Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Dersim, özür, Kerbela travması ve tazminat hakkı
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 277548" data-attributes="member: 1016557"><p><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> <u>MESNEVİ-İ NURİYE DERSLERİ</u></span></strong> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'"><a href="http://4.8.re/" target="_blank">4.8.RE</a>ŞHALAR(DEVAMI)</span></u></strong></p><p> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">SEKİZİNCİ REŞHA</span></u></strong></p><table style='width: 100%'><tr><td> <span style="font-family: 'Calibri'">Arkadaş! Bilirsin ki, sigara gibi küçük bir âdeti, birşeyi tiryakisinden ref etmek pek zahmettir. Hattâ büyük bir hâkim, büyük bir azimle, küçük bir kavimde itiyad edilen bir hasleti kaldırmakta büyük müşkilâta rastgelir. Halbuki bu zât-ı nuranî, pek çok âdetleri, pek çok asabî, inatçı kavimlerden, cüz’î bir kuvvetle, kısa bir zamanda kaldırarak, yerlerini yüksek, nezih ahlâk ve âdetlerle doldurmuştur.<br /> <br /> Evet, Hazret-i Ömer İbnü’l-Hattâb’ın (radıyallahü teâlâ anh) İslâmiyetten evvel ve sonraki halleri bu meseleye güzel bir misaldir. Bunun gibi, icraat-ı esasiyesinden binlerce harikalar vardır. O zâtın, o zamandaki icraatına harika diyoruz. Acaba bu zamanın yüzlerce feylesofları, o zamanda, o vahşet-âbâd cezireye gidip, pek uzun zamanlarda o vahşîleri ıslah için çalışsalar, o zât-ı mürşidin bir senede muvaffak olduğu kadar, onlar elli senede muvaffak olabilirler mi? Hâşâ!<br /> <br /> <strong><u>DOKUZUNCU REŞHA:</u></strong> </span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'">Arkadaş! Aklı başında olan bir adam münazaralı dâvâlarda yalan söyleyemez. Çünkü, bilâhare yalanının açığa çıkıp mahcup olmasından korkar. Ve keza, bir insan yalan söylediği takdirde pervasız, lâübâli bir tarzda söyleyemez. Ve keza, serbest, heyecanlı söylenmesine girişemez velev âdi bir mesele, küçük bir cemaat içinde, küçük bir vazifede bulunan küçük bir şahıs olsun. Acaba büyük bir vazifeyle vazifedar, pek büyük bir meselede, pek büyük bir şeref ve haysiyet sahibi, pek büyük bir cemaat içinde, pek şedit hasımların karşısında iddia ettiği bir dâvâda yalan ve hilâf-ı hakikat söyleyebilir mi?</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'">İşte, o zât-ı nurânî, okuduğu o hutbe-i ezeliyeyi öyle bir tarzla okuyor; ne tereddüdü var, ne hicabı, ne korkusu var, ne teessürü... Hem samimî bir safa-i kalble, hâlis bir ciddiyetle, hasımlarının damarlarına dokundurmak üzere, akıllarını tezyif, nefislerini tahkir edip izzetlerini kırıyor. Acaba böyle bir dâvâda, böyle bir makamda, böyle bir şahıstan zerre miskal bir hilenin bu meseleye karışmasına imkân var mıdır? Hâşâ!<br /> <br /> <strong>[SUP]1[/SUP]</strong></span><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">اِنْ</span></strong> <strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">هُوَ</span></strong> <strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">اِلاَّ</span></strong> <strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">وَحْىٌ</span></strong> <strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">يُوحٰى</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> Evet, hak hileye muhtaç değil; hakkı söylemekte hile ve iğfal ihtimali yoktur. Hakikati gören bir nazar halkı iğfal etmez, hilâf-ı hakikat söylemez, hayal ile hakikati temyiz eder; aralarında iltibas olamaz.</span><br /> <strong><u><span style="color: #990000"><span style="font-family: 'Calibri'">Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :</span></span></u></strong><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>[SUP]1[/SUP]</strong> </span><span style="font-family: 'Calibri'">: “O ancak kendisine vahyolunanı söyler.” Necm Sûresi, 53:4. <br /> <br /> </span><br /> <br /> </td><td> [h=2]<u><span style="font-family: 'Calibri'">Lügatler : </span></u>[/h] <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>âdet</strong> : alışkanlık<br /> <strong>âdi</strong> : basit, sıradan<br /> <strong>ahlâk</strong> : huy, tabiat, insanın davranış tarzı, tutum ve tavrı<br /> <strong>asabî</strong> : sinirli<br /> <strong>azim</strong> : kesin karar<br /> <strong>bilâhare</strong> : daha sonra<br /> <strong>cemaat</strong> : topluluk<br /> <strong>cezb ve celb etmek</strong> : bir şeyi çekmek<br /> <strong>cezire</strong> : yarımada<br /> <strong>cüz'î</strong> : küçük; ferdî<br /> <strong>evvel</strong> : önce<br /> <strong>filozof</strong> : felsefe ile uğraşan, felsefeci</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>hakikat</strong> : herbir şeyin aslı ve esası, gerçek mahiyeti<br /> <strong>hâkim</strong> : hükmeden, idareci</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>hâlis</strong> : içten, katıksız, samimi<br /> <strong>hasım</strong> : düşman<br /> <strong>haslet</strong> : huy, özellik<br /> <strong>hâşâ</strong> : asla öyle değil<br /> <strong>haysiyet</strong> : itibar</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>hicab</strong> : utanma<br /> <strong>hilâf-ı hakikat</strong> : gerçeğe aykırı</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>hile</strong> : aldatma<br /> <strong>hutbe-i ezeliye</strong> : ezelî hutbe; Allah’ın insanlara ve cinlere bir hutbesi olan Kur’ân<br /> <strong>ıslah</strong> : düzelme, iyileşme<br /> <strong>icraat</strong> : faaliyet, iş<br /> <strong>icraat-ı esasiye</strong> : temel faaliyetler</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>iğfal</strong> : gaflete düşürerek kandırma, aldatma</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>iltibas</strong> : farkını bilemeyip karıştırma<br /> <strong>itiyad edilen</strong> : alışkanlık hâline gelen</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>izzet</strong> : değer, itibar<br /> <strong>kavim</strong> : topluluk, millet<br /> <strong>keza</strong> : aynı, aynı biçimde<br /> <strong>lâübâli</strong> : saygısız, çekinmesi olmayan, dikkatsiz<br /> <strong>mahbub</strong> : sevgili<br /> <strong>mahcup olmak</strong> : utanmak<br /> <strong>misal</strong> : örnek, benzer</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>miskal</strong> : yaklaşık 4.5 grama denk olan bir ağırlık ölçüsü<br /> <strong>muallim</strong> : öğreten, yetiştiren<br /> <strong>muvaffak olmak</strong> : başarmak<br /> <strong>münazara</strong> : tartışma<br /> <strong>mürebbî</strong> : terbiye edici, eğitici<br /> <strong>müşkilât</strong> : zorluklar</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>nazar</strong> : bakış, düşünce<br /> <strong>nefis</strong> : bir kimsenin kendisi<br /> <strong>nezih</strong> : temiz, pâk<br /> <strong>pervasız</strong> : korkusuz<br /> <strong>radıyallahü teâlâ anh</strong> : Allah ondan razı olsun<br /> <strong>ref etmek</strong> : ortadan kaldırmak<br /> <strong>reşha</strong> : "sızıntı " mânâsını taşıyan başlıklardan her birisi</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>safa-i kalp</strong> : bütün kirlerden arınmış bir kalp<br /> <strong>saltanat</strong> : egemenlik, hâkimiyet<br /> <strong>saltanat-ı bâtıniye</strong> : insanların iç dünyalarında kurulan hâkimiyet, egemenlik<br /> <strong>şedit</strong> : çok şiddetli</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>tahkir etmek</strong> : aşağılamak</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>teessür</strong> : bir başkasının tesirinde kalma, etkilenme</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>temyiz etmek</strong> : birbirinden ayırmak<br /> <strong>tenvir etmek</strong> : aydınlatmak, ışıklandırmak</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>tereddüd</strong> : kararsızlık, şüphe<br /> <strong>teshir etmek</strong> : boyun eğdirmek; etkisi altına almak</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>tezyif</strong> : hakaret, küçük düşürme<br /> <strong>tiryaki</strong> : bağımlı<br /> <strong>vahşet-âbâd</strong> : vahşetlerle dolu<br /> <strong>vahşî</strong> : medenî olmayan, kaba<br /> <strong>vazifedar</strong> : görevli<br /> <strong>velev</strong> : eğer, gerçi<br /> <strong>zahmet</strong> : zorluk, sıkıntı<br /> <strong>zât-ı mürşid</strong> : insanlara doğru yolu gösteren, Hz. Muhammed (a.s.m.)<br /> <strong>zât-ı nurânî</strong> : etrafını nuruyla aydınlatan zât, Hz. Peygamber (a.s.m.)</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong> zerre</strong> : atom</span><br /> <span style="color: #888888"> <br /> </span></td></tr></table><p><span style="color: #888888"> </span></p><p> <span style="color: #888888"></span></p><p><span style="color: #888888"></span></p><p><span style="color: #888888"></span>Bir işte muvaffakiyet isteyen adam...</p><p> 27 Kasım 2011 / 00:01</p><p> Günün Risale-i Nur dersi</p><p> </p><p> <em>Bismillahirrahmanirrahim</em></p><p> Evet, Asr-ı Saadetten evvelki zamanlarda kalb katılığı ve merhametsizlik öyle bir hadde baliğ olmuştu ki, <strong>kocaya vermekten âr ederek kızlarını diri diri toprağa gömerlerdi!</strong> <span style="color: #ff0000"><strong>Asr-ı Saadette İslâmiyetin doğurduğu merhamet, şefkat, insaniyet sayesinde, evvelce kızlarını gömerlerken müteessir olmayanlar, İslâmiyet dairesine girdikten sonra karıncaya bile ayak basmaz oldular. </strong></span><strong>Acaba böyle ruhî, kalbî, vicdanî bir inkılâp hiçbir kanuna tatbik edilebilir mi? Bu nükteleri ceyb-i kalbine soktuktan sonra, bu noktalara da dikkat et:</strong></p><p> 1. Tarih-i âlemin şehadetiyle sabittir ki, <span style="color: #0000ff"><strong>parmakla gösterilen en büyük bir dâhi,</strong></span> ancak <span style="color: #008000"><strong>umumî bir istidadı ihya ve umumî bir hasleti ikaz ve umumî bir hissi inkişaf ettirebilir.</strong></span> Eğer böyle bir hissi de ikaz edememiş ise sa’yi hep hebâ olur.</p><p> 2. Tarih bize gösteriyor ki, en büyük bir insan, <span style="color: #0000ff"><strong>hamiyet-i milliye, hiss-i uhuvvet, hiss-i muhabbet, hiss-i hürriyet gibi hissiyat-ı umumiyeden bir veya iki veyahut üç hissi ikaz etmeye muvaffak olur.</strong></span> Acaba <span style="color: #008000"><strong>evvelki zamanların cehalet, şekavet, zulüm zulmetleri altında gizli kalan binlerce hissiyat-ı âliyeyi, Ceziretü’l-Arab memleketinde, bedevî ve dağınık bir kavim içinde inkişaf ettirmek hârikulâde değil midir?</strong></span> Evet, <span style="color: #ff0000"><strong>şems-i hakikatin ziyasındandır</strong></span>.</p><p> Bu noktaları aklına sokamayanın, Ceziretü’l-Arabı biz gözüne sokarız. <em>Ey muannid! Ceziretü’l-Araba git, en büyük feylesoflardan yüz taneyi de intihap et, beraber götür. </em>Onlar da orada ahlâkın ve mâneviyatın inkişafı hususunda çalışsınlar. Muhammed-i Arabînin (a.s.m.) o vahşetler zamanında o vahşî bedevîlere verdiği cilâyı, <span style="color: #ff0000"><strong>senin o feylesofların, şu medeniyet ve terakkiyat devrinde yüzde bir nisbetinde verebilirler mi?</strong></span> Çünkü o Zâtın yaptığı o cilâ İlâhî, sabit, lâyetegayyer bir cilâdır ve <span style="color: #ff0000"><strong>onun büyük mu’cizelerinden biridir.</strong></span></p><p> Ve keza, <span style="color: #ff0000"><strong>bir işte muvaffakiyet isteyen adam,</strong></span> <span style="color: #0000ff"><strong>Allah’ın âdetlerine karşı safvet ve muvafakatini muhafaza etsin</strong></span> ve <span style="color: #008000"><strong>fıtratın kanunlarına kesb-i muarefe etsin ve heyet-i içtimaiye rabıtalarına münasebet peyda etsin.</strong></span> Aksi takdirde, <span style="color: #ff0000"><strong>fıtrat, adem‑i muvafakatla cevap verecektir.</strong></span></p><p> Ve keza, <span style="color: #ff0000"><strong>heyet-i içtimaiyede, umumî cereyana muhalefet etmemek lâzımdır.</strong></span> Muhalefet edildiği takdirde, dolabın üstünden düşer, altında kalır. <span style="color: #ff0000"><strong>Binaenaleyh, o cereyanlarda, tevfik-i İlâhînin müsaadesine mazhariyeti dolayısıyla, o dolabın üstünde, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmın hak ile mütemessik olduğu sabit olur.</strong></span> [İşaret-ül İcaz]</p><p> <em><strong>Bediüzzaman Said Nursi</strong></em></p><p> <strong>Sözlük:</strong></p><p><strong> </strong>muvaffakiyet: başarı</p><p> Asr-ı Saadet: Peygamberimizin (a.s.m.) yaşadığı dönem, mutluluk asrı</p><p> baliğ olma: varma, ulaşma</p><p> müteessir olma: üzülme, etkilenme</p><p> ceyb-i kalb: kalb cebi, gözü</p><p> sa’y: çalışma, emek</p><p> hamiyet-i milliye: millî fedakârlık, milletini koruma duygusu</p><p> hiss-i uhuvvet: kardeşlik duygusu</p><p> hiss-i muhabbet: sevgi hissi, duygusu</p><p> hiss-i hürriyet: özgürlük duygusu</p><p> hissiyat-ı umumiye: herkeste bulunan hisler, duygular</p><p> şekavet: mutsuzluk, sıkıntı</p><p> zulmet: karanlık</p><p> hissiyat-ı âliye: yüksek hisler, yüce duygular</p><p> Ceziretü’l-Arab: Arab yarımadası</p><p> inkişaf: açığa çıkma, gelişme</p><p> şems-i hakikat: hakikat güneşi</p><p> muannid: inatçı, inanmamakta direnen</p><p> intihap etme: seçme</p><p> terakkiyat: ilerlemeler, yükselmeler</p><p> lâyetegayyer: değişmez</p><p> safvet: paklık, temizlik</p><p> muvafakat: uygunluk, razı olma</p><p> kesb-i muârefe: tanımak, alışkanlık kazanmak</p><p> heyet-i içtimaiye: sosyal yapı</p><p> fıtrat: yaratılış</p><p> adem‑i muvafakat: uyumsuzluk, bağdaşmama</p><p> tevfik-i İlâhî: Allah’ın yardımı</p><p> mazhariyet: erişme, nail olma</p><p> mütemessik: sıkı sıkıya bağlı, yapışmış</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 277548, member: 1016557"] [B][FONT=Calibri] [U]MESNEVİ-İ NURİYE DERSLERİ[/U][/FONT][/B] [B][U][FONT=Calibri][URL="http://4.8.re/"]4.8.RE[/URL]ŞHALAR(DEVAMI)[/FONT][/U][/B] [B][U][FONT=Calibri]SEKİZİNCİ REŞHA[/FONT][/U][/B] [TABLE] [TR] [TD="width: 307, bgcolor: transparent"] [FONT=Calibri]Arkadaş! Bilirsin ki, sigara gibi küçük bir âdeti, birşeyi tiryakisinden ref etmek pek zahmettir. Hattâ büyük bir hâkim, büyük bir azimle, küçük bir kavimde itiyad edilen bir hasleti kaldırmakta büyük müşkilâta rastgelir. Halbuki bu zât-ı nuranî, pek çok âdetleri, pek çok asabî, inatçı kavimlerden, cüz’î bir kuvvetle, kısa bir zamanda kaldırarak, yerlerini yüksek, nezih ahlâk ve âdetlerle doldurmuştur. Evet, Hazret-i Ömer İbnü’l-Hattâb’ın (radıyallahü teâlâ anh) İslâmiyetten evvel ve sonraki halleri bu meseleye güzel bir misaldir. Bunun gibi, icraat-ı esasiyesinden binlerce harikalar vardır. O zâtın, o zamandaki icraatına harika diyoruz. Acaba bu zamanın yüzlerce feylesofları, o zamanda, o vahşet-âbâd cezireye gidip, pek uzun zamanlarda o vahşîleri ıslah için çalışsalar, o zât-ı mürşidin bir senede muvaffak olduğu kadar, onlar elli senede muvaffak olabilirler mi? Hâşâ! [B][U]DOKUZUNCU REŞHA:[/U][/B] [/FONT] [FONT=Calibri]Arkadaş! Aklı başında olan bir adam münazaralı dâvâlarda yalan söyleyemez. Çünkü, bilâhare yalanının açığa çıkıp mahcup olmasından korkar. Ve keza, bir insan yalan söylediği takdirde pervasız, lâübâli bir tarzda söyleyemez. Ve keza, serbest, heyecanlı söylenmesine girişemez velev âdi bir mesele, küçük bir cemaat içinde, küçük bir vazifede bulunan küçük bir şahıs olsun. Acaba büyük bir vazifeyle vazifedar, pek büyük bir meselede, pek büyük bir şeref ve haysiyet sahibi, pek büyük bir cemaat içinde, pek şedit hasımların karşısında iddia ettiği bir dâvâda yalan ve hilâf-ı hakikat söyleyebilir mi?[/FONT] [FONT=Calibri]İşte, o zât-ı nurânî, okuduğu o hutbe-i ezeliyeyi öyle bir tarzla okuyor; ne tereddüdü var, ne hicabı, ne korkusu var, ne teessürü... Hem samimî bir safa-i kalble, hâlis bir ciddiyetle, hasımlarının damarlarına dokundurmak üzere, akıllarını tezyif, nefislerini tahkir edip izzetlerini kırıyor. Acaba böyle bir dâvâda, böyle bir makamda, böyle bir şahıstan zerre miskal bir hilenin bu meseleye karışmasına imkân var mıdır? Hâşâ! [B][SUP]1[/SUP][/B][/FONT][B][FONT=Times New Roman]اِنْ[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]هُوَ[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]اِلاَّ[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]وَحْىٌ[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]يُوحٰى[/FONT][/B][FONT=Calibri] Evet, hak hileye muhtaç değil; hakkı söylemekte hile ve iğfal ihtimali yoktur. Hakikati gören bir nazar halkı iğfal etmez, hilâf-ı hakikat söylemez, hayal ile hakikati temyiz eder; aralarında iltibas olamaz.[/FONT] [B][U][COLOR=#990000][FONT=Calibri]Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :[/FONT][/COLOR][/U][/B] [FONT=Calibri][B][SUP]1[/SUP][/B][B] [/B][/FONT][FONT=Calibri]: “O ancak kendisine vahyolunanı söyler.” Necm Sûresi, 53:4. [/FONT] [FONT=Calibri] [/FONT] [/TD] [TD="width: 307, bgcolor: transparent"] [h=2][U][FONT=Calibri]Lügatler : [/FONT][/U][/h] [FONT=Calibri][B]âdet[/B] : alışkanlık [B]âdi[/B] : basit, sıradan [B]ahlâk[/B] : huy, tabiat, insanın davranış tarzı, tutum ve tavrı [B]asabî[/B] : sinirli [B]azim[/B] : kesin karar [B]bilâhare[/B] : daha sonra [B]cemaat[/B] : topluluk [B]cezb ve celb etmek[/B] : bir şeyi çekmek [B]cezire[/B] : yarımada [B]cüz'î[/B] : küçük; ferdî [B]evvel[/B] : önce [B]filozof[/B] : felsefe ile uğraşan, felsefeci[/FONT] [FONT=Calibri][B]hakikat[/B] : herbir şeyin aslı ve esası, gerçek mahiyeti [B]hâkim[/B] : hükmeden, idareci[/FONT] [FONT=Calibri][B]hâlis[/B] : içten, katıksız, samimi [B]hasım[/B] : düşman [B]haslet[/B] : huy, özellik [B]hâşâ[/B] : asla öyle değil [B]haysiyet[/B] : itibar[/FONT] [FONT=Calibri][B]hicab[/B] : utanma [B]hilâf-ı hakikat[/B] : gerçeğe aykırı[/FONT] [FONT=Calibri][B]hile[/B] : aldatma [B]hutbe-i ezeliye[/B] : ezelî hutbe; Allah’ın insanlara ve cinlere bir hutbesi olan Kur’ân [B]ıslah[/B] : düzelme, iyileşme [B]icraat[/B] : faaliyet, iş [B]icraat-ı esasiye[/B] : temel faaliyetler[/FONT] [FONT=Calibri][B]iğfal[/B] : gaflete düşürerek kandırma, aldatma[/FONT] [FONT=Calibri][B]iltibas[/B] : farkını bilemeyip karıştırma [B]itiyad edilen[/B] : alışkanlık hâline gelen[/FONT] [FONT=Calibri][B]izzet[/B] : değer, itibar [B]kavim[/B] : topluluk, millet [B]keza[/B] : aynı, aynı biçimde [B]lâübâli[/B] : saygısız, çekinmesi olmayan, dikkatsiz [B]mahbub[/B] : sevgili [B]mahcup olmak[/B] : utanmak [B]misal[/B] : örnek, benzer[/FONT] [FONT=Calibri][B]miskal[/B] : yaklaşık 4.5 grama denk olan bir ağırlık ölçüsü [B]muallim[/B] : öğreten, yetiştiren [B]muvaffak olmak[/B] : başarmak [B]münazara[/B] : tartışma [B]mürebbî[/B] : terbiye edici, eğitici [B]müşkilât[/B] : zorluklar[/FONT] [FONT=Calibri][B]nazar[/B] : bakış, düşünce [B]nefis[/B] : bir kimsenin kendisi [B]nezih[/B] : temiz, pâk [B]pervasız[/B] : korkusuz [B]radıyallahü teâlâ anh[/B] : Allah ondan razı olsun [B]ref etmek[/B] : ortadan kaldırmak [B]reşha[/B] : "sızıntı " mânâsını taşıyan başlıklardan her birisi[/FONT] [FONT=Calibri][B]safa-i kalp[/B] : bütün kirlerden arınmış bir kalp [B]saltanat[/B] : egemenlik, hâkimiyet [B]saltanat-ı bâtıniye[/B] : insanların iç dünyalarında kurulan hâkimiyet, egemenlik [B]şedit[/B] : çok şiddetli[/FONT] [FONT=Calibri][B]tahkir etmek[/B] : aşağılamak[/FONT] [FONT=Calibri][B]teessür[/B] : bir başkasının tesirinde kalma, etkilenme[/FONT] [FONT=Calibri][B]temyiz etmek[/B] : birbirinden ayırmak [B]tenvir etmek[/B] : aydınlatmak, ışıklandırmak[/FONT] [FONT=Calibri][B]tereddüd[/B] : kararsızlık, şüphe [B]teshir etmek[/B] : boyun eğdirmek; etkisi altına almak[/FONT] [FONT=Calibri][B]tezyif[/B] : hakaret, küçük düşürme [B]tiryaki[/B] : bağımlı [B]vahşet-âbâd[/B] : vahşetlerle dolu [B]vahşî[/B] : medenî olmayan, kaba [B]vazifedar[/B] : görevli [B]velev[/B] : eğer, gerçi [B]zahmet[/B] : zorluk, sıkıntı [B]zât-ı mürşid[/B] : insanlara doğru yolu gösteren, Hz. Muhammed (a.s.m.) [B]zât-ı nurânî[/B] : etrafını nuruyla aydınlatan zât, Hz. Peygamber (a.s.m.)[/FONT] [FONT=Calibri][B] zerre[/B] : atom[/FONT] [COLOR=#888888] [FONT=Calibri] [/FONT] [/COLOR][/TD] [/TR] [/TABLE] [COLOR=#888888] [FONT=Calibri] [/FONT] [/COLOR]Bir işte muvaffakiyet isteyen adam... 27 Kasım 2011 / 00:01 Günün Risale-i Nur dersi [I]Bismillahirrahmanirrahim[/I] Evet, Asr-ı Saadetten evvelki zamanlarda kalb katılığı ve merhametsizlik öyle bir hadde baliğ olmuştu ki, [B]kocaya vermekten âr ederek kızlarını diri diri toprağa gömerlerdi![/B] [COLOR=#ff0000][B]Asr-ı Saadette İslâmiyetin doğurduğu merhamet, şefkat, insaniyet sayesinde, evvelce kızlarını gömerlerken müteessir olmayanlar, İslâmiyet dairesine girdikten sonra karıncaya bile ayak basmaz oldular. [/B][/COLOR][B]Acaba böyle ruhî, kalbî, vicdanî bir inkılâp hiçbir kanuna tatbik edilebilir mi? Bu nükteleri ceyb-i kalbine soktuktan sonra, bu noktalara da dikkat et:[/B] 1. Tarih-i âlemin şehadetiyle sabittir ki, [COLOR=#0000ff][B]parmakla gösterilen en büyük bir dâhi,[/B][/COLOR] ancak [COLOR=#008000][B]umumî bir istidadı ihya ve umumî bir hasleti ikaz ve umumî bir hissi inkişaf ettirebilir.[/B][/COLOR] Eğer böyle bir hissi de ikaz edememiş ise sa’yi hep hebâ olur. 2. Tarih bize gösteriyor ki, en büyük bir insan, [COLOR=#0000ff][B]hamiyet-i milliye, hiss-i uhuvvet, hiss-i muhabbet, hiss-i hürriyet gibi hissiyat-ı umumiyeden bir veya iki veyahut üç hissi ikaz etmeye muvaffak olur.[/B][/COLOR] Acaba [COLOR=#008000][B]evvelki zamanların cehalet, şekavet, zulüm zulmetleri altında gizli kalan binlerce hissiyat-ı âliyeyi, Ceziretü’l-Arab memleketinde, bedevî ve dağınık bir kavim içinde inkişaf ettirmek hârikulâde değil midir?[/B][/COLOR] Evet, [COLOR=#ff0000][B]şems-i hakikatin ziyasındandır[/B][/COLOR]. Bu noktaları aklına sokamayanın, Ceziretü’l-Arabı biz gözüne sokarız. [I]Ey muannid! Ceziretü’l-Araba git, en büyük feylesoflardan yüz taneyi de intihap et, beraber götür. [/I]Onlar da orada ahlâkın ve mâneviyatın inkişafı hususunda çalışsınlar. Muhammed-i Arabînin (a.s.m.) o vahşetler zamanında o vahşî bedevîlere verdiği cilâyı, [COLOR=#ff0000][B]senin o feylesofların, şu medeniyet ve terakkiyat devrinde yüzde bir nisbetinde verebilirler mi?[/B][/COLOR] Çünkü o Zâtın yaptığı o cilâ İlâhî, sabit, lâyetegayyer bir cilâdır ve [COLOR=#ff0000][B]onun büyük mu’cizelerinden biridir.[/B][/COLOR] Ve keza, [COLOR=#ff0000][B]bir işte muvaffakiyet isteyen adam,[/B][/COLOR] [COLOR=#0000ff][B]Allah’ın âdetlerine karşı safvet ve muvafakatini muhafaza etsin[/B][/COLOR] ve [COLOR=#008000][B]fıtratın kanunlarına kesb-i muarefe etsin ve heyet-i içtimaiye rabıtalarına münasebet peyda etsin.[/B][/COLOR] Aksi takdirde, [COLOR=#ff0000][B]fıtrat, adem‑i muvafakatla cevap verecektir.[/B][/COLOR] Ve keza, [COLOR=#ff0000][B]heyet-i içtimaiyede, umumî cereyana muhalefet etmemek lâzımdır.[/B][/COLOR] Muhalefet edildiği takdirde, dolabın üstünden düşer, altında kalır. [COLOR=#ff0000][B]Binaenaleyh, o cereyanlarda, tevfik-i İlâhînin müsaadesine mazhariyeti dolayısıyla, o dolabın üstünde, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmın hak ile mütemessik olduğu sabit olur.[/B][/COLOR] [İşaret-ül İcaz] [I][B]Bediüzzaman Said Nursi[/B][/I] [B]Sözlük: [/B]muvaffakiyet: başarı Asr-ı Saadet: Peygamberimizin (a.s.m.) yaşadığı dönem, mutluluk asrı baliğ olma: varma, ulaşma müteessir olma: üzülme, etkilenme ceyb-i kalb: kalb cebi, gözü sa’y: çalışma, emek hamiyet-i milliye: millî fedakârlık, milletini koruma duygusu hiss-i uhuvvet: kardeşlik duygusu hiss-i muhabbet: sevgi hissi, duygusu hiss-i hürriyet: özgürlük duygusu hissiyat-ı umumiye: herkeste bulunan hisler, duygular şekavet: mutsuzluk, sıkıntı zulmet: karanlık hissiyat-ı âliye: yüksek hisler, yüce duygular Ceziretü’l-Arab: Arab yarımadası inkişaf: açığa çıkma, gelişme şems-i hakikat: hakikat güneşi muannid: inatçı, inanmamakta direnen intihap etme: seçme terakkiyat: ilerlemeler, yükselmeler lâyetegayyer: değişmez safvet: paklık, temizlik muvafakat: uygunluk, razı olma kesb-i muârefe: tanımak, alışkanlık kazanmak heyet-i içtimaiye: sosyal yapı fıtrat: yaratılış adem‑i muvafakat: uyumsuzluk, bağdaşmama tevfik-i İlâhî: Allah’ın yardımı mazhariyet: erişme, nail olma mütemessik: sıkı sıkıya bağlı, yapışmış [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Dersim, özür, Kerbela travması ve tazminat hakkı
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst