Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Sözler
Düşüncelerimiz Cennetin Temel Taşlarıdır(Zerre Risalesi Ve Şerhinden)
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Tevhid_Nur" data-source="post: 123088"><p><strong><span style="color: red"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">İnsanda sûret ve hâtıraları saklama meyli ne manaya gelir?</span></span></span></strong></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">‘’İşte bu güzel mevcudatın bir an görünmesiyle kaybolması ve birbiri arkasından gelip geçmesi<strong>, menâzır-ı sermediyeyi </strong>teşkil etmek için bir fabrika tezgâhları hükmünde görünüyor. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Meselâ:</strong> Nasıl ki <strong>ehl-i medeniyet</strong>, fâni vaziyetlere bir nevi beka vermek ve ehl-i istikbale yadigâr bırakmak için; güzel veya garip vaziyetlerin suretlerini alıp, sinema perdeleriyle istikbale hediye ediyor; zaman-ı maziyi zaman-ı halde ve istikbalde gösteriyor ve derc ediyorlar. <strong><span style="color: red">Aynen öyle de</span></strong>: Şu mevcudat-ı bahariye ve dünyeviyede kısa bir hayat geçirdikten sonra, onların Sâni-i Hakîmi, âlem-i bekaya ait gayelerini o âleme kaydetmekle beraber, âlem-i ebedîde, sermedî manzaralarda onların etvâr-ı hayatlarında gördükleri vezâif-i hayatiyeyi ve mucizât-ı Sübhâniyeyi menâzır-ı sermediyede kaydetmek, mukteza-yı ism-i Hakîm ve Rahîm ve Vedûddur.’’(<strong><span style="color: blue">Mektûbât, 24.Mektûb, 2.Makâm, 2.Meb’hâs, 3.İşâret s.284</span></strong>)</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Âlemde yokluk yoktur. Allaha ve âhiret gününe inanan bir kimse için yokluk olamaz. Ne biz yok oluruz, ne de âlem. <strong><span style="color: red">Zîrâ:</span></strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">‘’Şu dünya muvakkat bir ticaretgâh ve hergün dolar, boşalır bir misafirhane ve gelen geçenlerin alışverişi için yol üstünde kurulmuş bir pazar ve Nakkaş-ı Ezelînin teceddüd eden, hikmetle yazar bozar bir defteri ve her bahar, bir yaldızlı mektubu ve herbir yaz bir manzum kasidesi ve o Sâni-i Zülcelâlin cilve-i esmâsını tazelendiren, gösteren aynaları ve âhiretin fidanlık bir bahçesi ve rahmet-i İlâhiyenin bir çiçekdanlığı ve <strong>âlem-i bekada gösterilecek olan levhaları </strong>yetiştirmeye mahsus muvakkat bir tezgâhı mahiyetindedir.’’(Lem’alar, 26.Lem’a, 8.Ricâ, s.231–233)</span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Küre-i Arz ise, <strong>Müellifin(r.a) </strong>özet ifâdesiyle <strong>Cenâb-ı Hak</strong> onu san’atına bir meşher ve îcâdına bir mahşer ve hikmetine medâr ve kudretine mazhar ve rahmetine mezher ve <strong>Cennet’ine</strong> mezra ve hadsiz kâinâta ve mahlûkat âlemlerine ölçek ve mâzî denizlerine ve <strong>gayb âlemine</strong> akacak bir çeşme hükmünde îcâd etmiş.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Keşke <strong>âlemin</strong> ve <strong>Küre-i Arzın</strong> yukarıda ifâde edilen hakìkatleri <strong>bir an kalben inkişâf etseydi</strong>; felsefenin âlem ve küre-i arz hakkındaki hezeyânları, ne kadar hurâfe olduğu bedâheten anlaşılacaktı. Maalesef <strong>okunan eserler inkişâf etmiyor,</strong> tam ma’nâsıyla düşünülmüyor. Düşünülse de <strong>tatbîk sahasına geçirilmiyor</strong>. Meselâ şimdi şu bahsi okuduk, burada geçen yüksek hakìkatleri düşündük. Şu düşüncemiz <strong><span style="color: blue">Cennet’in</span></strong> <strong>taşları</strong> ve <strong>mücevherâtı </strong>oldu ve onlardan <strong>binâ</strong> yapıldı. Ağzımızla söylediğimiz kelimeler ise<strong>, Cennet’te</strong> <strong>ağaç</strong> oldu. Her harf için o ağacın başına en az <strong>on tâne meyve</strong> takıldı. O meyvelerin her koparılışında yerine yenileri gelir, yerleşir. Demek <strong>tefekkürâtımız Cennet’in temel taşları;</strong> <strong>amel</strong> ve <strong>ezkârımız</strong> ise <strong><span style="color: red">Cennet’in</span> yemişleri</strong> ve <strong>teferruât</strong> kısmı olur. Bir de dünyâdaki güzel olan mâcerâ-i hayâtımız Cennet’te manzara şeklinde dâimi olarak bize gösterilir. Ayrıca başka âlemlere, meselâ <strong>âlem-i misâle</strong> geçer, <strong>melâike</strong> ve <strong>rûhanîler</strong> onları seyrederler. <strong><span style="color: blue">Meselâ;</span></strong> şu anda<strong> bu müzâkeremizi melekler ve rûhaniler seyrediyorlar</strong>, dünkü müzâkeremizi de <strong>Âlem-i Misâl’de</strong> seyrederler<span style="color: blue">. <strong>Kadîr-i Zülcelâl</strong></span>, <strong>‘’O gaybî âlemlere gönderilsin, ebedî manzaralar teşkîl edilsin’</strong>’ diye kâinâtı, husûsan küre-i arzı şiddetle tahrîk ediyor, çok mahsûslâtı yetiştiriyor. Nasıl ki ehl-i dünyâ çok hârika şeyleri arayıp buluyorlar, nazar-ı dikkati çeksin diye gazete, televizyon v.s yerlerde neşr ediyorlar. Teşbihte hatâ olmaz, aynen öyle <strong>de Sultân-ı Zülcelâl</strong>, bu âlemi devâmlı <strong>tahrîk</strong> ediyor ki, acîb acîb manzaralar meydana gelsin. O manzaraları hem <strong>Âlem-i Misâl’de</strong> rûhanîler seyretsin, hem <strong>Levh-i Mahfûz’a</strong> geçirip kaydetsin, hem <strong>dâr-ı saâdette</strong> ehl-i Cennet seyretsin, hem de <strong>dâire-i esmâ ve sfâtına geiçirip</strong> bizzât Kendisi müşâhede etsin, Zîrâ sultanların şen’ni odur ki, ileride <strong><span style="color: red">‘’Hukùkuma tecâvüz edildi, hakkım zây’i oldu’’</span></strong> denilmesin diye geçmiş ve gelecekte ne varsa yanlarında kaydediyorlar.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Evet şu anda bütün dünyâda olup bitenler, <strong>Âlem-i Misâl’e</strong> akıp gidiyor. Âlem-i Misâl’in diğer bir ismide <strong>‘’Sur Âlemi’</strong>’dir. Mevcûdât Âlem-i Misâl’e <strong>iki tarzda geçiyor</strong>:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong><span style="color: red">Biri:</span></strong> Her şeyin hakìkatı oraya geçiyor.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong><span style="color: red">Diğeri de;</span></strong> nakış olarak geçiyor. Bütün melekler gelip, Âlem-i Misâl’deki o nakışları seyrediyor. Nasıl hakìkatleri geçiyorsa sûretleri de geçiyor. O suretler hadsiz meleklere mütâleagah oluyor.</span></span></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Zerre Risalesi Ve Şerhi/İkinci Mebhas, Dördüncüsü</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">BASKI: İSTANBUL/NİSAN/2005 (2.BASKI)</span></span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Tevhid_Nur, post: 123088"] [B][COLOR=red][SIZE=3][FONT=Times New Roman]İnsanda sûret ve hâtıraları saklama meyli ne manaya gelir?[/FONT][/SIZE][/COLOR][/B] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]‘’İşte bu güzel mevcudatın bir an görünmesiyle kaybolması ve birbiri arkasından gelip geçmesi[B], menâzır-ı sermediyeyi [/B]teşkil etmek için bir fabrika tezgâhları hükmünde görünüyor. [/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Meselâ:[/B] Nasıl ki [B]ehl-i medeniyet[/B], fâni vaziyetlere bir nevi beka vermek ve ehl-i istikbale yadigâr bırakmak için; güzel veya garip vaziyetlerin suretlerini alıp, sinema perdeleriyle istikbale hediye ediyor; zaman-ı maziyi zaman-ı halde ve istikbalde gösteriyor ve derc ediyorlar. [B][COLOR=red]Aynen öyle de[/COLOR][/B]: Şu mevcudat-ı bahariye ve dünyeviyede kısa bir hayat geçirdikten sonra, onların Sâni-i Hakîmi, âlem-i bekaya ait gayelerini o âleme kaydetmekle beraber, âlem-i ebedîde, sermedî manzaralarda onların etvâr-ı hayatlarında gördükleri vezâif-i hayatiyeyi ve mucizât-ı Sübhâniyeyi menâzır-ı sermediyede kaydetmek, mukteza-yı ism-i Hakîm ve Rahîm ve Vedûddur.’’([B][COLOR=blue]Mektûbât, 24.Mektûb, 2.Makâm, 2.Meb’hâs, 3.İşâret s.284[/COLOR][/B])[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Âlemde yokluk yoktur. Allaha ve âhiret gününe inanan bir kimse için yokluk olamaz. Ne biz yok oluruz, ne de âlem. [B][COLOR=red]Zîrâ:[/COLOR][/B][/FONT][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]‘’Şu dünya muvakkat bir ticaretgâh ve hergün dolar, boşalır bir misafirhane ve gelen geçenlerin alışverişi için yol üstünde kurulmuş bir pazar ve Nakkaş-ı Ezelînin teceddüd eden, hikmetle yazar bozar bir defteri ve her bahar, bir yaldızlı mektubu ve herbir yaz bir manzum kasidesi ve o Sâni-i Zülcelâlin cilve-i esmâsını tazelendiren, gösteren aynaları ve âhiretin fidanlık bir bahçesi ve rahmet-i İlâhiyenin bir çiçekdanlığı ve [B]âlem-i bekada gösterilecek olan levhaları [/B]yetiştirmeye mahsus muvakkat bir tezgâhı mahiyetindedir.’’(Lem’alar, 26.Lem’a, 8.Ricâ, s.231–233)[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Küre-i Arz ise, [B]Müellifin(r.a) [/B]özet ifâdesiyle [B]Cenâb-ı Hak[/B] onu san’atına bir meşher ve îcâdına bir mahşer ve hikmetine medâr ve kudretine mazhar ve rahmetine mezher ve [B]Cennet’ine[/B] mezra ve hadsiz kâinâta ve mahlûkat âlemlerine ölçek ve mâzî denizlerine ve [B]gayb âlemine[/B] akacak bir çeşme hükmünde îcâd etmiş.[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Keşke [B]âlemin[/B] ve [B]Küre-i Arzın[/B] yukarıda ifâde edilen hakìkatleri [B]bir an kalben inkişâf etseydi[/B]; felsefenin âlem ve küre-i arz hakkındaki hezeyânları, ne kadar hurâfe olduğu bedâheten anlaşılacaktı. Maalesef [B]okunan eserler inkişâf etmiyor,[/B] tam ma’nâsıyla düşünülmüyor. Düşünülse de [B]tatbîk sahasına geçirilmiyor[/B]. Meselâ şimdi şu bahsi okuduk, burada geçen yüksek hakìkatleri düşündük. Şu düşüncemiz [B][COLOR=blue]Cennet’in[/COLOR][/B] [B]taşları[/B] ve [B]mücevherâtı [/B]oldu ve onlardan [B]binâ[/B] yapıldı. Ağzımızla söylediğimiz kelimeler ise[B], Cennet’te[/B] [B]ağaç[/B] oldu. Her harf için o ağacın başına en az [B]on tâne meyve[/B] takıldı. O meyvelerin her koparılışında yerine yenileri gelir, yerleşir. Demek [B]tefekkürâtımız Cennet’in temel taşları;[/B] [B]amel[/B] ve [B]ezkârımız[/B] ise [B][COLOR=red]Cennet’in[/COLOR] yemişleri[/B] ve [B]teferruât[/B] kısmı olur. Bir de dünyâdaki güzel olan mâcerâ-i hayâtımız Cennet’te manzara şeklinde dâimi olarak bize gösterilir. Ayrıca başka âlemlere, meselâ [B]âlem-i misâle[/B] geçer, [B]melâike[/B] ve [B]rûhanîler[/B] onları seyrederler. [B][COLOR=blue]Meselâ;[/COLOR][/B] şu anda[B] bu müzâkeremizi melekler ve rûhaniler seyrediyorlar[/B], dünkü müzâkeremizi de [B]Âlem-i Misâl’de[/B] seyrederler[COLOR=blue]. [B]Kadîr-i Zülcelâl[/B][/COLOR], [B]‘’O gaybî âlemlere gönderilsin, ebedî manzaralar teşkîl edilsin’[/B]’ diye kâinâtı, husûsan küre-i arzı şiddetle tahrîk ediyor, çok mahsûslâtı yetiştiriyor. Nasıl ki ehl-i dünyâ çok hârika şeyleri arayıp buluyorlar, nazar-ı dikkati çeksin diye gazete, televizyon v.s yerlerde neşr ediyorlar. Teşbihte hatâ olmaz, aynen öyle [B]de Sultân-ı Zülcelâl[/B], bu âlemi devâmlı [B]tahrîk[/B] ediyor ki, acîb acîb manzaralar meydana gelsin. O manzaraları hem [B]Âlem-i Misâl’de[/B] rûhanîler seyretsin, hem [B]Levh-i Mahfûz’a[/B] geçirip kaydetsin, hem [B]dâr-ı saâdette[/B] ehl-i Cennet seyretsin, hem de [B]dâire-i esmâ ve sfâtına geiçirip[/B] bizzât Kendisi müşâhede etsin, Zîrâ sultanların şen’ni odur ki, ileride [B][COLOR=red]‘’Hukùkuma tecâvüz edildi, hakkım zây’i oldu’’[/COLOR][/B] denilmesin diye geçmiş ve gelecekte ne varsa yanlarında kaydediyorlar.[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Evet şu anda bütün dünyâda olup bitenler, [B]Âlem-i Misâl’e[/B] akıp gidiyor. Âlem-i Misâl’in diğer bir ismide [B]‘’Sur Âlemi’[/B]’dir. Mevcûdât Âlem-i Misâl’e [B]iki tarzda geçiyor[/B]:[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B][COLOR=red]Biri:[/COLOR][/B] Her şeyin hakìkatı oraya geçiyor.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B][COLOR=red]Diğeri de;[/COLOR][/B] nakış olarak geçiyor. Bütün melekler gelip, Âlem-i Misâl’deki o nakışları seyrediyor. Nasıl hakìkatleri geçiyorsa sûretleri de geçiyor. O suretler hadsiz meleklere mütâleagah oluyor.[/FONT][/SIZE] [B][SIZE=3][FONT=Times New Roman]Zerre Risalesi Ve Şerhi/İkinci Mebhas, Dördüncüsü[/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3][FONT=Times New Roman]BASKI: İSTANBUL/NİSAN/2005 (2.BASKI)[/FONT][/SIZE][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Sözler
Düşüncelerimiz Cennetin Temel Taşlarıdır(Zerre Risalesi Ve Şerhinden)
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst