Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
İslama Göre Hayat
DÜŞ'ÜN ÖLÜMÜ
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Eyvàh!" data-source="post: 49722" data-attributes="member: 12"><p>DÜŞ'ÜN ÖLÜMÜ</p><p></p><p></p><p>Kesilmiş bir kamış, ormanlıklardan,</p><p></p><p>İnsan... Rüzgârlara bağlı bir düdük.</p><p></p><p>İndik dünyaya karanlıklardan,</p><p></p><p>Sıra sıra mezar, başka ne gördük?</p><p></p><p> </p><p></p><p>Ölmemek, ilk ve son büyük kelime;</p><p></p><p>Çarpıldık, ölmemek için ölüme!</p><p></p><p>Ver Allahım, büyük sırrı elime;</p><p></p><p>Geçmez an, solmaz renk, kopmaz bütünlük.</p><p> Necip Fazıl Kısakürek</p><p></p><p></p><p></p><p>Kimisi için güzel bir düş veya kâbus dolu bir düşünce kuyusu...</p><p>"Olmak veya olmamak denkleminde, hangi tarafta bulunmak istersin" sorusuna</p><p>verilecek cevabı düşünenler için kâbus ancak; Peygamberini bile onun kucağına</p><p>atanlar için ne güzel bir düş!</p><p>Dün gece, düşümde seni gördüm ey ölüm!</p><p>İmam-ı Gazali'nin elinde kocaman bir pankartla karşılıyordun beni:</p><p>"Ölümün manası ancak bir hal değişmesinden ibarettir. Ruh cesetten ayrıldıktan</p><p>sonra ya azap görmek, yahut da nimete kavuşmak üzere bâki kalır!"</p><p>Uyandım...</p><p>Ölümün metafizik ürpertisiyle uyandım.</p><p>Ne bildik Epikürcü, ne Stoacı, ne materyalist, ne Marksçı...</p><p>Ölümün metafizik ürpertisiyle uyandım...</p><p>Vazgeçtim tenimden, çeklerden, senetlerden, yarına kurgulanmış başarı</p><p>öykülerinden, makam telâşından, başkaları için geliştirdiğim savaş</p><p>teorilerinden...</p><p>Hayatımın bir parçasıydı ölüm, yani mekanik bir yok oluştan çok daha öte...</p><p>"Her can ölümü tadıcıdır", "Ecelleri gelince, ne bir saat geciktirebilirler ne</p><p>de ömür alabilirler" ilâhi uyarısıyla kendime geldim.</p><p>Düştüm derin bir kuyuya; kendimi attım daha doğrusu...</p><p>"Ölmeden önce ölmek" ne demekti Rabbim?</p><p>Sonsuz diyara hicret etmenin can acıtan, mal acıtan; dahası "biraz daha"</p><p>dedirten sırrı ne demekti?</p><p>Bu kadar mı seviyordum olmayı, olmamı isteyenden daha mı çok?</p><p>İman için en büyük armağan mıydı ölüm düşüncesi?</p><p>Uzuvlar ruha isyan mı ediyordu her ölümde? Her biri ruhun emrinde değil miydi?</p><p>Yaradan, öcünü mü alıyordu bedenimizden; bizi yokluklara itmeden ve atmadan</p><p>çaresizlik çukuruna gizli/gizemli tuzağına mı çekiyordu kader?</p><p>Ya da Hoca Ahmed Yesevi'nin dediği üzre, şerbet mi içiyorduk her öldüğümüzde?</p><p>Can mı veriyorduk?</p><p>Kervanımız mı göçüyordu yolda yürürken, ansızın?</p><p>Azrail kabız mı kılıyordu?</p><p>Uçmağa mı varıyorduk ruh terkedince bedeni; yoksa kabre girip yatıyor muyduk</p><p>sadece?</p><p>Ya da Mevlâna'nın dediği gibi şeb-i ârus muydu ölüm?</p><p>Ama kimin için?</p><p>Ben de O'nun gibi mi seslenmeliyim ölmeden önce:</p><p>"Ben öldüğüm an 'öldü' değil, şöyle deyin</p><p>Ölmüştü dirildi, geldi, dost aldı o dem"</p><p>Canlar Ölesi Değil...</p><p>Dün gece, düşümde seni gördüm ey ölüm!</p><p>Ebediyete davet eden eline dokundum.</p><p>Öldüren ve yeniden dirilten aşkına, nefesine dokundum.</p><p>Ruhumu zemzemle yıkadığım çeşme başında karşıladın beni; en olmadık yerinde fâni</p><p>hayatımın: Hırsımın gemi azıya aldığı anında...</p><p>"İlâhi huzurun davetine icabet etmek düşer bana, bilirim" dedim fakat, "bir</p><p>ikâzdı bu senin için" diyerek çıktın düşümden.</p><p>Yunus Emre'nin kapusuna sürdün yüzümü ve yeniden hatırlattın bana var ve yok'u:</p><p>"Ten fânidir can ölmez, ölenler geri gelmez</p><p>Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil"</p><p>Konup göçtüğüm bütün mekânlardan öte, sonsuz gördüğüm bütün servetlerden ziyade</p><p>bir çağrıydı seninkisi...</p><p>Ölüm meleğinin selâmıyla sokulmuştun yanıma.</p><p>Can kuşumu kafesten kurtarmak ister gibiydin; oysa ne de çok seviyorum dünya</p><p>kafesini.</p><p>Cansız ata binmek üzere idi davetin ve ecel şarabını içirmek için</p><p>sabırsızlanıyordun bana: Ben ki, ten kafesindeki canıma sarılmıştım can</p><p>havliyle, korkmamıştım, ürpermiştim, ürkmüştüm...</p><p>Ecel celladı idi ölüm meleğinin adı sende; satırını yemek üzere boynumu uzatmamı</p><p>istedin, bir çığ devrildi ömür barajının bendlerine...</p><p>Bir idam yaftası gibi geçirmiştin boynuma yakasız gömleği, rahatlattın: Toprağa</p><p>karışıp aslıma dönmekteymişim meğer; "âsude bahar ülkesine" imiş gidişim...</p><p>Can Gider Gökte Kurar Dünyasını</p><p>Dün gece, düşümde seni gördüm ey ölüm!</p><p>Elele dolaştık bütün dünyayı...</p><p>Savaşlardan bunalan halkları gördük, tabut bulamayan cesetlerin üzerinde</p><p>sabahlayan anneleri, babaları...</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Eyvàh!, post: 49722, member: 12"] DÜŞ'ÜN ÖLÜMÜ Kesilmiş bir kamış, ormanlıklardan, İnsan... Rüzgârlara bağlı bir düdük. İndik dünyaya karanlıklardan, Sıra sıra mezar, başka ne gördük? Ölmemek, ilk ve son büyük kelime; Çarpıldık, ölmemek için ölüme! Ver Allahım, büyük sırrı elime; Geçmez an, solmaz renk, kopmaz bütünlük. Necip Fazıl Kısakürek Kimisi için güzel bir düş veya kâbus dolu bir düşünce kuyusu... "Olmak veya olmamak denkleminde, hangi tarafta bulunmak istersin" sorusuna verilecek cevabı düşünenler için kâbus ancak; Peygamberini bile onun kucağına atanlar için ne güzel bir düş! Dün gece, düşümde seni gördüm ey ölüm! İmam-ı Gazali'nin elinde kocaman bir pankartla karşılıyordun beni: "Ölümün manası ancak bir hal değişmesinden ibarettir. Ruh cesetten ayrıldıktan sonra ya azap görmek, yahut da nimete kavuşmak üzere bâki kalır!" Uyandım... Ölümün metafizik ürpertisiyle uyandım. Ne bildik Epikürcü, ne Stoacı, ne materyalist, ne Marksçı... Ölümün metafizik ürpertisiyle uyandım... Vazgeçtim tenimden, çeklerden, senetlerden, yarına kurgulanmış başarı öykülerinden, makam telâşından, başkaları için geliştirdiğim savaş teorilerinden... Hayatımın bir parçasıydı ölüm, yani mekanik bir yok oluştan çok daha öte... "Her can ölümü tadıcıdır", "Ecelleri gelince, ne bir saat geciktirebilirler ne de ömür alabilirler" ilâhi uyarısıyla kendime geldim. Düştüm derin bir kuyuya; kendimi attım daha doğrusu... "Ölmeden önce ölmek" ne demekti Rabbim? Sonsuz diyara hicret etmenin can acıtan, mal acıtan; dahası "biraz daha" dedirten sırrı ne demekti? Bu kadar mı seviyordum olmayı, olmamı isteyenden daha mı çok? İman için en büyük armağan mıydı ölüm düşüncesi? Uzuvlar ruha isyan mı ediyordu her ölümde? Her biri ruhun emrinde değil miydi? Yaradan, öcünü mü alıyordu bedenimizden; bizi yokluklara itmeden ve atmadan çaresizlik çukuruna gizli/gizemli tuzağına mı çekiyordu kader? Ya da Hoca Ahmed Yesevi'nin dediği üzre, şerbet mi içiyorduk her öldüğümüzde? Can mı veriyorduk? Kervanımız mı göçüyordu yolda yürürken, ansızın? Azrail kabız mı kılıyordu? Uçmağa mı varıyorduk ruh terkedince bedeni; yoksa kabre girip yatıyor muyduk sadece? Ya da Mevlâna'nın dediği gibi şeb-i ârus muydu ölüm? Ama kimin için? Ben de O'nun gibi mi seslenmeliyim ölmeden önce: "Ben öldüğüm an 'öldü' değil, şöyle deyin Ölmüştü dirildi, geldi, dost aldı o dem" Canlar Ölesi Değil... Dün gece, düşümde seni gördüm ey ölüm! Ebediyete davet eden eline dokundum. Öldüren ve yeniden dirilten aşkına, nefesine dokundum. Ruhumu zemzemle yıkadığım çeşme başında karşıladın beni; en olmadık yerinde fâni hayatımın: Hırsımın gemi azıya aldığı anında... "İlâhi huzurun davetine icabet etmek düşer bana, bilirim" dedim fakat, "bir ikâzdı bu senin için" diyerek çıktın düşümden. Yunus Emre'nin kapusuna sürdün yüzümü ve yeniden hatırlattın bana var ve yok'u: "Ten fânidir can ölmez, ölenler geri gelmez Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil" Konup göçtüğüm bütün mekânlardan öte, sonsuz gördüğüm bütün servetlerden ziyade bir çağrıydı seninkisi... Ölüm meleğinin selâmıyla sokulmuştun yanıma. Can kuşumu kafesten kurtarmak ister gibiydin; oysa ne de çok seviyorum dünya kafesini. Cansız ata binmek üzere idi davetin ve ecel şarabını içirmek için sabırsızlanıyordun bana: Ben ki, ten kafesindeki canıma sarılmıştım can havliyle, korkmamıştım, ürpermiştim, ürkmüştüm... Ecel celladı idi ölüm meleğinin adı sende; satırını yemek üzere boynumu uzatmamı istedin, bir çığ devrildi ömür barajının bendlerine... Bir idam yaftası gibi geçirmiştin boynuma yakasız gömleği, rahatlattın: Toprağa karışıp aslıma dönmekteymişim meğer; "âsude bahar ülkesine" imiş gidişim... Can Gider Gökte Kurar Dünyasını Dün gece, düşümde seni gördüm ey ölüm! Elele dolaştık bütün dünyayı... Savaşlardan bunalan halkları gördük, tabut bulamayan cesetlerin üzerinde sabahlayan anneleri, babaları... [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
İslama Göre Hayat
DÜŞ'ÜN ÖLÜMÜ
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst