Demokrasinin Tarifi Nedir? Bediüzzaman Hzleri Demokrasiyi Savunmuşmudur?

  • Konbuyu başlatan Tevhid_Nur
  • Başlangıç tarihi
T

Tevhid_Nur

Misafir
Dördüncü Esâs: Ma’lûmdur ki, bir kelimenin “lügavî” ma’nâsı ayrıdır; “ıstılahî” ma’nâsı da bütün bütün ayrıdır. Istılahî ma’nâ; o işin ehil ve erbâbı tarafından kullanılan ma’nâdır. Meselâ; tasavvufa âit bir kelimeyi mutasavvıflardan; kelâma âit bir kelimeyi ilm-i kelâm ulemâsından; tıbla alâkalı bir terimi doktordan; siyâsetle alâkalı bir deyimi siyâsetçilerden sormak lâzımdır. Eğer onların kullandığı ma’nâda o kelimeye ma’nâ verilmezse, hatâ edilmiş olur. Meselâ; “demokrasi”nin lügat ma’nâsı; “halkın otoritesi” (hürriyyet) demektir. Demokrasinin mâzîsi, takrîben 2000 yıl evvele dayanır. Demokrasi, Yunan feylesoflarının geliştirdiği beşerî bir sistemdir. Bunlara göre demokrasi:

“İnsanın hiç bir kánûn altına girmeden, kendi aklınca dilediği gibi hareket etmesi gerektiğini ileri süren bir düşüncedir. Yâni, insânın ne beşerî kánûnları, ne de İlâhî kánûnları dinlemeden, herhangi bir baskı altında kalmadan ve başkasını da baskı altına almadan kendi hevâ ve hevesine göre yaşaması gerektiğini ileri süren bir düşüncedir.”


Bugünün feylesoflarının kabûl ettikleri demokrasi’nin ta’rîfine gelince:

“Demokrasi, halkın kendi kendini idâre etmesidir. Yâni, kendi idârecilerini kendilerinin seçmesi ve kendilerini idâre edecek kánûnları da bizzât kendilerinin çıkarmalarıdır.”

Mâdem her iki ta’rîfe göre de demokrasi, beşerîdir; öyle ise Kur’ân nazarında merdûddur, gayr-ı meşrû’dur.

Demokrasinin daha geniş ma’nâsını anlamak için, bu sahada yazılan eserlere mürâcaat edilebilir. 2000 küsûr seneden beri kullanılan bir kelimenin ıstılahî ma’nâsı değiştirilemez. O hâlde, ba’zı kesimlerin demokrasi gibi ba’zı terimleri kendilerine göre ta’rîf etmelerine i’tibâr edilmez.

Gerek sosyalizm, gerek komünizm, gerekse demokraside dîn, devlet işlerine karışamaz ve dîni esâslara dayalı devlet kurulamaz. Onların ta’bîrince, dînî esâslara dayanan sistem “teokrasi”; dînî esâslara dayanmayan sistem ise “demokrasi” vb isimler ile isimlendirilir.

Bütün dünyâ siyâsetçilerinin ta’rîf ettiği böyle bir demokrasiyi meşrû’laştırmaya kalkışan kişinin misâli; tıb noktasında bütün dünyâ profesörlerinin verdikleri bir karâra karşı, hiç tıbla ilişkisi olmayan bedevî bir insânın onların o karârlarını beğenmeyip, hepsinin yanlışını isbât etmeye kalkışmasına benzer.

Bedîüzzamân Hazretlerinin “demokrasi” ile hiç bir alâkası yoktur ve o zât, eserlerinin hiç bir yerinde “demokrasi” veyâ “halkın hâkimiyyeti” ta’bîrlerini kullanmamıştır. O hâlde, Bedîüzzamân Hazretlerini, demokrasiyi müdâfaa etmek ve benimsemekten tenzîh ederiz. Bu gibi propagandaları yapanların gáyeleri, Üstâd Bedîüzzamân Hazretlerini demokrasiyi savunan biri olarak göstermek sûretiyle Müslümanların nazarını Risâle-i Nûr’dan çevirmek ve bununla da Müslümanların ahkâm-ı İlâhiyye hakkındaki inançlarını bozmaktır. Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri, “cumhûriyyet-i şer’ıyye”yi ve “şûrâ-yı şer’ıyye”yi medhetmiştir, ama demokrasiyi medhetmemiştir. Zîrâ, ileride îzâh edeceğimiz gibi, cumhûriyyet ayrıdır, demokrasi ise bütün bütün ayrıdır.

Kaynak:Rahle Yayınları;Reddul-Evham-4
 
Üst