Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Hatıralar
Dünyasını bir sepete sığdıran adam; Bediüzzaman
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="NuruAhsen" data-source="post: 21983" data-attributes="member: 857"><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Van Erek Dağı’nda talebelerine ders verdiği günlerdir. Yaz aylarıdır. Gece geç saatlere kadar ders ve ibadetle meşgul olduklarından, sabahleyin namaza... </span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred"><img src="http://www.kadincakararinca.com/resimler/haberler/3105.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />Van Erek Dağı’nda talebelerine ders verdiği günlerdir. Yaz aylarıdır. Gece geç saatlere kadar ders ve ibadetle meşgul olduklarından, sabahleyin namaza kalkmakta zorlanmaktalar. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bediüzzaman, “Kardeşim, keşke bir horozumuz olsaydı, sabahları öter, biz de rahatlıkla uyanırdık” der. Talebelerinden Molla Hamid hemen atılır: “Efendim, bizim evde horoz var, ben getiririm.” </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bediüzzaman biraz düşündükten sonra, “Bu horoza bir de hanım lazım, yalnız kalamaz, canı sıkılır” der. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Molla Hamid, “Efendim, bizde tavuk çok, bir iki tane de tavuk getiririm, ne olacak?” diye cevap verir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bediüzzaman devam eder: “Bunlara kümes de lazım. Onu ne yapacağız?”</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Molla Hamid’in cevabı yine hazırdır: “Efendim, benim biraz marangozluğum vardır, hallederim.”</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Üstad, “Peki yem lazım, onu ne yapacağız?” diye işi yokuşa sürer.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Molla Hamid’in buna da cevabı vardır: “Efendim biz çiftçiyiz, ambarlarımız buğday dolu, getiririm, merak etmeyiniz.”</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bediüzzaman daha fazla dayanamaz ve şöyle der: “Hamid, ben kendimi dünyadan uzaklaştıracak şeylerle meşgul etmek istiyorum. Sen ise beni dünyaya çağırıyorsun. Yok yok, horoz falan lazım değil.”</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red"><strong>Aklı fikri insanları dünyanın cazibesinden kurtarmaktı</strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bediüzzaman, dünyaya değer vermemiş ve ona hiç gülmemiştir. En büyük mücadelesini de “dünyevileşme”ye karşı vermiştir. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Dünya, bütün nimetleriyle onu kendisine davet etmiştir. Padişahla, valilerle, paşalarla samimi dostluklar kurmuş, çevresi hep rütbeli ve zengin insanlarla dolmuştur. Büyük teklifler almış, yüksek maaşlar verilmek istenmiş, en basit tarifiyle el üstünde tutulmuştur. Yani dünya en cazibeli yüzüyle ona gülmüş, en gösterişli yanıyla ona sunulmuştur.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Ama o dünyayı bir “sepet”e koymuş, onu yanında taşımıştır. Onun dünyası ve dünyaya verdiği değer o kadardır. 87 yıllık ömründe hiçbir malvarlığı olmamıştır. Bir yatağı, bir çaydanlığı, kaşığı, bardağı, bir kat da giyecek eşyası… Her şeyi o kadardır. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bediüzzaman’ın hizmetinde bulunmuş ve hayatını Risale-i Nur’a vakfetmiş Mehmed Fırıncı onu anlatırken şunları söylüyor: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">“Dünyanın cazibesine aldanmıyordu her şeyden önce… Elbette her insan dünyada yaşayacak, ama bu dünyada iman dairesinde yaşamazsa ebedi bir felakete duçar olduğunu gözüyle görür gibi inanan bir zattı Bediüzzaman Hazretleri… Bana üç kere söylediği bir şey vardı: ‘Bir insanın imanının kurtulması için cehenneme girmeye razıyım’ diye. İnsanları dünyanın cazibesinden kurtarmak için cehenneme bile girmeye razıydı.”</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Mehmed Fırıncı bir benzetmeyle devam ediyor: “Buraya gelirken bir reklam gördüm ‘Aklım fikrim </span></span></span><a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=19&script=showthread&forumid=33" target="_blank"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">futbol</span></span></span></a><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">’ diye… Bediüzzaman Hazretleri’nin de aklı fikri bir tek insan da olsa dünyanın cazibesine kapılmadan istikametle yaşamasını temin etmekti” diyor.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red"><strong>Dünyayı terk etmek nasıl olur?</strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Peki dünyanın cazibesine kapılmadan, ama dünyadan da kopmadan nasıl yaşanabilir? Dört bir yanımızı saran dünyevileşmeden nasıl yakamızı kurtarabiliriz, bunun ölçüsü nedir? </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">“Üstad, insanların dünyanın cazibesine kapılmadan ama hayatın içinde olarak yaşamalarını isterdi” diye açıklıyor bunu Mehmed Fırıncı… Bunun da “dünyayı kesben değil kalben terk etmek”le mümkün olacağını söylüyor. Yani dünyadan el etek çekip tembellik yatağında yatarak değil; ahiretin fidanlığı gibi görüp cennetin kazanılacağı yer olarak görerek… </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Fırıncı’nın anlattığı bir hatıra buna güzel bir örnek teşkil ediyor. Bediüzzaman, bir gün dershanenin karşısında bulunan bir inşaata ait demirlerin ne olduğunu sorar hizmetinde bulunan talebesi Zübeyir Gündüzalp’e... Zübeyir Gündüzalp, demirler hakkında uzun uzun bilgi verince, Üstad “Ben senin burada ahiret için durduğunu zannediyordum, meğer dünya için yaşıyormuşsun” der. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Daha sonra aynı mevzuyu diğer talebesi Mustafa Sungur’a sorar. O da, “Üstad’ım, bilmiyorum” diye cevap verir. Üstad aynı soruyu Mustafa Sungur’a akşam tekrar sorar. O yine, “Bilmiyorum” deyince, “Sungur, bundan sonra Risale-i Nur hizmetleri biraz dünyaya da taalluk edeceği için bir parça bilmek lazım” der. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Mehmed Fırıncı şöyle açıklıyor meseleyi: “Yani dengeyi temin etmek. Üstad’ın vermek istediği ders buydu. Dünya-ahiret dengesini düz tutmak. Terazinin kefelerini dengelemek. Çünkü ahiret burada kazanılacak. Bir bakıma dünya daha kıymetli çünkü cennet burada kazanılıyor.” </span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red"><strong>Üç yüzlü dünya</strong> </span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">“İnsanların âşık olduğu dünyaya baktım” diyerek onun üç yüzü olduğunu söyler Bediüzzaman: “Biri Cenab-ı Hakk’ın isimlerine bakar, onların aynasıdır; biri ahirete bakar, onun tarlasıdır; biri de dünyaperestlere bakar, onların oyun alanıdır.”</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bediüzzaman, dünyaya ilk iki yüzüyle değer verirken, dünyevileşme dediğimiz “üçüncü yüzü”yle mücadele etmiştir. Çünkü ona göre, “bu yüz çirkindir, fanidir, geçicidir, elemlidir, aldatır.” Bunun için, “tek dünyalı” dediği insanlara merhametle ve acıma duygularıyla bakmış ve hayatı, bu hastalığa tutulmuş insanlara yardım elini uzatmakla geçmiştir. Eserlerini de bu gayeyle kaleme almıştır. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Mehmed Fırıncı, “Üstad Hazretleri’nin dünyada bir malı yoktu. ‘Dünyada ahiret için çalışıyoruz, dünya malı için değil. Hakiki mal amel-i salihadır’ derdi. Dolayısıyla insanla birlikte ahirete gidecek olan salih amellerdir. Onun için Üstad sürekli evrad ü ezkarla ve Nurlar’la meşgul olurdu” diyor.</span></span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red"><strong>“Dünyada ahiret için çalışıyoruz, dünya malı için değil “</strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">1920’lerde bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığı’nın işlevini gören Darü’l-Hikmet-i İslamiye üyesiyken yeğeni Abdurrahman’a, “Git, ba¬¬na falan matbaa müdürünü çağır, gel” der. Abdurrahman gider, matbaa müdürünü bulur, getirir. Bediüzzaman, yeni birkaç eserini bastıracaktır. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Müdüre, “Kardeşim bu eserlerimi bastırmak istiyo¬rum” der. Yeğeni Abdurrahman’a da, “Abdurrahman, biriktirdiğin paraları getir, müdür beye ver” der. Darü’l-Hikmet’ten aldığı maaşın geçimlerine yetecek kadarını ayırmakta, kalanını da biriktirmesi için yeğenine vermektedir. Abdurrahman şaşırır. Bu paraları biriktirirken ne hayaller kurmuştur. Gözyaşları içinde gider, paraları getirir ve müdüre verir. Müdür gittikten sonra kendi kendini teselli etmeye başlar: “Eserler basılınca satılır, ben de paraları yeniden biriktiririm.”</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Birkaç gün sonra, Bediüzzaman matbaa müdürünü yine çağırtır ve şöyle der: “Kardeşim, eserlerimin üzerine şöyle yazın: Bu kitaplar İslam milletine ücretsiz olarak dağıtılacaktır.”</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Abdurrahman’ın başından adeta kaynar sular dökülür. Ağlamaya başlar ve amcası Bediüzzaman’a sitemle, “Amca, birkaç kuruş para biriktiriyordum, memlekete döndüğümüzde düşman işgalinde harap olmuş evimizi belki tamir ettiririz diye... O ümidimi de öldürdün. Böyle olur mu?” der.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bediüzzaman gülümser, yeğenini bağrına basar, gözyaşlarını siler: “Yavrum Abdurrahman, hükümet bize fazla maaş veriyordu. Kendi ihtiyacımızdan fazlası devletin hazinesine aittir. O fazla parayı Müslümanlara iade ediyorum” der. Ve ilave eder: “Allah dilerse mukaddes vatanın her yerinde sana ev verir.”</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Tüketim çılgınlığı ve Bediüzzaman’ın eşyaya vefası</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Tüketim çılgını günümüz insanının anlamakta epey zorlanacağı bir haslete sahiptir aynı zamanda Bediüzzaman… O eşyalarına karşı bir vefa duygusuyla bağlıdır. Bugün aldığı eşyayı yarın bir başkasıyla değiştiren bugünün alışveriş anlayışı, onun ölçüleriyle hiç bağdaşmamaktadır. Bu vefasızlık onun dünyasına çok yabancıdır.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Mehmed Fırıncı’dan dinleyelim: “Üstad’ın Isparta’da kaldığı evde ‘yüz yamalı cübbem’ dediği cübbe hâlâ duruyor. Elbise de bir nimettir, ayakkabı da bir nimettir. Bu nimetleri Allah’ın ihsanı olarak giymek ve muhafaza etmek gerekir. Üstad, Emirdağ Lahikası’ndaki bir mektupta ‘Benim bu medeniyete küsmemim nedeni insanı hakiki ihtiyaç olan dört şeyden yüz şeye muhtaç ediyor ve gayr-i zaruri şeyleri zaruret haline getiriyor’ diyor.”</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red"><strong>Onun kaşık hikâyesi çok ibretli bir olaydır:</strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bir gün talebesi Zübeyir Gündüzalp’e ortadan kırılmış bir çay kaşığı verir ve “Bunu tamir ettir, getir” der. Zübeyir Gündüzalp, çarşı içinde kaynak işleri yapan bir ustaya gider ve kırık kaşığı vererek tamir etmesini söyler.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Tamirci Abdullah Usta, kaşığı eline alır, bakar. Kaşık alüminyumdur ve alüminyum kay¬nak tutmaz. Gider, yeni bir kaşık alır, Bediüzzaman’a getirir. Bediüzzaman kendi kaşığı olmadığını fark edince, “Kardeşim, sen bilmiyor musun, o benim kırk yıllık arkadaşımdı?” der. “Benim kaşığımı tamir et, getir.”</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Abdullah Usta dükkâna döner ve küçük bir saç keserek kıvırır, kaşığı içinden geçirerek sıkıştırır, perçinler. Kaşığı getirir, Üstad’a verir. Bediüzzaman buna çok memnun olur. Tamir ücreti olarak 25 kuruş verir.</span></span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red"><strong>Moral</strong></span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="NuruAhsen, post: 21983, member: 857"] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Van Erek Dağı’nda talebelerine ders verdiği günlerdir. Yaz aylarıdır. Gece geç saatlere kadar ders ve ibadetle meşgul olduklarından, sabahleyin namaza... [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred][IMG]http://www.kadincakararinca.com/resimler/haberler/3105.jpg[/IMG]Van Erek Dağı’nda talebelerine ders verdiği günlerdir. Yaz aylarıdır. Gece geç saatlere kadar ders ve ibadetle meşgul olduklarından, sabahleyin namaza kalkmakta zorlanmaktalar. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Bediüzzaman, “Kardeşim, keşke bir horozumuz olsaydı, sabahları öter, biz de rahatlıkla uyanırdık” der. Talebelerinden Molla Hamid hemen atılır: “Efendim, bizim evde horoz var, ben getiririm.” [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Bediüzzaman biraz düşündükten sonra, “Bu horoza bir de hanım lazım, yalnız kalamaz, canı sıkılır” der. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Molla Hamid, “Efendim, bizde tavuk çok, bir iki tane de tavuk getiririm, ne olacak?” diye cevap verir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Bediüzzaman devam eder: “Bunlara kümes de lazım. Onu ne yapacağız?”[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Molla Hamid’in cevabı yine hazırdır: “Efendim, benim biraz marangozluğum vardır, hallederim.”[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Üstad, “Peki yem lazım, onu ne yapacağız?” diye işi yokuşa sürer.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Molla Hamid’in buna da cevabı vardır: “Efendim biz çiftçiyiz, ambarlarımız buğday dolu, getiririm, merak etmeyiniz.”[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Bediüzzaman daha fazla dayanamaz ve şöyle der: “Hamid, ben kendimi dünyadan uzaklaştıracak şeylerle meşgul etmek istiyorum. Sen ise beni dünyaya çağırıyorsun. Yok yok, horoz falan lazım değil.”[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=red][B]Aklı fikri insanları dünyanın cazibesinden kurtarmaktı[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Bediüzzaman, dünyaya değer vermemiş ve ona hiç gülmemiştir. En büyük mücadelesini de “dünyevileşme”ye karşı vermiştir. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Dünya, bütün nimetleriyle onu kendisine davet etmiştir. Padişahla, valilerle, paşalarla samimi dostluklar kurmuş, çevresi hep rütbeli ve zengin insanlarla dolmuştur. Büyük teklifler almış, yüksek maaşlar verilmek istenmiş, en basit tarifiyle el üstünde tutulmuştur. Yani dünya en cazibeli yüzüyle ona gülmüş, en gösterişli yanıyla ona sunulmuştur.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Ama o dünyayı bir “sepet”e koymuş, onu yanında taşımıştır. Onun dünyası ve dünyaya verdiği değer o kadardır. 87 yıllık ömründe hiçbir malvarlığı olmamıştır. Bir yatağı, bir çaydanlığı, kaşığı, bardağı, bir kat da giyecek eşyası… Her şeyi o kadardır. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Bediüzzaman’ın hizmetinde bulunmuş ve hayatını Risale-i Nur’a vakfetmiş Mehmed Fırıncı onu anlatırken şunları söylüyor: [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]“Dünyanın cazibesine aldanmıyordu her şeyden önce… Elbette her insan dünyada yaşayacak, ama bu dünyada iman dairesinde yaşamazsa ebedi bir felakete duçar olduğunu gözüyle görür gibi inanan bir zattı Bediüzzaman Hazretleri… Bana üç kere söylediği bir şey vardı: ‘Bir insanın imanının kurtulması için cehenneme girmeye razıyım’ diye. İnsanları dünyanın cazibesinden kurtarmak için cehenneme bile girmeye razıydı.”[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Mehmed Fırıncı bir benzetmeyle devam ediyor: “Buraya gelirken bir reklam gördüm ‘Aklım fikrim [/COLOR][/SIZE][/FONT][URL="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=19&script=showthread&forumid=33"][FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]futbol[/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]’ diye… Bediüzzaman Hazretleri’nin de aklı fikri bir tek insan da olsa dünyanın cazibesine kapılmadan istikametle yaşamasını temin etmekti” diyor.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=red][B]Dünyayı terk etmek nasıl olur?[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Peki dünyanın cazibesine kapılmadan, ama dünyadan da kopmadan nasıl yaşanabilir? Dört bir yanımızı saran dünyevileşmeden nasıl yakamızı kurtarabiliriz, bunun ölçüsü nedir? [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]“Üstad, insanların dünyanın cazibesine kapılmadan ama hayatın içinde olarak yaşamalarını isterdi” diye açıklıyor bunu Mehmed Fırıncı… Bunun da “dünyayı kesben değil kalben terk etmek”le mümkün olacağını söylüyor. Yani dünyadan el etek çekip tembellik yatağında yatarak değil; ahiretin fidanlığı gibi görüp cennetin kazanılacağı yer olarak görerek… [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Fırıncı’nın anlattığı bir hatıra buna güzel bir örnek teşkil ediyor. Bediüzzaman, bir gün dershanenin karşısında bulunan bir inşaata ait demirlerin ne olduğunu sorar hizmetinde bulunan talebesi Zübeyir Gündüzalp’e... Zübeyir Gündüzalp, demirler hakkında uzun uzun bilgi verince, Üstad “Ben senin burada ahiret için durduğunu zannediyordum, meğer dünya için yaşıyormuşsun” der. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Daha sonra aynı mevzuyu diğer talebesi Mustafa Sungur’a sorar. O da, “Üstad’ım, bilmiyorum” diye cevap verir. Üstad aynı soruyu Mustafa Sungur’a akşam tekrar sorar. O yine, “Bilmiyorum” deyince, “Sungur, bundan sonra Risale-i Nur hizmetleri biraz dünyaya da taalluk edeceği için bir parça bilmek lazım” der. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Mehmed Fırıncı şöyle açıklıyor meseleyi: “Yani dengeyi temin etmek. Üstad’ın vermek istediği ders buydu. Dünya-ahiret dengesini düz tutmak. Terazinin kefelerini dengelemek. Çünkü ahiret burada kazanılacak. Bir bakıma dünya daha kıymetli çünkü cennet burada kazanılıyor.” [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=red][B]Üç yüzlü dünya[/B] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]“İnsanların âşık olduğu dünyaya baktım” diyerek onun üç yüzü olduğunu söyler Bediüzzaman: “Biri Cenab-ı Hakk’ın isimlerine bakar, onların aynasıdır; biri ahirete bakar, onun tarlasıdır; biri de dünyaperestlere bakar, onların oyun alanıdır.”[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Bediüzzaman, dünyaya ilk iki yüzüyle değer verirken, dünyevileşme dediğimiz “üçüncü yüzü”yle mücadele etmiştir. Çünkü ona göre, “bu yüz çirkindir, fanidir, geçicidir, elemlidir, aldatır.” Bunun için, “tek dünyalı” dediği insanlara merhametle ve acıma duygularıyla bakmış ve hayatı, bu hastalığa tutulmuş insanlara yardım elini uzatmakla geçmiştir. Eserlerini de bu gayeyle kaleme almıştır. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Mehmed Fırıncı, “Üstad Hazretleri’nin dünyada bir malı yoktu. ‘Dünyada ahiret için çalışıyoruz, dünya malı için değil. Hakiki mal amel-i salihadır’ derdi. Dolayısıyla insanla birlikte ahirete gidecek olan salih amellerdir. Onun için Üstad sürekli evrad ü ezkarla ve Nurlar’la meşgul olurdu” diyor.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=red][B]“Dünyada ahiret için çalışıyoruz, dünya malı için değil “[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]1920’lerde bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığı’nın işlevini gören Darü’l-Hikmet-i İslamiye üyesiyken yeğeni Abdurrahman’a, “Git, ba¬¬na falan matbaa müdürünü çağır, gel” der. Abdurrahman gider, matbaa müdürünü bulur, getirir. Bediüzzaman, yeni birkaç eserini bastıracaktır. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Müdüre, “Kardeşim bu eserlerimi bastırmak istiyo¬rum” der. Yeğeni Abdurrahman’a da, “Abdurrahman, biriktirdiğin paraları getir, müdür beye ver” der. Darü’l-Hikmet’ten aldığı maaşın geçimlerine yetecek kadarını ayırmakta, kalanını da biriktirmesi için yeğenine vermektedir. Abdurrahman şaşırır. Bu paraları biriktirirken ne hayaller kurmuştur. Gözyaşları içinde gider, paraları getirir ve müdüre verir. Müdür gittikten sonra kendi kendini teselli etmeye başlar: “Eserler basılınca satılır, ben de paraları yeniden biriktiririm.”[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Birkaç gün sonra, Bediüzzaman matbaa müdürünü yine çağırtır ve şöyle der: “Kardeşim, eserlerimin üzerine şöyle yazın: Bu kitaplar İslam milletine ücretsiz olarak dağıtılacaktır.”[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Abdurrahman’ın başından adeta kaynar sular dökülür. Ağlamaya başlar ve amcası Bediüzzaman’a sitemle, “Amca, birkaç kuruş para biriktiriyordum, memlekete döndüğümüzde düşman işgalinde harap olmuş evimizi belki tamir ettiririz diye... O ümidimi de öldürdün. Böyle olur mu?” der.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Bediüzzaman gülümser, yeğenini bağrına basar, gözyaşlarını siler: “Yavrum Abdurrahman, hükümet bize fazla maaş veriyordu. Kendi ihtiyacımızdan fazlası devletin hazinesine aittir. O fazla parayı Müslümanlara iade ediyorum” der. Ve ilave eder: “Allah dilerse mukaddes vatanın her yerinde sana ev verir.”[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Tüketim çılgınlığı ve Bediüzzaman’ın eşyaya vefası[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Tüketim çılgını günümüz insanının anlamakta epey zorlanacağı bir haslete sahiptir aynı zamanda Bediüzzaman… O eşyalarına karşı bir vefa duygusuyla bağlıdır. Bugün aldığı eşyayı yarın bir başkasıyla değiştiren bugünün alışveriş anlayışı, onun ölçüleriyle hiç bağdaşmamaktadır. Bu vefasızlık onun dünyasına çok yabancıdır.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Mehmed Fırıncı’dan dinleyelim: “Üstad’ın Isparta’da kaldığı evde ‘yüz yamalı cübbem’ dediği cübbe hâlâ duruyor. Elbise de bir nimettir, ayakkabı da bir nimettir. Bu nimetleri Allah’ın ihsanı olarak giymek ve muhafaza etmek gerekir. Üstad, Emirdağ Lahikası’ndaki bir mektupta ‘Benim bu medeniyete küsmemim nedeni insanı hakiki ihtiyaç olan dört şeyden yüz şeye muhtaç ediyor ve gayr-i zaruri şeyleri zaruret haline getiriyor’ diyor.”[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=red][B]Onun kaşık hikâyesi çok ibretli bir olaydır:[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Bir gün talebesi Zübeyir Gündüzalp’e ortadan kırılmış bir çay kaşığı verir ve “Bunu tamir ettir, getir” der. Zübeyir Gündüzalp, çarşı içinde kaynak işleri yapan bir ustaya gider ve kırık kaşığı vererek tamir etmesini söyler.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Tamirci Abdullah Usta, kaşığı eline alır, bakar. Kaşık alüminyumdur ve alüminyum kay¬nak tutmaz. Gider, yeni bir kaşık alır, Bediüzzaman’a getirir. Bediüzzaman kendi kaşığı olmadığını fark edince, “Kardeşim, sen bilmiyor musun, o benim kırk yıllık arkadaşımdı?” der. “Benim kaşığımı tamir et, getir.”[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Abdullah Usta dükkâna döner ve küçük bir saç keserek kıvırır, kaşığı içinden geçirerek sıkıştırır, perçinler. Kaşığı getirir, Üstad’a verir. Bediüzzaman buna çok memnun olur. Tamir ücreti olarak 25 kuruş verir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=red][B]Moral[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Hatıralar
Dünyasını bir sepete sığdıran adam; Bediüzzaman
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst