Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
İslam Akaidi ve Fıkıh
Dildeki Hançer Gıybet
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="bardak" data-source="post: 144041" data-attributes="member: 1298"><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px">Dildeki Hançer: Gıybet </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Yıl: 2006 - Ay: Eylül - Sayı: 19 </span></span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">İnsandaki bütün haslet ve istidatlar, bir yönüyle nîmet, diğer yönüyle âfet olabilecek özelliktedir. Bunlar, insanın olgunluk seviyesine göre ortaya çıkar. Yani Cenâb-ı Hak, bizlere bütün kabiliyet ve imkânları, tabiri câizse, müspet veya menfî her iki şekilde de işlemeye müsait bir "ham malzeme" olarak vermiştir. Yine insanoğluna lutfedilen her bir nîmet, ayrı bir külfet ve sorumluluk yükler. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Sorumluluğun derecesi, nimetler nisbetindedir. Bu durumda insana düşen, sahip olduğu bütün kabiliyet ve imkânları, en doğru bir sûrette ve tam yerinde kullanabilme maharetini göstermek ve onları nîmet hüviyetinde değerlendirebilmektir. Aksi hâlde başını âfet ve musîbetlerden kurtaramaz.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Bu hakîkat, 'ın kelâm sıfatının bir tecellîsi olarak insana verilmiş bulunan, en çok kullandığımız lisan kabiliyetimizde daha çok bârizdir. Bir kimse, eğer onu zikir ve şükür gibi hayırlı amellere âmâde kılarsa bir cennet bülbülü olur; fakat yalan, hakaret ve gıybet gibi kötü fiillere âlet ederse, o zaman da bir cehennem sermayesine dönüşür.</span></span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Bu bakımdan dilin hangi şekilde ve nasıl vazife göreceği, yani bir nîmet mi, yoksa bir âfet mi olacağı hususu, daha ziyâde kalbin kıvamına bağlıdır. Çünkü dilimiz, kalbimiz ve hissiyâtımızın tercümanlığı vazifesini îfâ etmektedir. Bir atasözünde "Küpte ne varsa, dışarıya o sızar." denilmiştir. Bu sebeple kalbin durumuna göre şekillenen hayır ve şerrin en müthişi olan Rabbe yaklaşmak veya O'ndan uzaklaşmak hususunda dilin ortaya koyduğu amellerin büyük bir yeri vardır. Yani dil; terfîde de, tenzilde de en müessir vâsıtadır.</span></span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Îmânın kalb ile tasdikle beraber bir de dil ile ikrar edilmesinin şart olduğu gerçeğine dikkat edersek, dilin ne kadar büyük bir nîmet olduğu ortaya çıkar. Aksi istikametteki kullanılışı da ne büyük bir âfet ve hüsrana dönüşeceğini göstermektedir. Gerçekten de insanoğlunun başına gelen büyük musîbetlerin çoğu, aslında hep dil nîmetinin yanlış kullanılmasından kaynaklanmıştır. Öyle ki büyükler:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"Belâ, ağızdan çıkan söze bağlıdır." demişlerdir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Dünya ve âhiret musîbeti ahlâksızlıklardan olan kötü zan, kusur gözetleme, ayıp araştırma, hasetleşme, arkadan çekiştirme ve dargınlık gibi rezâletlerin tamamı, bir bakıma zehirli kalplerde ve özellikle de dilde toplanır. Bunlar, ferdi ve topluluğu içinden yıkan ve musîbetler getiren en korkunç âfetler ve tehlikelerdir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Sayısız kötü vasıflarla âfet hâline dönen bir dil, artık öldürücü bir zehir gibidir ki, hem sahibini mahveder, hem de çevresini...</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Hâsılı dil terbiyesi, insan hayatında en mühim eğitimlerden biridir. Çünkü âfet hâlinde zehir kusan bir dili, iyi yolda kullanmak bile isteseniz, o yine zarar vericidir. Fakat nîmet hâlindeki bir dil ise, her zaman feyz ü bereket kaynağıdır. Bu hakikati eskiler:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır." diyerek ne güzel ifade etmişlerdir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Nitekim âyet-i kerîmede de buyurulur:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle dâvet et!" (en-Nahl, 125)</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Bu itibarla Hak dostları, bilhassa yolunda dâvet ve tebliğde dilin nasıl kullanılacağı hususunda:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"Sakın yılanların zehirli diliyle konuşma!" diye îkaz etmişlerdir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Demek ki, insanın olgunluğunun en bâriz alâmeti, dilini kullanabilme sanatına âşinâ olmasıdır. Zîra dil, Rabbimiz tarafından hemen her insana ihsân edilmiş ve ilâhî bir hikmet tecellîsi olarak imtihan vesîlesi kılınmıştır.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Hikmet nazarıyla seyredildiğinde görülür ki, yersiz ve mânâsız konuşmaması için dilin etrafına otuz iki diş ile âdetâ bir hisar çevrilmiştir. Bu hâle ilâveten iki dudak da dişlerin önüne konularak sanki ikinci bir bent örülmüştür. Bütün bunlar, dilin muhâfaza zarûretinin bir ihtarı mâhiyetinde değil midir?</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Diğer taraftan «Kılıç yarası geçer, fakat dil yarası geçmez!» ifadesi ile de dildeki âfete dikkat çekilmiş ve onun terbiyesine son derece îtina gösterilmesi gerektiğine işaret edilmiştir. Dolayısıyla dilin âfetlerini çok iyi bilmeli ve onlara karşı gerekli tedbirleri almalıyız. Bu tedbirlerin başı, sükûttur.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Dilin âfetleri içerisinde en başta dikkat edeceğimiz husus, hiç şüphesiz ki "gıybet"tir. Çünkü gıybet, dildeki en zehirli hançerdir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"Gıybet nedir?" sorusunun cevabını Peygamber Efendimizin lisânından dinleyelim.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Ebû Hureyre -radıyallâhu anh-'ın rivâyetine göre, Peygamber Efendimiz ashâbına şöyle sormuşlardır:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"-Gıybet nedir bilir misiniz?"</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Ashâb-ı kirâm:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"-ALLAH ve Rasûlü daha iyi bilir!" dediler.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Bunun üzerine Rasûlü:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"-Gıybet, müslüman kardeşinin hoşlanmadığı şeylerle arkasından çekiştirmendir." buyurdular.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Denildi ki:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"-Ya Rasûlallâh! Arkasından söylediğim o fenâ şey, ya kardeşimde varsa..."</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Cevâben:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"-Söylediğin şey, onda varsa gıybet etmiş olursun; eğer yoksa ona iftira ve bühtanda bulunmuş olursun!.."</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Bu hadîs-i şerîfe bakıldığında, insanların her türlü kusurunu söylemenin gıybet hükmünde olduğu anlaşılabilir. Lâkin bazı hâller vardır ki, insanların eksik ve kusurlarını söylemek îcâb eder. Meselâ evlenmek isteyen ve nikâh için namzed gördüğü bir şahsı araştıran kimseye veya ticârî bir ortaklık teşebbüsü için bilgi toplayan bir şahsa; gıybet olur korkusuyla bilinen doğruları söylememek, neticede cemiyet hayatı açısından daha büyük yanlışlara sebep olmaktadır. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Öyleyse, bu tür hâllerde umûmun menfaati, şahsın hürmetinden önde gelir. Zararlı bir insanın kusurlarını açığa koymak sûretiyle diğer insanları ondan korumak, vicdânî ve insânî bir zarurettir. Bu gerçekleri açıklamak da, ancak ilgili şahıslarla sınırlıdır. Kişinin îcâb etmeyen mahrem hâllerini ortaya koymak veya ilgili-ilgisiz herkese anlatmak, haramdır.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Yine hakkın tesbit ve tevzî edildiği yerler olan mahkemelerde, adâletin tam ve eksiksiz yerine getirilmesi için, şâhitlerin, hakikati olduğu gibi nakletmesi de zarûridir. Burada da gıybet endişesi taşınmamalıdır. Bu sebepledir ki, bir kimsenin kusurundan bahsederken, bu söylenen sözlerin dînî cevaz hudutları içinde olup olmadığına son derece dikkat etmek lâzımdır.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Bu istisnâî hâllerin dışında insanların kusurlarını örtmek ve affetmek, her mü'minin şiârı olmalıdır. Bu, en mühim ahlâkî vasıflardan biridir ve insanın kemâlini gösterir. Başkalarının ayıplarını meydana koymadan önce şahsî kusurlarımızı gözden geçirmeliyiz. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Her mü'min düşünmelidir ki; Cenâb-ı Hak, merhameti muktezâsı, kullarının kusurlarını örtmekte ve onlara af ve mağfiret vaad buyurmaktadır. , ayıp örtenlerin nice kusurlarını örter. Ne mutlu o mü'mine ki, kendi ayıplarını görmekten başkalarının kusurlarını araştırmaya vakit bulamaz.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Hucurât Sûresi'ndeki âyet-i kerîmelerde, mü'min kulların birbirlerine karşı gözetecekleri edeb ve ahlâka temas edilirken bu hususta dilin muhâfaza ve terbiyesinin ehemmiyetine de işâret edilmektedir:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"Ey mü'minler! Bir topluluk, diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki de onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kadınlar da, kadınlarla alay etmesin!.. Belki onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lâkaplarla çağırmayın. Îmandan sonra fâsıklık ne kötü isimdir! Kim de tevbe etmezse, işte onlar zâlimlerdir."</span></span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"Ey îman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz, diğerinizi arkasından çekiştirmesin (gıybetini etmesin). Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O hâlde 'tan korkun. Şüphesiz , tevbeyi çok kabul edendir; rahîm (sonsuz merhamet sahibi)dir." (el-Hucurât, 11-12)</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Âyet-i celîlede:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Gıybet edenler ve insanları nâmus ve haysiyetleri bakımından çekiştirenler, ölü bir mü'min kardeşinin etini yiyenler şeklinde tasvir ve temsil olunmaktadır.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Bu Kur'ânî teşbihte pek ince ve derin nükteler vardır. Gerçekten gıybet olunan kişi, yanımızda olmadığı için, hakkında konuşulanları duyamamak ve kendisini müdafaa edememek bakımından bir ölüye, mü'min olmak itibariyle de bir kardeşe benzediği açıktır.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">O kardeşimizin yokluğundan istifâde ederek gıybet etmek sûretiyle onun haysiyet ve şerefine tecavüzde bulunmak, çekiştire çekiştire onun etini yemek şeklinde bir saldırış ve canavarlığı andırır. İnsanın şeref ve haysiyeti, âdeta vücud iskeletini örten bir et gibidir. Onu ayıplarını ve kusurlarını dökmek sûretiyle didiklemek, bir köpeğin herhangi bir leşi çekiştire çekiştire dişlemesinden daha câniyâne ve gaddarâne değil midir?</span></span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Hucurât Sûresi'ndeki bu âyet-i kerîmelerde:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">-İnsanların birbiriyle alay etmemesi,</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">-Başkasını küçük görmemesi,</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">-Kötü lâkaplar takmaması,</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">-Sû-i zanda bulunmaması,</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">-Başkasının kusurlarını araştırmaması,</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">-Gıybet etmemesi emredilmektedir.</span></span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Görüldüğü üzere zikredilen ahlâkî zaafların çoğu, dil ile gerçekleşmektedir. Bu sebeple insanın dilini muhâfaza etmesi, dinin, ahlâkın ve kardeşlik hukukunun icabıdır. Nitekim Fudayl bin Iyâd der ki:</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"Gıybetin girdiği yerden kardeşlik çıkar gider."</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">* * *</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Selmân-ı -radıyALLAHu anh-Fârisî bir defasında Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in ashabından iki kişi ile beraberdi. Onların hizmetlerini görür ve yemeklerinden yerdi. Bir gün insanlar yürüdüğünde Selmân uyuyakalmış ve onlarla birlikte gidememişti. İki arkadaşı, onu arayıp bulamayınca çadırlarını kendileri kurarak konakladılar ve:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"-Selmân pişmiş yemeğe ve kurulmuş çadıra gelmekten başka bir şey bilmiyor." diyerek Selman'ı hafife aldılar.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Selmân geldiğinde de onu, kendilerine katık istemek üzere Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e gönderdiler. Selmân, elinde bir kabla Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in yanına vardı:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"-Ey Allâh'ın elçisi, şayet Sen'in yanında katık varsa kendilerine vermen için arkadaşlarım beni Sana gönderdiler." dedi.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Allâh'ın Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"-Arkadaşların katığı ne yapacaklar, onlar katıklarını yediler." buyurdu. Selmân dönerek o ikisine Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in sözlerini haber verdi. Kalkıp Allâh Rasûlü'nün yanına geldiler ve:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"-Seni hak ile gönderene yemin olsun ki, konakladığımızdan beri biz herhangi bir yemek yemedik." dediler. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"-Konuşmalarınızla siz Selmân'ı (gıybet ettiğiniz için) katık olarak yediniz." buyurdu, peşinden de: "...Hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır?.." (el-Hucurât, 12) âyet-i kerimesi nâzil oldu.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Diğer bir rivâyete göre Allâh Rasûlü sözlerinin devamında:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"-Ben o kardeşinizin etini dişlerinizin arasında görüyorum." buyurmuştu. Bunun üzerine o sahâbîler:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"-Yâ Rasûlallâh, bizim için istiğfâr ediver!" dediler. Fahr-i Kâinât Efendimiz de:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"-Gıybet ettiğiniz arkadaşınıza rica edin sizin için o istiğfarda bulunsun." buyurdu. (İbn-i Kesîr, Tefsir, Beyrut 1988, IV, 231)</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Gıybet edenlere karşı olgun bir müslümanın tavrının ne şekilde olacağı, hadîs-i şerifte şöyle ifade buyurulmuştur:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"Size iyilik yapanlara karşı iyilik yapmak, fenâlık yapanlara da fenalık yapmak meziyet değildir. Asıl meziyet, size fenalık yapanlara karşı aynı şekilde mukabelede bulunmayıp iyilik yapabilmektir." (Tirmîzî, Birr, 63)</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Cenâb-ı Hak da böyle kâmil bir mü'mini medhederek:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"Rahman'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevâzû ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) «Selâm!» derler (geçerler)." (el-Furkan, 63) buyurmaktadır.</span></span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Hazret-i Ali -radıyALLAHu anh- de, câhillere mukabele hususunda şöyle ikazda bulunur:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"-Alçakça söylenen bir söze karşı sakın cevap vereyim deme!.. Çünkü o sözün sahibinde, onun gibi daha nice düşük sözler vardır. Cevabınıza yine o bayağı ifadelerle karşılık verirler. Câhil ile sakın latife etmeye kalkma!.. Dili zehirli olduğundan gönlünü yaralar."</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Olgunluğun en bâriz göstergesi, dedikodu ve iftiraya tahammüldür. Zira olgunlukta birinci basamak, dedikodu ve iftiraya karşı sükûnetle cevap vermekle iktifâdır.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">İkinci basamak, böyle bir dedikodu ve iftira karşılığında günahları gıybet eden kimseye devrettiği için sevinmektir. Ama bu da bir noksanlık taşır.</span></span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Üçüncü basamak ise, kavuşacağı mağfiret ve sevaplar sebebiyle kendi nâmına sevinirken, dedikoducu ve iftiracının âhiretteki hâlini düşünerek üzülmektir. Bu üzüntü hâli, sevince gâlip değilse, olgunluk yine de eksik demektir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Mevlânâ Hazretleri, câhil ve nâdân kimselerin ileri-geri konuşmalarının hakikatin kıymetinden bir şey kaybettirmeyeceği hususunda:</span></span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">""Köpeklerin ağzı değdi diye deniz kirlenmez!..</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">buyurur.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">* * *</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Mevlânâ Hazretleri, insanların kendilerindeki kusur ve eksikleri bırakıp başkaları hakkında ileri-geri konuşmaması gerektiğini ne güzel hikâye eder:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"Dört Hindli Müslüman bir mescide girdiler. Her biri niyet etti, tekbir getirdi. Kendi noksanlarının, hatalarının idrâki içinde, hulus ile candan yakararak namaza başladılar. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Rukûa vardılar, secde ettiler. Bu sırada mescidin müezzini geldi. Namaz kılan Hindlilerden biri, kendisinin namazda olduğunu unutarak;</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">«-Ey müezzin!» dedi «Ezanı okudun mu? Yoksa daha vakit var mı?»</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Öbür Hindli de namaz içinde olduğu hâlde:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">«-Sus be kardeşim; söz söyledin, namazın bozuldu.» diye söylendi.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Üçüncü Hindli, ikincisine:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">«-Amca!» dedi. «Ona ne kusur buluyorsun? Sen de söz söyledin; sen kendine bak; öğüdü kendine ver!»</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Dördüncüsü; «ALLAH'a hamdolsun ki, üçünüz gibi ben kuyuya düşmedim, yani ben konuşarak namazımı bozmadım.» dedi.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Böylece ne yazık ki, dördünün de namazı bozuldu. Şunun bunun ayıbını görüp söyleyenler, ayıbı olanlardan daha çok yol kaybederler, sapıklığa düşerler.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Kendi ayıbını gören can, ne mutlu bir candır. Bir kimse birinin ayıbını görse, onu kendi satın almış olur.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Çünkü insanın yarısı, yani nefsi ve maddî yönü, ayıplık ve kusur âlemi olan bu dünyadadır. Öbür yarısı, yani rûhânî ve mânevî yönü ise, gayb âlemindedir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Mademki senin başında nefsânî huylardan ve hayvanî ahlâktan bir çok mânevî hastalıklar vardır, o hâlde merhemini önce kendi başına sürmen gerekir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Kendi kusurlarını görmek, kendini ayıplamak, o ayıbın merhemi ve ilâcıdır. (Zira kişi noksanını bilmek gibi irfan olamaz.)</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Bir mü'minde gördüğün kusur ve ayıp sende yok ise, emin olma, kendine güvenme! Olabilir ki, o ayıbı sen de işleyebilirsin; senden de o ayıp halka yayılır."</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Çünkü gıybet ve dedikodu, insanın nefsini palazlandıran bir günahtır. Dedikodu yapan insanlar, ayıplayıp küçük gördükleri kimselerin işlediği günahtan kendilerinin uzak olduklarını düşünürler. Böylece o günaha düşmemeleri sebebiyle kendilerini bu günahkârlardan üstün kabul ederler. Ama unutmamak lâzımdır ki, mü'min kardeşini küçük görmek, günah olarak insana yeter. Ayrıca tekerrür eden bir hakikattir ki, bir şahsın ayıp ve kusurlarını kınayanlar, çok geçmeden aynı hataları işlemeye başlamaktadırlar. Nitekim Peygamber Efendimiz:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"Bir kimse din kardeşini bir günahı dolayısıyla ayıplarsa, ölmeden evvel mutlaka o günahı işler. Yani kardeşini bir ayıpla kınayan, o ayıp işi işlemeden ölmez!" (Câmiu's-Sagîr, c. II, s. 161) buyurmuşlardır.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">İnsanlar, âhirette bütün amellerinden, yani nâil oldukları nîmetlerden, söylediklerinden, konuşması gerektiği zamanlardaki suskunluklarından, işlediği günahlardan ve terk ettiği sâlih amellerden hep hesâba çekilecektir. Bu çetin hesap günü gelip çatmadan evvel, herkes kendi muhâsebesini yapmalıdır. Zira "Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz." buyrulmaktadır. O muazzam hesap gününü düşünerek amel defterini, helâlleşme ve istiğfar ile aklamaya çalışmalıdır. Cenâb-ı Hak, insanların vücutlarının topyekûn bir dil hâline gelip konuşacağı o günü şöyle tasvir etmektedir:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"Nihayet oraya geldikleri zaman kulakları, gözleri ve derileri işledikleri şeye karşı onların aleyhine şâhitlik edecektir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Derilerine: «Niçin aleyhimize şâhitlik ettiniz?» derler. Onlar da: «Her şeyi konuşturan , bizi de konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştır. Yine O'na döndürülüyorsunuz.» derler.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Siz ne kulaklarınızın ne gözlerinizin ne de derilerinizin aleyhine şâhitlik etmesinden sakınmıyordunuz, yaptıklarınızdan çoğunu 'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Rabbiniz hakkında beslediğiniz zan var ya, işte sizi o mahvetti ve ziyâna uğrayanlardan oldunuz.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Şimdi eğer dayanabilirlerse, onların yeri ateştir. Ve eğer (tekrar dünyaya dönüp 'ı) hoşnut etmek isterlerse, memnun edilecek değillerdir." (Fussilet, 20-24)</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">İnsanlar, bu şiddetli kıyamet gününde, kendilerinin de çok ihtiyacı olmasına rağmen, sevaplarını, dünyada dedikodusunu yaptıkları kimselere vereceklerdir. Şâyet bunu karşılayacak kadar sevapları kalmamışsa, dedikodusunu yaptıkları kimselerin günahlarını yükleneceklerdir.</span></span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Peygamber Efendimiz, kıyâmet günündeki bu acı tabloyu şöyle ifade buyurmuştur. Bir gün Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"-Müflis kimdir, biliyor musunuz?" diye sordu.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Ashâb-ı kirâm:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"-Bize göre müflis, parası olmayan ve malı bulunmayan kimsedir." deyince, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- (sözlerine) şöyle devam etti:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"-Ümmetimden müflis, kıyâmet günü namaz, oruç ve zekât sevâbı ile, (ancak bu sevapların yanında bir de amel defterine) şuna sövdü, buna zinâ iftirâsı yaptı, şunun malını yedi, bunun kanını döktü, şunu dövdü (diye yazılmış olarak) gelen kimsedir. Onun hasenâtının sevâbından (hak sahibi olan) şuna-buna verilir. Eğer üzerindeki borç ödenmeden önce ibâdet ve iyiliklerinin sevâbı tükenirse, alacaklıların günahlarından alınıp onun üzerine yüklenir. Sonra (onların günahları ile birlikte) cehenneme atılır." (Müslim, Birr, 59; Ahmed bin Hanbel, II, 303, 324, 372)</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Bu yüzden Hasan-ı Basrî Hazretleri:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"-Eğer illâ dedikodu yapacaksan, anne-babanın dedikodusunu yap!.. Âhirette en azından sevabın onlara gitmiş olur ve onların günahını yüklenirsin!.." buyurmuştur.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Mevlânâ Hazretleri'nin feyiz dolu nasihatlerine tekrar kulak verelim:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">"Bu dünyanın dedikodusu, toz gibidir. Gönül aynasını örter. Sen aklını başına al da, bir zaman için susmayı huy edin."</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Unutmamalıdır ki, kâmil bir mü'min, gücü nispetinde ve daima 'ın yarattığı her varlığın yardımına koşacak, günaha olan nefreti günahkâra taşırmayacak, bilâkis onları merhametle kucaklayacak, onlara yılanların soğuk ve zehir saçan diliyle değil, rahmet lisanıyla yaklaşarak gönüller fethedecektir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">İlâhî neşve ile dolmak isteyenler, gönül bahçelerinden kendilerine karşı yapılan yanlışlara karşı af râyihaları yayan kimselerdir. Zira affederek kendi affımıza zemin oluşturabiliriz. Affedemeyerek, insanların dedikodusunu yapan kimseler ise, hakikatte kendilerini helâk etmiş olurlar.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Yâ Rabbi!.. Gönlümüz ve dilimiz, ilâhî hikmet ve esrârına mâkes bir ayna olsun. Oradan bütün mahlûkâtına karşı şefkat, merhamet, lutuf, af, güzellik ve ihsanlar yayılsın!..</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">Bizi dünya hayatını ziyâna uğratıp âhiret müflisi hâline gelmiş kullarından eyleme!.. Âmin... </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">osman nuri topbaş hocaefendi</span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="bardak, post: 144041, member: 1298"] [COLOR=green][FONT=times new roman][SIZE=3]Dildeki Hançer: Gıybet [/SIZE][/FONT][/COLOR] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Yıl: 2006 - Ay: Eylül - Sayı: 19 [/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]İnsandaki bütün haslet ve istidatlar, bir yönüyle nîmet, diğer yönüyle âfet olabilecek özelliktedir. Bunlar, insanın olgunluk seviyesine göre ortaya çıkar. Yani Cenâb-ı Hak, bizlere bütün kabiliyet ve imkânları, tabiri câizse, müspet veya menfî her iki şekilde de işlemeye müsait bir "ham malzeme" olarak vermiştir. Yine insanoğluna lutfedilen her bir nîmet, ayrı bir külfet ve sorumluluk yükler. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Sorumluluğun derecesi, nimetler nisbetindedir. Bu durumda insana düşen, sahip olduğu bütün kabiliyet ve imkânları, en doğru bir sûrette ve tam yerinde kullanabilme maharetini göstermek ve onları nîmet hüviyetinde değerlendirebilmektir. Aksi hâlde başını âfet ve musîbetlerden kurtaramaz.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Bu hakîkat, 'ın kelâm sıfatının bir tecellîsi olarak insana verilmiş bulunan, en çok kullandığımız lisan kabiliyetimizde daha çok bârizdir. Bir kimse, eğer onu zikir ve şükür gibi hayırlı amellere âmâde kılarsa bir cennet bülbülü olur; fakat yalan, hakaret ve gıybet gibi kötü fiillere âlet ederse, o zaman da bir cehennem sermayesine dönüşür.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Bu bakımdan dilin hangi şekilde ve nasıl vazife göreceği, yani bir nîmet mi, yoksa bir âfet mi olacağı hususu, daha ziyâde kalbin kıvamına bağlıdır. Çünkü dilimiz, kalbimiz ve hissiyâtımızın tercümanlığı vazifesini îfâ etmektedir. Bir atasözünde "Küpte ne varsa, dışarıya o sızar." denilmiştir. Bu sebeple kalbin durumuna göre şekillenen hayır ve şerrin en müthişi olan Rabbe yaklaşmak veya O'ndan uzaklaşmak hususunda dilin ortaya koyduğu amellerin büyük bir yeri vardır. Yani dil; terfîde de, tenzilde de en müessir vâsıtadır.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Îmânın kalb ile tasdikle beraber bir de dil ile ikrar edilmesinin şart olduğu gerçeğine dikkat edersek, dilin ne kadar büyük bir nîmet olduğu ortaya çıkar. Aksi istikametteki kullanılışı da ne büyük bir âfet ve hüsrana dönüşeceğini göstermektedir. Gerçekten de insanoğlunun başına gelen büyük musîbetlerin çoğu, aslında hep dil nîmetinin yanlış kullanılmasından kaynaklanmıştır. Öyle ki büyükler:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"Belâ, ağızdan çıkan söze bağlıdır." demişlerdir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Dünya ve âhiret musîbeti ahlâksızlıklardan olan kötü zan, kusur gözetleme, ayıp araştırma, hasetleşme, arkadan çekiştirme ve dargınlık gibi rezâletlerin tamamı, bir bakıma zehirli kalplerde ve özellikle de dilde toplanır. Bunlar, ferdi ve topluluğu içinden yıkan ve musîbetler getiren en korkunç âfetler ve tehlikelerdir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Sayısız kötü vasıflarla âfet hâline dönen bir dil, artık öldürücü bir zehir gibidir ki, hem sahibini mahveder, hem de çevresini...[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Hâsılı dil terbiyesi, insan hayatında en mühim eğitimlerden biridir. Çünkü âfet hâlinde zehir kusan bir dili, iyi yolda kullanmak bile isteseniz, o yine zarar vericidir. Fakat nîmet hâlindeki bir dil ise, her zaman feyz ü bereket kaynağıdır. Bu hakikati eskiler:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır." diyerek ne güzel ifade etmişlerdir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Nitekim âyet-i kerîmede de buyurulur:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle dâvet et!" (en-Nahl, 125)[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Bu itibarla Hak dostları, bilhassa yolunda dâvet ve tebliğde dilin nasıl kullanılacağı hususunda:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"Sakın yılanların zehirli diliyle konuşma!" diye îkaz etmişlerdir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Demek ki, insanın olgunluğunun en bâriz alâmeti, dilini kullanabilme sanatına âşinâ olmasıdır. Zîra dil, Rabbimiz tarafından hemen her insana ihsân edilmiş ve ilâhî bir hikmet tecellîsi olarak imtihan vesîlesi kılınmıştır.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Hikmet nazarıyla seyredildiğinde görülür ki, yersiz ve mânâsız konuşmaması için dilin etrafına otuz iki diş ile âdetâ bir hisar çevrilmiştir. Bu hâle ilâveten iki dudak da dişlerin önüne konularak sanki ikinci bir bent örülmüştür. Bütün bunlar, dilin muhâfaza zarûretinin bir ihtarı mâhiyetinde değil midir?[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Diğer taraftan «Kılıç yarası geçer, fakat dil yarası geçmez!» ifadesi ile de dildeki âfete dikkat çekilmiş ve onun terbiyesine son derece îtina gösterilmesi gerektiğine işaret edilmiştir. Dolayısıyla dilin âfetlerini çok iyi bilmeli ve onlara karşı gerekli tedbirleri almalıyız. Bu tedbirlerin başı, sükûttur.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Dilin âfetleri içerisinde en başta dikkat edeceğimiz husus, hiç şüphesiz ki "gıybet"tir. Çünkü gıybet, dildeki en zehirli hançerdir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"Gıybet nedir?" sorusunun cevabını Peygamber Efendimizin lisânından dinleyelim.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Ebû Hureyre -radıyallâhu anh-'ın rivâyetine göre, Peygamber Efendimiz ashâbına şöyle sormuşlardır:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"-Gıybet nedir bilir misiniz?"[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Ashâb-ı kirâm:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"-ALLAH ve Rasûlü daha iyi bilir!" dediler.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Bunun üzerine Rasûlü:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"-Gıybet, müslüman kardeşinin hoşlanmadığı şeylerle arkasından çekiştirmendir." buyurdular.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Denildi ki:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"-Ya Rasûlallâh! Arkasından söylediğim o fenâ şey, ya kardeşimde varsa..."[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Cevâben:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"-Söylediğin şey, onda varsa gıybet etmiş olursun; eğer yoksa ona iftira ve bühtanda bulunmuş olursun!.."[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Bu hadîs-i şerîfe bakıldığında, insanların her türlü kusurunu söylemenin gıybet hükmünde olduğu anlaşılabilir. Lâkin bazı hâller vardır ki, insanların eksik ve kusurlarını söylemek îcâb eder. Meselâ evlenmek isteyen ve nikâh için namzed gördüğü bir şahsı araştıran kimseye veya ticârî bir ortaklık teşebbüsü için bilgi toplayan bir şahsa; gıybet olur korkusuyla bilinen doğruları söylememek, neticede cemiyet hayatı açısından daha büyük yanlışlara sebep olmaktadır. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Öyleyse, bu tür hâllerde umûmun menfaati, şahsın hürmetinden önde gelir. Zararlı bir insanın kusurlarını açığa koymak sûretiyle diğer insanları ondan korumak, vicdânî ve insânî bir zarurettir. Bu gerçekleri açıklamak da, ancak ilgili şahıslarla sınırlıdır. Kişinin îcâb etmeyen mahrem hâllerini ortaya koymak veya ilgili-ilgisiz herkese anlatmak, haramdır.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Yine hakkın tesbit ve tevzî edildiği yerler olan mahkemelerde, adâletin tam ve eksiksiz yerine getirilmesi için, şâhitlerin, hakikati olduğu gibi nakletmesi de zarûridir. Burada da gıybet endişesi taşınmamalıdır. Bu sebepledir ki, bir kimsenin kusurundan bahsederken, bu söylenen sözlerin dînî cevaz hudutları içinde olup olmadığına son derece dikkat etmek lâzımdır.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Bu istisnâî hâllerin dışında insanların kusurlarını örtmek ve affetmek, her mü'minin şiârı olmalıdır. Bu, en mühim ahlâkî vasıflardan biridir ve insanın kemâlini gösterir. Başkalarının ayıplarını meydana koymadan önce şahsî kusurlarımızı gözden geçirmeliyiz. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Her mü'min düşünmelidir ki; Cenâb-ı Hak, merhameti muktezâsı, kullarının kusurlarını örtmekte ve onlara af ve mağfiret vaad buyurmaktadır. , ayıp örtenlerin nice kusurlarını örter. Ne mutlu o mü'mine ki, kendi ayıplarını görmekten başkalarının kusurlarını araştırmaya vakit bulamaz.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Hucurât Sûresi'ndeki âyet-i kerîmelerde, mü'min kulların birbirlerine karşı gözetecekleri edeb ve ahlâka temas edilirken bu hususta dilin muhâfaza ve terbiyesinin ehemmiyetine de işâret edilmektedir:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"Ey mü'minler! Bir topluluk, diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki de onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kadınlar da, kadınlarla alay etmesin!.. Belki onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lâkaplarla çağırmayın. Îmandan sonra fâsıklık ne kötü isimdir! Kim de tevbe etmezse, işte onlar zâlimlerdir."[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"Ey îman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz, diğerinizi arkasından çekiştirmesin (gıybetini etmesin). Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O hâlde 'tan korkun. Şüphesiz , tevbeyi çok kabul edendir; rahîm (sonsuz merhamet sahibi)dir." (el-Hucurât, 11-12)[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Âyet-i celîlede:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Gıybet edenler ve insanları nâmus ve haysiyetleri bakımından çekiştirenler, ölü bir mü'min kardeşinin etini yiyenler şeklinde tasvir ve temsil olunmaktadır.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Bu Kur'ânî teşbihte pek ince ve derin nükteler vardır. Gerçekten gıybet olunan kişi, yanımızda olmadığı için, hakkında konuşulanları duyamamak ve kendisini müdafaa edememek bakımından bir ölüye, mü'min olmak itibariyle de bir kardeşe benzediği açıktır.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]O kardeşimizin yokluğundan istifâde ederek gıybet etmek sûretiyle onun haysiyet ve şerefine tecavüzde bulunmak, çekiştire çekiştire onun etini yemek şeklinde bir saldırış ve canavarlığı andırır. İnsanın şeref ve haysiyeti, âdeta vücud iskeletini örten bir et gibidir. Onu ayıplarını ve kusurlarını dökmek sûretiyle didiklemek, bir köpeğin herhangi bir leşi çekiştire çekiştire dişlemesinden daha câniyâne ve gaddarâne değil midir?[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Hucurât Sûresi'ndeki bu âyet-i kerîmelerde:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]-İnsanların birbiriyle alay etmemesi,[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]-Başkasını küçük görmemesi,[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]-Kötü lâkaplar takmaması,[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]-Sû-i zanda bulunmaması,[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]-Başkasının kusurlarını araştırmaması,[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]-Gıybet etmemesi emredilmektedir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Görüldüğü üzere zikredilen ahlâkî zaafların çoğu, dil ile gerçekleşmektedir. Bu sebeple insanın dilini muhâfaza etmesi, dinin, ahlâkın ve kardeşlik hukukunun icabıdır. Nitekim Fudayl bin Iyâd der ki:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"Gıybetin girdiği yerden kardeşlik çıkar gider."[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]* * *[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Selmân-ı -radıyALLAHu anh-Fârisî bir defasında Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in ashabından iki kişi ile beraberdi. Onların hizmetlerini görür ve yemeklerinden yerdi. Bir gün insanlar yürüdüğünde Selmân uyuyakalmış ve onlarla birlikte gidememişti. İki arkadaşı, onu arayıp bulamayınca çadırlarını kendileri kurarak konakladılar ve:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"-Selmân pişmiş yemeğe ve kurulmuş çadıra gelmekten başka bir şey bilmiyor." diyerek Selman'ı hafife aldılar.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Selmân geldiğinde de onu, kendilerine katık istemek üzere Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e gönderdiler. Selmân, elinde bir kabla Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in yanına vardı:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"-Ey Allâh'ın elçisi, şayet Sen'in yanında katık varsa kendilerine vermen için arkadaşlarım beni Sana gönderdiler." dedi.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Allâh'ın Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"-Arkadaşların katığı ne yapacaklar, onlar katıklarını yediler." buyurdu. Selmân dönerek o ikisine Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in sözlerini haber verdi. Kalkıp Allâh Rasûlü'nün yanına geldiler ve:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"-Seni hak ile gönderene yemin olsun ki, konakladığımızdan beri biz herhangi bir yemek yemedik." dediler. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"-Konuşmalarınızla siz Selmân'ı (gıybet ettiğiniz için) katık olarak yediniz." buyurdu, peşinden de: "...Hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır?.." (el-Hucurât, 12) âyet-i kerimesi nâzil oldu.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Diğer bir rivâyete göre Allâh Rasûlü sözlerinin devamında:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"-Ben o kardeşinizin etini dişlerinizin arasında görüyorum." buyurmuştu. Bunun üzerine o sahâbîler:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"-Yâ Rasûlallâh, bizim için istiğfâr ediver!" dediler. Fahr-i Kâinât Efendimiz de:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"-Gıybet ettiğiniz arkadaşınıza rica edin sizin için o istiğfarda bulunsun." buyurdu. (İbn-i Kesîr, Tefsir, Beyrut 1988, IV, 231)[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Gıybet edenlere karşı olgun bir müslümanın tavrının ne şekilde olacağı, hadîs-i şerifte şöyle ifade buyurulmuştur:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"Size iyilik yapanlara karşı iyilik yapmak, fenâlık yapanlara da fenalık yapmak meziyet değildir. Asıl meziyet, size fenalık yapanlara karşı aynı şekilde mukabelede bulunmayıp iyilik yapabilmektir." (Tirmîzî, Birr, 63)[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Cenâb-ı Hak da böyle kâmil bir mü'mini medhederek:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"Rahman'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevâzû ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) «Selâm!» derler (geçerler)." (el-Furkan, 63) buyurmaktadır.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Hazret-i Ali -radıyALLAHu anh- de, câhillere mukabele hususunda şöyle ikazda bulunur:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"-Alçakça söylenen bir söze karşı sakın cevap vereyim deme!.. Çünkü o sözün sahibinde, onun gibi daha nice düşük sözler vardır. Cevabınıza yine o bayağı ifadelerle karşılık verirler. Câhil ile sakın latife etmeye kalkma!.. Dili zehirli olduğundan gönlünü yaralar."[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Olgunluğun en bâriz göstergesi, dedikodu ve iftiraya tahammüldür. Zira olgunlukta birinci basamak, dedikodu ve iftiraya karşı sükûnetle cevap vermekle iktifâdır.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]İkinci basamak, böyle bir dedikodu ve iftira karşılığında günahları gıybet eden kimseye devrettiği için sevinmektir. Ama bu da bir noksanlık taşır.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Üçüncü basamak ise, kavuşacağı mağfiret ve sevaplar sebebiyle kendi nâmına sevinirken, dedikoducu ve iftiracının âhiretteki hâlini düşünerek üzülmektir. Bu üzüntü hâli, sevince gâlip değilse, olgunluk yine de eksik demektir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Mevlânâ Hazretleri, câhil ve nâdân kimselerin ileri-geri konuşmalarının hakikatin kıymetinden bir şey kaybettirmeyeceği hususunda:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]""Köpeklerin ağzı değdi diye deniz kirlenmez!..[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]buyurur.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]* * *[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Mevlânâ Hazretleri, insanların kendilerindeki kusur ve eksikleri bırakıp başkaları hakkında ileri-geri konuşmaması gerektiğini ne güzel hikâye eder:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"Dört Hindli Müslüman bir mescide girdiler. Her biri niyet etti, tekbir getirdi. Kendi noksanlarının, hatalarının idrâki içinde, hulus ile candan yakararak namaza başladılar. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Rukûa vardılar, secde ettiler. Bu sırada mescidin müezzini geldi. Namaz kılan Hindlilerden biri, kendisinin namazda olduğunu unutarak;[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]«-Ey müezzin!» dedi «Ezanı okudun mu? Yoksa daha vakit var mı?»[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Öbür Hindli de namaz içinde olduğu hâlde:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]«-Sus be kardeşim; söz söyledin, namazın bozuldu.» diye söylendi.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Üçüncü Hindli, ikincisine:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]«-Amca!» dedi. «Ona ne kusur buluyorsun? Sen de söz söyledin; sen kendine bak; öğüdü kendine ver!»[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Dördüncüsü; «ALLAH'a hamdolsun ki, üçünüz gibi ben kuyuya düşmedim, yani ben konuşarak namazımı bozmadım.» dedi.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Böylece ne yazık ki, dördünün de namazı bozuldu. Şunun bunun ayıbını görüp söyleyenler, ayıbı olanlardan daha çok yol kaybederler, sapıklığa düşerler.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Kendi ayıbını gören can, ne mutlu bir candır. Bir kimse birinin ayıbını görse, onu kendi satın almış olur.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Çünkü insanın yarısı, yani nefsi ve maddî yönü, ayıplık ve kusur âlemi olan bu dünyadadır. Öbür yarısı, yani rûhânî ve mânevî yönü ise, gayb âlemindedir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Mademki senin başında nefsânî huylardan ve hayvanî ahlâktan bir çok mânevî hastalıklar vardır, o hâlde merhemini önce kendi başına sürmen gerekir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Kendi kusurlarını görmek, kendini ayıplamak, o ayıbın merhemi ve ilâcıdır. (Zira kişi noksanını bilmek gibi irfan olamaz.)[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Bir mü'minde gördüğün kusur ve ayıp sende yok ise, emin olma, kendine güvenme! Olabilir ki, o ayıbı sen de işleyebilirsin; senden de o ayıp halka yayılır."[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Çünkü gıybet ve dedikodu, insanın nefsini palazlandıran bir günahtır. Dedikodu yapan insanlar, ayıplayıp küçük gördükleri kimselerin işlediği günahtan kendilerinin uzak olduklarını düşünürler. Böylece o günaha düşmemeleri sebebiyle kendilerini bu günahkârlardan üstün kabul ederler. Ama unutmamak lâzımdır ki, mü'min kardeşini küçük görmek, günah olarak insana yeter. Ayrıca tekerrür eden bir hakikattir ki, bir şahsın ayıp ve kusurlarını kınayanlar, çok geçmeden aynı hataları işlemeye başlamaktadırlar. Nitekim Peygamber Efendimiz:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"Bir kimse din kardeşini bir günahı dolayısıyla ayıplarsa, ölmeden evvel mutlaka o günahı işler. Yani kardeşini bir ayıpla kınayan, o ayıp işi işlemeden ölmez!" (Câmiu's-Sagîr, c. II, s. 161) buyurmuşlardır.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]İnsanlar, âhirette bütün amellerinden, yani nâil oldukları nîmetlerden, söylediklerinden, konuşması gerektiği zamanlardaki suskunluklarından, işlediği günahlardan ve terk ettiği sâlih amellerden hep hesâba çekilecektir. Bu çetin hesap günü gelip çatmadan evvel, herkes kendi muhâsebesini yapmalıdır. Zira "Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz." buyrulmaktadır. O muazzam hesap gününü düşünerek amel defterini, helâlleşme ve istiğfar ile aklamaya çalışmalıdır. Cenâb-ı Hak, insanların vücutlarının topyekûn bir dil hâline gelip konuşacağı o günü şöyle tasvir etmektedir:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"Nihayet oraya geldikleri zaman kulakları, gözleri ve derileri işledikleri şeye karşı onların aleyhine şâhitlik edecektir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Derilerine: «Niçin aleyhimize şâhitlik ettiniz?» derler. Onlar da: «Her şeyi konuşturan , bizi de konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştır. Yine O'na döndürülüyorsunuz.» derler.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Siz ne kulaklarınızın ne gözlerinizin ne de derilerinizin aleyhine şâhitlik etmesinden sakınmıyordunuz, yaptıklarınızdan çoğunu 'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Rabbiniz hakkında beslediğiniz zan var ya, işte sizi o mahvetti ve ziyâna uğrayanlardan oldunuz.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Şimdi eğer dayanabilirlerse, onların yeri ateştir. Ve eğer (tekrar dünyaya dönüp 'ı) hoşnut etmek isterlerse, memnun edilecek değillerdir." (Fussilet, 20-24)[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]İnsanlar, bu şiddetli kıyamet gününde, kendilerinin de çok ihtiyacı olmasına rağmen, sevaplarını, dünyada dedikodusunu yaptıkları kimselere vereceklerdir. Şâyet bunu karşılayacak kadar sevapları kalmamışsa, dedikodusunu yaptıkları kimselerin günahlarını yükleneceklerdir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Peygamber Efendimiz, kıyâmet günündeki bu acı tabloyu şöyle ifade buyurmuştur. Bir gün Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"-Müflis kimdir, biliyor musunuz?" diye sordu.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Ashâb-ı kirâm:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"-Bize göre müflis, parası olmayan ve malı bulunmayan kimsedir." deyince, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- (sözlerine) şöyle devam etti:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"-Ümmetimden müflis, kıyâmet günü namaz, oruç ve zekât sevâbı ile, (ancak bu sevapların yanında bir de amel defterine) şuna sövdü, buna zinâ iftirâsı yaptı, şunun malını yedi, bunun kanını döktü, şunu dövdü (diye yazılmış olarak) gelen kimsedir. Onun hasenâtının sevâbından (hak sahibi olan) şuna-buna verilir. Eğer üzerindeki borç ödenmeden önce ibâdet ve iyiliklerinin sevâbı tükenirse, alacaklıların günahlarından alınıp onun üzerine yüklenir. Sonra (onların günahları ile birlikte) cehenneme atılır." (Müslim, Birr, 59; Ahmed bin Hanbel, II, 303, 324, 372)[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Bu yüzden Hasan-ı Basrî Hazretleri:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"-Eğer illâ dedikodu yapacaksan, anne-babanın dedikodusunu yap!.. Âhirette en azından sevabın onlara gitmiş olur ve onların günahını yüklenirsin!.." buyurmuştur.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Mevlânâ Hazretleri'nin feyiz dolu nasihatlerine tekrar kulak verelim:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]"Bu dünyanın dedikodusu, toz gibidir. Gönül aynasını örter. Sen aklını başına al da, bir zaman için susmayı huy edin."[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Unutmamalıdır ki, kâmil bir mü'min, gücü nispetinde ve daima 'ın yarattığı her varlığın yardımına koşacak, günaha olan nefreti günahkâra taşırmayacak, bilâkis onları merhametle kucaklayacak, onlara yılanların soğuk ve zehir saçan diliyle değil, rahmet lisanıyla yaklaşarak gönüller fethedecektir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]İlâhî neşve ile dolmak isteyenler, gönül bahçelerinden kendilerine karşı yapılan yanlışlara karşı af râyihaları yayan kimselerdir. Zira affederek kendi affımıza zemin oluşturabiliriz. Affedemeyerek, insanların dedikodusunu yapan kimseler ise, hakikatte kendilerini helâk etmiş olurlar.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Yâ Rabbi!.. Gönlümüz ve dilimiz, ilâhî hikmet ve esrârına mâkes bir ayna olsun. Oradan bütün mahlûkâtına karşı şefkat, merhamet, lutuf, af, güzellik ve ihsanlar yayılsın!..[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]Bizi dünya hayatını ziyâna uğratıp âhiret müflisi hâline gelmiş kullarından eyleme!.. Âmin... [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=times new roman][SIZE=3][COLOR=green]osman nuri topbaş hocaefendi[/COLOR][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
İslam Akaidi ve Fıkıh
Dildeki Hançer Gıybet
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst