Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Değer Tüketenler, Değer Üretenler!
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="molla_zehra" data-source="post: 10566" data-attributes="member: 30"><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong>Adam dini değerleri üretiyorsa, ona <u>“dindar”</u> derler. Yok dini değerleri tüketiyorsa, ona da <u>“dinci”</u> derler.</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong>Dindar olanlar, dini tezgâhlamazlar; dinci olanlar, dini tezgâhlarlar.</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong></strong></span><span style="color: red"></span></p><p><span style="color: red"><span style="font-family: 'Arial'"><strong>Gerçek dindarlar dini değerleri tüketmezler, aksine üretirler.</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong>Nasıl mı?</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong>Mesela; <span style="color: blue">Hz. Peygamber’i sevdiğini söyleyen bir dindar, O’nu hayatında üretir. O’nun örnekliğini çağa taşır. O’nun mesajına dil olur, el olur, ayak olur. O’nu gönülden gönüle, kulaktan kulağa, gözden göze, özden öze taşır.</span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong>Dindar, <span style="color: brown">“mezhebim” demişse, mezhebinin tezgâhtarlığını yapmaz. Mezhep imamının yüzünü ağartır. Mezhebini merkebi gibi kullanmaktan sakınır. İşte o zaman, “mezhepçi” değil “mezhepli” olur.</span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong>Birine “imamım” demişse, o imamın yüz karası olmaz. Aksine yüzünü ağartır. Birine “üstadım”, “efendim”, “önderim”, “liderim” demişse, onları tezgâhına koyup pazarlamaz. Onların sırtından geçinmez. Onlara değer ekler, onların medar-ı iftiharı olur. O zaman ona “ustasını pazarlayan işportacı” değil, onun yüzünü ağartan “hayru-l halef” olarak bakılır.</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong></strong></span><strong><span style="font-family: 'Arial'"><u>Dindar, inancı uğruna bedel öder; dinci, inancına bedel ödetir.</u></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"><u></u></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"><u>Dindar, imanını sermayesi bilir; dinci, sermayesini imanı bilir.</u></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"><u></u></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"><u>Dindar, arı gibidir. Çiçekten çiçeğe konar. Amacı bal yapmaktır. Hem kendi beslenir hem de başkalarını besler.</u></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">Dinci, sinek gibidir. Başkalarının yaptığı ballara konar. Ağızlarıyla ve ayaklarıyla mikrop taşır temiz ballara. Konduğu balı da berbat eder. Çünkü onun temyiz yetisi, bal ile pisliğin arasını ayıracak kadar gelişmemiştir. Aklını kullanmadığı için aklı bücür kalmıştır.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">Evet, sinekler de sever. Fakat bu sevgi, gerçekte üretici değil, tüketici bir sevgidir. Sevginin tüketici olanına, aslında “sevgi” değil, “tutku” denir. Tutku tutuklar; sevgi azat eder, özgür kılar.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"><span style="color: red">Değerler nasıl tüketilir?</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">“Tüketmek nasıl olur?” derseniz, 1400 yıl öncesinden sizi hayrette bırakacak bir örnek vereyim:</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">Müslim ve Nesai, sahabi Hz. Cabir’den naklediyor: “Münafıkların reisi Abdullah b. Ubeyy b. Selul öldüğünde cenaze namazını Rasûlullah’ın kıldırmasını vasiyet etmişti. Oğlu, Hz. Peygamber’e geldi ve dedi ki: <span style="color: brown">“Babam Senin gömleğinle kefenlenmeyi vasiyet etti.”</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">Ölmek üzere olan ikiyüzlü elebaşı, Rasûlullah’ın cenaze namazını kıldırmasını, O’nun hırkasıyla kefenlenmeyi vasiyet ediyor. </span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">Açıktır ki; tescilli münafık, Rasûlullah’ın hırkasından, namazını kıldırmasından medet umuyor. Bu onun, sözüm ona “sevgi” ve “saygı”sının ifadesi. Ölüm döşeğindeki bir adama, Rasûlullah’ın hırkasıyla kefenlenmeyi vasiyet ettiren saik başka ne olabilir ki? </span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">Fakat bu “saygı” ve “sevgi” tüketime, istismara yönelik bir ilgi. Tabii ki buna ‘tutku’ bile diyemeyiz; olsa olsa, münafığın yüreğinde oluşan iman ve inkar arasındaki gel-gitlerin şiddetini gösteren bir gösterge olabilir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">İşte, tüketmek ve üretmek dediğimiz şey de bu. Yoksa adına “sevgi” denilen, fakat “tükettiği” için sevenlerin sevgisi “sinek sevgisi”dir. Sinekler sevgilerinin bedelini ödemedikleri gibi, neyi seviyorlarsa onu berbat ederler.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">Şu âyet, <img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> sevgisinin dahi bir bedelinin olduğunu ifade ediyor:</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"><span style="color: green">“De ki; eğer <img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’ı seviyorsanız, beni izleyin ki <img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın; zira <img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> çok affedicidir, rahmet membaıdır.”</span> (3/31)</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">Âyet şöyle yorumlanabilir: <img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’ı sevmenin bir bedeli vardır. Bu bedel, “tabi olmak”tır. Sorunun can alıcı noktası, “kime” tabi olunacağıdır. Âyet, <img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’ı sevmenin bedeli olarak “Zâtına” değil, “Elçi’ye tabi olmayı” göstermiştir. </span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">Peki, neden?</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">Âyette geçen “fettebiûnî” sözcüğünün bu bağlamdaki anlamı genel bir ‘itaat’ değil; ‘izleme, peşinden gitme, takip etme’dir. “<img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’ın peşinden gitmek” ya da “<img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’ı izlemek” mümkün değildir. Çünkü insan ve <img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />, mahiyet açısından farklı varlıklardır; insan içkin ve sınırlı, <img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">Böylesine mahiyet farklılığı olan iki varlık arasındaki ilişki, izleyen-izlenen, takip eden-takip edilen ilişkisi olamaz. </span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">Yapısı gereği dikey ilişki türü olan insan-Allah ilişkisi bunu mümkün kılmaz. </span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">Bunun mümkün olabilmesi için, izleyenin izlenenle aynı düzlemde olması, aynı dünyayı paylaşması gerekir. </span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">Değil mi ama; izlemek, “iz sürmek, izini takip etmek, izi sıra gitmek”tir. İzi olmayanın izini sürmekten söz edilebilir mi? İz bırakmayanın, “izi sıra gitmek” mümkün mü?</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">İşte, bu nedenle âyette Hz. Peygamber’e aşkın ve mutlaktır. Biri yaratılan, diğeri Yaratan’dır. <span style="color: green">“<img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’ı seviyorsanız beni izleyin”</span></span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> demesi emredilmektedir. </span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">Çünkü O, yolcu olan, yolda yürüyen ve iz bırakan bir insandır. Kendisini izleyecek olanlarla aynı düzlemi paylaşmakta, aynı dünyada yaşamaktadır. O, <img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> tarafından kendisine memur edilen Cebrail gibi bir kılavuz, vahiy gibi bir yol haritası sayesinde yolculuğunu güvenlikli bir biçimde sürdürüp tamamlamıştır.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">Bize de O’nun izini, aynı yol haritasıyla sürmek, haritayı O’nun okuduğu kodlarla okumak tavsiye edilmekte, bunun <img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> sevgisinin bir bedeli olduğu ima edilmektedir. Bunun karşılığında, <img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> da insanın bedelli sevgisine aynı yöntemle, yani hem sevip hem de sevgisinin bedelini <img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’ca ödeyeceğini vaat etmektedir. Seven ve sevgisinin bedelini “itaat” biçiminde ödeyen bir insana ödenen bu bedel, Gafur ve Rahim olan <img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’ın “günahları bağışlaması”dır.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">İnsanımız, inandığı değerleri üretenlerle tüketenleri birbirinden ayıracak bir kabiliyete ulaşmadıkça, şap şekere karışmaya, arılarla sinekler aynı muameleye tabi tutulmaya devam edecektir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: red"><span style="font-size: 10px">Siz siz olun, “tezgâha” gelmeyin!</span> </span></span></span></strong></p><p></p><p><strong>Mustafa İSLAMOĞLU</strong></p><p><strong></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="molla_zehra, post: 10566, member: 30"] [FONT=Arial][B]Adam dini değerleri üretiyorsa, ona [U]“dindar”[/U] derler. Yok dini değerleri tüketiyorsa, ona da [U]“dinci”[/U] derler. Dindar olanlar, dini tezgâhlamazlar; dinci olanlar, dini tezgâhlarlar. [/B][/FONT][COLOR=red] [FONT=Arial][B]Gerçek dindarlar dini değerleri tüketmezler, aksine üretirler.[/B][/FONT][/COLOR] [FONT=Arial][B]Nasıl mı? Mesela; [COLOR=blue]Hz. Peygamber’i sevdiğini söyleyen bir dindar, O’nu hayatında üretir. O’nun örnekliğini çağa taşır. O’nun mesajına dil olur, el olur, ayak olur. O’nu gönülden gönüle, kulaktan kulağa, gözden göze, özden öze taşır.[/COLOR] Dindar, [COLOR=brown]“mezhebim” demişse, mezhebinin tezgâhtarlığını yapmaz. Mezhep imamının yüzünü ağartır. Mezhebini merkebi gibi kullanmaktan sakınır. İşte o zaman, “mezhepçi” değil “mezhepli” olur.[/COLOR] Birine “imamım” demişse, o imamın yüz karası olmaz. Aksine yüzünü ağartır. Birine “üstadım”, “efendim”, “önderim”, “liderim” demişse, onları tezgâhına koyup pazarlamaz. Onların sırtından geçinmez. Onlara değer ekler, onların medar-ı iftiharı olur. O zaman ona “ustasını pazarlayan işportacı” değil, onun yüzünü ağartan “hayru-l halef” olarak bakılır. [/B][/FONT][B][FONT=Arial][U]Dindar, inancı uğruna bedel öder; dinci, inancına bedel ödetir. Dindar, imanını sermayesi bilir; dinci, sermayesini imanı bilir. Dindar, arı gibidir. Çiçekten çiçeğe konar. Amacı bal yapmaktır. Hem kendi beslenir hem de başkalarını besler.[/U] Dinci, sinek gibidir. Başkalarının yaptığı ballara konar. Ağızlarıyla ve ayaklarıyla mikrop taşır temiz ballara. Konduğu balı da berbat eder. Çünkü onun temyiz yetisi, bal ile pisliğin arasını ayıracak kadar gelişmemiştir. Aklını kullanmadığı için aklı bücür kalmıştır. Evet, sinekler de sever. Fakat bu sevgi, gerçekte üretici değil, tüketici bir sevgidir. Sevginin tüketici olanına, aslında “sevgi” değil, “tutku” denir. Tutku tutuklar; sevgi azat eder, özgür kılar. [COLOR=red]Değerler nasıl tüketilir?[/COLOR] “Tüketmek nasıl olur?” derseniz, 1400 yıl öncesinden sizi hayrette bırakacak bir örnek vereyim: Müslim ve Nesai, sahabi Hz. Cabir’den naklediyor: “Münafıkların reisi Abdullah b. Ubeyy b. Selul öldüğünde cenaze namazını Rasûlullah’ın kıldırmasını vasiyet etmişti. Oğlu, Hz. Peygamber’e geldi ve dedi ki: [COLOR=brown]“Babam Senin gömleğinle kefenlenmeyi vasiyet etti.”[/COLOR] Ölmek üzere olan ikiyüzlü elebaşı, Rasûlullah’ın cenaze namazını kıldırmasını, O’nun hırkasıyla kefenlenmeyi vasiyet ediyor. Açıktır ki; tescilli münafık, Rasûlullah’ın hırkasından, namazını kıldırmasından medet umuyor. Bu onun, sözüm ona “sevgi” ve “saygı”sının ifadesi. Ölüm döşeğindeki bir adama, Rasûlullah’ın hırkasıyla kefenlenmeyi vasiyet ettiren saik başka ne olabilir ki? Fakat bu “saygı” ve “sevgi” tüketime, istismara yönelik bir ilgi. Tabii ki buna ‘tutku’ bile diyemeyiz; olsa olsa, münafığın yüreğinde oluşan iman ve inkar arasındaki gel-gitlerin şiddetini gösteren bir gösterge olabilir. İşte, tüketmek ve üretmek dediğimiz şey de bu. Yoksa adına “sevgi” denilen, fakat “tükettiği” için sevenlerin sevgisi “sinek sevgisi”dir. Sinekler sevgilerinin bedelini ödemedikleri gibi, neyi seviyorlarsa onu berbat ederler. Şu âyet, [IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG] sevgisinin dahi bir bedelinin olduğunu ifade ediyor: [COLOR=green]“De ki; eğer [IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG]’ı seviyorsanız, beni izleyin ki [IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG] da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın; zira [IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG] çok affedicidir, rahmet membaıdır.”[/COLOR] (3/31) Âyet şöyle yorumlanabilir: [IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG]’ı sevmenin bir bedeli vardır. Bu bedel, “tabi olmak”tır. Sorunun can alıcı noktası, “kime” tabi olunacağıdır. Âyet, [IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG]’ı sevmenin bedeli olarak “Zâtına” değil, “Elçi’ye tabi olmayı” göstermiştir. Peki, neden? Âyette geçen “fettebiûnî” sözcüğünün bu bağlamdaki anlamı genel bir ‘itaat’ değil; ‘izleme, peşinden gitme, takip etme’dir. “[IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG]’ın peşinden gitmek” ya da “[IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG]’ı izlemek” mümkün değildir. Çünkü insan ve [IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG], mahiyet açısından farklı varlıklardır; insan içkin ve sınırlı, [IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG] Böylesine mahiyet farklılığı olan iki varlık arasındaki ilişki, izleyen-izlenen, takip eden-takip edilen ilişkisi olamaz. Yapısı gereği dikey ilişki türü olan insan-Allah ilişkisi bunu mümkün kılmaz. Bunun mümkün olabilmesi için, izleyenin izlenenle aynı düzlemde olması, aynı dünyayı paylaşması gerekir. Değil mi ama; izlemek, “iz sürmek, izini takip etmek, izi sıra gitmek”tir. İzi olmayanın izini sürmekten söz edilebilir mi? İz bırakmayanın, “izi sıra gitmek” mümkün mü? İşte, bu nedenle âyette Hz. Peygamber’e aşkın ve mutlaktır. Biri yaratılan, diğeri Yaratan’dır. [COLOR=green]“[IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG]’ı seviyorsanız beni izleyin”[/COLOR][/FONT][/B][B][FONT=Arial] demesi emredilmektedir. Çünkü O, yolcu olan, yolda yürüyen ve iz bırakan bir insandır. Kendisini izleyecek olanlarla aynı düzlemi paylaşmakta, aynı dünyada yaşamaktadır. O, [IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG] tarafından kendisine memur edilen Cebrail gibi bir kılavuz, vahiy gibi bir yol haritası sayesinde yolculuğunu güvenlikli bir biçimde sürdürüp tamamlamıştır. Bize de O’nun izini, aynı yol haritasıyla sürmek, haritayı O’nun okuduğu kodlarla okumak tavsiye edilmekte, bunun [IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG] sevgisinin bir bedeli olduğu ima edilmektedir. Bunun karşılığında, [IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG] da insanın bedelli sevgisine aynı yöntemle, yani hem sevip hem de sevgisinin bedelini [IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG]’ca ödeyeceğini vaat etmektedir. Seven ve sevgisinin bedelini “itaat” biçiminde ödeyen bir insana ödenen bu bedel, Gafur ve Rahim olan [IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG]’ın “günahları bağışlaması”dır. İnsanımız, inandığı değerleri üretenlerle tüketenleri birbirinden ayıracak bir kabiliyete ulaşmadıkça, şap şekere karışmaya, arılarla sinekler aynı muameleye tabi tutulmaya devam edecektir. [SIZE=5][COLOR=red][SIZE=2]Siz siz olun, “tezgâha” gelmeyin![/SIZE] [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [B]Mustafa İSLAMOĞLU [/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Değer Tüketenler, Değer Üretenler!
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst