nurunalanur
Well-known member
DÜNKÜ ÇOCUK…
Minik bir mum ışığıydı gözüme çarpan… Ahşap çerçeveye sıkıştırılmış birkaç eski resim… Gülümsüyordu oradaki yüz, elinde taşıdığı boyundan büyük pamuk şekeriyle… Arkasına düşülen tarih, eskiyen yılların en gerçek ispatıydı… Ve minik bir yasemin demetinin altına bırakılmış kağıt… Çocukluğum gitmiş. Giderken de masama not bırakmış…
“Yakında gençliğin gelip kapını çalacak ve sen dünyayı baş parmağının ucuna alıp bir top gibi çevirebilecek kadar güçlü hissedeceksin kendini… Bazen kimselerin seni anlamadığını düşüneceksin… Ta ki senin gibi düşünen, hayata senin baktığın yerden bakan, seninle aynı anda aynı duyguları hissedebilen gençlerin olduğunu görene kadar… Ve sen; birkaç zaman öncesine kadar sana ait olan ama, o an itibariyle kuşların kanadına sarılıp da uçmakta olan çocukluğuna teşekkür edeceksin… O zamana kadar dinlediğin melodikanın yerini ney alacak… Gönlünü kaybedip onu aramak için yola çıktığında, ayakların seni salıncaklı bir çocuk parkına değil, Hüdayi dergahına götürecek… Sen artık Peygamberin (sav) “Kuşun ölmüş, başın sağ olsun!” dediği Umeyr gibi değil de, “haydi savaşa gidiyoruz” dendiğinde ön safta yer alan Mus’ab gibi olacaksın… Vazifelerin de artacak, daha çok iş yapabilmek için yaşama isteğinde… Koşmak isteyeceksin, elinden yardım gelebilecek herkese… Önderini tanıyacaksın… Helaller ve haramlar vuku bulacak gözlerinin önünde ve katip meleklerin elleri daha hızlı çalışmaya başlayacak… Geceleri sağındaki meleğin elinde tuttuğu not defterine göz ucuyla bakıp devam edeceksin hayatına, sağdaki meleği yorabilme duası ve düşüncesiyle… Gönül ağacına çizdiğin isimler, ömrünün sonuna kadar beraber olacağın dostların olacak; “Hakiki dost yanına gittiğinde sana Allah (cc)’ı hatırlatandır.” mantığıyla… Yaşadığın topraklar sana dar gelmeye başladığında, tebliğ için kanatlarını gereceksin. Belki Atlantik’in öte yanına, belki de Nil’in yamaçlarına gideceksin, “Bir” bildiğini anlatabilmek için… Uhdene alacaksın buraları, senden sorulacak artık o topraklar… Ağlayacaksın… Çok ağlayacaksın… Yere düşüp de dizlerini kanattığın için değil, birilerinin senin kardeş bildiklerini yere düşürüp de dizlerini kanattığı için… Züleyha gibi aşık olup, Meryem gibi iffetini koruyacaksın. Ammar gibi sabırlı, Erkam gibi geniş gönüllü olacaksın. Örnek aldıkların çizgi film karakterleri değil, gökteki yıldızlara benzetilen ve hangisine tutunursan tutun doğru yolu bulacağına işaret olanlar olacak. Faytona bindiğinde atların ritminden dolayı elindeki su dökülmesin diye değil, gözün okuduğun kitaptan kaymasın diye uğraşacaksın. Peşinden koştuğun davaların olacak… Bütün bağrışmaların, üzüntülerin, sevinçlerin dava odaklı olacak… Geceleri gözüne uyku girmeyecek, bol bol kalbin sızlayacak… Kalp sızısı gençliğin ilk adımı ve ispatıdır, bundan mahrum kalan bedenen büyüse de zihnen gelişmemiş olanlardır… Beyazıt’ta sahafları gezerken, senin yaşın kadar geçmişi olan kitaplara dokunurken, fotoğrafta gördüğün pamuk şekerli mütebessim çehre canlanacak gözünde… İşte o zaman teşekkür edeceksin çocukluğuna… Seni yetiştirenlere, doğruları gösterenlere, evvel Rabbine… Müslümanlık nüfus cüzdanını süsleyen bir ibare olmayacak senin için, çünkü senin sağlam bir geçmişin ve yıkılmayan tabuların(!) olacak… Gerici diyecekler sana, “kökü mazide olan atiyim” diye cevap vereceksin kitaplarda izinden gittiklerine Fatihalar göndererek… Ve dua edeceksin; sana verilen bu en kıymetli hediye olan gençliği sırat-ı müstakim üzere kullanıp, arkanda Fatiha okuyacak çok sayıda gençlerin olması için…”
Bu kadar… Tüm bunlar çocukluktan gençliğe verilmiş bir ültimatom değil… Bunlar her çocukluğun ebedi gençliğe bıraktığı minik miraslar… Aldım kağıdı, yastığımın altına koydum… Dünkü çocuktan yarınki gence yastık altı bir mektup bu çünkü…
Mumu üfledim…
Hoş geldin karanlık, ben ve gençliğim…
Minik bir mum ışığıydı gözüme çarpan… Ahşap çerçeveye sıkıştırılmış birkaç eski resim… Gülümsüyordu oradaki yüz, elinde taşıdığı boyundan büyük pamuk şekeriyle… Arkasına düşülen tarih, eskiyen yılların en gerçek ispatıydı… Ve minik bir yasemin demetinin altına bırakılmış kağıt… Çocukluğum gitmiş. Giderken de masama not bırakmış…
“Yakında gençliğin gelip kapını çalacak ve sen dünyayı baş parmağının ucuna alıp bir top gibi çevirebilecek kadar güçlü hissedeceksin kendini… Bazen kimselerin seni anlamadığını düşüneceksin… Ta ki senin gibi düşünen, hayata senin baktığın yerden bakan, seninle aynı anda aynı duyguları hissedebilen gençlerin olduğunu görene kadar… Ve sen; birkaç zaman öncesine kadar sana ait olan ama, o an itibariyle kuşların kanadına sarılıp da uçmakta olan çocukluğuna teşekkür edeceksin… O zamana kadar dinlediğin melodikanın yerini ney alacak… Gönlünü kaybedip onu aramak için yola çıktığında, ayakların seni salıncaklı bir çocuk parkına değil, Hüdayi dergahına götürecek… Sen artık Peygamberin (sav) “Kuşun ölmüş, başın sağ olsun!” dediği Umeyr gibi değil de, “haydi savaşa gidiyoruz” dendiğinde ön safta yer alan Mus’ab gibi olacaksın… Vazifelerin de artacak, daha çok iş yapabilmek için yaşama isteğinde… Koşmak isteyeceksin, elinden yardım gelebilecek herkese… Önderini tanıyacaksın… Helaller ve haramlar vuku bulacak gözlerinin önünde ve katip meleklerin elleri daha hızlı çalışmaya başlayacak… Geceleri sağındaki meleğin elinde tuttuğu not defterine göz ucuyla bakıp devam edeceksin hayatına, sağdaki meleği yorabilme duası ve düşüncesiyle… Gönül ağacına çizdiğin isimler, ömrünün sonuna kadar beraber olacağın dostların olacak; “Hakiki dost yanına gittiğinde sana Allah (cc)’ı hatırlatandır.” mantığıyla… Yaşadığın topraklar sana dar gelmeye başladığında, tebliğ için kanatlarını gereceksin. Belki Atlantik’in öte yanına, belki de Nil’in yamaçlarına gideceksin, “Bir” bildiğini anlatabilmek için… Uhdene alacaksın buraları, senden sorulacak artık o topraklar… Ağlayacaksın… Çok ağlayacaksın… Yere düşüp de dizlerini kanattığın için değil, birilerinin senin kardeş bildiklerini yere düşürüp de dizlerini kanattığı için… Züleyha gibi aşık olup, Meryem gibi iffetini koruyacaksın. Ammar gibi sabırlı, Erkam gibi geniş gönüllü olacaksın. Örnek aldıkların çizgi film karakterleri değil, gökteki yıldızlara benzetilen ve hangisine tutunursan tutun doğru yolu bulacağına işaret olanlar olacak. Faytona bindiğinde atların ritminden dolayı elindeki su dökülmesin diye değil, gözün okuduğun kitaptan kaymasın diye uğraşacaksın. Peşinden koştuğun davaların olacak… Bütün bağrışmaların, üzüntülerin, sevinçlerin dava odaklı olacak… Geceleri gözüne uyku girmeyecek, bol bol kalbin sızlayacak… Kalp sızısı gençliğin ilk adımı ve ispatıdır, bundan mahrum kalan bedenen büyüse de zihnen gelişmemiş olanlardır… Beyazıt’ta sahafları gezerken, senin yaşın kadar geçmişi olan kitaplara dokunurken, fotoğrafta gördüğün pamuk şekerli mütebessim çehre canlanacak gözünde… İşte o zaman teşekkür edeceksin çocukluğuna… Seni yetiştirenlere, doğruları gösterenlere, evvel Rabbine… Müslümanlık nüfus cüzdanını süsleyen bir ibare olmayacak senin için, çünkü senin sağlam bir geçmişin ve yıkılmayan tabuların(!) olacak… Gerici diyecekler sana, “kökü mazide olan atiyim” diye cevap vereceksin kitaplarda izinden gittiklerine Fatihalar göndererek… Ve dua edeceksin; sana verilen bu en kıymetli hediye olan gençliği sırat-ı müstakim üzere kullanıp, arkanda Fatiha okuyacak çok sayıda gençlerin olması için…”
Bu kadar… Tüm bunlar çocukluktan gençliğe verilmiş bir ültimatom değil… Bunlar her çocukluğun ebedi gençliğe bıraktığı minik miraslar… Aldım kağıdı, yastığımın altına koydum… Dünkü çocuktan yarınki gence yastık altı bir mektup bu çünkü…
Mumu üfledim…
Hoş geldin karanlık, ben ve gençliğim…
--alıntı---