Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Şualar
"Elhamdülillah" diye edilen hamd dahi bir nimet
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="müdavim" data-source="post: 153665" data-attributes="member: 5987"><p><strong>"Elhamdülillah"</strong></p><p></p><p>"Elhamdülillah" cümlesini insanlara dedirten imanın sonsuz faide ve</p><p>nurlarından, yalnız dokuz tane beyan edilecektir.]</p><p> </p><p>Birinci Nokta: Evvela iki şey ihtar edilecektir:</p><p> </p><p>1- Felsefe, her şeyi çirkin, korkunç gösteren siyah bir gözlüktür. İman ise,</p><p>herşeyi güzel, ünsiyetli gösteren şeffaf, berrak, nurani bir gözlüktür.</p><p> </p><p>2- Bütün mahlukatla alakadar ve herşeyle bir nevi alış-verişi olan ve</p><p>kendisini abluka eden şeyler ile lafzan ve manen görüşmek, konuşmak,</p><p>komşuluk etmeye hilkaten mecbur olan insanın sağ, sol, ön, arka, alt, üst</p><p>olmak üzere altı ciheti vardır.</p><p> </p><p>İnsan mezkur iki gözlüğü gözüne takmakla, mezkur cihetlerde bulunan</p><p>mahlukatı, ahvali görebilir.</p><p> </p><p>Sağ Cihet: Bu cihetten maksad, geçmiş zamandır. Binaenaleyh felsefe gözlüğü</p><p>ile sağ cihete bakıldığı zaman, mazi ülkesinin kıyameti kopmuş, altı üstüne</p><p>çevrilmiş, karanlıklı, korkunç büyük bir mezaristanı andıran bir şekilde</p><p>görünecektir. Ve bu görünüşte insan pek büyük bir dehşete, vahşete,</p><p>me'yusiyete maruz kaldığında şübhe yoktur. Fakat iman gözlüğü ile o cihete</p><p>bakıldığı zaman, hakikaten o ülkenin altı üstüne çevrilmiş bir şekilde</p><p>görünürse de, fakat can telefi yoktur. Mürettebatı, sakinleri daha güzel,</p><p>nurani bir aleme nakledilmiş oldukları anlaşılıyor. Ve o kabirler, çukurlar</p><p>da, nurani bir aleme girmek için kazılan yeraltı tünelleri şeklinde telakki</p><p>edilecektir. Demek imanın insanlara verdiği sürur, ferahlık, itminan,</p><p>inşirah, binlerce "Elhamdülillah" dedirten bir nimettir.</p><p> </p><p>Sol Cihet: Yani, gelecek zamana felsefe gözlüğü ile bakıldığı zaman; bizleri</p><p>çürütecek, yılan ve akreplere yedirip imha edecek, zulümatlı, korkunç, büyük</p><p>bir kabir şeklinde görünecektir. Fakat iman gözlüğü ile bakılırsa Cenab-ı</p><p>Hakk'ın Halık-ı Rahman-ı Rahim'in insanlara ihzar ettiği çeşit çeşit nefis,</p><p>leziz me'kulat ve meşrubata zarf olan bir maide ve bir sofra-i Rahmani</p><p>şeklinde görünecektir. Ve binlerce "Elhamdülillah" okutturarak tekrar</p><p>ettirecektir.</p><p> </p><p>Üst Cihet: Yani, semavat cihetine felsefe ile bakan bir adam, şu sonsuz</p><p>boşlukta, milyarlarca yıldız ve kürelerin at koşusu gibi veya askeri bir</p><p>manevra gibi yaptıkları pek sür'atli ve muhtelif hareketlerinden büyük bir</p><p>dehşete, vahşete, korkuya maruz kalacaktır. Fakat imanlı bir adam baktığı</p><p>vakit o garib, acib manevranın bir kumandanın emri ile nezareti altında</p><p>yapıldığı gibi; semavat alemini tezyin eden ve o yıldızın bize de ziyadar</p><p>kandiller şeklinde olduklarını görecek ve o atlar koşusunda korku, dehşet</p><p>değil, ünsiyet ve muhabbet edecektir. Alem-i semavatı şöylece tasvir eden</p><p>iman nimetine elbette binlerce "Elhamdülillah" söylemek azdır.</p><p> </p><p>Alt Cihet: Yani, arz alemine felsefe gözü ile bakan insan; küre-i arzı</p><p>başıboş, yularsız, şemsin etrafında serseri gezen bir hayvan gibi veya</p><p>tahtası kırık, kaptansız bir kayık gibi görür ve dehşete, telaşa düşer.</p><p>Fakat iman ile bakarsa, arzın Rahmani bir sefine olup, Allah'ın kumandası</p><p>altında bütün me'kulat, meşrubat, melbusatı ile beraber, nev'-i beşeri</p><p>tenezzüh için şemsin etrafında gezdiren bir sefine şeklinde görür. Ve</p><p>imandan neş'et eden şu büyük nimete büyük büyük "Elhamdülillah"ları</p><p>söylemeğe başlar.</p><p> </p><p>Ön Cihet: Felsefeci bir adam bu cihete bakarsa görür ki: Bütün canlı</p><p>mahlukat -insan olsun, hayvan olsun- kafile be-kafile büyük bir sür'atle o</p><p>cihete gidip kaybolurlar. Yani, ademe gider, yok olurlar. Kendisinin de o</p><p>yolun yolcusu olduğunu bildiğinden, teessüründen çıldıracak bir hale gelir.</p><p>Fakat iman nazarıyla bakan bir mü'min, insanların o cihete gidişleri,</p><p>seyahatları adem alemine değil, göçebeler gibi bir yayladan bir yaylaya bir</p><p>intikaldir. Ve fani menzilden baki menzile, hizmet çiftliğinden ücret</p><p>dairesine, zahmetler memleketinden rahmetler memleketine göç etmek olup,</p><p>adem alemine gitmek değil diye bu ciheti memnuniyetle karşılar. Fakat yol</p><p>esnasında ölüm, kabir gibi görünen meşakkatlar netice itibariyle</p><p>saadetlerdir. Çünki, nurani alemlere giden yol kabirden geçer ve en büyük</p><p>saadetler büyük ve acı felaketlerin neticesidir. Mesela: Hazret-i Yusuf,</p><p>Mısır azizliği gibi bir saadete, ancak kardeşleri tarafından atıldığı kuyu</p><p>ve Zeliha'nın iftirası üzerine konulduğu hapis yoluyla nail olmuştur. Ve</p><p>keza, rahm-ı maderden dünyaya gelen çocuk, mahud tünelde çektiği sıkıcı,</p><p>ezici zahmet neticesinde dünya saadetine nail oluyor.</p><p> </p><p>Arka Cihet: Yani geride gelenlere felsefe nazarı ile bakılsa; "Yahu bunlar</p><p>nereden nereye gidiyorlar ve ne için dünya memleketine gelmişlerdir?" diye</p><p>edilen suale bir cevab alınamadığından -tabii- hayret ve tereddüd azabı</p><p>içinde kalınır.</p><p> </p><p>Fakat nur-u iman gözlüğü ile bakarsa, insanların kainat sergisinde teşhir</p><p>edilen garib acib kudretin mu'cizelerini görmek ve mütalaa etmek için</p><p>Sultan-ı Ezeli tarafından gönderilmiş mütalaacı olduklarını anlar. Ve bunlar</p><p>o mu'cizenin derece-i kıymet ve azametine ve Sultan-ı Ezeli'nin azametine</p><p>derece-i delaletlerine kesb-i vukuf ettikleri nisbetinde derece ve numara</p><p>aldıktan sonra yine Sultan-ı Ezeli'nin memleketine dönüp gideceklerini anlar</p><p>ve bu anlayış nimetini kendisine iras eden iman nimetine "Elhamdülillah"</p><p>diyecektir.</p><p> </p><p>Mezkur zulmetleri izale eden iman nimetine "Elhamdülillah" diye edilen hamd</p><p>dahi bir nimet olduğundan, ona da bir hamd lazımdır. Bu ikinci hamda da</p><p>üçüncü bir hamd, üçüncüye dördüncü hamd lazım. Demek bir hamd-i vahidden</p><p>doğan hamdlerden ibaret gayr-ı mütenahi bir silsile-i hamdiye husule</p><p>geliyor.</p><p> </p><p>İkinci Nokta: Cihat-ı sitteyi tenvir eden iman nimetine de Elhamdülillah</p><p>demesi lazımdır. Çünki, iman cihat-ı sittenin zulümatını izale etmekle</p><p>def'-i bela kabilinden büyük bir nimet sayıldığı gibi -tabii- o cihat-ı</p><p>sitteyi tenvir ettiği cihetle de celb-ül menafi' kabilinden ikinci bir nimet</p><p>sayılır. Binaenaleyh insan fıtri bir medeniyete sahib olduğundan cihat-ı</p><p>sittede bulunan mahlukatla alakadar olur ve iman nimeti ile de cihat-ı</p><p>sitteden istifade edebilmesi imkanı vardır.</p><p> </p><p>cihat-ı sitteden herhangi bir cihette olursa insan tenevvür eder. Hatta</p><p>mü'min olan bir insanın dünyanın kuruluşundan sonuna kadar uzanan manevi bir</p><p>ömrü vardır. Ve insanın bu manevi ömrü ezelden ebede uzanan bir hayat</p><p>nurundan meded ve yardım alır.</p><p> </p><p>Ve keza cihat-ı sitteyi tenvir eden iman sayesinde insanın şu dar zaman ve</p><p>mekanı geniş ve rahat bir aleme inkılab eder. Bu büyük alem, bir insanın</p><p>hanesi gibi olur ve mazi, müstakbel zamanları, insanın ruhuna, kalbine bir</p><p>zaman-ı hal hükmünde olur. Aralarında uzaklık kalkıyor.</p><p> </p><p>Üçüncü Nokta: İmanın istinad ve istimdad noktalarını havi olmasından</p><p>Elhamdülillah demesi iktiza eder.</p><p> </p><p>Evet nev'-i beşer, aczi ve düşmanların kesreti dolayısı ile dayanacak bir</p><p>nokta-i istinada muhtaçtır ki, düşmanlarını def' için o noktaya iltica</p><p>etsin. Ve keza kesret-i hacat ve şiddet-i fakr dolayısıyla da istimdad</p><p>edecek bir nokta-i istimdada muhtaçtır ki, onun yardımı ile ihtiyaçlarını</p><p>def'etsin.</p><p> </p><p>Ey insan! Senin nokta-i istinadın ancak ve ancak Allah'a olan imandır.</p><p>Ruhuna, vicdanına nokta-i istimdad ise ancak ahirete olan imandır.</p><p>Binaenaleyh bu her iki noktadan haberi olmayan bir insanın kalbi, ruhu</p><p>tevahhuş eder; vicdanı daima muazzeb olur. Lakin birinci noktaya istinad ve</p><p>ikincisinden de istimdad eden adam kalben ve ruhen pekçok zevk ve</p><p>lezzetleri, ünsiyetleri hisseder ki; hem müteselli, hem vicdanı mutmain</p><p>olur.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="müdavim, post: 153665, member: 5987"] [b]"Elhamdülillah"[/b] "Elhamdülillah" cümlesini insanlara dedirten imanın sonsuz faide ve nurlarından, yalnız dokuz tane beyan edilecektir.] Birinci Nokta: Evvela iki şey ihtar edilecektir: 1- Felsefe, her şeyi çirkin, korkunç gösteren siyah bir gözlüktür. İman ise, herşeyi güzel, ünsiyetli gösteren şeffaf, berrak, nurani bir gözlüktür. 2- Bütün mahlukatla alakadar ve herşeyle bir nevi alış-verişi olan ve kendisini abluka eden şeyler ile lafzan ve manen görüşmek, konuşmak, komşuluk etmeye hilkaten mecbur olan insanın sağ, sol, ön, arka, alt, üst olmak üzere altı ciheti vardır. İnsan mezkur iki gözlüğü gözüne takmakla, mezkur cihetlerde bulunan mahlukatı, ahvali görebilir. Sağ Cihet: Bu cihetten maksad, geçmiş zamandır. Binaenaleyh felsefe gözlüğü ile sağ cihete bakıldığı zaman, mazi ülkesinin kıyameti kopmuş, altı üstüne çevrilmiş, karanlıklı, korkunç büyük bir mezaristanı andıran bir şekilde görünecektir. Ve bu görünüşte insan pek büyük bir dehşete, vahşete, me'yusiyete maruz kaldığında şübhe yoktur. Fakat iman gözlüğü ile o cihete bakıldığı zaman, hakikaten o ülkenin altı üstüne çevrilmiş bir şekilde görünürse de, fakat can telefi yoktur. Mürettebatı, sakinleri daha güzel, nurani bir aleme nakledilmiş oldukları anlaşılıyor. Ve o kabirler, çukurlar da, nurani bir aleme girmek için kazılan yeraltı tünelleri şeklinde telakki edilecektir. Demek imanın insanlara verdiği sürur, ferahlık, itminan, inşirah, binlerce "Elhamdülillah" dedirten bir nimettir. Sol Cihet: Yani, gelecek zamana felsefe gözlüğü ile bakıldığı zaman; bizleri çürütecek, yılan ve akreplere yedirip imha edecek, zulümatlı, korkunç, büyük bir kabir şeklinde görünecektir. Fakat iman gözlüğü ile bakılırsa Cenab-ı Hakk'ın Halık-ı Rahman-ı Rahim'in insanlara ihzar ettiği çeşit çeşit nefis, leziz me'kulat ve meşrubata zarf olan bir maide ve bir sofra-i Rahmani şeklinde görünecektir. Ve binlerce "Elhamdülillah" okutturarak tekrar ettirecektir. Üst Cihet: Yani, semavat cihetine felsefe ile bakan bir adam, şu sonsuz boşlukta, milyarlarca yıldız ve kürelerin at koşusu gibi veya askeri bir manevra gibi yaptıkları pek sür'atli ve muhtelif hareketlerinden büyük bir dehşete, vahşete, korkuya maruz kalacaktır. Fakat imanlı bir adam baktığı vakit o garib, acib manevranın bir kumandanın emri ile nezareti altında yapıldığı gibi; semavat alemini tezyin eden ve o yıldızın bize de ziyadar kandiller şeklinde olduklarını görecek ve o atlar koşusunda korku, dehşet değil, ünsiyet ve muhabbet edecektir. Alem-i semavatı şöylece tasvir eden iman nimetine elbette binlerce "Elhamdülillah" söylemek azdır. Alt Cihet: Yani, arz alemine felsefe gözü ile bakan insan; küre-i arzı başıboş, yularsız, şemsin etrafında serseri gezen bir hayvan gibi veya tahtası kırık, kaptansız bir kayık gibi görür ve dehşete, telaşa düşer. Fakat iman ile bakarsa, arzın Rahmani bir sefine olup, Allah'ın kumandası altında bütün me'kulat, meşrubat, melbusatı ile beraber, nev'-i beşeri tenezzüh için şemsin etrafında gezdiren bir sefine şeklinde görür. Ve imandan neş'et eden şu büyük nimete büyük büyük "Elhamdülillah"ları söylemeğe başlar. Ön Cihet: Felsefeci bir adam bu cihete bakarsa görür ki: Bütün canlı mahlukat -insan olsun, hayvan olsun- kafile be-kafile büyük bir sür'atle o cihete gidip kaybolurlar. Yani, ademe gider, yok olurlar. Kendisinin de o yolun yolcusu olduğunu bildiğinden, teessüründen çıldıracak bir hale gelir. Fakat iman nazarıyla bakan bir mü'min, insanların o cihete gidişleri, seyahatları adem alemine değil, göçebeler gibi bir yayladan bir yaylaya bir intikaldir. Ve fani menzilden baki menzile, hizmet çiftliğinden ücret dairesine, zahmetler memleketinden rahmetler memleketine göç etmek olup, adem alemine gitmek değil diye bu ciheti memnuniyetle karşılar. Fakat yol esnasında ölüm, kabir gibi görünen meşakkatlar netice itibariyle saadetlerdir. Çünki, nurani alemlere giden yol kabirden geçer ve en büyük saadetler büyük ve acı felaketlerin neticesidir. Mesela: Hazret-i Yusuf, Mısır azizliği gibi bir saadete, ancak kardeşleri tarafından atıldığı kuyu ve Zeliha'nın iftirası üzerine konulduğu hapis yoluyla nail olmuştur. Ve keza, rahm-ı maderden dünyaya gelen çocuk, mahud tünelde çektiği sıkıcı, ezici zahmet neticesinde dünya saadetine nail oluyor. Arka Cihet: Yani geride gelenlere felsefe nazarı ile bakılsa; "Yahu bunlar nereden nereye gidiyorlar ve ne için dünya memleketine gelmişlerdir?" diye edilen suale bir cevab alınamadığından -tabii- hayret ve tereddüd azabı içinde kalınır. Fakat nur-u iman gözlüğü ile bakarsa, insanların kainat sergisinde teşhir edilen garib acib kudretin mu'cizelerini görmek ve mütalaa etmek için Sultan-ı Ezeli tarafından gönderilmiş mütalaacı olduklarını anlar. Ve bunlar o mu'cizenin derece-i kıymet ve azametine ve Sultan-ı Ezeli'nin azametine derece-i delaletlerine kesb-i vukuf ettikleri nisbetinde derece ve numara aldıktan sonra yine Sultan-ı Ezeli'nin memleketine dönüp gideceklerini anlar ve bu anlayış nimetini kendisine iras eden iman nimetine "Elhamdülillah" diyecektir. Mezkur zulmetleri izale eden iman nimetine "Elhamdülillah" diye edilen hamd dahi bir nimet olduğundan, ona da bir hamd lazımdır. Bu ikinci hamda da üçüncü bir hamd, üçüncüye dördüncü hamd lazım. Demek bir hamd-i vahidden doğan hamdlerden ibaret gayr-ı mütenahi bir silsile-i hamdiye husule geliyor. İkinci Nokta: Cihat-ı sitteyi tenvir eden iman nimetine de Elhamdülillah demesi lazımdır. Çünki, iman cihat-ı sittenin zulümatını izale etmekle def'-i bela kabilinden büyük bir nimet sayıldığı gibi -tabii- o cihat-ı sitteyi tenvir ettiği cihetle de celb-ül menafi' kabilinden ikinci bir nimet sayılır. Binaenaleyh insan fıtri bir medeniyete sahib olduğundan cihat-ı sittede bulunan mahlukatla alakadar olur ve iman nimeti ile de cihat-ı sitteden istifade edebilmesi imkanı vardır. cihat-ı sitteden herhangi bir cihette olursa insan tenevvür eder. Hatta mü'min olan bir insanın dünyanın kuruluşundan sonuna kadar uzanan manevi bir ömrü vardır. Ve insanın bu manevi ömrü ezelden ebede uzanan bir hayat nurundan meded ve yardım alır. Ve keza cihat-ı sitteyi tenvir eden iman sayesinde insanın şu dar zaman ve mekanı geniş ve rahat bir aleme inkılab eder. Bu büyük alem, bir insanın hanesi gibi olur ve mazi, müstakbel zamanları, insanın ruhuna, kalbine bir zaman-ı hal hükmünde olur. Aralarında uzaklık kalkıyor. Üçüncü Nokta: İmanın istinad ve istimdad noktalarını havi olmasından Elhamdülillah demesi iktiza eder. Evet nev'-i beşer, aczi ve düşmanların kesreti dolayısı ile dayanacak bir nokta-i istinada muhtaçtır ki, düşmanlarını def' için o noktaya iltica etsin. Ve keza kesret-i hacat ve şiddet-i fakr dolayısıyla da istimdad edecek bir nokta-i istimdada muhtaçtır ki, onun yardımı ile ihtiyaçlarını def'etsin. Ey insan! Senin nokta-i istinadın ancak ve ancak Allah'a olan imandır. Ruhuna, vicdanına nokta-i istimdad ise ancak ahirete olan imandır. Binaenaleyh bu her iki noktadan haberi olmayan bir insanın kalbi, ruhu tevahhuş eder; vicdanı daima muazzeb olur. Lakin birinci noktaya istinad ve ikincisinden de istimdad eden adam kalben ve ruhen pekçok zevk ve lezzetleri, ünsiyetleri hisseder ki; hem müteselli, hem vicdanı mutmain olur. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Şualar
"Elhamdülillah" diye edilen hamd dahi bir nimet
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst