Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
İslama Göre Hayat
Dörtte Bir Hisse İçin Mü'mine Adâvet Edilmez !
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 149791" data-attributes="member: 27"><p><strong><span style="color: DarkRed"><u>İzmir’den okuyucumuz:</u> “Mü’minlerin hata ve kusurları, hatta kötülükleri karşısında uhuvvetimizi bozmadan nasıl bir davranış sergilemeliyiz?” </span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkRed"></span></strong></p><p> Nefsimizin, başkası yerine sırf kendini kınaması ve bu hâlin bir aydınlık gibi bütün davranışlarımızı kapsaması, sürekli bir mânevî yükselişin de adıdır. Bunu unutmamalıyız. </p><p></p><p><strong><span style="color: Navy">Kendimizi her kınamayı bir merdiven, </span></strong></p><p><strong><span style="color: Navy"></span></strong><strong><span style="color: Navy">her hatâ îtirâfını bir yükseliş, </span></strong></p><p><strong><span style="color: Navy"></span></strong><strong><span style="color: Navy">kendi nefsini her ithamı bir terâkkî, </span></strong></p><p><strong><span style="color: Navy"></span></strong><strong><span style="color: Navy">her kusurdan dönüşü bir tevbe bilmeliyiz. </span></strong></p><p><strong><span style="color: Navy"></span></strong></p><p>Fakat aynı silâhı başkası için, hele mü’minlere karşı, hele kardeşlere karşı aslâ kullanmamalıyız. Kardeşler arasında kurmakla, korumakla ve yaşatmakla yükümlü olduğumuz uhuvvet, “eleştiri silâhının” o mahrem alana girmesini engeller. </p><p></p><p>Şüphesiz nefsin kendisini itham edip, başkasını serbest bırakması kolay bir reçete değildir. Nefsimize bunu kabul ettirmek her zaman pek kolay olmayabilir. </p><p></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray">Çünkü onun tabîatında;</span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray">takdir edilmek, </span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray"></span></strong><strong><span style="color: DarkSlateGray">ilgi çekmek,</span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray"> hatâsız bilinmek,</span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray"> kusursuz görünmek, </span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray"></span></strong><strong><span style="color: DarkSlateGray">övülmek, </span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray"></span></strong><strong><span style="color: DarkSlateGray">üste çıkmak,</span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray"> büyüklenmek... </span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray"></span></strong><strong><span style="color: DarkSlateGray">vb. gibi zayıf noktalar vardır. </span></strong></p><p></p><p>Şeytanın sevdiği noktalardır bunlar. Hattâ, şeytan kendisi de bu noktalarda zayıftır; bu zafiyetine yenik düşmüştür de, insana karşı ondan üstünlük dâvâsına kalkmıştır. Şimdi de bizimle uğraşıyor. Zayıf noktalarımızın birinden veya bir kaçından her gün giriyor ve bizi her zaman yenik düşürmeye çalışıyor. <span style="color: DarkSlateGray"><strong>Bu açıdan aslında hepimizin birbirimize her zaman hayır duâya ihtiyâcımız var. </strong></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p>Bir mü’minde bir eksiklik görmeyelim; hemen–kendi içimizde de olsa—, onu nâkıs ve kusurlu îlân ederiz. Ama nefsin bu duygusu karşısında kalbimizde azıcık duyarlılık varsa, kalbimiz nefsimizi dinlemez, bu halden Allah’a sığınır, tövbe eder, istiğfar eder. Esas olan da bunu sağlamak ve kalbe bu sâlih ameli işlettirmektir. <strong><span style="color: DarkSlateGray">Çünkü kalbin her Allah’a ilticâsı, a’lây-ı illiyyîn’e doğru, Allah katında yükseklere doğru bir basamaktır, her istiğfârı bir yükseliştir. </span></strong>Netîcede aslında kalp duyarlı bulunduğunda, nefsin her hâli Allah’ın izniyle kendi lehine dönebilmektedir. Ama kalbin bir zayıf ânında, şeytanın fırsat bulup nefis menfezinden girerek adâvet tohumu ekebileceğini de hiçbir zaman akıldan uzak tutmamalıyız. </p><p></p><p>İçimizdeki–şeytanın durmadan ektiği—adâvet tohumlarını daha çimlenmeden kurutmalıyız. Ölünceye kadar savaşımız budur bizim. Çünkü adâvet, en başta kendimize cinâyettir. </p><p></p><p><strong><span style="color: DarkGreen">“Mü’minler ancak kardeştirler; kardeşlerinizin arasını ıslâh ediniz”</span></strong>1, <span style="color: DarkGreen"><strong>“Kötülüğe iyiliğin en güzeliyle karşılık ver. Bir de bakarsın ki, aranızda düşmanlık bulunan kimse candan bir dost oluvermiştir”</strong></span>2, ve<strong><span style="color: DarkGreen"> “Onlar bollukta ve darlıkta bağışta bulunurlar, öfkelerini yutarlar ve insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever”</span></strong>3 âyetlerini uhuvvet ana başlığı altında tefsîr eden Üstad Saîd Nursî Hazretleri, mü’minin mü’mine üç günden fazla küsmesini haram kılan hadîs-i şerife de atıfta bulunarak, mü’mine hatâlarından, kusurlarından ve zaaflarından dolayı kesinlikle adâvet duyulmaması gerektiğini, bilâkis acınması ve affedilmesi gerektiğini kaydeder. </p><p></p><p>Üstad Bedîüzzaman Hazretlerine göre, fenâlığı karşısında hemen mü’mine küsmek ve yüklenmek için acele etmemeliyiz. Zîrâ, başka pay sahipleri de vardır. </p><p></p><p><strong><span style="color: Navy">Meselâ, fenâlığın dörtte biri kadere aittir.</span></strong> Bu hisseyi bir ayırmalıyız. Kaderin hissesinden dolayı mü’mine adâvet etmemeliyiz; en azından kaderin hissesini çıkarıp kader ve kazâ hissesine karşı rızâ ile mukâbele etmeliyiz.</p><p></p><p><strong><span style="color: Navy">Sonra bu fenâlıkta nefis ve şeytanın da bir payı vardır.</span></strong> Fenâlık sahibi mü’min, nihâyet nefis ve şeytanına yenik düşmüştür. Bu durumda ise, mü’mine adâvet değil, bilâkis acınmalı ve nedâmet edeceğini beklemelidir. Çünkü o mü’min, nefis ve şeytanına mağlûbiyet gibi zâten acınacak bir hâlin içindedir. Bu pay da çıkarılırsa, mü’mine duyacağımız adâvet yarıya inmiş olur. </p><p></p><p><span style="color: Navy"><strong>Sonra kendi nefsimizde görmediğimiz ve görmek istemediğimiz kusurumuzu da görmeliyiz.</strong></span> O fenâlıkta bir pay da kendi nefsimize vermeliyiz. Nihâyet o fenâlıkta şöyle veya böyle biz de sorumluluk sahibiyizdir. Bu payı da çıkardığımızda, mü’mine duyacağımız adâvetin dörtte üçünü havaya savurmuş oluruz. Geriye dörtte bir kalmıştır. </p><p></p><p><strong><span style="color: Navy">Fenâlığın sadece son dörtte birlik payının hasma,</span></strong> yani yanlış davranış sahibi mü’mine verilmesi gerektiğini beyan eden Üstad Bedîüzzaman Hazretleri, böyle dörtte birlik bir pay için de mü’mine adâvet duyulmasını haksız ve yersiz bulur. Muhakkak afv ve safh ile ve uluvvücenaplıkla mukâbele edilmesini tavsiye eder. Çünkü afvı, safhı, bağışlamayı ve öfkeleri yutmayı emreden nihayet Cenâb-ı Hak’tır. Nitekim Allah buyurur ki: “<strong><span style="color: DarkGreen">Eğer onları affeder, kusurlarına bakmaz ve bağışlarsanız, muhakkak ki, Allah da çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.”</span></strong> 4 </p><p></p><p> Demek fenâlık gördüğümüz ve hasım bildiğimiz mü’mini mağlûp edecek en selâmetli yol; kin, nefret ve adâvet yerine affetmek, bağışlamak ve âlicenaplıkla mukabele etmektir. 5 </p><p></p><p><u><em><span style="color: DarkRed"><strong>Dipnotlar:</strong> </span></em></u></p><p><em><span style="color: DarkRed">1- Hucûrât Sûresi, 49/10. </span></em></p><p><em><span style="color: DarkRed">2- Fussilet Sûresi, 41/34. </span></em></p><p><em><span style="color: DarkRed">3- Âl-i İmrân Sûresi, 3/134. </span></em></p><p><em><span style="color: DarkRed">4- Tegâbün Sûresi: 14. </span></em></p><p><em><span style="color: DarkRed">5- Mektûbât, S. 253-256.</span></em></p><p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 10px"><u><strong><span style="color: Navy">Süleyman KÖSMENE</span></strong></u></span></p> <p style="text-align: center"><u><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: Navy">13.08.2009</span></span></strong></u></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 10px"><u><strong><span style="color: Navy">Yeniasya</span></strong></u></span></p> <p style="text-align: center"></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 149791, member: 27"] [B][COLOR=DarkRed][U]İzmir’den okuyucumuz:[/U] “Mü’minlerin hata ve kusurları, hatta kötülükleri karşısında uhuvvetimizi bozmadan nasıl bir davranış sergilemeliyiz?” [/COLOR][/B] Nefsimizin, başkası yerine sırf kendini kınaması ve bu hâlin bir aydınlık gibi bütün davranışlarımızı kapsaması, sürekli bir mânevî yükselişin de adıdır. Bunu unutmamalıyız. [B][COLOR=Navy]Kendimizi her kınamayı bir merdiven, [/COLOR][/B][B][COLOR=Navy]her hatâ îtirâfını bir yükseliş, [/COLOR][/B][B][COLOR=Navy]kendi nefsini her ithamı bir terâkkî, [/COLOR][/B][B][COLOR=Navy]her kusurdan dönüşü bir tevbe bilmeliyiz. [/COLOR][/B] Fakat aynı silâhı başkası için, hele mü’minlere karşı, hele kardeşlere karşı aslâ kullanmamalıyız. Kardeşler arasında kurmakla, korumakla ve yaşatmakla yükümlü olduğumuz uhuvvet, “eleştiri silâhının” o mahrem alana girmesini engeller. Şüphesiz nefsin kendisini itham edip, başkasını serbest bırakması kolay bir reçete değildir. Nefsimize bunu kabul ettirmek her zaman pek kolay olmayabilir. [B][COLOR=DarkSlateGray]Çünkü onun tabîatında;[/COLOR][/B] [B][COLOR=DarkSlateGray]takdir edilmek, [/COLOR][/B][B][COLOR=DarkSlateGray]ilgi çekmek,[/COLOR][/B] [B][COLOR=DarkSlateGray] hatâsız bilinmek,[/COLOR][/B] [B][COLOR=DarkSlateGray] kusursuz görünmek, [/COLOR][/B][B][COLOR=DarkSlateGray]övülmek, [/COLOR][/B][B][COLOR=DarkSlateGray]üste çıkmak,[/COLOR][/B] [B][COLOR=DarkSlateGray] büyüklenmek... [/COLOR][/B][B][COLOR=DarkSlateGray]vb. gibi zayıf noktalar vardır. [/COLOR][/B] Şeytanın sevdiği noktalardır bunlar. Hattâ, şeytan kendisi de bu noktalarda zayıftır; bu zafiyetine yenik düşmüştür de, insana karşı ondan üstünlük dâvâsına kalkmıştır. Şimdi de bizimle uğraşıyor. Zayıf noktalarımızın birinden veya bir kaçından her gün giriyor ve bizi her zaman yenik düşürmeye çalışıyor. [COLOR=DarkSlateGray][B]Bu açıdan aslında hepimizin birbirimize her zaman hayır duâya ihtiyâcımız var. [/B] [/COLOR] Bir mü’minde bir eksiklik görmeyelim; hemen–kendi içimizde de olsa—, onu nâkıs ve kusurlu îlân ederiz. Ama nefsin bu duygusu karşısında kalbimizde azıcık duyarlılık varsa, kalbimiz nefsimizi dinlemez, bu halden Allah’a sığınır, tövbe eder, istiğfar eder. Esas olan da bunu sağlamak ve kalbe bu sâlih ameli işlettirmektir. [B][COLOR=DarkSlateGray]Çünkü kalbin her Allah’a ilticâsı, a’lây-ı illiyyîn’e doğru, Allah katında yükseklere doğru bir basamaktır, her istiğfârı bir yükseliştir. [/COLOR][/B]Netîcede aslında kalp duyarlı bulunduğunda, nefsin her hâli Allah’ın izniyle kendi lehine dönebilmektedir. Ama kalbin bir zayıf ânında, şeytanın fırsat bulup nefis menfezinden girerek adâvet tohumu ekebileceğini de hiçbir zaman akıldan uzak tutmamalıyız. İçimizdeki–şeytanın durmadan ektiği—adâvet tohumlarını daha çimlenmeden kurutmalıyız. Ölünceye kadar savaşımız budur bizim. Çünkü adâvet, en başta kendimize cinâyettir. [B][COLOR=DarkGreen]“Mü’minler ancak kardeştirler; kardeşlerinizin arasını ıslâh ediniz”[/COLOR][/B]1, [COLOR=DarkGreen][B]“Kötülüğe iyiliğin en güzeliyle karşılık ver. Bir de bakarsın ki, aranızda düşmanlık bulunan kimse candan bir dost oluvermiştir”[/B][/COLOR]2, ve[B][COLOR=DarkGreen] “Onlar bollukta ve darlıkta bağışta bulunurlar, öfkelerini yutarlar ve insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever”[/COLOR][/B]3 âyetlerini uhuvvet ana başlığı altında tefsîr eden Üstad Saîd Nursî Hazretleri, mü’minin mü’mine üç günden fazla küsmesini haram kılan hadîs-i şerife de atıfta bulunarak, mü’mine hatâlarından, kusurlarından ve zaaflarından dolayı kesinlikle adâvet duyulmaması gerektiğini, bilâkis acınması ve affedilmesi gerektiğini kaydeder. Üstad Bedîüzzaman Hazretlerine göre, fenâlığı karşısında hemen mü’mine küsmek ve yüklenmek için acele etmemeliyiz. Zîrâ, başka pay sahipleri de vardır. [B][COLOR=Navy]Meselâ, fenâlığın dörtte biri kadere aittir.[/COLOR][/B] Bu hisseyi bir ayırmalıyız. Kaderin hissesinden dolayı mü’mine adâvet etmemeliyiz; en azından kaderin hissesini çıkarıp kader ve kazâ hissesine karşı rızâ ile mukâbele etmeliyiz. [B][COLOR=Navy]Sonra bu fenâlıkta nefis ve şeytanın da bir payı vardır.[/COLOR][/B] Fenâlık sahibi mü’min, nihâyet nefis ve şeytanına yenik düşmüştür. Bu durumda ise, mü’mine adâvet değil, bilâkis acınmalı ve nedâmet edeceğini beklemelidir. Çünkü o mü’min, nefis ve şeytanına mağlûbiyet gibi zâten acınacak bir hâlin içindedir. Bu pay da çıkarılırsa, mü’mine duyacağımız adâvet yarıya inmiş olur. [COLOR=Navy][B]Sonra kendi nefsimizde görmediğimiz ve görmek istemediğimiz kusurumuzu da görmeliyiz.[/B][/COLOR] O fenâlıkta bir pay da kendi nefsimize vermeliyiz. Nihâyet o fenâlıkta şöyle veya böyle biz de sorumluluk sahibiyizdir. Bu payı da çıkardığımızda, mü’mine duyacağımız adâvetin dörtte üçünü havaya savurmuş oluruz. Geriye dörtte bir kalmıştır. [B][COLOR=Navy]Fenâlığın sadece son dörtte birlik payının hasma,[/COLOR][/B] yani yanlış davranış sahibi mü’mine verilmesi gerektiğini beyan eden Üstad Bedîüzzaman Hazretleri, böyle dörtte birlik bir pay için de mü’mine adâvet duyulmasını haksız ve yersiz bulur. Muhakkak afv ve safh ile ve uluvvücenaplıkla mukâbele edilmesini tavsiye eder. Çünkü afvı, safhı, bağışlamayı ve öfkeleri yutmayı emreden nihayet Cenâb-ı Hak’tır. Nitekim Allah buyurur ki: “[B][COLOR=DarkGreen]Eğer onları affeder, kusurlarına bakmaz ve bağışlarsanız, muhakkak ki, Allah da çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.”[/COLOR][/B] 4 Demek fenâlık gördüğümüz ve hasım bildiğimiz mü’mini mağlûp edecek en selâmetli yol; kin, nefret ve adâvet yerine affetmek, bağışlamak ve âlicenaplıkla mukabele etmektir. 5 [U][I][COLOR=DarkRed][B]Dipnotlar:[/B] [/COLOR][/I][/U] [I][COLOR=DarkRed]1- Hucûrât Sûresi, 49/10. [/COLOR][/I] [I][COLOR=DarkRed]2- Fussilet Sûresi, 41/34. [/COLOR][/I] [I][COLOR=DarkRed]3- Âl-i İmrân Sûresi, 3/134. [/COLOR][/I] [I][COLOR=DarkRed]4- Tegâbün Sûresi: 14. [/COLOR][/I] [I][COLOR=DarkRed]5- Mektûbât, S. 253-256.[/COLOR][/I] [CENTER][SIZE=2][U][B][COLOR=Navy]Süleyman KÖSMENE[/COLOR][/B][/U][/SIZE] [U][B][SIZE=2][COLOR=Navy]13.08.2009[/COLOR][/SIZE][/B][/U] [SIZE=2][U][B][COLOR=Navy]Yeniasya[/COLOR][/B][/U][/SIZE] [/CENTER] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
İslama Göre Hayat
Dörtte Bir Hisse İçin Mü'mine Adâvet Edilmez !
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst