Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Alimler ve Evliyalar
Derman Dediğin Derdin Kendisidir
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="bizar" data-source="post: 184975" data-attributes="member: 12884"><p><strong><em><span style="color: #4b0082">Çokluk aleminde var olan her şeyin "Zahir" isminin bir tecellîsi olduğunu söylediniz, bu hususu biraz daha izah edebilir misiniz?</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: #4b0082"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: #4b0082">Dalgaların çokluğu denizi iki yapmaz. Zaten dalga, denizdendir. Rakam olarak saymak doğru değildir. Onu rüzgar o hale getirmiştir. Rüzgar olmazsa denizde dalga olmaz. Hafif eserse, ufak dalga olur. Tayfun ve kasırga büyük dalgalar yapıp şehirleri götürür. Anâsır-ı erbaanın en güçlüsü havadır. Ve hava unsuriyetin sultanıdır. Yani nefestir. Dışta da güçlü olan havadır. Enfüste de güçlü olan havadır. Nefes varsa insan var, nefes yok ise hiçbir şey yok. Nedir bu nefes? Allah'ın nefesidir bu. Eğitilirse mükemmel bir nefes olur, harfler kalıba girer. Soyut olan, harflere döner, hece oluşturur. Heceler kelimeleri, kelimeler cümleleri yapar. Ondan sonra eserler, kitaplar olur. İlim olur, medeniyet olur. "Biz yeryüzüne halife gönderdik." denilmekte Kur'ân'da. Erkeği ile kadını ile bizler "halifetullah"ız. Allah'ın vekiliyiz. Çünkü özelliklerimiz, O'nun özelliğidir. Sıfatlarımız, O'nun sıfatıdır. İnsanın "benim" diyebileceği hiç bir şeyi yoktur. Her şey Allah'a aittir. Canın, kanın, malın, mülkün, evin, eşyan, çocuğun, eşin her şey. Her şeyin sahibi O'dur. O, her şeyden müstağnidir. Bütün mülk O'nundur. Kullarına da kendi mülkünden verir. Kul da onunla zengin olur. Bütün mesele, bir tek şeyde noktalanır:</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: #4b0082"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: #4b0082">Öyle sanırdım ayrıyam, dost gayrı ben gayrıyem</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: #4b0082"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: #4b0082">Benden görüp işiteni bildim ki ol canan imiş</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: #4b0082"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: #4b0082">Sahip olduğumuz şu fizikî yapıyı, bedenimizi düşünelim. Büyük bir nimet olan bedenimize bizim katkımız nedir? Bir binayı yaparken "Bir tuğla koydum, harcını kardım." diyebiliyoruz, mamafih şu fiziki yapımıza katkımız ne? İşte ne gelişimizden haberimiz var, ne gidişimizden. Bir de "ben, ben" diyoruz, "sen" diyen de O'dur, "ben" diyen de O'dur. Sen çık aradan, kalsın seni Yaratan.</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: #4b0082"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: #4b0082">Fizikî yönümüzü bile idrâkten yoksun olduğumuza göre batınımıza yönelmemiz de imkansız gibi gözüküyor.</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: #4b0082"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: #4b0082">Zor fakat imkansız değil. Bir bilene sormak lazım. Eşyanın iç ve dış olmak üzere iki boyutu vardır. Eşyanın dışı suret, içi sîrettir. Binanın bir içi, bir de dışı vardır. Topkapı Sarayı'nı dışarıdan gören bir kimse sarayı tam olarak görmüş müdür? Harem, selamlık, mukaddes emanetler odası görülmeden Topkapı Sarayı görülmüş olur mu hiç? Sadece kapısını görmekle Topkapı Sarayı görülmüş olmaz. Hazret-i Mevlânâ Mesnevi'de körlerin fili tarifinde bu durumu çok güzel ifade buyurmuştur.</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: #4b0082"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: #4b0082">Mürşid-i kâmil olmadan insan ne kendini bilebilir ne de Allah'ı kamilen bilebilir. Bedenî hastalığın devası hekimden, manevî derdin devası habibten derler. Hasta, kendi kendini tedavi edebilir mi? Kendi kendine ilaç kullanırsan daha da kötü olur. İnsanın kendi kendini irşadında yani manevî hastalıklarını tedavisinde de bu tür sorunlara rastlanabilir. İnsan kendi kendine birçok bilgi toplayabilir. Fakat peşi sıra Şems-i Tebrizî hazretleri gibi bir mürşid-i kamil gelir, Mevlânâ'daki, o bilgi yığınlarının hepsini havuza attırır ve "O bilgilerle bir yere varamazsın!" der. Bu anlamda da tasavvuf, ruhî bir ihtilaldir. Eskiyi yıkmak, yeniyi yapmaktır. Neleri yıkacaksın? Kuru bilgiyi. Kafanda ne varsa at çöpe onları. Kazmayı kendin vur, kendi hakikat pınarından, hakikat tulû etsin. Yoksa elin taşıdığı sudan, bilgiden ne çıkar?</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: #4b0082"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: #4b0082">Akılla fikirle gidilmez bu yola</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: #4b0082"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: #4b0082">Meğer ki aıkıl da fikir de hep Hak ola</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: #4b0082"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: #4b0082">Sûfiler aklı (düşünceyi) bir kenara mı bırakıyorlar yoksa zahirî bilgi ile irfânî bilgi arasında bir ayrıma mı gidiyorlar?</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: #4b0082"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: #4b0082">Tabi ki sûfiler nezdinde zahirî bilgi ayrı, irfanî bilgi ayrıdır. Sûfiler aklı bir kenara da bırakıyor değiller. Ama akla bir sınır çiziyorlar. Arif, Allah'ı gerçekten kâmil olarak tanıyandır. Kişi hem arif olmalı, hem âlim. İşte o zaman şaşı bakmaz. Öteki türlü tek kanatlı kalır, uçamaz. Bu anlamda tasavvuf, hikmetleşmektir, hikmetleşmek ise hayırlarla donanmaktır. Kur'an'ın ifadesiyle, "Her kime hikmet verilmişse, onda çok hayırlar vardır." "Hayır" kelimesinin içinde "kemâlat" ve "insanî edepler" vardır. Ek olarak haya, ilim, irfan, edep, tevazu, tefekkür, tezekkür, teşekkül, teamül, teenni, temkin gibi "âlî sıfatlar" var. İşte mutasavvıf, hayırlarla donanmış, kemâlat-ı insaniyeyi ikmal etmiş, hakikat-i muhammediyeye vâkıf olmuş, ademiyet esrarını kendinde keşfetmiş kâmil insandır.</span></em></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="bizar, post: 184975, member: 12884"] [B][I][COLOR=#4b0082]Çokluk aleminde var olan her şeyin "Zahir" isminin bir tecellîsi olduğunu söylediniz, bu hususu biraz daha izah edebilir misiniz? Dalgaların çokluğu denizi iki yapmaz. Zaten dalga, denizdendir. Rakam olarak saymak doğru değildir. Onu rüzgar o hale getirmiştir. Rüzgar olmazsa denizde dalga olmaz. Hafif eserse, ufak dalga olur. Tayfun ve kasırga büyük dalgalar yapıp şehirleri götürür. Anâsır-ı erbaanın en güçlüsü havadır. Ve hava unsuriyetin sultanıdır. Yani nefestir. Dışta da güçlü olan havadır. Enfüste de güçlü olan havadır. Nefes varsa insan var, nefes yok ise hiçbir şey yok. Nedir bu nefes? Allah'ın nefesidir bu. Eğitilirse mükemmel bir nefes olur, harfler kalıba girer. Soyut olan, harflere döner, hece oluşturur. Heceler kelimeleri, kelimeler cümleleri yapar. Ondan sonra eserler, kitaplar olur. İlim olur, medeniyet olur. "Biz yeryüzüne halife gönderdik." denilmekte Kur'ân'da. Erkeği ile kadını ile bizler "halifetullah"ız. Allah'ın vekiliyiz. Çünkü özelliklerimiz, O'nun özelliğidir. Sıfatlarımız, O'nun sıfatıdır. İnsanın "benim" diyebileceği hiç bir şeyi yoktur. Her şey Allah'a aittir. Canın, kanın, malın, mülkün, evin, eşyan, çocuğun, eşin her şey. Her şeyin sahibi O'dur. O, her şeyden müstağnidir. Bütün mülk O'nundur. Kullarına da kendi mülkünden verir. Kul da onunla zengin olur. Bütün mesele, bir tek şeyde noktalanır: Öyle sanırdım ayrıyam, dost gayrı ben gayrıyem Benden görüp işiteni bildim ki ol canan imiş Sahip olduğumuz şu fizikî yapıyı, bedenimizi düşünelim. Büyük bir nimet olan bedenimize bizim katkımız nedir? Bir binayı yaparken "Bir tuğla koydum, harcını kardım." diyebiliyoruz, mamafih şu fiziki yapımıza katkımız ne? İşte ne gelişimizden haberimiz var, ne gidişimizden. Bir de "ben, ben" diyoruz, "sen" diyen de O'dur, "ben" diyen de O'dur. Sen çık aradan, kalsın seni Yaratan. Fizikî yönümüzü bile idrâkten yoksun olduğumuza göre batınımıza yönelmemiz de imkansız gibi gözüküyor. Zor fakat imkansız değil. Bir bilene sormak lazım. Eşyanın iç ve dış olmak üzere iki boyutu vardır. Eşyanın dışı suret, içi sîrettir. Binanın bir içi, bir de dışı vardır. Topkapı Sarayı'nı dışarıdan gören bir kimse sarayı tam olarak görmüş müdür? Harem, selamlık, mukaddes emanetler odası görülmeden Topkapı Sarayı görülmüş olur mu hiç? Sadece kapısını görmekle Topkapı Sarayı görülmüş olmaz. Hazret-i Mevlânâ Mesnevi'de körlerin fili tarifinde bu durumu çok güzel ifade buyurmuştur. Mürşid-i kâmil olmadan insan ne kendini bilebilir ne de Allah'ı kamilen bilebilir. Bedenî hastalığın devası hekimden, manevî derdin devası habibten derler. Hasta, kendi kendini tedavi edebilir mi? Kendi kendine ilaç kullanırsan daha da kötü olur. İnsanın kendi kendini irşadında yani manevî hastalıklarını tedavisinde de bu tür sorunlara rastlanabilir. İnsan kendi kendine birçok bilgi toplayabilir. Fakat peşi sıra Şems-i Tebrizî hazretleri gibi bir mürşid-i kamil gelir, Mevlânâ'daki, o bilgi yığınlarının hepsini havuza attırır ve "O bilgilerle bir yere varamazsın!" der. Bu anlamda da tasavvuf, ruhî bir ihtilaldir. Eskiyi yıkmak, yeniyi yapmaktır. Neleri yıkacaksın? Kuru bilgiyi. Kafanda ne varsa at çöpe onları. Kazmayı kendin vur, kendi hakikat pınarından, hakikat tulû etsin. Yoksa elin taşıdığı sudan, bilgiden ne çıkar? Akılla fikirle gidilmez bu yola Meğer ki aıkıl da fikir de hep Hak ola Sûfiler aklı (düşünceyi) bir kenara mı bırakıyorlar yoksa zahirî bilgi ile irfânî bilgi arasında bir ayrıma mı gidiyorlar? Tabi ki sûfiler nezdinde zahirî bilgi ayrı, irfanî bilgi ayrıdır. Sûfiler aklı bir kenara da bırakıyor değiller. Ama akla bir sınır çiziyorlar. Arif, Allah'ı gerçekten kâmil olarak tanıyandır. Kişi hem arif olmalı, hem âlim. İşte o zaman şaşı bakmaz. Öteki türlü tek kanatlı kalır, uçamaz. Bu anlamda tasavvuf, hikmetleşmektir, hikmetleşmek ise hayırlarla donanmaktır. Kur'an'ın ifadesiyle, "Her kime hikmet verilmişse, onda çok hayırlar vardır." "Hayır" kelimesinin içinde "kemâlat" ve "insanî edepler" vardır. Ek olarak haya, ilim, irfan, edep, tevazu, tefekkür, tezekkür, teşekkül, teamül, teenni, temkin gibi "âlî sıfatlar" var. İşte mutasavvıf, hayırlarla donanmış, kemâlat-ı insaniyeyi ikmal etmiş, hakikat-i muhammediyeye vâkıf olmuş, ademiyet esrarını kendinde keşfetmiş kâmil insandır.[/COLOR][/I][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Alimler ve Evliyalar
Derman Dediğin Derdin Kendisidir
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst