Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Sahabe-i Kiram
Doğrulukla Kurtulan Sahabiler...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 146955" data-attributes="member: 27"><p><strong>Ka’b b. Malik (ra),</strong> mazeretinden dolayı Bedir Savaşına katılmamış, ondan sonra Tebük Seferine kadar geçen bütün seferlere katılmış büyük bir sahabidir. Tebük Seferine de nefsinin kendisine galip gelmesinden, yani şahsî ihmalden dolayı katılmamıştır. Daha sonra bundan büyük bir pişmanlık duymuş ve bu sefere katılmayanlardan büyük bir kısmı sefere katılmamak ile ilgili mazeretler ileri sürerlerken o ve iki arkadaşı, Resulullah’a (asm) doğrusunu söylemeyi tercih ederek, hatalarını itiraf yolunu seçmişlerdir. Çünkü onlar hiçbir mazeretleri olmadığı halde ihmallerinden dolayı bu sefere katılmamışlardı. </p><p></p><p> Allah’ın Yüce Resul’ü, Allah’ın onlar hakkında vereceği karara kadar sahabilerin onlarla konuşmalarını men etmiş ve hatta onların eşlerine bile yaklaşmalarını yasaklamıştır. <strong>Toplumdan tecrit edilen Ka’b b. Malik ve arkadaşları,</strong> çok sıkıntılı günler geçirmelerine rağmen, sabırla ve pişmanlık duyguları içinde yaptıklarının affı için Allah’a günlerce yalvarmış, gözyaşı dökmüşlerdir. Elli gün geçtikten sonra Rabb-i Rahimden Resul-i Kibriyaya, mealen şu âyet-i kerime nazil olmuştur: </p><p></p><p><span style="color: DarkGreen">“Allah, Peygamberi ve güçlük vaktinde ona uyan Muhacir ve Ensarı affetti. O zaman içlerinden bir kısmının kalbleri kaymaya yüz tutmuş iken yine de onların tövbelerini kabul buyurdu. Şüphesiz Allah kullarına karşı çok şefkatli ve merhametlidir. Geri bırakılan o üç kişinin de tövbelerini kabul etti. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü kendilerine dar gelmiş ve ruhları daralmıştı. Ama bununla beraber, Allah’tan yine Allah’a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Eski hallerine dönsünler diye Allah sonunda onların da tövbelerini kabul etti. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul eden, çok merhamet edendir. Ey iman edenler Allah’tan sakının ve doğrularla beraber olunuz.”</span><em>(Tevbe: 117-119) </em></p><p></p><p>Bazı mazeretler uydurarak Tebük seferine katılmama gerekçelerini, doğru olmayan bir şekilde Resulullah’a iletenlerin durumunu da şu âyet-i kerime dile getiriyordu: </p><p></p><p><span style="color: DarkGreen">“Dönüp onlara geldiğinizde, kendilerini (hesaba çekmekten) vazgeçmeniz için, Allah’a yemin edeceklerdir. Bu sebeple onlardan vazgeçin. Çünkü onlar pisliktirler. Kazandıklarının karşılığı olarak varacakları yer de cehennemdir. Kendilerinden razı olmanız için size (yalan) yemin ederler. Siz onlardan razı olsanız bile şüphesiz Allah fasık toplumdan razı olmaz”</span> <em>(Tevbe: 95-96) </em></p><p><em></em></p><p> Allah’ın tövbesini affettiği Ka’b b. Malik sevincini, ders almamız gereken şu önemli ifadelerle ifade etmiştir: <span style="color: Indigo">“Vallahi, Allah beni İslâma eriştirdikten sonra Resulullah’a (asm) karşı doğru sözlü olma nimetinden daha büyük bir nimet bana ihsan etmemiştir. Kendisine yalan söyleyip de helâk olma durumuna düşmeme nimeti en büyük nimettir. Nitekim Peygambere yalan söyleyenler helâk olmuştur. Çünkü Allah yalan söyleyenler için vahiy indirdiğinde. Bir kimse için söylenebilecek en kötü sözü söylemiştir.” </span></p><p><span style="color: Indigo"></span></p><p>Büyük Sahabi âyette geçen “Pisliktirler” ifadesinden dolayı Allah’ın yalancılar için nasıl bir ağır ifade kullandığını belirtmiştir. Bu hadise ile, doğru konuşmanın, Allah’ın rahmetinden kesmeden tövbeye yönelmenin insanı nasıl yüceltebileceği, yalanın ise insanı nasıl helâk edebileceği gerçeğini anlıyoruz. </p><p>Yüce Peygamberimizin <span style="color: DarkRed">“Aleyhinizde de olsa doğru söyleyiniz”</span> ifadesi de yalanın insanın hem dünya hem de ahiret hayatına ne kadar zararlı olduğunu bize ders vermektedir. <strong>Doğruluk imanın gereğidir, doğruluk Peygamberlerin en önemli vasfıdır. Yalan ise küfrün gereğidir ve şeytanların en büyük silâhıdır. </strong></p><p><strong></strong></p><p> Asrın Büyük İslâm âlimi Bediüzzaman Said Nursî’nin Hutbe-i Şamiye adlı eserinde geçen aşağıdaki ifadeleri, doğruluk ve yalanın mahiyetini ne güzel bir şekilde ifade etmektedir: </p><p></p><p style="text-align: center"><span style="color: Purple">“Sıdk İslâmiyetin üssülesasıdır </span></p> <p style="text-align: center"><span style="color: Purple"></span><span style="color: Purple">ve ulvî seciyelerinin rabıtasıdır </span></p> <p style="text-align: center"><span style="color: Purple"></span><span style="color: Purple">ve hissiyat-ı ulvîyesinin mizacıdır. </span></p> <p style="text-align: center"><span style="color: Purple"></span></p><p style="text-align: center"><span style="color: Purple">Öyle ise, hayat-ı içtimaîyemizin esası olan sıdkı, doğruluğu içimizde ihya edip, onunla manevî hastalıklarımızı tedavi etmeliyiz. </span></p> <p style="text-align: center"></p></p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"><span style="color: Purple"><strong>Evet sıdk ve doğruluk, </strong>İslâmiyet’in hayat-ı içtimaîyesinde ukde-i hayatîyesidir. </span></p> <p style="text-align: center"><span style="color: Purple"><strong>Riyakârlık,</strong> fiilî bir nev’î yalancılıktır. </span></p> <p style="text-align: center"><span style="color: Purple"><strong>Dalkavukluk ve tasannu,</strong> alçakça bir yalancılıktır. </span></p> <p style="text-align: center"><span style="color: Purple"><strong>Nifak ve münafıklık, </strong>muzır bir yalancılıktır. </span></p> <p style="text-align: center"><span style="color: Purple"><strong>Yalancılık ise</strong> Sani-i Zülcelâlin kudretine iftira etmektir. </span></p> <p style="text-align: center"><span style="color: Purple"></span><span style="color: Purple"><strong>Küfür</strong> bütün envaıyla kizbdir, yalancılıktır. </span></p> <p style="text-align: center"><span style="color: Purple"></span><span style="color: Purple"><strong>İman,</strong> sıdktır, doğruluktur...” </span></p><p></p><p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 10px"><span style="color: DarkRed"> <u><strong>NURULLAH AKAY </strong></u></span></span> </p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 10px"><span style="color: DarkRed"><u><strong> 30.07.2009</strong></u></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 10px"><span style="color: DarkRed"><u><strong>Yeniasya</strong></u></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 10px"></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 146955, member: 27"] [B]Ka’b b. Malik (ra),[/B] mazeretinden dolayı Bedir Savaşına katılmamış, ondan sonra Tebük Seferine kadar geçen bütün seferlere katılmış büyük bir sahabidir. Tebük Seferine de nefsinin kendisine galip gelmesinden, yani şahsî ihmalden dolayı katılmamıştır. Daha sonra bundan büyük bir pişmanlık duymuş ve bu sefere katılmayanlardan büyük bir kısmı sefere katılmamak ile ilgili mazeretler ileri sürerlerken o ve iki arkadaşı, Resulullah’a (asm) doğrusunu söylemeyi tercih ederek, hatalarını itiraf yolunu seçmişlerdir. Çünkü onlar hiçbir mazeretleri olmadığı halde ihmallerinden dolayı bu sefere katılmamışlardı. Allah’ın Yüce Resul’ü, Allah’ın onlar hakkında vereceği karara kadar sahabilerin onlarla konuşmalarını men etmiş ve hatta onların eşlerine bile yaklaşmalarını yasaklamıştır. [B]Toplumdan tecrit edilen Ka’b b. Malik ve arkadaşları,[/B] çok sıkıntılı günler geçirmelerine rağmen, sabırla ve pişmanlık duyguları içinde yaptıklarının affı için Allah’a günlerce yalvarmış, gözyaşı dökmüşlerdir. Elli gün geçtikten sonra Rabb-i Rahimden Resul-i Kibriyaya, mealen şu âyet-i kerime nazil olmuştur: [COLOR=DarkGreen]“Allah, Peygamberi ve güçlük vaktinde ona uyan Muhacir ve Ensarı affetti. O zaman içlerinden bir kısmının kalbleri kaymaya yüz tutmuş iken yine de onların tövbelerini kabul buyurdu. Şüphesiz Allah kullarına karşı çok şefkatli ve merhametlidir. Geri bırakılan o üç kişinin de tövbelerini kabul etti. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü kendilerine dar gelmiş ve ruhları daralmıştı. Ama bununla beraber, Allah’tan yine Allah’a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Eski hallerine dönsünler diye Allah sonunda onların da tövbelerini kabul etti. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul eden, çok merhamet edendir. Ey iman edenler Allah’tan sakının ve doğrularla beraber olunuz.”[/COLOR][I](Tevbe: 117-119) [/I] Bazı mazeretler uydurarak Tebük seferine katılmama gerekçelerini, doğru olmayan bir şekilde Resulullah’a iletenlerin durumunu da şu âyet-i kerime dile getiriyordu: [COLOR=DarkGreen]“Dönüp onlara geldiğinizde, kendilerini (hesaba çekmekten) vazgeçmeniz için, Allah’a yemin edeceklerdir. Bu sebeple onlardan vazgeçin. Çünkü onlar pisliktirler. Kazandıklarının karşılığı olarak varacakları yer de cehennemdir. Kendilerinden razı olmanız için size (yalan) yemin ederler. Siz onlardan razı olsanız bile şüphesiz Allah fasık toplumdan razı olmaz”[/COLOR] [I](Tevbe: 95-96) [/I] Allah’ın tövbesini affettiği Ka’b b. Malik sevincini, ders almamız gereken şu önemli ifadelerle ifade etmiştir: [COLOR=Indigo]“Vallahi, Allah beni İslâma eriştirdikten sonra Resulullah’a (asm) karşı doğru sözlü olma nimetinden daha büyük bir nimet bana ihsan etmemiştir. Kendisine yalan söyleyip de helâk olma durumuna düşmeme nimeti en büyük nimettir. Nitekim Peygambere yalan söyleyenler helâk olmuştur. Çünkü Allah yalan söyleyenler için vahiy indirdiğinde. Bir kimse için söylenebilecek en kötü sözü söylemiştir.” [/COLOR] Büyük Sahabi âyette geçen “Pisliktirler” ifadesinden dolayı Allah’ın yalancılar için nasıl bir ağır ifade kullandığını belirtmiştir. Bu hadise ile, doğru konuşmanın, Allah’ın rahmetinden kesmeden tövbeye yönelmenin insanı nasıl yüceltebileceği, yalanın ise insanı nasıl helâk edebileceği gerçeğini anlıyoruz. Yüce Peygamberimizin [COLOR=DarkRed]“Aleyhinizde de olsa doğru söyleyiniz”[/COLOR] ifadesi de yalanın insanın hem dünya hem de ahiret hayatına ne kadar zararlı olduğunu bize ders vermektedir. [B]Doğruluk imanın gereğidir, doğruluk Peygamberlerin en önemli vasfıdır. Yalan ise küfrün gereğidir ve şeytanların en büyük silâhıdır. [/B] Asrın Büyük İslâm âlimi Bediüzzaman Said Nursî’nin Hutbe-i Şamiye adlı eserinde geçen aşağıdaki ifadeleri, doğruluk ve yalanın mahiyetini ne güzel bir şekilde ifade etmektedir: [CENTER][COLOR=Purple]“Sıdk İslâmiyetin üssülesasıdır [/COLOR][COLOR=Purple]ve ulvî seciyelerinin rabıtasıdır [/COLOR][COLOR=Purple]ve hissiyat-ı ulvîyesinin mizacıdır. [/COLOR] [CENTER][COLOR=Purple]Öyle ise, hayat-ı içtimaîyemizin esası olan sıdkı, doğruluğu içimizde ihya edip, onunla manevî hastalıklarımızı tedavi etmeliyiz. [/COLOR] [/CENTER] [COLOR=Purple][B]Evet sıdk ve doğruluk, [/B]İslâmiyet’in hayat-ı içtimaîyesinde ukde-i hayatîyesidir. [/COLOR] [COLOR=Purple][B]Riyakârlık,[/B] fiilî bir nev’î yalancılıktır. [/COLOR] [COLOR=Purple][B]Dalkavukluk ve tasannu,[/B] alçakça bir yalancılıktır. [/COLOR] [COLOR=Purple][B]Nifak ve münafıklık, [/B]muzır bir yalancılıktır. [/COLOR] [COLOR=Purple][B]Yalancılık ise[/B] Sani-i Zülcelâlin kudretine iftira etmektir. [/COLOR][COLOR=Purple][B]Küfür[/B] bütün envaıyla kizbdir, yalancılıktır. [/COLOR][COLOR=Purple][B]İman,[/B] sıdktır, doğruluktur...” [/COLOR][/CENTER] [CENTER][SIZE=2][COLOR=DarkRed] [U][B]NURULLAH AKAY [/B][/U][/COLOR][/SIZE] [SIZE=2][COLOR=DarkRed][U][B] 30.07.2009 Yeniasya[/B][/U][/COLOR] [/SIZE][/CENTER] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Sahabe-i Kiram
Doğrulukla Kurtulan Sahabiler...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst