Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Sahabe-i Kiram
Ebû Akîl
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Leyli_Efruz" data-source="post: 99914" data-attributes="member: 1456"><p style="text-align: center"><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: green">Ebû Akîl</span></span></span></strong></p><p></p><p></p><p></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Ebû Akîl, tam bir destan adamdır. Bedir’de bulunmuş, ardından Rasûl-i Ekrem’in iştirak ettiği bütün gazalara katılmış, fakat hiçbirinde de aradığını yakalayamamıştı. Hep şehadeti arıyordu O. Aradığını Yemâme’de, yalancı peygambere karşı verilen kavgada elde edecekti. Bu itibarla da, Yemâme, onun son günüydü... Ancak bu son gün, sonsuza açılması bakımından sonsuz gün demeye lâyık bir gündü. Ebû Akîl, o gün kanıyla öyle bir destan yazmıştı ki, hiçbir şairin böyle bir destan yazması mümkün değildi... Şimdi isterseniz hâdiseyi İbn-i Ömer’den dinleyelim: </span></span></span></p><p><span style="color: green"></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">"Ebû Akîl getirildi. Kolundan ciddi yara almıştı. Durmadan kan kaybediyordu. Onu bir çadıra atıp yatırdık. Son anlarını yaşıyordu. Bakışları meçhul bir ufka dalıp gitmişti. Ben de başında bekliyordum. Birkaç dakika sonra ruhunu teslim edeceği muhakkak gibiydi... Tam o esnada İslâm saflarında bazı çözülmeler oldu. Dışardan Ma’n b. Adiy’in sesi geliyordu. Ma’n, gür sesiyle "Ey Ensar Topluluğu, Huneyn’de olduğu gibi bir kere daha kendinizi gösterin" diyordu. Ebû Akîl, bu sesi duyar duymaz birden yataktan fırladı. Kendisine mani olmaya çalıştım; yaralı olduğunu, bu vaziyette savaşmasının imkânsızlığını anlattım. Ama o, beni dinlemedi. "Ensar çağrılıyor, ben de Ensardanım" dedi. Çadırdan çıktığı gibi düşman saflarına daldı. Arkasından takip ettim. Bir aralık, koşmasına mani oluyor diye eğildi ve ayağıyla basarak yaralı kolunu koparıp attı. Ve tekrar düşman saflarına daldı... </span></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Harp bitmişti. Ebû Akil’i aradım; aradım ve bir kenarda tanınmaz vaziyette buldum. O kadar darbe yemişti ki, kendisini tanımaya imkân yoktu. Bakışları tamamen bulanmıştı. Ama nazarında cennetin sonsuz ufukları cilveleniyordu. Yanına sokulup, "Nasılsın?" dedim. Konuşacak tek kelimelik dermanı vardı. Belli ki, onu en mühim mesele için saklıyordu. </span></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">"Kim galip, kim mağlup?" diye sordu. Evet, onun en mühim meselesi işte buydu. "Müjdeler olsun, Allah’ın düşmanı öldürüldü" dedim. Yüzünde bir tebessüm belirdi, artık rahat ölebilirim, der gibiydi... Parmağını havaya kaldırdı. Kıpırdanmaya gücü kalmamış, diliyle Cenâb-ı Hakk’a hamd ediyordu..."</span></span></span></p><p><span style="color: green"></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Geldim ve olup biteni babam Ömer (r.a)’a naklettim. Ayaklarının bağı çözülmüş gibi oturup ağladı... "Oğlum", dedi, onun "hayat boyunca aradığı o idi. Bedir’de aradı, bulamadı; Uhud’da aradı, bulamadı, derken, Yemâme’de Mevlâ onu lütfetti."[1]</span></span></span></p><p></p><p></p><p></p><p><span style="color: black"><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">[1] Yusuf Kandehlevî, Hayâtü’s-Sahâbe, 1/803-805; İbn Sa’d, Tabakât, 3/474-475</span></strong></span></p><p><span style="color: black"></span></p><p><span style="color: black"></span></p><p><span style="color: black"><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Fethullah Gülen </span></strong></span></p><p><span style="color: black"><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">İ‘lâ-yı Kelimetullah veya Cihad</span></strong></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Leyli_Efruz, post: 99914, member: 1456"] [CENTER][B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][COLOR=green]Ebû Akîl[/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/CENTER] [COLOR=green][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Ebû Akîl, tam bir destan adamdır. Bedir’de bulunmuş, ardından Rasûl-i Ekrem’in iştirak ettiği bütün gazalara katılmış, fakat hiçbirinde de aradığını yakalayamamıştı. Hep şehadeti arıyordu O. Aradığını Yemâme’de, yalancı peygambere karşı verilen kavgada elde edecekti. Bu itibarla da, Yemâme, onun son günüydü... Ancak bu son gün, sonsuza açılması bakımından sonsuz gün demeye lâyık bir gündü. Ebû Akîl, o gün kanıyla öyle bir destan yazmıştı ki, hiçbir şairin böyle bir destan yazması mümkün değildi... Şimdi isterseniz hâdiseyi İbn-i Ömer’den dinleyelim: [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]"Ebû Akîl getirildi. Kolundan ciddi yara almıştı. Durmadan kan kaybediyordu. Onu bir çadıra atıp yatırdık. Son anlarını yaşıyordu. Bakışları meçhul bir ufka dalıp gitmişti. Ben de başında bekliyordum. Birkaç dakika sonra ruhunu teslim edeceği muhakkak gibiydi... Tam o esnada İslâm saflarında bazı çözülmeler oldu. Dışardan Ma’n b. Adiy’in sesi geliyordu. Ma’n, gür sesiyle "Ey Ensar Topluluğu, Huneyn’de olduğu gibi bir kere daha kendinizi gösterin" diyordu. Ebû Akîl, bu sesi duyar duymaz birden yataktan fırladı. Kendisine mani olmaya çalıştım; yaralı olduğunu, bu vaziyette savaşmasının imkânsızlığını anlattım. Ama o, beni dinlemedi. "Ensar çağrılıyor, ben de Ensardanım" dedi. Çadırdan çıktığı gibi düşman saflarına daldı. Arkasından takip ettim. Bir aralık, koşmasına mani oluyor diye eğildi ve ayağıyla basarak yaralı kolunu koparıp attı. Ve tekrar düşman saflarına daldı... [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Harp bitmişti. Ebû Akil’i aradım; aradım ve bir kenarda tanınmaz vaziyette buldum. O kadar darbe yemişti ki, kendisini tanımaya imkân yoktu. Bakışları tamamen bulanmıştı. Ama nazarında cennetin sonsuz ufukları cilveleniyordu. Yanına sokulup, "Nasılsın?" dedim. Konuşacak tek kelimelik dermanı vardı. Belli ki, onu en mühim mesele için saklıyordu. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]"Kim galip, kim mağlup?" diye sordu. Evet, onun en mühim meselesi işte buydu. "Müjdeler olsun, Allah’ın düşmanı öldürüldü" dedim. Yüzünde bir tebessüm belirdi, artık rahat ölebilirim, der gibiydi... Parmağını havaya kaldırdı. Kıpırdanmaya gücü kalmamış, diliyle Cenâb-ı Hakk’a hamd ediyordu..."[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Geldim ve olup biteni babam Ömer (r.a)’a naklettim. Ayaklarının bağı çözülmüş gibi oturup ağladı... "Oğlum", dedi, onun "hayat boyunca aradığı o idi. Bedir’de aradı, bulamadı; Uhud’da aradı, bulamadı, derken, Yemâme’de Mevlâ onu lütfetti."[1][/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=black][B][FONT=Comic Sans MS][1] Yusuf Kandehlevî, Hayâtü’s-Sahâbe, 1/803-805; İbn Sa’d, Tabakât, 3/474-475[/FONT][/B] [B][FONT=Comic Sans MS]Fethullah Gülen [/FONT][/B] [B][FONT=Comic Sans MS]İ‘lâ-yı Kelimetullah veya Cihad[/FONT][/B][/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Sahabe-i Kiram
Ebû Akîl
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst