Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Duyguların dengesi
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Muvahhid1" data-source="post: 250842" data-attributes="member: 1003203"><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">Kendi doğduğu yer, her insana, başka her yerden başka bir güzel gelir. Kendi çocuğu, başka bütün çocuklardan daha sevimli. Bilmem, başkalarının çocuklarını kendi çocuğundan daha güzel ve daha sevimli bulan kimse var mıdır? Herşey ve her insan, bize olan yakınlığı nisbetinde apayrı bir kıymet kazanır gözümüzde.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Allah’ın, içinde doğup büyüdüğümüz ortama ünsiyet edelim, sila-i rahmi koruyalım, beraber olalım diye verdiği bir duygudur bu. Bizimle doğrudan ilgisi olanın, bizim gözümüzde apayrı bir yeri vardır. Ve bizimle ilgisinin derecesi nisbetinde, bu apayrılık daha da artmaktadır.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Bu fıtrî duygu, Fâtır-ı Hakîm’in fıtratımıza dercettiği her duygu gibi, müstakim bir surette, yerinde ve kıvamında kullanıldığı ölçüde bir anlam taşır. Bu duygunun kıvamından taştığı, ölçünün aşıldığı durumlarda ise, hakkâniyeti zayi eden, ‘asabiyet’ diye tabir ettiğimiz marazî bir durum çıkar karşımıza. </span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">Asabiyet, marazî bir haldir; zira ‘münasebet’i ‘hakkâniyet’in önüne geçirerek, bize yakın olana iltimas, bize uzak olana ise haksızlık gibi durumlara yol açmaktadır. İki çocuğun kavgasında her anne-babanın suçu öteki çocukta aramasından akraba kayırmacılığına, aşiret psikolojisinden milliyetçiliğin farklı tezahürlerine uzanan çizgide, bu asabiyet değişik suretler alır hayatın akışı içerisinde. Ama birşey, hep orta yerdedir: “En iyisi bizimkisi.”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Bir fıtrî duygu ve bir haddi aşmışlık. Bu haddi aşmışlığa duçar olmadan, bu fıtrî duygu nasıl istimal olunacaktır? Yahut, bir haddi aşmışlığa duçar olmamak için bu fıtrî duyguyu da örseler yahut reddeder tarzda bir zorakilikten nasıl uzak durulacaktır?</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Yakınlarda, her halinde bir edeb ve her sözünde bir hikmet bulunan kudsî nebînin ilk defa farkettiğim bir sözüne rastladığımda, dile getirdiğim bu ikilemin kendi iç dünyamda çözüldüğünü hissettim.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Kudsî nebî, tek cümleden ibaret bir hadisiyle, bize ‘duyguların dengesi’ne dair bir ders vererek, bu ikilemden çıkış yolunu da gösteriyordu. </span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">Bir tarafta kızı Fâtıma, öte tarafta ‘ilim şehrinin kapısı’ ve ‘Esedullah’ ünvanlı damadı Ali... Hz. Ali de amcasının oğlu olması itibarıyla, uzağında biri değildi elbet Peygamber aleyhissalâtu vesselamın. Ama kızı Fâtıma kadar yakınında da değildi. Buna karşılık, İslâm’ın bütün o ilk yıllarında, Hz. Ali’nin müstesna bir yeri vardı. </span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">Amcalarının bir kısmı Resûlullah aleyhissalâtu vesselamın davetine karşı çıktığı, bir kısmının ise susup beklemeyi tercih ettiği bir vasatta, onun getirdiği tevhid davetine icabet ettiğini açık bir lisanla Peygamberin akrabaları içinde ilan eden ilk kişiydi o. Resûlullah aleyhissalâtu vesselamın katline karar verildiği gece gerçekleşen hicreti esnasında, hicret ettiği farkedilmesin diye onun yatağında yatarak onun yerine öldürülmeyi göze alan kişi de oydu. </span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">İslâm’ın bütün büyük savaşlarında onun dillere destan kahramanlığı vardı; Hayber’in fatihi oydu.</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">‘Allah’ın aslanı’ ünvanıyla anılmasına vesile olan bunca kahramanlığının yanısıra, hakikat bilgisi ve marifetullah noktasında da bir zirveyi temsil ediyordu. Peygamber aleyhissalâtu vesselam bir ilim şehri ise, bizzat Peygamber tarafından bu şehrin kapısı olarak anılmayı hak edecek derecede bir zirveyi.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Bir tarafta böylesi sıfatlarıyla damadı Hz. Ali, diğer tarafta en küçük kızı Fâtıma.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Bir tarafta kızı olmak itibarıyla daha ziyade bir sevgi bekleyen Fâtıma, öte tarafta onu Fâtıma’nın ilerisine taşıyan bunca faziletiyle Ali...</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Böyle bir durumda, ne yapılabilir? Allah’ın insanlar ve hatta mekânlar hakkında bize yakınlıkları nisbetinde kalbimize yerleştirdiği fıtrî sevgi, bize o kadar yakın olmayana karşı hakkâniyeti kaybetmeden nasıl yaşanabilir, nasıl korunabilir ve nasıl ifade edilebilir?</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Kudsî nebî, muazzam bir ‘muhakeme-i hissî’ ve müthiş bir ‘duyguların dengesi’ dersi içeren tek bir cümleyle, bu kıvamı ve ölçüyü gösteriyordu işte.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Damadı Hz. Ali, bir gün gelip “Beni mi, yoksa Fâtıma’yı daha çok seviyorsun?” diye sorduğunda, şu tek cümlelik cevabı vermişti Resûlullah aleyhissalâtu vesselam: “<strong>Sen benim için Fâtıma’dan daha değerlisin, Fâtıma da bana senden daha sevimlidir.”</strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Bir yanda imana ve İslâm’a olan bunca hizmeti ve bunca güzel hasletiyle Hz. Ali’nin onun nazarındaki müstesna değeri; ama diğer tarafta, kızı olması itibarıyla Hz. Fâtıma’ya duyduğu hususî sevgi...</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Rahmet peygamberi, hakkâniyeti asla yitirmeden, içine dercedilmiş o fıtrî duyguyu ne kadar da beliğ ifade etmişti: “Sen bana Fâtıma’dan daha değerlisin, Fâtıma bana senden daha sevimlidir.”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Yani, senin benim dünyamda apayrı bir yerin var, Fâtıma’nın da benim dünyamda apayrı bir yeri var. Senin yerine Fâtıma yetişemez, Fâtıma’nın yerine ise sen yetişemezsin. İkiniz, kendi yerinizde müstesnasınız...</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Bu cevabı duyduğunda, eminim Hz. Ali çok sevinmiştir. Bu cevabı duyduğunda, eminim Hz. Fâtıma da çok sevinmiştir. Bu cevabı duyduklarında, enimin ikisinin de Hz. Peygamber’e olan sevgileri bir kat daha sağlamlaşmış; birbirlerine olan sevgi ve hürmetleri bir kat daha ziyadeleşmiştir.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Biz de kudsî nebîden bu dersi alıp, hep böyle yapabilsek...</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Allah’ın kalbimize koyduğu fıtrî duygudan asabiyet üretmesek... Yahut, asabiyet üretirim korkusuyla bu fıtrî duyguyu örselemesek, zoraki ‘reddeder’ bir tavra girişmesek...</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Ne kadar da güzel olurdu, değil mi?</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: black"><strong>Metin Karabaşoğlu</strong></span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Muvahhid1, post: 250842, member: 1003203"] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3]Kendi doğduğu yer, her insana, başka her yerden başka bir güzel gelir. Kendi çocuğu, başka bütün çocuklardan daha sevimli. Bilmem, başkalarının çocuklarını kendi çocuğundan daha güzel ve daha sevimli bulan kimse var mıdır? Herşey ve her insan, bize olan yakınlığı nisbetinde apayrı bir kıymet kazanır gözümüzde.[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Allah’ın, içinde doğup büyüdüğümüz ortama ünsiyet edelim, sila-i rahmi koruyalım, beraber olalım diye verdiği bir duygudur bu. Bizimle doğrudan ilgisi olanın, bizim gözümüzde apayrı bir yeri vardır. Ve bizimle ilgisinin derecesi nisbetinde, bu apayrılık daha da artmaktadır.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Bu fıtrî duygu, Fâtır-ı Hakîm’in fıtratımıza dercettiği her duygu gibi, müstakim bir surette, yerinde ve kıvamında kullanıldığı ölçüde bir anlam taşır. Bu duygunun kıvamından taştığı, ölçünün aşıldığı durumlarda ise, hakkâniyeti zayi eden, ‘asabiyet’ diye tabir ettiğimiz marazî bir durum çıkar karşımıza. [/FONT][/SIZE] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3]Asabiyet, marazî bir haldir; zira ‘münasebet’i ‘hakkâniyet’in önüne geçirerek, bize yakın olana iltimas, bize uzak olana ise haksızlık gibi durumlara yol açmaktadır. İki çocuğun kavgasında her anne-babanın suçu öteki çocukta aramasından akraba kayırmacılığına, aşiret psikolojisinden milliyetçiliğin farklı tezahürlerine uzanan çizgide, bu asabiyet değişik suretler alır hayatın akışı içerisinde. Ama birşey, hep orta yerdedir: “En iyisi bizimkisi.”[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Bir fıtrî duygu ve bir haddi aşmışlık. Bu haddi aşmışlığa duçar olmadan, bu fıtrî duygu nasıl istimal olunacaktır? Yahut, bir haddi aşmışlığa duçar olmamak için bu fıtrî duyguyu da örseler yahut reddeder tarzda bir zorakilikten nasıl uzak durulacaktır?[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Yakınlarda, her halinde bir edeb ve her sözünde bir hikmet bulunan kudsî nebînin ilk defa farkettiğim bir sözüne rastladığımda, dile getirdiğim bu ikilemin kendi iç dünyamda çözüldüğünü hissettim.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Kudsî nebî, tek cümleden ibaret bir hadisiyle, bize ‘duyguların dengesi’ne dair bir ders vererek, bu ikilemden çıkış yolunu da gösteriyordu. [/FONT][/SIZE] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3]Bir tarafta kızı Fâtıma, öte tarafta ‘ilim şehrinin kapısı’ ve ‘Esedullah’ ünvanlı damadı Ali... Hz. Ali de amcasının oğlu olması itibarıyla, uzağında biri değildi elbet Peygamber aleyhissalâtu vesselamın. Ama kızı Fâtıma kadar yakınında da değildi. Buna karşılık, İslâm’ın bütün o ilk yıllarında, Hz. Ali’nin müstesna bir yeri vardı. [/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3]Amcalarının bir kısmı Resûlullah aleyhissalâtu vesselamın davetine karşı çıktığı, bir kısmının ise susup beklemeyi tercih ettiği bir vasatta, onun getirdiği tevhid davetine icabet ettiğini açık bir lisanla Peygamberin akrabaları içinde ilan eden ilk kişiydi o. Resûlullah aleyhissalâtu vesselamın katline karar verildiği gece gerçekleşen hicreti esnasında, hicret ettiği farkedilmesin diye onun yatağında yatarak onun yerine öldürülmeyi göze alan kişi de oydu. [/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3]İslâm’ın bütün büyük savaşlarında onun dillere destan kahramanlığı vardı; Hayber’in fatihi oydu.[/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3]‘Allah’ın aslanı’ ünvanıyla anılmasına vesile olan bunca kahramanlığının yanısıra, hakikat bilgisi ve marifetullah noktasında da bir zirveyi temsil ediyordu. Peygamber aleyhissalâtu vesselam bir ilim şehri ise, bizzat Peygamber tarafından bu şehrin kapısı olarak anılmayı hak edecek derecede bir zirveyi.[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Bir tarafta böylesi sıfatlarıyla damadı Hz. Ali, diğer tarafta en küçük kızı Fâtıma.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Bir tarafta kızı olmak itibarıyla daha ziyade bir sevgi bekleyen Fâtıma, öte tarafta onu Fâtıma’nın ilerisine taşıyan bunca faziletiyle Ali...[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Böyle bir durumda, ne yapılabilir? Allah’ın insanlar ve hatta mekânlar hakkında bize yakınlıkları nisbetinde kalbimize yerleştirdiği fıtrî sevgi, bize o kadar yakın olmayana karşı hakkâniyeti kaybetmeden nasıl yaşanabilir, nasıl korunabilir ve nasıl ifade edilebilir?[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Kudsî nebî, muazzam bir ‘muhakeme-i hissî’ ve müthiş bir ‘duyguların dengesi’ dersi içeren tek bir cümleyle, bu kıvamı ve ölçüyü gösteriyordu işte.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Damadı Hz. Ali, bir gün gelip “Beni mi, yoksa Fâtıma’yı daha çok seviyorsun?” diye sorduğunda, şu tek cümlelik cevabı vermişti Resûlullah aleyhissalâtu vesselam: “[B]Sen benim için Fâtıma’dan daha değerlisin, Fâtıma da bana senden daha sevimlidir.”[/B][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Bir yanda imana ve İslâm’a olan bunca hizmeti ve bunca güzel hasletiyle Hz. Ali’nin onun nazarındaki müstesna değeri; ama diğer tarafta, kızı olması itibarıyla Hz. Fâtıma’ya duyduğu hususî sevgi...[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Rahmet peygamberi, hakkâniyeti asla yitirmeden, içine dercedilmiş o fıtrî duyguyu ne kadar da beliğ ifade etmişti: “Sen bana Fâtıma’dan daha değerlisin, Fâtıma bana senden daha sevimlidir.”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Yani, senin benim dünyamda apayrı bir yerin var, Fâtıma’nın da benim dünyamda apayrı bir yeri var. Senin yerine Fâtıma yetişemez, Fâtıma’nın yerine ise sen yetişemezsin. İkiniz, kendi yerinizde müstesnasınız...[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Bu cevabı duyduğunda, eminim Hz. Ali çok sevinmiştir. Bu cevabı duyduğunda, eminim Hz. Fâtıma da çok sevinmiştir. Bu cevabı duyduklarında, enimin ikisinin de Hz. Peygamber’e olan sevgileri bir kat daha sağlamlaşmış; birbirlerine olan sevgi ve hürmetleri bir kat daha ziyadeleşmiştir.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Biz de kudsî nebîden bu dersi alıp, hep böyle yapabilsek...[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Allah’ın kalbimize koyduğu fıtrî duygudan asabiyet üretmesek... Yahut, asabiyet üretirim korkusuyla bu fıtrî duyguyu örselemesek, zoraki ‘reddeder’ bir tavra girişmesek...[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Book Antiqua]Ne kadar da güzel olurdu, değil mi?[/FONT][/SIZE] [FONT=Book Antiqua][SIZE=2][COLOR=black][B]Metin Karabaşoğlu[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Duyguların dengesi
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst