Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Bediüzzaman'dan Nasihatler
Emma, Jülyen ve Said Nursi'nin kahramanı
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="harp" data-source="post: 226484" data-attributes="member: 1008315"><p><strong>Cevap: Emma, Jülyen ve Said Nursi'nin kahramanı 15 Aralık 2010 / 12:15 Bedi</strong></p><p></p><p><img src="http://www.risalehaber.com/images/icon_bck.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /><a href="http://www.risalehaber.com/index.php" target="_blank">Anasayfaya Dön</a> </p><p> Karakter boyutu : <img src="http://www.risalehaber.com/images/font_01.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> <img src="http://www.risalehaber.com/images/font_02.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> <img src="http://www.risalehaber.com/images/font_03.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> <img src="http://www.risalehaber.com/images/font_04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </p><p> </p><p> <img src="http://www.risalehaber.com/images/author/759_b.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p> Can DÜNDAR</p><p> .</p><p> Elveda baba!</p><p> 15 Aralık 2010 Çarşamba 07:39</p><p> Gece halüsinasyonlar görüyordu. Gözlerini tavana dikmiş yatarken hepten incelmiş uzun parmaklarını duvara doğru uzatıyor, “Beni almaya geldiler. Ayaklarımdan çekiyorlar” diye mırıldanıyordu.</p><p> Gelenleri tahmin ediyor, göndermemek için elini sımsıkı tutuyorduk.</p><p> Sonucu malum bir ölüm-kalım savaşıydı bu...</p><p> Yenileceğimizi bildiğimiz halde çekiştirip duruyorduk.</p><p> Ve babam, ne yazık ki, kendisini çağıranların safındaydı.</p><p> * * *</p><p> Akransızdı çünkü...</p><p> Yaşıtları çoktan gitmişti. Her gömdüğü dostuyla, yaşama sevincinden bir parçayı da vermişti toprağa...</p><p> Pencere kenarında, “iftihar kaynağı” oğlunun başucundaki fotoğrafına bakarak ve çıkageleceğini umarak yaşıyordu.</p><p> Ayakta ölen ağaçlar neslindendi.</p><p> “Elden ayaktan düşürmeden al Rabbim” diye yakararak geçirmişti son yıllarını...</p><p> Onu tanıdım tanıyalı şıktı ve hastanenin acil asansöründe dağılmış saçlarını toplayacak kadar bakımlı...</p><p> Öyle bir hayat sürmüşken bakıma muhtaç halde yatağa düşüp başkalarına külfet olmak istemiyordu.</p><p> Yaşama asılmayı değil, yaşadığı kadarına şükretmeyi öğrenmiş, öğretmişti.</p><p> “Zor bir hayat sürdüm, ama senin mürüvvetini, düğününü, torunumun büyüdüğünü, başarını gördüm; bana yeter” diyordu.</p><p> * * *</p><p> Elini bırakmak istemesem de, onu ona rağmen yaşatmanın bencillik olacağını biliyordum.</p><p> İki dünya arasındaki bir “terminal”de bekliyorduk.</p><p> Ona ihtimamla bakan sevgili doktorlarının yapacağı birkaç operasyon son treni belki biraz geciktirebilirdi, ama yoğun bakımda, tanımadığı hastalar arasında, birkaç ay fazla yaşayacağına, evinde, kendi yatağında, ailesinin kollarında daha azına razı olacağı kesindi.</p><p> Zor kararı verdim.</p><p> Onu hastaneden alıp eve getirdim. Huzurlu bir final hazırlığına girdim.</p><p> Ayağından çekiştirenlere inat, son günlerini, bir veda şölenine çevirdik.</p><p> Yatağını salona taşıdık. TRT-Müzik’i açtık. Karısı, oğlu, gelini, torunu, kuşu, yakınları, hepimiz güle oynaya onu mutlu etmeye, acısını dindirmeye çalıştık.</p><p> Gözyaşımızı gizlemedik; kahkahamızı da esirgemedik.</p><p> Zorda mı? İçimizden dualar ettik.</p><p> Kederli mi? Annemle kulağına en sevdiği türküyü söyledik:</p><p> “Diyeceğim çok amma da, pek kalabalık yerdesin...”</p><p> * * *</p><p> Bunca yıl diyememiştik diyeceğimizi... Gizlemiştik birbirimizden, acımızı da sevgimizi de...</p><p> Boğazımda yarım asırlık bir yumruydu o...</p><p> Giderayak o kördüğümü de çözdüm.</p><p> Ağırlaştığı gecelerden birinde gözünü açtı, kulağıma “Sonum yaklaştı oğlum. Tanrıma emanet ol” diye fısıldadı.</p><p> Eline yapışıp “Bizi bırakma baba” diye hıçkırdım.</p><p> “Ağlama oğlum” diyebildi.</p><p> Hiç söylenememiş, söylenemedikçe gecikmiş cümlelerim, veda buseleri eşliğinde geldi:</p><p> “Seni çok seviyorum baba; sen çok iyi bir baba oldun bana” diyebildim.</p><p> “Karşılıklı” sözcüğünü işittim.</p><p> Saçını okşadım, yanına yattım.</p><p> Onunla böyle güzel vedalaşabilmiş, helalleşebilmiş olmanın huzurunu tattım.</p><p> Çok geçmeden, 51 yıllık eşinin göğsünde, dudağının kenarında minicik bir tebessümle verdi son nefesini...</p><p> Kışa ayak direyen uzun pastırma yazı bittiğinde babam cansızdı, Can babasız.</p><p> * * *</p><p> Hiç durmayan saati, torununun bileğinde şimdi...</p><p> Onun nabzı attıkça zaman çarkı dönecek ve günü geldiğinde dilerim o da babasını böyle seve okşaya yolcu edecek.</p><p> Milliyet</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="harp, post: 226484, member: 1008315"] [b]Cevap: Emma, Jülyen ve Said Nursi'nin kahramanı 15 Aralık 2010 / 12:15 Bedi[/b] [IMG]http://www.risalehaber.com/images/icon_bck.gif[/IMG][URL="http://www.risalehaber.com/index.php"]Anasayfaya Dön[/URL] Karakter boyutu : [IMG]http://www.risalehaber.com/images/font_01.gif[/IMG] [IMG]http://www.risalehaber.com/images/font_02.gif[/IMG] [IMG]http://www.risalehaber.com/images/font_03.gif[/IMG] [IMG]http://www.risalehaber.com/images/font_04.gif[/IMG] [IMG]http://www.risalehaber.com/images/author/759_b.jpg[/IMG] Can DÜNDAR [EMAIL="%20."].[/EMAIL] Elveda baba! 15 Aralık 2010 Çarşamba 07:39 Gece halüsinasyonlar görüyordu. Gözlerini tavana dikmiş yatarken hepten incelmiş uzun parmaklarını duvara doğru uzatıyor, “Beni almaya geldiler. Ayaklarımdan çekiyorlar” diye mırıldanıyordu. Gelenleri tahmin ediyor, göndermemek için elini sımsıkı tutuyorduk. Sonucu malum bir ölüm-kalım savaşıydı bu... Yenileceğimizi bildiğimiz halde çekiştirip duruyorduk. Ve babam, ne yazık ki, kendisini çağıranların safındaydı. * * * Akransızdı çünkü... Yaşıtları çoktan gitmişti. Her gömdüğü dostuyla, yaşama sevincinden bir parçayı da vermişti toprağa... Pencere kenarında, “iftihar kaynağı” oğlunun başucundaki fotoğrafına bakarak ve çıkageleceğini umarak yaşıyordu. Ayakta ölen ağaçlar neslindendi. “Elden ayaktan düşürmeden al Rabbim” diye yakararak geçirmişti son yıllarını... Onu tanıdım tanıyalı şıktı ve hastanenin acil asansöründe dağılmış saçlarını toplayacak kadar bakımlı... Öyle bir hayat sürmüşken bakıma muhtaç halde yatağa düşüp başkalarına külfet olmak istemiyordu. Yaşama asılmayı değil, yaşadığı kadarına şükretmeyi öğrenmiş, öğretmişti. “Zor bir hayat sürdüm, ama senin mürüvvetini, düğününü, torunumun büyüdüğünü, başarını gördüm; bana yeter” diyordu. * * * Elini bırakmak istemesem de, onu ona rağmen yaşatmanın bencillik olacağını biliyordum. İki dünya arasındaki bir “terminal”de bekliyorduk. Ona ihtimamla bakan sevgili doktorlarının yapacağı birkaç operasyon son treni belki biraz geciktirebilirdi, ama yoğun bakımda, tanımadığı hastalar arasında, birkaç ay fazla yaşayacağına, evinde, kendi yatağında, ailesinin kollarında daha azına razı olacağı kesindi. Zor kararı verdim. Onu hastaneden alıp eve getirdim. Huzurlu bir final hazırlığına girdim. Ayağından çekiştirenlere inat, son günlerini, bir veda şölenine çevirdik. Yatağını salona taşıdık. TRT-Müzik’i açtık. Karısı, oğlu, gelini, torunu, kuşu, yakınları, hepimiz güle oynaya onu mutlu etmeye, acısını dindirmeye çalıştık. Gözyaşımızı gizlemedik; kahkahamızı da esirgemedik. Zorda mı? İçimizden dualar ettik. Kederli mi? Annemle kulağına en sevdiği türküyü söyledik: “Diyeceğim çok amma da, pek kalabalık yerdesin...” * * * Bunca yıl diyememiştik diyeceğimizi... Gizlemiştik birbirimizden, acımızı da sevgimizi de... Boğazımda yarım asırlık bir yumruydu o... Giderayak o kördüğümü de çözdüm. Ağırlaştığı gecelerden birinde gözünü açtı, kulağıma “Sonum yaklaştı oğlum. Tanrıma emanet ol” diye fısıldadı. Eline yapışıp “Bizi bırakma baba” diye hıçkırdım. “Ağlama oğlum” diyebildi. Hiç söylenememiş, söylenemedikçe gecikmiş cümlelerim, veda buseleri eşliğinde geldi: “Seni çok seviyorum baba; sen çok iyi bir baba oldun bana” diyebildim. “Karşılıklı” sözcüğünü işittim. Saçını okşadım, yanına yattım. Onunla böyle güzel vedalaşabilmiş, helalleşebilmiş olmanın huzurunu tattım. Çok geçmeden, 51 yıllık eşinin göğsünde, dudağının kenarında minicik bir tebessümle verdi son nefesini... Kışa ayak direyen uzun pastırma yazı bittiğinde babam cansızdı, Can babasız. * * * Hiç durmayan saati, torununun bileğinde şimdi... Onun nabzı attıkça zaman çarkı dönecek ve günü geldiğinde dilerim o da babasını böyle seve okşaya yolcu edecek. Milliyet [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Bediüzzaman'dan Nasihatler
Emma, Jülyen ve Said Nursi'nin kahramanı
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst