Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Eğitimde bediüzzaman modeli
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Turab3" data-source="post: 199328" data-attributes="member: 1005848"><p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">EĞİTİMDE BEDİÜZZAMAN MODELİ</span></strong></p> </p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Yazarı: Halit ERTUĞRUL </span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">BİRİNCİ BÖLÜM</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">NEDEN BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ</span></strong></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Bediüzzaman modelini iyi anlayabilmek, onu yeteri kadar tanımamıza bağlıdır. Altmış, Yetmiş yıldır yazılı olarak, menfi bir tarzda kamuoyuna tanıtılan Bediüzzaman’a resmi ideoloji de kapılarını açmaya başladı. Vatanımızın zor günler geçirdiği şu zamanda, onun fikir ve görüşleri o kadar alaka uyandırdı ki, ‘Her kitapçı onun eserlerini bulundurmayı, her medya programcısı da onun fikirlerini ele almayı, yeni çareler olarak gördüler. Okuduğu bir gazete haberi, onun ruhunda fırtınalar koparır. İngiliz Sömürgeler Bakanı Gladistan: </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">‘Bu Kur’an Müslümanların elinde bulundukça biz onlara hakim olmayız. Ne yapıp yapmalı, Kur’an’ı ortadan kaldırmalıyız veyahut müslümanları ondan soğutmalıyız’ demişti. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Bediüzzaman’da buna karşı şu sözü vermişti: Ben de Kur’anın sönmez ve söndürülmez bir manevi güneş olduğunu tüm dünyaya ispat edeceğim. İşte Bediüzzaman’ın yaygın ifadesiyle Nurculuk hadisesinin bütün gayesi bu cihete matuf olmuştur. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Doğunun eğitim problemini çözmek için, fen ve din ilimlerinin beraber okutulacağı bir üniversite açılması gayesiyle 23 yaşındayken İstanbul’a gider ve projesini bizzat padişaha takdim eder. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">1911 yılında Şam’a gider ve orada meşhur hutbesini okur. Herkesin karamsar tablolar çizdiği gelecekten O: </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">‘İstikbal yalnız ve yalnız İslamiyyetin olacak ve hakim, hakaik-i Kur’aniyye ve imaniye olacak’ diyerek ileri görüşlülüğünü ortaya koyar. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Aynı yıl, şark vilayetlerini temsilen Sultan Reşad’ın Rumeli Seyahatine katılır. Van’da kurmayı düşündüğü üniversite projesini padişahla görüşür. Onun da desteğiyle Van Gölü kıyısına temelini atar. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Bediüzzaman, vatanın kurtuluşu için vazife üstlenerek Birinci Dünya savaşında Ruslara karşı gönüllü alay komutanı vasfıyla talebeleriyle birlikte savaşa iştirak etmiştir. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">İngilizler İstanbul’u işgal edince, Ankara’ya davet edilir. Ankara’da aradığını bulamaz. Kendisine teklif edilen mebusluk, umumi vaizlik ve diyanet işleri reisliği gibi bir çok imkanı reddederek Van’a gider ve Şeyh Said isyanını önlemek için çok çalışır. İsyana katılması için yapılan teklife karşı verdiği cevabı ise çok manidardır: </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">‘Türk milleti asırlardan beri İslamiyyetin bayraktarlığını yapmıştır. Çok Veliler yetiştirmiş ve şehidler vermiştir. Böyle bir milletin torunların kılıç çekilmez. Kılıç harici düşmanlara çekilir. Dahilde kılıç kullanılmaz. Bu zamanda yegane kurtuluş çaremiz, Kur’an ve iman hakikatlarıyla tenvir ve irşad etmektir. En büyük düşmanımız olan cehaleti izale etmektir’.</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Hayat çizgisini şöyle ifade eder: </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">‘Ben cemiyetin iman selameti yolunda dünyamı da, ahiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var, ne de Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur’an’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa, Cennet’i de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimin imanını selamette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü, vücudum yanarken gönlüm gül-gülistan olur. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Risale-i Nur’u anlamıyorlar yahut anlamak istemiyorlar. Beni skolastik bataklığı içine saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar. Ben, bütün müspet ilimlerle, asrı hazırın (şimdiki asrın) fen ve felsefesiyle meşgul oldum. Bu hususda en derin meseleleri hallettim. Hatta bu hususda bazı eserler telif eyledim. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Onun fikirleri incelendiğinde, ilk hareket noktasının, semada nazil olan Kur’an’ın hükümlerini akla tesbit ettirmesi ve islamın bütün meselelerini akla yaklaştırmanın mümkün olduğu kanaatidir. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Bediüzzaman’ın gerçekleştirmeye çalıştığı iman ve Kur’an hizmetinin saf ve berrak kalabilmesi için, birtakım siyasi mülahazalardan uzak durmak istediğini görmekteyiz. Fiili siyasete itibar etmeyişinin gerekçelerini yazmış olduğu eserlerinde uzun uzun açıklar: </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">‘Cazibesi ile meraklıları kendi ile meşgul eder. Hakiki ve büyük vazifeyi unutturur. Tarafgirlik meylini verir, zalimlerin zulmünü hoş görür, şerik olur’ sözleri, neden siyasetten uzak duruşu için yeterlidir. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Ona göre toplum içinde tansiyonun yükseltilmesi, insanların karşı karşıya getirilmesi ve şiddet hareketleriyle arzu edilen neticenin elde edilmesi mümkün değildir:</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">‘Bütün hayatımda, bütün kuvvetimle asayişi muhafazaya çalışmışım. Bu kuvvet dahilde değil, ancak harici tecavüze karşı istimal edilebilir. Vazifemiz dahildeki asayişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir’. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Bediüzzaman’ın en bariz vasıflarından biri de ümitli oluşudur:</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">‘Bila perva ilan ederim. itikad ve yakinimdir. Hak, neşv-ü nema bulacaktır. (yeşerecektir.) Hem de, itimadımdır ki, istikbalde hüküm sürecek ve her kıtasında hakim-i mutlak olacak yalnız hakaik-i İslamiyedir’.</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Bütün şartlarda, yılmadan ve çekinmeden iman hizmetinden sebat ederek, şevk ve şükürle Kur’an davasını yürütmesi, erişilmez bir hususiyyeti olarak takdir görmektedir:</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">‘Saçlarım adedince başlarım olsa, her gün biri kesilse, bu hizmet-i imaniyeden çekilmem’. Dünyayı başıma ateş yapsanız, hakaik-i Kur’aniyye’ye feda olan bu başı zındıkaya eğmem. Sivrisinek tantanasını kesse, bal arısı demdemesini bozsa, sizin zevkiniz bozulmasın, hiç teessüf etmeyiniz’.</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Bediüzzaman’daki fikri istikrarın ve tenakuzların olmayışının esas sebebi şöyle izah edilmektedir: </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">‘Risale-i Nur’daki hakaik, doğrudan doğruya feyz-i Kur’an’dan mülhem hakaik-i imaniyyedir; zaman ve zemine göre değişmez ebedi hakikatlardır’. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Risale-i Nur’un kaynağının yalnızca Kur’an olduğunu ve Kur’an-ın bu asra bakan hususiyetlerinin Bediüzzaman tarafından eserlerine güzel bir üslübla yansıttığını müşahade etmekteyiz. Bediüzzaman’ın şu ifadeleri bu konuyu çok güzel aydınlatır: </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">‘Elde Kur’an gibi bir mu’cize-i baki varken, başka burhan (delil) aramak aklıma zaid (lüzumsuz) görünür. ‘Elde Kur’an gibi bir burhan-ı hakikat varken, münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir!?’.</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">İKİNCİ BÖLÜM</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">BEDİÜZZAMAN’A GÖRE GERİ KALMANIN ANA SEBEPLERİ </span></strong></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Osmanlı’nın mevcut şartlarını düzeltmek için Batı’nın insanlık, barış ve refah gibi yararlı yönlerini almakta bir sakınca görmeyen Bediüzzaman, Batı’nın sefahatine, başıboşluğuna ve toplumu dejenere eden keşmekeşliğine karşı çıkar: </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">‘Bunun içindir ki, medeniyet yolunda bizim örnek tutacağımız millet, Japonlardır. Onlar Avrupa medeniyetinin bütün güzelliklerini aldılar. Fakat, bekalarının temeli olan milli adetlerini muhafaza ettiler’ diyerek Japon’ları örnek gösterir. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Şu tespitleri ise çare konusunun bir başka yönünü ortaya koymaktadır: </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">‘Şimdi hüküm ferma şecaat-i imaniyye ve akliyye ve fenniyyedir. Bazen bir münevverü’l-fikir yüze (yüz kişiye) mukabildir. Ecnebiler size bu şecaatle galebeye çalışıyorlar. Yalnız, şecaat-i Kur’aniye cevherinden yapmalısınız’. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Gerilemede en büyük sebep; cehalet, zaruret ve ihtilaf. Bediüzzama’a göre bütün kötülüklerin davetçisi ve acil çare bekleyen hastalığı cehalettir: </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">‘Ben vilayet-i Şarkiyye’de aşiretlerin hal-i perişaniyyetini görüyordum. Anladım ki, dünyevi bir saadetimiz, bir cihetle fünun-u cedide-i Medeniyye (Medeniyyetin yeni fenleri) ile olacaktır. ‘ Elbette nev’i beşer ahir vakitte ulum. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Bediüzzaman ‘zaruret’ sözü ile, müslümanların karşı karşıya bulunduğu maddi ve teknik yöndeki geri kalmışlığını anlatmak istemiştir. İslam alemini saran bu fakirlik illetinden çabuk kurtulacağını ve hatta ilim ve teknikte Batıya yetişip, önüne geçeceği yönündeki kanaatini belirtir. ‘Hayat bir faaliyet ve harekettir, şevk ise matiyyesi (bineği)’dir veya sa’y-i insaninin (çalışmanın) baharıdır. Çalışmanın sevabı servettir, ataletin cezası sefalettir. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Bediüzzaman’ın cemiyet bünyesindeki ihtilafın boyutuna matematiksel bir mantıkla yaklaştığı görülür:</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">‘Cemiyette vahid-i sahih olmazsa cem ve zam, kesir darbı gibi küçültür. Bu hususu şöyle izah eder; ‘Hesapta malumdur ki, darp ve cem (çarpma ve toplama) ziyadeleştirir. Dört kere dört onaltı eder. Fakat kesirlerde darp ve cem bilakis küçültür. Sülüsü sülüs ile (üçte biri, üçte bir ile) darbetmek tis’i (dokuz da biri) olur. Aynen onun gibi, insanlarda sıhhat ve istikamet ile vahdet olmazsa, ziyadeleşmek küçülür, bozuk olur, kıymetsiz olur’.</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">‘Hayat ittihaddadır (birleşmededir)’ diyen Bediüzzaman ‘İttifakta kuvvet var; ittihatta hayat var; uhuvvette saadet ver’ görüşleriyle de, toplum dinamizminin can damarlarını nazara vermektedir.</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Geri Kalmamızda Diğer Altı Hastalık</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">1-Ye’s</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">2-Sıdk’ın ölmesi</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">3-Adavete muhabbet</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">4-Ehl-i imanı birbiriyle bağlayan nurani bağları bilmemek </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">5-Çeşit çeşit suri (bulaşıcı) hastalıklar gibi intizar eden istibdad </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">6-Menfaat-i şahsiyyesine himmetini hasretmek. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Bu hastalıkların tedavi metodları ise: </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">1-el-Emel (ümitli olmak) </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">2-Ye’sin (ümitsizliğin) öldürülmesi.</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">3-Sıdk (doğruluk)</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">4-Muhabbete muhabbet, husumete husumet (sevgi duygusuna sevgi, düşmanlık duygusuna düşmanlık)</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">5-Himmetli (gayretli) millet olmak,</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">6-Meşveret-i şer’iyye (istişare meclisi)</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Şer-i hükümlere tam uyulmaması ve bu yöndeki ölçülerin sebeplerle kaçırılmış olması, toplumda meydana gelen gerilemeye ve çöküntüye sebep olarak gösterilir. </span></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">OSMANLI EĞİTİMİNDE BOZULMAYA GENEL BAKIŞ </span></strong></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Osmanlı eğitim sistemi öylesine mükemmel işledi ve öylesine parlak sonuçlar ortaya çıkardı ki, bilim dünyasının ilklerinden tutun da, bu gün batılı eğitimcilerin söyledikleri modern kriterleri asırlar önce uygulayan alimler yetiştirdi. Bu başarıyı, idareci makamındaki insanların eğitime ve eğiticiye verdikleri önemde de aramak lazımdır. Çünkü bir devlet: ‘Hangi alim bildiğini yüzüme doğru söylemezse, meclisime gelmesin’ deyen padişahlar tarafından idare edilmiştir. Öte yandan, halkın müttaki bir müslüman olarak yetişmesi, eğitim ve öğretim faaliyetlerini en üst düzeye çıkarmıştır. ‘Çünkü, bir çok ayet ve hadis, ilim tahsil etmenin dünya ve ahirete ait faydasından bahsederek, bu yöne teşvik etmiştir. Bunun için Osmanlı halkı hem ilim tahsil etmek için birbirleriyle yarışmış, hem de ilim tahsil edenler yardım için aynı yarışı göstermiştir. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Bozulmanın ilmiyye, kalemiyye, seyfiyye ve mülkiyye kurumları üzerinde olduğu görülmektedir. Devletin temelini meydana getiren bu müesseselerin en ciddi kısmı ise, ilmiyye sınıfı meydana getirmekteydi. Medreselerin gerilemesiyle bu kurumun da ciddi bir dağınıklık içine girdiği anlaşılmaktadır. Çünkü medrese tahsilinin asıl gayesi, Ulum-u Aliye denilen tahkiki iman ve hikemiyyat-ı Kur’aniyye’yi kazanmaktadır. Fakat Osmanlı devletinin çözülme dönemlerinde A’rabi gramer ve sarf, nahiv gibi alet ilimlerine fazlaca ağırlık verilerek, medreselerin asıl dinamizmi zayıf kaldı. Toplum ruhunu ve devlet nizamını temine de bu kaynak kurumaya başlayınca da ilmiye sınıfında dağılmalar ortaya çıktı. Bu gidiş, bugünkü bürokrasi manasına gelen kalemiye sınıfını da etkilemiştir. O dönemde mülkiyye sınıfının da büyük yaralar aldığı bilinmektedir. Siyasi çalkantı, kadroları siyasi hesaplarla ehliyetsiz insanlara bırakınca; adam kayırma, rüşvet ve su-i istimal gibi cemiyeti kemiren hastalıklarda kendini göstermiştir. Ordunun siyasete karışması ise, seyfiyye adıyla bilinen bu kurumu yıpratmış, iç politika da kendini hissettirmek için, asıl görevini unutur olmuştur. Devletin esas meseleleri bu şekilde yaralanınca bunun tesirinin de bütün cemiyette kendini hissettireceği malumdur. Öyle de olmuştur. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Medreselerde yalnızca dini ilimlerin okutulması ve fenni ilimlerin okutulmaması da Bediüzzaman’ın gördüğü en büyük eksikliktir.</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">BEDİÜZZAMAN MODELİ NEDİR?</span></strong></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">İnsanı tanıtmayı, ‘nereden geldiği ve nereye gittiği’ sorusuyla başlayan Bediüzzaman: ‘insan bir yolcudur, sebavetten (çocukluktan) gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder’ diyerek, insanın dünyaya başıboş gelmediğine, ibn-i tasarruf altında bulunarak, bir kudret tarafından ebede sevk olunduğuna dikkat çekmektedir. İnsanın latifeleri içinde öyle bir latife var ki, ebedden ve ebedi zattan başkasına razı olmaz ondan başkasına teveccüh etmiyor. Masivasına (başkasına) tenezzül etmez. Bütün dünyayı ona versen, o fıtri ihtiyacı tatmin etmez. İnsanın fıtratı zi-şuuru olan vicdanı, saadet-i ebediyyeye bakar, gösterir. Evet, kim uyanık vicdanını dinlese, ‘Ebed, Ebed!’ sesini işitecektir. Bütün kainat o vicdana verilse, ebede karşı olan ihtiyacının yerini dolduramaz. Demek o vicdan, ebed için yaratılmıştır’.</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">İnsanın mahiyetini yepyeni bir üslupla ele alan Bediüzzaman, ciltler dolusu çalışma gerektiren bu hususu, çok anlamlı şekilde tek paragrafa sıkıştırır. ‘İnsan zaiftir, belaları çok fakirdir, ihtiyacı pek ziyade, acizdir, hayat yükü pek ağır... Eğer, Kadir-i Zü’l-Celal’e dayanıp tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa, vicdanı daim azap içinde kalır. Semeresiz (sonuçsuz), meşakkatler (zahmetler), elemler, teessüfler onu boğar; ya sarhoş veya canavar eder. </span></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">BEŞİNCİ BÖLÜM</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">BEDİÜZZAMAN MODELİNDE IRKÇILIK VE BÖLÜCÜLÜK NEDİR VE BUNA KARŞI NASIL BİR EĞİTİM OLMALIDIR </span></strong></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Milliyetçiliğe iki açıdan bakan Bediüzzaman: ‘Fikri milliyet iki kısımdır. Bir kısmı menfidir, şeametlidir, zararlıdır, diğerlerine adavetle devam eder, müteyakkız davranır’ der. Müspet milliyetçilik için de şunları söyler: ‘Müsbet milliyet, hayat-i ictimaiyyenin (sosyal hayatın) ihtiyac-ı dahilisinden ileri geliyor. Teavüne, tesanüde sebebdir. Menfaatli bir kuvvet temin eder. Uhuvvet-i İslamiyye’yi (İslam kardeşliğini) daha ziyade teyit edecek bir vasıta olur. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Bediüzzaman ırkçılık yönünde bir başka tehlikeyi de şöyle nazara verir:</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">‘Milletimiz de yalnız islamiyettir. Zira Arap, Türk, Kürt, Arnavut, Çerkez ve Lazların en kuvvetli hakikatları revabıt (bağları) ve milliyetleri İslamiyyetden başka hiçbir şey değildir. Nasıl ki az bir ihmal ile tavaif-i müluk temelleri atılmakta ve on üç asır evvel ölmüş olan asabiyyet-i cahiliyyeyi ihya ile fitne ikaz olunmakta ve oldu; gördük’.</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">‘Bugünkü Türkiye ahalisi asıl Türk kavimlerinden başka, tarihin en eski çağlarından beri gerek Anadolu’da, gerek imparatorluğun diğer bölgelerinde yaşamış ve asırlar boyu serbestçe birbiriyle karışmış olan ırkların, yani Çerkez’lerin, Arnavut’ların, Boşnak’ların, Kürt’lerin, Gürcü’lerin ve İslamiyyetin kabulü ve evlenme yoluyla Rum’ların, Ermeni’lerin ve Slav’ların karışımından meydana gelmiştir. Bu surette ırkçıların iddia ettiği gibi kan saflığından pek eser kalmamıştır’. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Başka bir beyanında da Bediüzzaman, menfi milliyetçilerin Avrupa’dan geldiğin, onları körü körüne taklit ettiğimiz için içimize girdiğini ve bir çok mukaddesatı da feda ettirdiğini anlatarak şunları ifade etmektedir: </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">‘Halbuki her milletin kamet-i kıymeti farklı bir elbise ister. Bir cins kumaş bile olsa; tarzı ayrı ayrı olmak lazım gelir. Bir kadına, jandarma elbisesi giydirilmez. Bir ihtiyar hocaya, tango bir libasın giydirilmediği gibi... Körü, körüne taklit dahi çok defa maskaralık olur’. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Gerçek Türkçülüğün İslam’ın içinde eriyen ve İslam’la kaynaşmış olan Türklük olduğunu anlatan Bediüzzaman, çok çarpıcı bir teşhiste bulunur: </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">‘Türk milleti anasır-ı İslamiyye (İslam unsurları) içinde en kesretli (çok) olduğu halde, dünyanın her tarafında olan Türk’ler ise müslümandır. Sair unsurlar gibi, Müslim veya gayr-i müslim olarak iki kısma inkısam etmiştir. Nerede Türk taifesi varsa, müslümandır. Müslümanlıktan çıkan veya müslüman olmayan Türk’ler, Türklükten dahi çıkmıştır (Macarlar gibi)’. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Bediüzzaman, birincisinde, ‘Mekteplerde din dersi okutulmasını, medreselerde ise fen derslerinin okutulmasını teklif etmişti. İkinci olarak da ‘Din ve fen ilimlerin beraber okutulacağı darü’l-fünunlar açılmasını istemişti. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Büyük karışıklığa sebep olan dil probleminin aşılması için de şu teklifi yapmıştır:</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">(Doğuda) ‘Fünun-u cedideyi (yeni fenleri), ulum-u medaris (medrese ilimleri) ile mezc ve derc; lisan-ı Arabi (Arapça) vacib, Kürdi caiz, Türki lazım kılmaktır’. </span></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">ALTINCI BÖLÜM</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">BEDİÜZZAMAN MODELİNİ DÜZENLEYEN ESASLAR</span></strong></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Bediüzzaman Modelinin Temel İlkeleri:</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">a-Eğitim, İslam’ın iki ana kaynağı olan Kur’an ve Sünnet’e dayanmalıdır. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">b-Dünya ve ahiret hayatı birlikte ele alınmalıdır. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">c-Din ve fen ilimleri birlikte okutulmalıdır. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">d-Irkçılık ve menfi fikirler körüklenmemeli, İslam milliyeti esas alınmalıdır. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">e-Kardeşlik, birlik ve beraberlik esas alınmalıdır. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">f-Verilecek eğitim, Kur’an’a ayna olmalıdır. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">g-Talebe; şevk, şükür ve ümit içinde tutulmalıdır. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">h-Eğitime ferdden ve nefisden başlanmalıdır. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">ı-İnsanın kabiliyet ve arzuları dikkate alınmalıdır. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">i-Eğitim hür ve açık ve aynı zamanda topluma yönelik olmalıdır. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">j-Eğitimde müspet hareket esas alınmalıdır. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">k-Talebe ve okul, siyaset içine çekilmemelidir. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">l-Eğitim hizmetinde bulunanların yüksek bir gaye için çalışmaları lazımdır. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Bediüzzaman, Medresetü’z-Zehra adında ideal bir medrese kurmayı ve bunu hızla yaygınlaştırmayı düşünür. ‘Camiü’l-Ezher (Mısır’daki İslam Üniversitesi), Afrika’da bir medrese-i umumiyye olduğu gibi, Asya, Afrika’dan ne kadar büyük ise, daha büyük bir dar-ül fünun (Üniversite) Asya’da lazımdır; ta ki İslam kavimleri, mesela Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan ve Kürdistan’daki milletleri, menfi ırkçılık ifsad etmesin (bozmasın), Hakiki müsbet ve kutsi ve umumi milliyet-i hakikiyye olan İslamiyyet, milliyeti ile inneme’l-mü’minune ihvetün (mü’minler kardeştir), Kur’an’ın bir kanun-u esasisinin tam inkişifına (hayata geçmesine) mazhar olsun ve ‘felsefe fünunu’ ile ‘ulum-i diniyye’ (din ilimleri) birbirleriyle barışsın ve Avrupa Medeniyeti, İslamiyet hakkıyla tam müsalaha etsin (barışsın) ve Anadolu’daki ehl-i mektep ve ehli medrese birbirine yardımcı olarak ittifak etsin. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Bediüzzaman’a göre birinci derecede okutulması gereken yüksek ilim dersleri (tefsir, kıraat, hadis, ma’rifetullah, fıkıh, kelam ve ahlak) zamanla arka plana düşmüştür. İkinci derecede okutulması gereken alet ilimleri de (Arapça, gramer, sarf, nahiv, belagat ve mantık) birinci sırayı almıştır. Ayrıca Arapça metinlerin zorluğu nedeniyle, talebeler bütün zamanlarını bunları çözmeye ayırdıkları için, ders kitapları dışına çıkıp, modern ilimlerle meşgul olmaları mümkün olmamıştır. Bu tıkanıklığın aşılması için Bediüzzaman’ın teklifi şudur: Talebenin bütün vaktini alan ve zihinleri fazlaca meşgul eden kitapların sayılarını azaltmak, açıklayıcı metinlerle de uğraşmamak ve bunun için zaman öldürmemektir.</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Bediüzzaman, açmayı düşündüğü Üniversitelerle ilgili diğer bir yeniliği de, tek tip öğretim modeli bırakılarak, branşlaşmaya gidilmesini, istemesidir. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Bediüzzaman, eğitici durumunda bulunan kimsenin, bir meseleyi sunmadan önce, onun gereklerini kendi şahsında göstermesi ve nefsinde tatbik etmesi lazımdır. Bunun için Bediüzzaman:</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">‘Lisan-ı hal, lisan-ı Kalden daha tesirlidir’ der. Öte yandan Bediüzzaman: </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">‘Hazmolunmayan ilim telkin edilmemelidir’ diyerek bu ölçüyü belirler. Ayrıca, telkin edilen ilmin, seviyeye, sahsa, zamana ve zemine de uygun olmasını istemektedir. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Tahmin ederim ki, nasihlerin nasihatları, şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki; Ahlaksız insanlara derler: Haset etme, hırs gösterme, adavet etme, inat etme, dünyayı sevme, fanidir, fıtratını değiştir gibi zahiren ma la yutak (kabulü imkansız) bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki, bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecralarını değiştiriniz; hem nasihat tesir eder, hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur. ifadelerden de anlaşıldığı gibi, ders verirken, teklif götürürken ve nasihat ederken, insan psikolojisine, kabiliyyetine ve duygularına uygun şekilde almalıdır. Dersleri monotonluktan ve durgunluktan kurtarmak için, karşılıklı münazara tarzında ders işlenmesini, kabiliyetlerin inkişafı, cesaretin artması ve yapıcı tenkitlerin gelişmesi bakımından gerekli görmüştür. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Ayrıca, öğretimde iş bölümüne dayalı, grup ve ünite çalışmalarını teşvik ederek, talebenin imtihana tabi tutulmasını istemiştir. Öte yandan Bediüzzaman’ın ihtisaslaşmaya çok önem verdiği de görülmektedir. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Anlaşılan dersin pekiştirilmesi için ‘tekrar’ unsurunun kullanılması gereğine işaret etmiş ve şöyle demiştir: </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">‘Müessese tesbit etmek için tekrar lazımdır. Te’kit için terdad lazımdır’. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Öte yandan, talebeden iyi bir sonuç alınabilmesi için, onu tahsilin önemine inandırmak ve bu mes’uliyyeti öğretmek lazımdır. Bunun için de ahlaki yönün ihmal edilmemesi gerekir. Bu, eğitimin her kademesinde olmalıdır’. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">İlmi araştırma yapan ve eğitim hizmetiyle vazifeli olan, ayrıca memleketin istiklalini elinde bulunduran bu kadroların geçim derdine düşmesi, büyük bir eksiklikti. İlmin izzetiyle bağdaşmayan bu konunun önüne geçmek için, ilim adamlarının mali yönden devletin himayesine alınmasına dikkat etmiştir.</span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Turab3, post: 199328, member: 1005848"] [CENTER][CENTER][B][FONT=Comic Sans MS]EĞİTİMDE BEDİÜZZAMAN MODELİ[/FONT][/B][B][FONT=Comic Sans MS][/FONT][/B][/CENTER][/CENTER] [B][FONT=Comic Sans MS]Yazarı: Halit ERTUĞRUL [/FONT][/B][B][FONT=Comic Sans MS][/FONT][/B] [B][FONT=Comic Sans MS] [/FONT][/B] [B][FONT=Comic Sans MS]BİRİNCİ BÖLÜM[/FONT][/B] [B][FONT=Comic Sans MS]NEDEN BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ[/FONT][/B][FONT=Comic Sans MS][/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Bediüzzaman modelini iyi anlayabilmek, onu yeteri kadar tanımamıza bağlıdır. Altmış, Yetmiş yıldır yazılı olarak, menfi bir tarzda kamuoyuna tanıtılan Bediüzzaman’a resmi ideoloji de kapılarını açmaya başladı. Vatanımızın zor günler geçirdiği şu zamanda, onun fikir ve görüşleri o kadar alaka uyandırdı ki, ‘Her kitapçı onun eserlerini bulundurmayı, her medya programcısı da onun fikirlerini ele almayı, yeni çareler olarak gördüler. Okuduğu bir gazete haberi, onun ruhunda fırtınalar koparır. İngiliz Sömürgeler Bakanı Gladistan: [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]‘Bu Kur’an Müslümanların elinde bulundukça biz onlara hakim olmayız. Ne yapıp yapmalı, Kur’an’ı ortadan kaldırmalıyız veyahut müslümanları ondan soğutmalıyız’ demişti. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Bediüzzaman’da buna karşı şu sözü vermişti: Ben de Kur’anın sönmez ve söndürülmez bir manevi güneş olduğunu tüm dünyaya ispat edeceğim. İşte Bediüzzaman’ın yaygın ifadesiyle Nurculuk hadisesinin bütün gayesi bu cihete matuf olmuştur. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Doğunun eğitim problemini çözmek için, fen ve din ilimlerinin beraber okutulacağı bir üniversite açılması gayesiyle 23 yaşındayken İstanbul’a gider ve projesini bizzat padişaha takdim eder. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]1911 yılında Şam’a gider ve orada meşhur hutbesini okur. Herkesin karamsar tablolar çizdiği gelecekten O: [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]‘İstikbal yalnız ve yalnız İslamiyyetin olacak ve hakim, hakaik-i Kur’aniyye ve imaniye olacak’ diyerek ileri görüşlülüğünü ortaya koyar. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Aynı yıl, şark vilayetlerini temsilen Sultan Reşad’ın Rumeli Seyahatine katılır. Van’da kurmayı düşündüğü üniversite projesini padişahla görüşür. Onun da desteğiyle Van Gölü kıyısına temelini atar. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Bediüzzaman, vatanın kurtuluşu için vazife üstlenerek Birinci Dünya savaşında Ruslara karşı gönüllü alay komutanı vasfıyla talebeleriyle birlikte savaşa iştirak etmiştir. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]İngilizler İstanbul’u işgal edince, Ankara’ya davet edilir. Ankara’da aradığını bulamaz. Kendisine teklif edilen mebusluk, umumi vaizlik ve diyanet işleri reisliği gibi bir çok imkanı reddederek Van’a gider ve Şeyh Said isyanını önlemek için çok çalışır. İsyana katılması için yapılan teklife karşı verdiği cevabı ise çok manidardır: [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]‘Türk milleti asırlardan beri İslamiyyetin bayraktarlığını yapmıştır. Çok Veliler yetiştirmiş ve şehidler vermiştir. Böyle bir milletin torunların kılıç çekilmez. Kılıç harici düşmanlara çekilir. Dahilde kılıç kullanılmaz. Bu zamanda yegane kurtuluş çaremiz, Kur’an ve iman hakikatlarıyla tenvir ve irşad etmektir. En büyük düşmanımız olan cehaleti izale etmektir’.[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Hayat çizgisini şöyle ifade eder: [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]‘Ben cemiyetin iman selameti yolunda dünyamı da, ahiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var, ne de Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur’an’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa, Cennet’i de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimin imanını selamette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü, vücudum yanarken gönlüm gül-gülistan olur. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Risale-i Nur’u anlamıyorlar yahut anlamak istemiyorlar. Beni skolastik bataklığı içine saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar. Ben, bütün müspet ilimlerle, asrı hazırın (şimdiki asrın) fen ve felsefesiyle meşgul oldum. Bu hususda en derin meseleleri hallettim. Hatta bu hususda bazı eserler telif eyledim. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Onun fikirleri incelendiğinde, ilk hareket noktasının, semada nazil olan Kur’an’ın hükümlerini akla tesbit ettirmesi ve islamın bütün meselelerini akla yaklaştırmanın mümkün olduğu kanaatidir. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Bediüzzaman’ın gerçekleştirmeye çalıştığı iman ve Kur’an hizmetinin saf ve berrak kalabilmesi için, birtakım siyasi mülahazalardan uzak durmak istediğini görmekteyiz. Fiili siyasete itibar etmeyişinin gerekçelerini yazmış olduğu eserlerinde uzun uzun açıklar: [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]‘Cazibesi ile meraklıları kendi ile meşgul eder. Hakiki ve büyük vazifeyi unutturur. Tarafgirlik meylini verir, zalimlerin zulmünü hoş görür, şerik olur’ sözleri, neden siyasetten uzak duruşu için yeterlidir. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Ona göre toplum içinde tansiyonun yükseltilmesi, insanların karşı karşıya getirilmesi ve şiddet hareketleriyle arzu edilen neticenin elde edilmesi mümkün değildir:[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]‘Bütün hayatımda, bütün kuvvetimle asayişi muhafazaya çalışmışım. Bu kuvvet dahilde değil, ancak harici tecavüze karşı istimal edilebilir. Vazifemiz dahildeki asayişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir’. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Bediüzzaman’ın en bariz vasıflarından biri de ümitli oluşudur:[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]‘Bila perva ilan ederim. itikad ve yakinimdir. Hak, neşv-ü nema bulacaktır. (yeşerecektir.) Hem de, itimadımdır ki, istikbalde hüküm sürecek ve her kıtasında hakim-i mutlak olacak yalnız hakaik-i İslamiyedir’.[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Bütün şartlarda, yılmadan ve çekinmeden iman hizmetinden sebat ederek, şevk ve şükürle Kur’an davasını yürütmesi, erişilmez bir hususiyyeti olarak takdir görmektedir:[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]‘Saçlarım adedince başlarım olsa, her gün biri kesilse, bu hizmet-i imaniyeden çekilmem’. Dünyayı başıma ateş yapsanız, hakaik-i Kur’aniyye’ye feda olan bu başı zındıkaya eğmem. Sivrisinek tantanasını kesse, bal arısı demdemesini bozsa, sizin zevkiniz bozulmasın, hiç teessüf etmeyiniz’.[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Bediüzzaman’daki fikri istikrarın ve tenakuzların olmayışının esas sebebi şöyle izah edilmektedir: [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]‘Risale-i Nur’daki hakaik, doğrudan doğruya feyz-i Kur’an’dan mülhem hakaik-i imaniyyedir; zaman ve zemine göre değişmez ebedi hakikatlardır’. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Risale-i Nur’un kaynağının yalnızca Kur’an olduğunu ve Kur’an-ın bu asra bakan hususiyetlerinin Bediüzzaman tarafından eserlerine güzel bir üslübla yansıttığını müşahade etmekteyiz. Bediüzzaman’ın şu ifadeleri bu konuyu çok güzel aydınlatır: [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]‘Elde Kur’an gibi bir mu’cize-i baki varken, başka burhan (delil) aramak aklıma zaid (lüzumsuz) görünür. ‘Elde Kur’an gibi bir burhan-ı hakikat varken, münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir!?’.[/FONT] [B][FONT=Comic Sans MS]İKİNCİ BÖLÜM[/FONT][/B] [B][FONT=Comic Sans MS]BEDİÜZZAMAN’A GÖRE GERİ KALMANIN ANA SEBEPLERİ [/FONT][/B][FONT=Comic Sans MS][/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Osmanlı’nın mevcut şartlarını düzeltmek için Batı’nın insanlık, barış ve refah gibi yararlı yönlerini almakta bir sakınca görmeyen Bediüzzaman, Batı’nın sefahatine, başıboşluğuna ve toplumu dejenere eden keşmekeşliğine karşı çıkar: [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]‘Bunun içindir ki, medeniyet yolunda bizim örnek tutacağımız millet, Japonlardır. Onlar Avrupa medeniyetinin bütün güzelliklerini aldılar. Fakat, bekalarının temeli olan milli adetlerini muhafaza ettiler’ diyerek Japon’ları örnek gösterir. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Şu tespitleri ise çare konusunun bir başka yönünü ortaya koymaktadır: [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]‘Şimdi hüküm ferma şecaat-i imaniyye ve akliyye ve fenniyyedir. Bazen bir münevverü’l-fikir yüze (yüz kişiye) mukabildir. Ecnebiler size bu şecaatle galebeye çalışıyorlar. Yalnız, şecaat-i Kur’aniye cevherinden yapmalısınız’. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Gerilemede en büyük sebep; cehalet, zaruret ve ihtilaf. Bediüzzama’a göre bütün kötülüklerin davetçisi ve acil çare bekleyen hastalığı cehalettir: [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]‘Ben vilayet-i Şarkiyye’de aşiretlerin hal-i perişaniyyetini görüyordum. Anladım ki, dünyevi bir saadetimiz, bir cihetle fünun-u cedide-i Medeniyye (Medeniyyetin yeni fenleri) ile olacaktır. ‘ Elbette nev’i beşer ahir vakitte ulum. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Bediüzzaman ‘zaruret’ sözü ile, müslümanların karşı karşıya bulunduğu maddi ve teknik yöndeki geri kalmışlığını anlatmak istemiştir. İslam alemini saran bu fakirlik illetinden çabuk kurtulacağını ve hatta ilim ve teknikte Batıya yetişip, önüne geçeceği yönündeki kanaatini belirtir. ‘Hayat bir faaliyet ve harekettir, şevk ise matiyyesi (bineği)’dir veya sa’y-i insaninin (çalışmanın) baharıdır. Çalışmanın sevabı servettir, ataletin cezası sefalettir. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Bediüzzaman’ın cemiyet bünyesindeki ihtilafın boyutuna matematiksel bir mantıkla yaklaştığı görülür:[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]‘Cemiyette vahid-i sahih olmazsa cem ve zam, kesir darbı gibi küçültür. Bu hususu şöyle izah eder; ‘Hesapta malumdur ki, darp ve cem (çarpma ve toplama) ziyadeleştirir. Dört kere dört onaltı eder. Fakat kesirlerde darp ve cem bilakis küçültür. Sülüsü sülüs ile (üçte biri, üçte bir ile) darbetmek tis’i (dokuz da biri) olur. Aynen onun gibi, insanlarda sıhhat ve istikamet ile vahdet olmazsa, ziyadeleşmek küçülür, bozuk olur, kıymetsiz olur’.[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]‘Hayat ittihaddadır (birleşmededir)’ diyen Bediüzzaman ‘İttifakta kuvvet var; ittihatta hayat var; uhuvvette saadet ver’ görüşleriyle de, toplum dinamizminin can damarlarını nazara vermektedir.[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Geri Kalmamızda Diğer Altı Hastalık[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]1-Ye’s[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]2-Sıdk’ın ölmesi[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]3-Adavete muhabbet[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]4-Ehl-i imanı birbiriyle bağlayan nurani bağları bilmemek [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]5-Çeşit çeşit suri (bulaşıcı) hastalıklar gibi intizar eden istibdad [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]6-Menfaat-i şahsiyyesine himmetini hasretmek. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Bu hastalıkların tedavi metodları ise: [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]1-el-Emel (ümitli olmak) [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]2-Ye’sin (ümitsizliğin) öldürülmesi.[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]3-Sıdk (doğruluk)[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]4-Muhabbete muhabbet, husumete husumet (sevgi duygusuna sevgi, düşmanlık duygusuna düşmanlık)[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]5-Himmetli (gayretli) millet olmak,[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]6-Meşveret-i şer’iyye (istişare meclisi)[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Şer-i hükümlere tam uyulmaması ve bu yöndeki ölçülerin sebeplerle kaçırılmış olması, toplumda meydana gelen gerilemeye ve çöküntüye sebep olarak gösterilir. [/FONT] [B][FONT=Comic Sans MS]ÜÇÜNCÜ BÖLÜM[/FONT][/B] [B][FONT=Comic Sans MS]OSMANLI EĞİTİMİNDE BOZULMAYA GENEL BAKIŞ [/FONT][/B][FONT=Comic Sans MS][/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Osmanlı eğitim sistemi öylesine mükemmel işledi ve öylesine parlak sonuçlar ortaya çıkardı ki, bilim dünyasının ilklerinden tutun da, bu gün batılı eğitimcilerin söyledikleri modern kriterleri asırlar önce uygulayan alimler yetiştirdi. Bu başarıyı, idareci makamındaki insanların eğitime ve eğiticiye verdikleri önemde de aramak lazımdır. Çünkü bir devlet: ‘Hangi alim bildiğini yüzüme doğru söylemezse, meclisime gelmesin’ deyen padişahlar tarafından idare edilmiştir. Öte yandan, halkın müttaki bir müslüman olarak yetişmesi, eğitim ve öğretim faaliyetlerini en üst düzeye çıkarmıştır. ‘Çünkü, bir çok ayet ve hadis, ilim tahsil etmenin dünya ve ahirete ait faydasından bahsederek, bu yöne teşvik etmiştir. Bunun için Osmanlı halkı hem ilim tahsil etmek için birbirleriyle yarışmış, hem de ilim tahsil edenler yardım için aynı yarışı göstermiştir. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Bozulmanın ilmiyye, kalemiyye, seyfiyye ve mülkiyye kurumları üzerinde olduğu görülmektedir. Devletin temelini meydana getiren bu müesseselerin en ciddi kısmı ise, ilmiyye sınıfı meydana getirmekteydi. Medreselerin gerilemesiyle bu kurumun da ciddi bir dağınıklık içine girdiği anlaşılmaktadır. Çünkü medrese tahsilinin asıl gayesi, Ulum-u Aliye denilen tahkiki iman ve hikemiyyat-ı Kur’aniyye’yi kazanmaktadır. Fakat Osmanlı devletinin çözülme dönemlerinde A’rabi gramer ve sarf, nahiv gibi alet ilimlerine fazlaca ağırlık verilerek, medreselerin asıl dinamizmi zayıf kaldı. Toplum ruhunu ve devlet nizamını temine de bu kaynak kurumaya başlayınca da ilmiye sınıfında dağılmalar ortaya çıktı. Bu gidiş, bugünkü bürokrasi manasına gelen kalemiye sınıfını da etkilemiştir. O dönemde mülkiyye sınıfının da büyük yaralar aldığı bilinmektedir. Siyasi çalkantı, kadroları siyasi hesaplarla ehliyetsiz insanlara bırakınca; adam kayırma, rüşvet ve su-i istimal gibi cemiyeti kemiren hastalıklarda kendini göstermiştir. Ordunun siyasete karışması ise, seyfiyye adıyla bilinen bu kurumu yıpratmış, iç politika da kendini hissettirmek için, asıl görevini unutur olmuştur. Devletin esas meseleleri bu şekilde yaralanınca bunun tesirinin de bütün cemiyette kendini hissettireceği malumdur. Öyle de olmuştur. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Medreselerde yalnızca dini ilimlerin okutulması ve fenni ilimlerin okutulmaması da Bediüzzaman’ın gördüğü en büyük eksikliktir.[/FONT] [B][FONT=Comic Sans MS]DÖRDÜNCÜ BÖLÜM[/FONT][/B] [B][FONT=Comic Sans MS]BEDİÜZZAMAN MODELİ NEDİR?[/FONT][/B][FONT=Comic Sans MS][/FONT] [FONT=Comic Sans MS]İnsanı tanıtmayı, ‘nereden geldiği ve nereye gittiği’ sorusuyla başlayan Bediüzzaman: ‘insan bir yolcudur, sebavetten (çocukluktan) gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder’ diyerek, insanın dünyaya başıboş gelmediğine, ibn-i tasarruf altında bulunarak, bir kudret tarafından ebede sevk olunduğuna dikkat çekmektedir. İnsanın latifeleri içinde öyle bir latife var ki, ebedden ve ebedi zattan başkasına razı olmaz ondan başkasına teveccüh etmiyor. Masivasına (başkasına) tenezzül etmez. Bütün dünyayı ona versen, o fıtri ihtiyacı tatmin etmez. İnsanın fıtratı zi-şuuru olan vicdanı, saadet-i ebediyyeye bakar, gösterir. Evet, kim uyanık vicdanını dinlese, ‘Ebed, Ebed!’ sesini işitecektir. Bütün kainat o vicdana verilse, ebede karşı olan ihtiyacının yerini dolduramaz. Demek o vicdan, ebed için yaratılmıştır’.[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]İnsanın mahiyetini yepyeni bir üslupla ele alan Bediüzzaman, ciltler dolusu çalışma gerektiren bu hususu, çok anlamlı şekilde tek paragrafa sıkıştırır. ‘İnsan zaiftir, belaları çok fakirdir, ihtiyacı pek ziyade, acizdir, hayat yükü pek ağır... Eğer, Kadir-i Zü’l-Celal’e dayanıp tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa, vicdanı daim azap içinde kalır. Semeresiz (sonuçsuz), meşakkatler (zahmetler), elemler, teessüfler onu boğar; ya sarhoş veya canavar eder. [/FONT] [B][FONT=Comic Sans MS]BEŞİNCİ BÖLÜM[/FONT][/B] [B][FONT=Comic Sans MS]BEDİÜZZAMAN MODELİNDE IRKÇILIK VE BÖLÜCÜLÜK NEDİR VE BUNA KARŞI NASIL BİR EĞİTİM OLMALIDIR [/FONT][/B][FONT=Comic Sans MS][/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Milliyetçiliğe iki açıdan bakan Bediüzzaman: ‘Fikri milliyet iki kısımdır. Bir kısmı menfidir, şeametlidir, zararlıdır, diğerlerine adavetle devam eder, müteyakkız davranır’ der. Müspet milliyetçilik için de şunları söyler: ‘Müsbet milliyet, hayat-i ictimaiyyenin (sosyal hayatın) ihtiyac-ı dahilisinden ileri geliyor. Teavüne, tesanüde sebebdir. Menfaatli bir kuvvet temin eder. Uhuvvet-i İslamiyye’yi (İslam kardeşliğini) daha ziyade teyit edecek bir vasıta olur. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Bediüzzaman ırkçılık yönünde bir başka tehlikeyi de şöyle nazara verir:[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]‘Milletimiz de yalnız islamiyettir. Zira Arap, Türk, Kürt, Arnavut, Çerkez ve Lazların en kuvvetli hakikatları revabıt (bağları) ve milliyetleri İslamiyyetden başka hiçbir şey değildir. Nasıl ki az bir ihmal ile tavaif-i müluk temelleri atılmakta ve on üç asır evvel ölmüş olan asabiyyet-i cahiliyyeyi ihya ile fitne ikaz olunmakta ve oldu; gördük’.[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]‘Bugünkü Türkiye ahalisi asıl Türk kavimlerinden başka, tarihin en eski çağlarından beri gerek Anadolu’da, gerek imparatorluğun diğer bölgelerinde yaşamış ve asırlar boyu serbestçe birbiriyle karışmış olan ırkların, yani Çerkez’lerin, Arnavut’ların, Boşnak’ların, Kürt’lerin, Gürcü’lerin ve İslamiyyetin kabulü ve evlenme yoluyla Rum’ların, Ermeni’lerin ve Slav’ların karışımından meydana gelmiştir. Bu surette ırkçıların iddia ettiği gibi kan saflığından pek eser kalmamıştır’. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Başka bir beyanında da Bediüzzaman, menfi milliyetçilerin Avrupa’dan geldiğin, onları körü körüne taklit ettiğimiz için içimize girdiğini ve bir çok mukaddesatı da feda ettirdiğini anlatarak şunları ifade etmektedir: [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]‘Halbuki her milletin kamet-i kıymeti farklı bir elbise ister. Bir cins kumaş bile olsa; tarzı ayrı ayrı olmak lazım gelir. Bir kadına, jandarma elbisesi giydirilmez. Bir ihtiyar hocaya, tango bir libasın giydirilmediği gibi... Körü, körüne taklit dahi çok defa maskaralık olur’. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Gerçek Türkçülüğün İslam’ın içinde eriyen ve İslam’la kaynaşmış olan Türklük olduğunu anlatan Bediüzzaman, çok çarpıcı bir teşhiste bulunur: [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]‘Türk milleti anasır-ı İslamiyye (İslam unsurları) içinde en kesretli (çok) olduğu halde, dünyanın her tarafında olan Türk’ler ise müslümandır. Sair unsurlar gibi, Müslim veya gayr-i müslim olarak iki kısma inkısam etmiştir. Nerede Türk taifesi varsa, müslümandır. Müslümanlıktan çıkan veya müslüman olmayan Türk’ler, Türklükten dahi çıkmıştır (Macarlar gibi)’. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Bediüzzaman, birincisinde, ‘Mekteplerde din dersi okutulmasını, medreselerde ise fen derslerinin okutulmasını teklif etmişti. İkinci olarak da ‘Din ve fen ilimlerin beraber okutulacağı darü’l-fünunlar açılmasını istemişti. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Büyük karışıklığa sebep olan dil probleminin aşılması için de şu teklifi yapmıştır:[/FONT] [FONT=Comic Sans MS](Doğuda) ‘Fünun-u cedideyi (yeni fenleri), ulum-u medaris (medrese ilimleri) ile mezc ve derc; lisan-ı Arabi (Arapça) vacib, Kürdi caiz, Türki lazım kılmaktır’. [/FONT] [B][FONT=Comic Sans MS]ALTINCI BÖLÜM[/FONT][/B] [B][FONT=Comic Sans MS]BEDİÜZZAMAN MODELİNİ DÜZENLEYEN ESASLAR[/FONT][/B][FONT=Comic Sans MS][/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Bediüzzaman Modelinin Temel İlkeleri:[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]a-Eğitim, İslam’ın iki ana kaynağı olan Kur’an ve Sünnet’e dayanmalıdır. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]b-Dünya ve ahiret hayatı birlikte ele alınmalıdır. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]c-Din ve fen ilimleri birlikte okutulmalıdır. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]d-Irkçılık ve menfi fikirler körüklenmemeli, İslam milliyeti esas alınmalıdır. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]e-Kardeşlik, birlik ve beraberlik esas alınmalıdır. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]f-Verilecek eğitim, Kur’an’a ayna olmalıdır. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]g-Talebe; şevk, şükür ve ümit içinde tutulmalıdır. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]h-Eğitime ferdden ve nefisden başlanmalıdır. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]ı-İnsanın kabiliyet ve arzuları dikkate alınmalıdır. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]i-Eğitim hür ve açık ve aynı zamanda topluma yönelik olmalıdır. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]j-Eğitimde müspet hareket esas alınmalıdır. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]k-Talebe ve okul, siyaset içine çekilmemelidir. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]l-Eğitim hizmetinde bulunanların yüksek bir gaye için çalışmaları lazımdır. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Bediüzzaman, Medresetü’z-Zehra adında ideal bir medrese kurmayı ve bunu hızla yaygınlaştırmayı düşünür. ‘Camiü’l-Ezher (Mısır’daki İslam Üniversitesi), Afrika’da bir medrese-i umumiyye olduğu gibi, Asya, Afrika’dan ne kadar büyük ise, daha büyük bir dar-ül fünun (Üniversite) Asya’da lazımdır; ta ki İslam kavimleri, mesela Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan ve Kürdistan’daki milletleri, menfi ırkçılık ifsad etmesin (bozmasın), Hakiki müsbet ve kutsi ve umumi milliyet-i hakikiyye olan İslamiyyet, milliyeti ile inneme’l-mü’minune ihvetün (mü’minler kardeştir), Kur’an’ın bir kanun-u esasisinin tam inkişifına (hayata geçmesine) mazhar olsun ve ‘felsefe fünunu’ ile ‘ulum-i diniyye’ (din ilimleri) birbirleriyle barışsın ve Avrupa Medeniyeti, İslamiyet hakkıyla tam müsalaha etsin (barışsın) ve Anadolu’daki ehl-i mektep ve ehli medrese birbirine yardımcı olarak ittifak etsin. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Bediüzzaman’a göre birinci derecede okutulması gereken yüksek ilim dersleri (tefsir, kıraat, hadis, ma’rifetullah, fıkıh, kelam ve ahlak) zamanla arka plana düşmüştür. İkinci derecede okutulması gereken alet ilimleri de (Arapça, gramer, sarf, nahiv, belagat ve mantık) birinci sırayı almıştır. Ayrıca Arapça metinlerin zorluğu nedeniyle, talebeler bütün zamanlarını bunları çözmeye ayırdıkları için, ders kitapları dışına çıkıp, modern ilimlerle meşgul olmaları mümkün olmamıştır. Bu tıkanıklığın aşılması için Bediüzzaman’ın teklifi şudur: Talebenin bütün vaktini alan ve zihinleri fazlaca meşgul eden kitapların sayılarını azaltmak, açıklayıcı metinlerle de uğraşmamak ve bunun için zaman öldürmemektir.[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Bediüzzaman, açmayı düşündüğü Üniversitelerle ilgili diğer bir yeniliği de, tek tip öğretim modeli bırakılarak, branşlaşmaya gidilmesini, istemesidir. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Bediüzzaman, eğitici durumunda bulunan kimsenin, bir meseleyi sunmadan önce, onun gereklerini kendi şahsında göstermesi ve nefsinde tatbik etmesi lazımdır. Bunun için Bediüzzaman:[/FONT] [FONT=Comic Sans MS]‘Lisan-ı hal, lisan-ı Kalden daha tesirlidir’ der. Öte yandan Bediüzzaman: [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]‘Hazmolunmayan ilim telkin edilmemelidir’ diyerek bu ölçüyü belirler. Ayrıca, telkin edilen ilmin, seviyeye, sahsa, zamana ve zemine de uygun olmasını istemektedir. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Tahmin ederim ki, nasihlerin nasihatları, şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki; Ahlaksız insanlara derler: Haset etme, hırs gösterme, adavet etme, inat etme, dünyayı sevme, fanidir, fıtratını değiştir gibi zahiren ma la yutak (kabulü imkansız) bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki, bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecralarını değiştiriniz; hem nasihat tesir eder, hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur. ifadelerden de anlaşıldığı gibi, ders verirken, teklif götürürken ve nasihat ederken, insan psikolojisine, kabiliyyetine ve duygularına uygun şekilde almalıdır. Dersleri monotonluktan ve durgunluktan kurtarmak için, karşılıklı münazara tarzında ders işlenmesini, kabiliyetlerin inkişafı, cesaretin artması ve yapıcı tenkitlerin gelişmesi bakımından gerekli görmüştür. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Ayrıca, öğretimde iş bölümüne dayalı, grup ve ünite çalışmalarını teşvik ederek, talebenin imtihana tabi tutulmasını istemiştir. Öte yandan Bediüzzaman’ın ihtisaslaşmaya çok önem verdiği de görülmektedir. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Anlaşılan dersin pekiştirilmesi için ‘tekrar’ unsurunun kullanılması gereğine işaret etmiş ve şöyle demiştir: [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]‘Müessese tesbit etmek için tekrar lazımdır. Te’kit için terdad lazımdır’. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]Öte yandan, talebeden iyi bir sonuç alınabilmesi için, onu tahsilin önemine inandırmak ve bu mes’uliyyeti öğretmek lazımdır. Bunun için de ahlaki yönün ihmal edilmemesi gerekir. Bu, eğitimin her kademesinde olmalıdır’. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]İlmi araştırma yapan ve eğitim hizmetiyle vazifeli olan, ayrıca memleketin istiklalini elinde bulunduran bu kadroların geçim derdine düşmesi, büyük bir eksiklikti. İlmin izzetiyle bağdaşmayan bu konunun önüne geçmek için, ilim adamlarının mali yönden devletin himayesine alınmasına dikkat etmiştir.[/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Eğitimde bediüzzaman modeli
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst