tayyedilmesi gibi, Cennet'te de binlerce nimeti aynı anda duyup hissedeceğiz. İşte bütün bunlar melekliğe ait hususiyetlerdir. </span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Hâlbuki bizim şu dünyada cismaniyetimiz itibarıyla paylaştığımız bir atmosfer, yaşadığımız bir ortam vardır ki, hareket alanımız oldukça sınırlıdır. Mesela elimizi uzattığımız zaman ancak yanımızdaki insana temas edebiliriz. Çayı elimize alıp içmemiz, yemeğimizi yememiz, oturmamız, kalkmamız hep dar daireli, dar alanlı ve dar çerçeveli hareketlerdir. Fakat Cennet'te, tıpkı dünyada bazı ebdâllara müyesser olduğu gibi bir anda bin farklı yerde bulunabiliriz. Mesela, aynı anda rahmaniyet, rahimiyet, rezzakiyet ufkundan Cenâb-ı Hakk'ı müşâhede edebiliriz. Nuranî ve melekî yapımızla arzu ettiğimiz her yerde O'nu duyabiliriz. </span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">İşte bu sırdan dolayıdır ki, Cennet'in bir saatlik hayatı dünyanın binlerce sene mes'udane hayatına tereccüh ediyor. Çünkü orada binlerce seneyi dürüp bir kitap gibi aynı anda duyabilme imkânını elde ediyoruz. Görmemiz de dünyadaki gibi, üç buudlu, dört buudlu veya beş buudlu değil, belki yüz buudlu olacak ve biz bir şeyi aynı anda yüz buuduyla görüp hissedebileceğiz. İşte Kur'ân-ı Kerim'de meleklerin ahval ve evsafının anlatılmasıyla, bu dünyada melekleşme yolunda yürüyenlerin ahiret âleminde o ufku paylaşacağına işaret ediliyor ve âdeta onların akıbet-i mukaddere veya akıbet-i muhakkakasına iş'arda bulunuluyor. </span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Rehber-i Ekmel Efendimiz ve Melekleşme Ufku </span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Esasında Nebiler Serveri'nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) lâlugüher sözleri ve pür-nur hayatı insan tabiatının melekleşme hâlini en çarpıcı ve canlı misallerle ortaya koymaktadır. Mesela O (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde; "Allah her nebiye bir arzu, istek ve şehvet vermiştir. Bana gelince, benim şehvetim, gece namaz kılmaktır." (Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, 12/84) buyurmaktadır. Demek ki, bizim yeme, içme ve daha başka cismanî şeylere karşı duyduğunuz arzu, iştiha ve şehevanî duygular nasıl tabiatımızın bir parçası ise, Peygamber Efendimiz'in (aleyhi ekmelüttehâyâ vetteslimât) ibadet ü taata olan düşkünlüğü de O'nun tabiatının bir gereğiydi. Evet, itaat ve kulluk O'nun tabiatı haline gelmişti. Çünkü O (sallallâhu aleyhi ve sellem) baş döndüren ibâdet, ubûdiyet ve ubûdetiyle melekûtî yanını derinleştirip enginleştirmişti. Fıtratında mündemiç bulunan nüve ve çekirdekleri inkişaf ettirmişti</span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 12px">İşte Nebiler Serveri'nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) asliyet planında yaşadığı bu melekleşme ufku zilliyet planında bizim için de söz konusudur. Elverir ki Kur'ân-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha'da meleklere has zikredilen ahval ve evsafı biz de örnek alıp onları hayatımıza tatbik edelim ve o yolda sa'y u gayrette bulunalım. </span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">ÖZETLE: </span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">1- Ölümden sonraki hayatın mahiyet ve keyfiyeti hakkında hiçbir zaman kesin ve net bir beyanda bulunmak doğru değildir. Zira o âlem, gözlerin görmediği, kulakların duymadığı ve hiçbir insanın aklına gelmeyen şeylerle doludur. </span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">2- Nebiler Serveri'nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) lâlugüher sözleri ve pür-nur hayatı insan tabiatının melekleşme hâlini en çarpıcı ve canlı misallerle ortaya koyduğu için O'nu çok iyi takip etmeliyiz. </span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">3- Kur'ân-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha'da meleklere has zikredilen ahval ve evsafı örnek alıp onları hayatımıza tatbik edebilir ve o yolda sa'y u gayrette bulunabilirsek, bizler de melekleşme yolunda mesafe kat edebiliriz demektir.</span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="bizar, post: 200194, member: 12884"] [B]Cuma yamaçlarında Cemâlullah'ı müşahede etmek[/B] [IMG]http://medya.zaman.com.tr/2010/07/09/fethullah-gulen.jpg[/IMG][B][SIZE=3]Ahiret âleminde cismaniyetimizin ne keyfiyette olacağını tam olarak bilemiyoruz. Bu mevzuda kelamcıların ve usûlüddin ulemasının mütalâaları başımızın tacıdır.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Onlar, Kur'ân ve Sünnet'te ortaya konulan meselelere imanın gereği olarak, nassları o günkü anlayışları içinde yorumlamış ve o istikamette deliller serdetmişlerdir. Ancak ahirette sahip olacağımız vücudun mahiyeti hakkında kesin bir şey söylemek oldukça zordur. Allah (celle celâluhu) bizi bu âlemde atomlar, elektronlar, nötronlardan veya bunların ötesinde eterden/esirden yarattıysa, ahirette de bizi eterin/esirin ötesinde ve bunlara esas teşkil edecek olan daha farklı bir unsurdan, –ona da madde diyeceksek– daha farklı bir maddeden yaratabilir. Bu açıdan "Ahirette de muhakkak bugünkü bildiğimiz mânâda etimiz, kemiğimiz olacak, orada da oksijen soluklayacak ve karbondioksit ifraz edeceğiz, şöyle yiyip içeceğiz..." gibi şeylerle meseleye sınır koyabilmemiz mümkün değildir. Çünkü oradaki hususiyetler bu dünyaya hiç benzemiyor, orada her şey çok farklı bir şekilde cereyan edecek. [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Mesela Cennet'te ıtrahat ve –ihtimal zevk için uyuma olsa bile– yorgunluğa bağlı uyuklama ihtiyacı olmayacak. Bu sebeple bizim âhiret âlemiyle alâkalı âyet ve hadislerdeki ifadeleri ıtlaka bağlayıp ötelerin mahiyet ve keyfiyeti hakkında kesin ve net beyanda bulunmaktan kaçınmamız gerektiği kanaatindeyim. İşte "tasavvurumuzu aşkın" o ahiret âlemini bütün buud ve derinlikleriyle duyup hissetme, zevk alıp yaşama keyfiyetimiz bu dünyada melekût yönümüzü inkişaf ettirmemiz ölçüsünde olacaktır. Melekler ise tabiatları icabı bu dünya şartları içinde de bu enginlik ve derinlikte olan varlıklardır. Çünkü o nuranî varlıkların akisleri, kendileri gibi hakikidir. Aynaya aksettiği zaman, hakikatiyle akseder. Bu sebepledir ki Bediüzzaman Hazretleri'nin ifadeleri içinde, "Meselâ, Hazret-i Cebrail Aleyhisselâm, Dıhye suretinde huzur-u nebevîde bulunduğu bir anda, huzur-u İlâhî'de, haşmetli kanatlarıyla Arş-ı Âzam'ın önünde secdeye gider, hem o anda hesapsız yerlerde bulunur, evâmir-i İlâhiye'yi tebliğ ederdi. Bir iş bir işe mâni olmazdı". [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Bu açıdan nurdan yaratılan meleklerin hayatları boyunca mazhar oldukları hususiyetlere bizler melekût yönümüzü inkişaf ettirdiğimiz seviyede ahiret âleminde mazhar olacağız. Bir mânâda Cennet'teki mahiyetimiz melekler gibi olacak. Bunun tezahürü olarak da Cennet'te aynı anda çok farklı nimetlerden faydalanma imkânı bulacağız. Mesela, bir taraftan Cuma yamaçlarında Cenab-ı Hakk'ın cemal-i bâ-kemalini müşâhede ederken, aynı anda Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) yanında O'na takdim edilen maide-i semaviyeden istifade edecek ve O'nun huzurunda olmanın verdiği insibağı yaşayacağız. Belki de, binlerce yıllık mesafelerin Miraç'ta Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) için dürülüp tayyedilmesi gibi, Cennet'te de binlerce nimeti aynı anda duyup hissedeceğiz. İşte bütün bunlar melekliğe ait hususiyetlerdir. [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Hâlbuki bizim şu dünyada cismaniyetimiz itibarıyla paylaştığımız bir atmosfer, yaşadığımız bir ortam vardır ki, hareket alanımız oldukça sınırlıdır. Mesela elimizi uzattığımız zaman ancak yanımızdaki insana temas edebiliriz. Çayı elimize alıp içmemiz, yemeğimizi yememiz, oturmamız, kalkmamız hep dar daireli, dar alanlı ve dar çerçeveli hareketlerdir. Fakat Cennet'te, tıpkı dünyada bazı ebdâllara müyesser olduğu gibi bir anda bin farklı yerde bulunabiliriz. Mesela, aynı anda rahmaniyet, rahimiyet, rezzakiyet ufkundan Cenâb-ı Hakk'ı müşâhede edebiliriz. Nuranî ve melekî yapımızla arzu ettiğimiz her yerde O'nu duyabiliriz. [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]İşte bu sırdan dolayıdır ki, Cennet'in bir saatlik hayatı dünyanın binlerce sene mes'udane hayatına tereccüh ediyor. Çünkü orada binlerce seneyi dürüp bir kitap gibi aynı anda duyabilme imkânını elde ediyoruz. Görmemiz de dünyadaki gibi, üç buudlu, dört buudlu veya beş buudlu değil, belki yüz buudlu olacak ve biz bir şeyi aynı anda yüz buuduyla görüp hissedebileceğiz. İşte Kur'ân-ı Kerim'de meleklerin ahval ve evsafının anlatılmasıyla, bu dünyada melekleşme yolunda yürüyenlerin ahiret âleminde o ufku paylaşacağına işaret ediliyor ve âdeta onların akıbet-i mukaddere veya akıbet-i muhakkakasına iş'arda bulunuluyor. [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Rehber-i Ekmel Efendimiz ve Melekleşme Ufku [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Esasında Nebiler Serveri'nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) lâlugüher sözleri ve pür-nur hayatı insan tabiatının melekleşme hâlini en çarpıcı ve canlı misallerle ortaya koymaktadır. Mesela O (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde; "Allah her nebiye bir arzu, istek ve şehvet vermiştir. Bana gelince, benim şehvetim, gece namaz kılmaktır." (Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, 12/84) buyurmaktadır. Demek ki, bizim yeme, içme ve daha başka cismanî şeylere karşı duyduğunuz arzu, iştiha ve şehevanî duygular nasıl tabiatımızın bir parçası ise, Peygamber Efendimiz'in (aleyhi ekmelüttehâyâ vetteslimât) ibadet ü taata olan düşkünlüğü de O'nun tabiatının bir gereğiydi. Evet, itaat ve kulluk O'nun tabiatı haline gelmişti. Çünkü O (sallallâhu aleyhi ve sellem) baş döndüren ibâdet, ubûdiyet ve ubûdetiyle melekûtî yanını derinleştirip enginleştirmişti. Fıtratında mündemiç bulunan nüve ve çekirdekleri inkişaf ettirmişti[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]İşte Nebiler Serveri'nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) asliyet planında yaşadığı bu melekleşme ufku zilliyet planında bizim için de söz konusudur. Elverir ki Kur'ân-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha'da meleklere has zikredilen ahval ve evsafı biz de örnek alıp onları hayatımıza tatbik edelim ve o yolda sa'y u gayrette bulunalım. [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]ÖZETLE: [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]1- Ölümden sonraki hayatın mahiyet ve keyfiyeti hakkında hiçbir zaman kesin ve net bir beyanda bulunmak doğru değildir. Zira o âlem, gözlerin görmediği, kulakların duymadığı ve hiçbir insanın aklına gelmeyen şeylerle doludur. [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]2- Nebiler Serveri'nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) lâlugüher sözleri ve pür-nur hayatı insan tabiatının melekleşme hâlini en çarpıcı ve canlı misallerle ortaya koyduğu için O'nu çok iyi takip etmeliyiz. [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]3- Kur'ân-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha'da meleklere has zikredilen ahval ve evsafı örnek alıp onları hayatımıza tatbik edebilir ve o yolda sa'y u gayrette bulunabilirsek, bizler de melekleşme yolunda mesafe kat edebiliriz demektir.[/SIZE][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Cuma yamaçlarında Cemâlullah'ı müşahede etmek
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst