Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Bunları Biliyormusunuz
Derideki Savunma Hattı
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="kýþ meleði" data-source="post: 185539" data-attributes="member: 1000027"><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: indigo"><strong><img src="http://www.sizinti.com.tr/images/konular/374/2.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: indigo"><strong>Amerikalı bilim adamları yaptıkları bir deneyde, bir köyde yaşayan insanları iki gruba ayırıp birinci gruptakilere bir ay boyunca yıkanmayı yasaklar, diğer gruba da her gün banyo yapmayı şart koşar. Bilim adamları, ay sonunda grupların derilerini incelediğinde, mikrop yoğunluğunun her iki grupta da aşağı yukarı aynı olduğunu görür. Buradan şunu anlıyoruz ki, suyla temizlenmenin farklı yönlerden mutlaka faydaları olmakla birlikte, derinin mikroplardan tamamen temizlenmesi için yeterli değildir.</strong></span></span></span></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: indigo">Cerrahî kliniklerinde ameliyata girecek hekim kadrosu, hususi lâvabolarda antiseptik sabunlarla ellerini uzun süre yıkar. Hattâ sözkonusu doktorlar, tırnak araları ve deri kıvrımlarındaki mikropları da hesaba katarak ellerini ve tırnaklarını sert fırçalarla mekanik olarak da temizler. Eller dirseklere kadar sabunlanır ve durulanır. Yıkama esnasında elleri dirseklerden yukarı olacak şekilde tutmak gerekir. Böylece, yerçekiminin tesiriyle sabunlu sular ellerden dirseklere doğru akar. </span></span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: indigo">Acaba elleri tam steril hâle getirmenin imkânı var mıdır? Ameliyata eldivensiz girilmeyeceğine göre, bu kadar hassas temizliğe lüzum var mıdır? </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: indigo">Bugün biliniyor ki, elleri tam mânâsıyla steril (mikropsuz) hâle getirmek mümkün değildir. Cerrahî âletler fırında sterilize edilmektedir. Fakat ellerimizi fırına sokamayız. Ameliyat esnasında eldiven yırtıldığında, eller tam temiz olmazsa hasta enfeksiyon kapabilir. </span></span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: indigo">Ameliyata giren cerrahların el temizliğine bu kadar dikkat etmesinin sebebi, elin deri kıvrımlarında milyonlarca bakteri ve mantarın yaşamasıdır. İnsan vücudunda yaşayan bakteri sayısı vücuttaki normal hücre sayısından kat kat fazladır. Ayrıca bu bakterilerin toplam ağırlığının 3–6 kilo arasında olduğu tahmin edilmektedir. Aslında derinin normal sakinleri olan mikroorganizmaların (flora bakterileri) insana birçok faydası vardır. Bunlar öncelikle, deriye temas eden zararlı ve hastalık yapıcı mikroorganizmaları tesirsiz hâle getirmekle vazifelendirilmiştir. Ancak derideki bu faydalı bakteriler, deri altı dokulara ve oradan da kana geçerse hastalığa sebep olur. Bu şekilde, kana geçip de hastalık yapmayan mikroorganizma yoktur. Aynı şeyi bağırsaklarımız için de söyleyebiliriz. Erişkin bir insanın bağırsaklarında yaklaşık 1 kilogram çok faydalı bakteri yaşar (meselâ bağırsakta B ve K vitamini sentezlenmesinde vazife görenler). Ancak bu bakteriler, besinlerle kana geçerse, hastalığa yol açabilir. </span></span></span></strong></p><p> </p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: indigo"><strong><img src="http://www.sizinti.com.tr/images/konular/374/2_1.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></strong></span></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: indigo"><strong>Derimiz ve iç deri olarak da ifade edebileceğimiz ağız, yutak, solunum yolu, yemek borusu, mide ve bağırsakların iç çeperini kaplayan ince zar tabaka (mukoza) da hastalık yapıcı mikroorganizmalara (mikrop) karşı çok önemli bir kalkan olarak görev yapmaktadır. Bu açıdan düşündüğümüzde insan kan ve dokularına mikrop giremez. Ancak deride veya mukozalarda kanayan yara veya çatlak varsa oralardan kana mikrop geçebilir. Meselâ hekimlik ve hemşirelikte iğne yapmak çok önemlidir. İğnenin uç kısmı ele veya yabancı bir cisme temas ederse, iğne damardan yapılıyorsa kana mikrop bulaşmasına, kabadan yapılıyorsa da apseye sebep olabilir. Ayrıca diş çekimi kana mikrop bulaşması açısından büyük riskler taşır. Her hastaya ayrı steril diş âletinin kullanılması gerekir. Bu açıdan, berberin kullandığı jilet bile önemlidir. Deri ve mukozalarda yaşayan, normal şartlarda insanı rahatsız etmeyen hattâ çeşitli faydaları olan çok sayıdaki mikrobun küçük bir çizilmede doku aralarına ve kana geçip hastalığa sebebiyet vermesi konunun hassasiyetini göstermektedir. </strong></span></span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: indigo"><strong><img src="http://www.sizinti.com.tr/images/konular/374/2_2.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></strong></span></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: indigo"><strong>Kanın böbreklerde süzülmesiyle meydana gelen idrar sıvısı mikrop ihtiva etmez. Ancak, idrar yolunun dışa açılan ucu temiz olmadığından, mesaneden dışarı atılırken deri bölgesiyle az bir teması bile idrara mikrop bulaşması için yeterlidir. Mesaneden bir boru (sonda) ile alınan idrar mikropsuzdur. Ancak, idrarda mikrop dışı atık maddeler de olduğundan, idrarın temiz olduğunu söylemek zordur. </strong></span></span></span></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: indigo">Peygamber Efendimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem): "Sabah kalkınca ellerinizi yıkayınız; çünkü ellerinizin nerede gecelediğini bilmezsiniz." Hadîsi sağlık açısından son derecede önemlidir. Diğer yandan, derinin farklı bölgelerinde yaşayan mikrop çeşitleri de farklıdır. Meselâ, koltuk altı derisindeki mikropla, kulak arkasındaki mikrop çeşidi aynı değildir. Bir bölgenin mikropları el parmaklarıyla başka bir deri bölgesine bulaştırılabilir. Bir deri bölgesinin faydalı florası başka bir bölgede zararlı hattâ hastalık yapıcı (patojen) olabilir. Hadîs-i şerîfteki tavsiye göz ardı edilerek, uykudan kalkınca eller yıkanmadan gözler ovuşturulursa veya kulak-burun karıştırılırsa, başka bölgenin faydalı florası, ait olmadığı bir yere taşınmış ve hastalıklara kapı açılmış olur. </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: indigo">Peki, deride yaşayan milyarlarca mikrop bir çizik veya kesikten içeri sızarsa neler olur? Deriden geçebilen mikroplar kana ve dokulara o kadar kolay ulaşamaz. Onları engelleyen birçok görevli vardır; bunlara savunma hatları denmektedir. </span></span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: indigo">Savunma Hatları</span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: indigo">1. Hat (Doku makrofaj sistemi): Bu sistem, mikropların vücuda muhtemel giriş yerlerine (deri ve mukozalara) yerleştirilmiş makrofaj denen mikrop yutucu ve öldürücü hücrelerden müteşekkil bir ordudur. Düşmana ilk saldıran hücreler olan makrofajlar, bu giriş yerlerinde aralıksız nöbet tutar. Bağırsaklarda bulunan mikroplar, besinlerin emilmesi esnasında buradaki çatlaklardan kana geçebilir. Besinleri taşıyan kan, vena porta denen damar ile karaciğere uğrar. Karaciğerde kan ilk olarak Kupfer hücresi denen makrofajlara temas eder. Bunlar kandaki mikropları süzgeçten geçirerek yutar ve parçalar. Makrofajlar mikroplarla beslenen hücrelerdir. Bu yüzden bunlara çöpçü hücreler de denir.</span></span></span></strong></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: indigo"><strong><img src="http://www.sizinti.com.tr/images/konular/374/2_3.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: indigo"><strong>Aynı şekilde, nefes yoluyla akciğerlere alınan mikroplar da akciğer kesecikleri alveollerde onları bekleyen makrofajlar tarafından yutulur. Deri ve mukozalardaki çatlaklardan geçebilen mikroplar, hücrelerin arasında bulunan doku sıvısına geçer. Doku sıvısı, beyaz kan damarları da denen ve içinde beyaz bir sıvı taşıyan lenf damarları tarafından bir vakum sistemiyle çekilerek alınır. Mikroplar doku aralıklarından lenf damarlarına ve düğümlerine getirilir. Lenf düğümlerinde mikropları bekleyen makrofajlar vardır. Mikrobik ateşli bir hastalıkta çene altı, koltuk altı lenf düğümleri ve bir lenf düğümü olan bademcikler şişer. Kasık lenf düğümleri de, bacak derisinden ve idrar yollarından vücuda girmesi muhtemel bakterileri karşılar. Bu lenf düğümleri mikropları yakalayan makrofajlar ihtiva eder. Ayrıca beyinde de mikropları temizleyen özel savunma hücreleri (mikroglia hücreleri) vardır. Bunların dışında dalakta, kemik iliğinde, bağırsak duvarlarında mikropları bekleyen makrofajlar bulunur. Bir makrofaj yaklaşık 100 bakteriyi yedikten sonra ölür.</strong></span></span></span></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: indigo">2. Hat (Nötrofiller): Savunmanın ikinci hattında daha çevik askerler olan nötrofiller vardır. Birinci hattaki makrofajlar bir yandan savaşırken, bir yandan da bazı habercileri kemik iliğine gönderir. Kemik iliği vücudun saldırıya uğradığı bilgisini alır almaz, depo ettiği çok sayıda nötrofil hücresini kana salar. Bu sırada kan tahlili yapıldığında akyuvar sayısının arttığı tespit edilir. Bu, vücutta savaşın yoğun olarak devam ettiği bilgisini verir. Nötrofiller savaşın en yoğun olduğu bölgeye önce kan sonra da kemotaksi (bakterinin salgıladığı kimyevî toksin tarafından çekilme) yoluyla göç eder. Burada her bir nötrofil ortalama 25 bakteri öldürdükten sonra kendisi de ölür.</span></span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: indigo">3. Hat (Monositler): Monositler normalde kanda dolaşan savaşma kabiliyeti olmayan akyuvarlardır. Ancak, bir saldırı olduğunda kandan, savaşın yoğun devam ettiği doku bölgesine geçerler. Savaşma kabiliyetleri olmadığından, önce bu kabiliyet ve teçhizatı kazanmaları gerekir. Önce boyutları yaklaşık 10 kat büyütülür. İçlerinde mikropları öldürecek enzim sistemleri geliştirilir. Artık bu yeni hücreye makrofaj adı verilir. Savunmanın 1. hattındaki makrofajlar gibi, çok sayıda mikrobu yutma ve parçalama kabiliyetiyle teçhiz edildikten sonra savaşa sokulurlar.</span></span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: indigo">4. Hat (Kemik iliğinin yeni akyuvarları): Savaş hâlâ devam ediyorsa, kemik iliği hızla çalıştırılır, yeni nötrofil ve monosit üretilip kana verilir. Bunlar da kan yoluyla savaş bölgesine gönderilerek dokuya geçer. Burada kemotaksiyle bakterilere yaklaşır ve mücadeleye girişir. </span></span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: indigo">Bu savunma hatlarına ilâveten makrofajlar, T ve B lenfositlerden oluşan bağışıklık sistemini haberdar eder. Bu sistem, üretilen aktif lenfositler ve antikorlar yoluyla da vücudu savunur. </span></span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: indigo">Otizm ve mikroplar</span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: indigo">Derimizde faydalı ve dost olarak yaşayan mikroplardan bazılarının son zamanlarda yeni bir faydası keşfedildi. Bilim adamları otizm denen çocukluk hastalığının aşırı temiz aile çocuklarında görüldüğünü, mikroplarla iç içe yaşayan, temizliğe dikkat etmeyen ailelerin çocuklarında ise rastlanmadığını buldular. Otizmli çocuklar konuşabilmelerine ve zeki olmalarına rağmen, anne-babalarıyla, hattâ hiç kimseyle iletişim kurmamakta, konuşmamakta, hattâ göz göze bile gelmemektedirler. Sebebi tam olarak izah edilemeyen bu durum, aileleri çok üzmektedir. Buna karşılık, çocukların mikroplarla temas etmesinin, savunma sistemlerinin daha iyi gelişmesine yardımcı olduğu bilinmektedir. Belki de savunma sistemlerindeki bu gelişme ve olgunlaşma onların etraflarıyla temas ve iletişim kurması için gerekli beyin mekanizmalarının da harekete geçmesine vesile olmaktadır. </span></span></span></strong></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: indigo"><strong>sızıntı dergisi/Ömer Arifağaoğlu </strong></span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="kýþ meleði, post: 185539, member: 1000027"] [CENTER][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=indigo][B][IMG]http://www.sizinti.com.tr/images/konular/374/2.jpg[/IMG][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=indigo][B]Amerikalı bilim adamları yaptıkları bir deneyde, bir köyde yaşayan insanları iki gruba ayırıp birinci gruptakilere bir ay boyunca yıkanmayı yasaklar, diğer gruba da her gün banyo yapmayı şart koşar. Bilim adamları, ay sonunda grupların derilerini incelediğinde, mikrop yoğunluğunun her iki grupta da aşağı yukarı aynı olduğunu görür. Buradan şunu anlıyoruz ki, suyla temizlenmenin farklı yönlerden mutlaka faydaları olmakla birlikte, derinin mikroplardan tamamen temizlenmesi için yeterli değildir.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][SIZE=3][FONT=Comic Sans MS][COLOR=indigo]Cerrahî kliniklerinde ameliyata girecek hekim kadrosu, hususi lâvabolarda antiseptik sabunlarla ellerini uzun süre yıkar. Hattâ sözkonusu doktorlar, tırnak araları ve deri kıvrımlarındaki mikropları da hesaba katarak ellerini ve tırnaklarını sert fırçalarla mekanik olarak da temizler. Eller dirseklere kadar sabunlanır ve durulanır. Yıkama esnasında elleri dirseklerden yukarı olacak şekilde tutmak gerekir. Böylece, yerçekiminin tesiriyle sabunlu sular ellerden dirseklere doğru akar. [/COLOR][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3][FONT=Comic Sans MS][COLOR=indigo]Acaba elleri tam steril hâle getirmenin imkânı var mıdır? Ameliyata eldivensiz girilmeyeceğine göre, bu kadar hassas temizliğe lüzum var mıdır? [/COLOR][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3][FONT=Comic Sans MS][COLOR=indigo]Bugün biliniyor ki, elleri tam mânâsıyla steril (mikropsuz) hâle getirmek mümkün değildir. Cerrahî âletler fırında sterilize edilmektedir. Fakat ellerimizi fırına sokamayız. Ameliyat esnasında eldiven yırtıldığında, eller tam temiz olmazsa hasta enfeksiyon kapabilir. [/COLOR][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3][FONT=Comic Sans MS][COLOR=indigo]Ameliyata giren cerrahların el temizliğine bu kadar dikkat etmesinin sebebi, elin deri kıvrımlarında milyonlarca bakteri ve mantarın yaşamasıdır. İnsan vücudunda yaşayan bakteri sayısı vücuttaki normal hücre sayısından kat kat fazladır. Ayrıca bu bakterilerin toplam ağırlığının 3–6 kilo arasında olduğu tahmin edilmektedir. Aslında derinin normal sakinleri olan mikroorganizmaların (flora bakterileri) insana birçok faydası vardır. Bunlar öncelikle, deriye temas eden zararlı ve hastalık yapıcı mikroorganizmaları tesirsiz hâle getirmekle vazifelendirilmiştir. Ancak derideki bu faydalı bakteriler, deri altı dokulara ve oradan da kana geçerse hastalığa sebep olur. Bu şekilde, kana geçip de hastalık yapmayan mikroorganizma yoktur. Aynı şeyi bağırsaklarımız için de söyleyebiliriz. Erişkin bir insanın bağırsaklarında yaklaşık 1 kilogram çok faydalı bakteri yaşar (meselâ bağırsakta B ve K vitamini sentezlenmesinde vazife görenler). Ancak bu bakteriler, besinlerle kana geçerse, hastalığa yol açabilir. [/COLOR][/FONT][/SIZE][/B] [CENTER][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=indigo][B][IMG]http://www.sizinti.com.tr/images/konular/374/2_1.jpg[/IMG][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=indigo][B]Derimiz ve iç deri olarak da ifade edebileceğimiz ağız, yutak, solunum yolu, yemek borusu, mide ve bağırsakların iç çeperini kaplayan ince zar tabaka (mukoza) da hastalık yapıcı mikroorganizmalara (mikrop) karşı çok önemli bir kalkan olarak görev yapmaktadır. Bu açıdan düşündüğümüzde insan kan ve dokularına mikrop giremez. Ancak deride veya mukozalarda kanayan yara veya çatlak varsa oralardan kana mikrop geçebilir. Meselâ hekimlik ve hemşirelikte iğne yapmak çok önemlidir. İğnenin uç kısmı ele veya yabancı bir cisme temas ederse, iğne damardan yapılıyorsa kana mikrop bulaşmasına, kabadan yapılıyorsa da apseye sebep olabilir. Ayrıca diş çekimi kana mikrop bulaşması açısından büyük riskler taşır. Her hastaya ayrı steril diş âletinin kullanılması gerekir. Bu açıdan, berberin kullandığı jilet bile önemlidir. Deri ve mukozalarda yaşayan, normal şartlarda insanı rahatsız etmeyen hattâ çeşitli faydaları olan çok sayıdaki mikrobun küçük bir çizilmede doku aralarına ve kana geçip hastalığa sebebiyet vermesi konunun hassasiyetini göstermektedir. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [CENTER][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=indigo][B][IMG]http://www.sizinti.com.tr/images/konular/374/2_2.jpg[/IMG][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=indigo][B]Kanın böbreklerde süzülmesiyle meydana gelen idrar sıvısı mikrop ihtiva etmez. Ancak, idrar yolunun dışa açılan ucu temiz olmadığından, mesaneden dışarı atılırken deri bölgesiyle az bir teması bile idrara mikrop bulaşması için yeterlidir. Mesaneden bir boru (sonda) ile alınan idrar mikropsuzdur. Ancak, idrarda mikrop dışı atık maddeler de olduğundan, idrarın temiz olduğunu söylemek zordur. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][SIZE=3][FONT=Comic Sans MS][COLOR=indigo]Peygamber Efendimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem): "Sabah kalkınca ellerinizi yıkayınız; çünkü ellerinizin nerede gecelediğini bilmezsiniz." Hadîsi sağlık açısından son derecede önemlidir. Diğer yandan, derinin farklı bölgelerinde yaşayan mikrop çeşitleri de farklıdır. Meselâ, koltuk altı derisindeki mikropla, kulak arkasındaki mikrop çeşidi aynı değildir. Bir bölgenin mikropları el parmaklarıyla başka bir deri bölgesine bulaştırılabilir. Bir deri bölgesinin faydalı florası başka bir bölgede zararlı hattâ hastalık yapıcı (patojen) olabilir. Hadîs-i şerîfteki tavsiye göz ardı edilerek, uykudan kalkınca eller yıkanmadan gözler ovuşturulursa veya kulak-burun karıştırılırsa, başka bölgenin faydalı florası, ait olmadığı bir yere taşınmış ve hastalıklara kapı açılmış olur. [/COLOR][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3][FONT=Comic Sans MS][COLOR=indigo]Peki, deride yaşayan milyarlarca mikrop bir çizik veya kesikten içeri sızarsa neler olur? Deriden geçebilen mikroplar kana ve dokulara o kadar kolay ulaşamaz. Onları engelleyen birçok görevli vardır; bunlara savunma hatları denmektedir. [/COLOR][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3][FONT=Comic Sans MS][COLOR=indigo]Savunma Hatları[/COLOR][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3][FONT=Comic Sans MS][COLOR=indigo]1. Hat (Doku makrofaj sistemi): Bu sistem, mikropların vücuda muhtemel giriş yerlerine (deri ve mukozalara) yerleştirilmiş makrofaj denen mikrop yutucu ve öldürücü hücrelerden müteşekkil bir ordudur. Düşmana ilk saldıran hücreler olan makrofajlar, bu giriş yerlerinde aralıksız nöbet tutar. Bağırsaklarda bulunan mikroplar, besinlerin emilmesi esnasında buradaki çatlaklardan kana geçebilir. Besinleri taşıyan kan, vena porta denen damar ile karaciğere uğrar. Karaciğerde kan ilk olarak Kupfer hücresi denen makrofajlara temas eder. Bunlar kandaki mikropları süzgeçten geçirerek yutar ve parçalar. Makrofajlar mikroplarla beslenen hücrelerdir. Bu yüzden bunlara çöpçü hücreler de denir.[/COLOR][/FONT][/SIZE][/B] [CENTER][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=indigo][B][IMG]http://www.sizinti.com.tr/images/konular/374/2_3.jpg[/IMG][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=indigo][B]Aynı şekilde, nefes yoluyla akciğerlere alınan mikroplar da akciğer kesecikleri alveollerde onları bekleyen makrofajlar tarafından yutulur. Deri ve mukozalardaki çatlaklardan geçebilen mikroplar, hücrelerin arasında bulunan doku sıvısına geçer. Doku sıvısı, beyaz kan damarları da denen ve içinde beyaz bir sıvı taşıyan lenf damarları tarafından bir vakum sistemiyle çekilerek alınır. Mikroplar doku aralıklarından lenf damarlarına ve düğümlerine getirilir. Lenf düğümlerinde mikropları bekleyen makrofajlar vardır. Mikrobik ateşli bir hastalıkta çene altı, koltuk altı lenf düğümleri ve bir lenf düğümü olan bademcikler şişer. Kasık lenf düğümleri de, bacak derisinden ve idrar yollarından vücuda girmesi muhtemel bakterileri karşılar. Bu lenf düğümleri mikropları yakalayan makrofajlar ihtiva eder. Ayrıca beyinde de mikropları temizleyen özel savunma hücreleri (mikroglia hücreleri) vardır. Bunların dışında dalakta, kemik iliğinde, bağırsak duvarlarında mikropları bekleyen makrofajlar bulunur. Bir makrofaj yaklaşık 100 bakteriyi yedikten sonra ölür.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][SIZE=3][FONT=Comic Sans MS][COLOR=indigo]2. Hat (Nötrofiller): Savunmanın ikinci hattında daha çevik askerler olan nötrofiller vardır. Birinci hattaki makrofajlar bir yandan savaşırken, bir yandan da bazı habercileri kemik iliğine gönderir. Kemik iliği vücudun saldırıya uğradığı bilgisini alır almaz, depo ettiği çok sayıda nötrofil hücresini kana salar. Bu sırada kan tahlili yapıldığında akyuvar sayısının arttığı tespit edilir. Bu, vücutta savaşın yoğun olarak devam ettiği bilgisini verir. Nötrofiller savaşın en yoğun olduğu bölgeye önce kan sonra da kemotaksi (bakterinin salgıladığı kimyevî toksin tarafından çekilme) yoluyla göç eder. Burada her bir nötrofil ortalama 25 bakteri öldürdükten sonra kendisi de ölür.[/COLOR][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3][FONT=Comic Sans MS][COLOR=indigo]3. Hat (Monositler): Monositler normalde kanda dolaşan savaşma kabiliyeti olmayan akyuvarlardır. Ancak, bir saldırı olduğunda kandan, savaşın yoğun devam ettiği doku bölgesine geçerler. Savaşma kabiliyetleri olmadığından, önce bu kabiliyet ve teçhizatı kazanmaları gerekir. Önce boyutları yaklaşık 10 kat büyütülür. İçlerinde mikropları öldürecek enzim sistemleri geliştirilir. Artık bu yeni hücreye makrofaj adı verilir. Savunmanın 1. hattındaki makrofajlar gibi, çok sayıda mikrobu yutma ve parçalama kabiliyetiyle teçhiz edildikten sonra savaşa sokulurlar.[/COLOR][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3][FONT=Comic Sans MS][COLOR=indigo]4. Hat (Kemik iliğinin yeni akyuvarları): Savaş hâlâ devam ediyorsa, kemik iliği hızla çalıştırılır, yeni nötrofil ve monosit üretilip kana verilir. Bunlar da kan yoluyla savaş bölgesine gönderilerek dokuya geçer. Burada kemotaksiyle bakterilere yaklaşır ve mücadeleye girişir. [/COLOR][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3][FONT=Comic Sans MS][COLOR=indigo]Bu savunma hatlarına ilâveten makrofajlar, T ve B lenfositlerden oluşan bağışıklık sistemini haberdar eder. Bu sistem, üretilen aktif lenfositler ve antikorlar yoluyla da vücudu savunur. [/COLOR][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3][FONT=Comic Sans MS][COLOR=indigo]Otizm ve mikroplar[/COLOR][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3][FONT=Comic Sans MS][COLOR=indigo]Derimizde faydalı ve dost olarak yaşayan mikroplardan bazılarının son zamanlarda yeni bir faydası keşfedildi. Bilim adamları otizm denen çocukluk hastalığının aşırı temiz aile çocuklarında görüldüğünü, mikroplarla iç içe yaşayan, temizliğe dikkat etmeyen ailelerin çocuklarında ise rastlanmadığını buldular. Otizmli çocuklar konuşabilmelerine ve zeki olmalarına rağmen, anne-babalarıyla, hattâ hiç kimseyle iletişim kurmamakta, konuşmamakta, hattâ göz göze bile gelmemektedirler. Sebebi tam olarak izah edilemeyen bu durum, aileleri çok üzmektedir. Buna karşılık, çocukların mikroplarla temas etmesinin, savunma sistemlerinin daha iyi gelişmesine yardımcı olduğu bilinmektedir. Belki de savunma sistemlerindeki bu gelişme ve olgunlaşma onların etraflarıyla temas ve iletişim kurması için gerekli beyin mekanizmalarının da harekete geçmesine vesile olmaktadır. [/COLOR][/FONT][/SIZE][/B] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=indigo][B]sızıntı dergisi/Ömer Arifağaoğlu [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Bunları Biliyormusunuz
Derideki Savunma Hattı
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst