Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Sorularla Risale-i Nur
Esaslarda İttifak zaruridir
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Garib" data-source="post: 28433" data-attributes="member: 1249"><p><strong><span style="color: Red"><strong>3-SEBAT VE METANET ESASI</strong></span></strong></p><p></p><p> <strong>1-<span style="font-family: 'Arial'"> «Mesleğimizde, ihlâs-ı tâmmeden sonra en büyük esas, sebat ve metanet</span><span style="font-family: 'Arial'">tir.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Kastamonu Lâhikası sh: 248)</span></strong></p><p> <strong>Sebat etmek hasleti<span style="font-family: 'Arial'">ni kazanmak yolu:</span></strong></p><p> <strong>2-<span style="font-family: 'Arial'"> «Meselâ, şiddetli bir inatla, ehemmiyetsiz, zâil, fâni umurlara karşı hissiyatını sarf eder. Bakar ki, bir dakika inada değmeyen birşeye bir sene inat ediyor. Hem zararlı, zehirli birşeye inat namına sebat eder. Bakar ki, bu kuvvetli his böyle şeyler için verilmemiş onu onlara sarf etmek, hikmet ve hakikate münâfidir. O şiddetli inadı, o lüzumsuz umur-u zâileye vermeyip, âli ve bâki olan hakaik-i imaniyeye ve esâsât-ı İslâmiyeye ve hidemât-ı uhreviyeye sarf eder. O haslet-i rezile olan inad-ı mecazî, güzel ve âli bir haslet olan hakikî inada, yani hakta şiddetli sebata inkılâp eder.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Mektubat sh: 33)</span></strong></p><p> <strong>3-<span style="font-family: 'Arial'"> «“Acaba, Risale-i Nur şakirdlerindeki bu cehd ve kuvvetin, bu feragat ve fedakârlığın ve bu derece sebat ve sadakatın</span><span style="font-family: 'Arial'"> sebebi nedir?” diye bir sual sorulursa, bu sualin cevabı muhakkak ki şu olacaktır: Risale-i Nur’daki cerh edilmez yüksek hakikatler, iman hizmetinin yalnız ve yalnız rızâ-yı İlâhî için yapılması ve Bediüzzaman Hazretlerinin âzamî ihlâsıdır.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Tarihçe-i Hayat sh: 166)</span></strong></p><p> <strong>Hizmetin neticelerine kanaat etmemek sebatkârlığı zayıflatır:</strong></p><p> <strong>4-<span style="font-family: 'Arial'"> «Onlar da ehemmiyetsizliklerimi bildikleri vakit inkisar-ı hayale uğrarlar, belki hizmette fütura düşerler. Gerçi umur-u uhreviyede hırs ve kanaatsizlik bir cihette makbuldür. Fakat mesleğimizde ve hizmetimizde, bazı ârızalarla, inkisar-ı hayal cihetiyle, şükür yerine, meyusiyetle şekvâ etmeye sebep olur belki de hizmetten vazgeçer. Onun için, mesleğimizde kanaat, daima şükrü ve metaneti ve sebatı netice verdiği</span><span style="font-family: 'Arial'"> için, ihlâs dairesinde, hizmet noktasında çok hırs ve kanaatsizlik gösterdiğimiz halde, neticelerine ve semeratına karşı kanaatle mükellefiz.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Emirdağ Lâhikası-l sh: 90)</span></strong></p><p> <strong>Sebatkârlar, hareketsizleri hareketlendirir:</strong></p><p> <strong>5-<span style="font-family: 'Arial'"> «Sizin faaliyetiniz ve sebatkârâne çalışmanız</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">, </span><span style="font-family: 'Arial'">Risale-i Nur dairesinin zembereği hükmünde bizleri ve çok yerleri harekete getiriyorsunuz. Allah sizden ebeden razı olsun. Bin âmin, âmin.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Kastamonu Lâhikası sh: 105)</span></strong></p><p> <strong>6-<span style="font-family: 'Arial'"> «Risale-i Nur Külliyatının mazhar olduğu İlâhî fütuhat, hep bu enbiya mesleğinde sebat kahramanlığının</span><span style="font-family: 'Arial'"> şaheser misali ve harikulâde neticesidir.» </span>(Tarihçe-i Hayat sh: 14)</strong></p><p> <strong>7-<span style="font-family: 'Arial'"> «Dalâlet cereyanlarının karşısında ehl-i iman fedakârlarından büyük bir şahs-ı mânevî meydana çıkararak, muhkem bir sedd-i Kur’ânî ve imanî tesis edip mü’minlerin nokta-i istinadı olmasıdır. İnandığı kudsî dâvâya gösterdiği azim ve sebatla, mü’minlerin kalblerini ihtizaza vererek, ruhlarda İslâmî aşk ve heyecanı uyandırmasıdır. » </span><span style="font-family: 'Arial'">(Tarihçe-i Hayat sh: 23)</span></strong></p><p> <strong>8-<span style="font-family: 'Arial'"> «Aziz, sıddık kardeşlerim,</span></strong></p><p> <strong>Sizin sebat ve metanetiniz</strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">, masonların ve münafıkların bütün plânlarını akîm bırakıyor</span>.» <span style="font-family: 'Arial'">(Şualar sh: 302)</span></strong></p><p> <strong>9-<span style="font-family: 'Arial'"> «Evet, azim ve sebâtınız ve ihlâs ve ciddiyetiniz</span><span style="font-family: 'Arial'">, ehl-i dünyayı mağlûp etmiş ve ediyor. Yoksa, birtek Tesettür Risalesiyle</span><span style="font-family: 'Arial'"> yüz yirmi adamı tevkif edenleri, yüz otuz risaleyle birtek adamı tevkif edemediklerinin sebebi, ihlâsınız ve metanetinizdir, hükmediyor.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Kastamonu Lâhikası sh: 143)</span></strong></p><p> <strong>10-<span style="font-family: 'Arial'"> «Ey birader! Düşman hariçte olsa, insan, silâhsız o düşmanla geçinebilir. Fakat düşman kale içine girse ve gizlense, o vakit o düşmana karşı silâhlanmak, zırh giymek ve gayet dikkat etmek, hem pek ciddi sebat etmek lâzımdır</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">.</span><span style="font-family: 'Arial'"> Ta ki hayat-ı ebedîsini hafi darbelerden kurtarabilsin.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Nurun İlk Kapısı sh: 143)</span></strong></p><p> <strong>11-<span style="font-family: 'Arial'"> « Hususan din derslerini kaldırıp</span><span style="font-family: 'Arial'"> Ezan-ı Muhammedîyi kaldırmak</span><span style="font-family: 'Arial'"> gibi dehşetli hücumlara karşı, âzamî fedakârlık ve âzamî sebat ve metanet ve herşeyden istiğna</span><span style="font-family: 'Arial'"> etmek lüzumu karşısında ben bir sünnet-i seniyye olan evlenmek âdetini terk ettim ki, tâ çok haramlara girmeyeyim</span><span style="font-family: 'Arial'">. Ve çok vacipleri ve farzları yapabileyim</span><span style="font-family: 'Arial'">.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Hanımlar Rehberi sh: 26)</span></strong></p><p> <strong>Hizmette sebat etmeye teşvik ve sebatkârların manevî derecesi<span style="font-family: 'Arial'">:</span></strong></p><p> <strong>12-<span style="font-family: 'Arial'"> «Hizmet-i Kur’âniyenin bir silsile-i kerameti ve o hizmet-i kudsiyenin etrafında izn-i İlâhî ile nezaret eden ve himmet ve duasıyla yardım eden Gavs-ı Âzamın</span><span style="font-family: 'Arial'"> bir nevi kerameti beyan edilecek. Tâ ki, bu hizmet-i kudsiyede bulunanlar, ciddiyetlerinde, hizmetlerinde sebat etsinler.» </span>(Lem’alar sh: 40)</strong></p><p> <strong>13-<span style="font-family: 'Arial'"> «Madem İmam-ı Âzam gibi eâzım-ı müçtehidîn</span><span style="font-family: 'Arial'"> hapis çekmiş ve İmam-ı Ahmed ibni Hanbel </span><span style="font-family: 'Arial'">gibi bir mücahid-i ekber, Kur’ân’ın birtek meselesi için</span><span style="font-family: 'Arial'"> hapiste pek çok azap verilmiş ve şekvâ etmeyerek, kemâl-i sabırla sebat edip o meselelerde sükût etmemiş</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">.</span><span style="font-family: 'Arial'"> Ve pek çok imamlar ve allâmeler, sizlerden pek çok ziyade azap verildiği halde, kemâl-i sabır içinde şükredip sarsılmamışlar. Elbette sizler, Kur’ân’ın müteaddit hakikatleri için pek büyük sevap ve kazanç aldığınız halde pek az zahmet çektiğinize binler teşekkür etmek borcunuzdur.» </span>(Lem’alar sh: 265)</strong></p><p> <strong>14-<span style="font-family: 'Arial'"> «Cinnî ve insî şeytanlar</span><span style="font-family: 'Arial'"> ve şerirler bu noktaya istinaden gayet zayıf bir kuvvetle hadsiz bir kuvvete karşı dayanıp, ehl-i hak ve hakikatı Cenâb-ı Hakkın dergâhına ilticaya ve kaçmaya her vakit mecbur ettiğinden, Kur’ân, onları himaye için büyük tahşidat yapar. Doksan dokuz esmâ-i İlâhiyeyi onların ellerine verir. O düşmanlara karşı sebat etmelerine çok şiddetli emir</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">ler verir</span><span style="font-family: 'Arial'">.» </span>(Şualar sh: 258)</strong></p><p> <strong>15-<span style="font-family: 'Arial'"> «Bugün, büyük ve merhum kardeşim Molla Abdullah</span><span style="font-family: 'Arial'"> ile Hazret-i Ziyaeddin</span><span style="font-family: 'Arial'"> hakkındaki malûmunuz muhavereyi tahattur ettim. Sonra sizi düşündüm. Kalben dedim: Eğer perde-i gayb açılsa</span><span style="font-family: 'Arial'">, bu sebatsız zamanda böyle sebat gösteren</span></strong><strong>ve bu yakıcı, ateşli hallerden sarsılmayan bu samimî dindarlar ve ciddî Müslümanlar eğer herbiri bir velî</strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">, hattâ bir kutup görünse,</span> benim nazarımda şimdi verdiğim ehemmiyeti ve alâkayı pek az ziyadeleştirecek ve eğer birer âmî ve âdi görünse, şimdi verdiğim kıymeti hiç noksan etmeyecek diye karar verdim.» (Şualar sh: 307)</strong></p><p> <strong>16-<span style="font-family: 'Arial'"> «Risale-i Nur‘un o zahmet çekenlere kazandırdığı iman-ı tahkikî ve iman-ı tahkikî ile hüsn-ü hâtime ve şirket-i mâneviye ile yüzer adam kadar a’mâl-i saliha o acı zahmeti tatlı bir rahmete çevirdiğinden, bu iki neticenin fiyatı, sarsılmaz bir sadakat ve sebatkârlıktır. Onun için, pişman olmak ve vazgeçmek, büyük bir hasârettir. Şakirdlerin dünya ile alâkası olmayan veya pek az bulunanları için bu hapis daha hayırlıdır, bir cihette hürriyet yeridir. Ve alâkası bulunan ve idaresi yerinde olanlara, sarf edilen paraları muzaaf sadakalara ve geçirilen ömür saatleri muzaaf ibadetlere çevirmesinden, şekvâ yerine şükür etmeleri iktiza ediyor. Ve fakir ve zayıf kısmı ise, zaten hapsin haricinde onlara faydasız sevaplar</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">,</span><span style="font-family: 'Arial'"> mes’uliyetli meşakkat verdiğinden, bu hayırlı, çok sevaplı, mes’uliyetsiz ve arkadaşlarının mütekabil tesellileriyle hafifleşen meşakkat, onlar için medar-ı şükrandır.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Şualar sh: 316)</span></strong></p><p> <strong>17-<span style="font-family: 'Arial'"> «Mahkemede son söz olarak yüzlerine söylediğim bu cümle, “Milyonlar kahraman başlar feda oldukları bir kudsî hakikate başımız dahi feda olsun” ile, bizim nihayete kadar sebat edeceğimizi</span><span style="font-family: 'Arial'"> dâvâ etmişiz. Bu dâvâdan vazgeçilmez. İçinizde vazgeçecek yok ümit ediyorum. Madem şimdiye kadar sabrettiniz, “Daha kısmetimiz ve vazifemiz bitmedi” diye tahammül ve sabrediniz.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Şualar sh: 339)</span></strong></p><p> <strong>18-<span style="font-family: 'Arial'"> «Bu defaki mektubunuzun verdiği şevk ve sürurla derim ki: Ben, hizmet-i Kur’âniyedeki tam sadakat ve gayret ve sebat ve metanetinizi</span><span style="font-family: 'Arial'"> gördükten sonra tam bir istirahat-i kalble mevti ve eceli kabul eder, arkamda siz varsınız yeter diyerek dünyadan sürurla vedaya hazırım.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Kastamonu Lâhikası sh: 32)</span></strong></p><p> <strong>19-<span style="font-family: 'Arial'"> «Haddinden fazla fevkalâde hüsn-ü zan ve müfritane âlî makam vermek yerine, fevkalâde sadakat ve sebat ve müfritane irtibat ve ihlâs</span><span style="font-family: 'Arial'"> lâzımdır. Onda terakki etmeliyiz.» </span>(Kastamonu Lâhikası sh: 89)</strong></p><p> <strong>20-<span style="font-family: 'Arial'"> «Hem, yirmi senedenberi tahribkârâne eşedd-i zulüm altında o derece ahlâk bozulmuş ve metanet ve sadakat kaybolmuş ki, ondan, belki de yirmiden birisine itimat edilmez. Bu acip hâlâta karşı çok fevkalâde sebat ve metanet ve sadakat</span><span style="font-family: 'Arial'"> ve hamiyet-i İslâmiye lâzımdır yoksa akîm kalır, zarar verir.» (</span>Kastamonu Lâhikası sh: 90)</strong></p><p> <strong>21-<span style="font-family: 'Arial'"> «Bu acip asrın bu acip hastalığına ve dehşetli marazına karşı Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyânın tiryak misâl ilâçlarının nâşiri olan Risale-i Nur dayanabilir ve onun metîn, sarsılmaz, sebatkâr, hâlis, sâdık, fedakâr şakirdler</span><span style="font-family: 'Arial'">i mukavemet edebilir. Öyleyse, herşeyden evvel onun dairesine girmeli, sadakatle, tam metanet ve ciddî ihlâs ve tam itimadla ona yapışmak lâzım ki, o acip hastalığın tesirinden kurtulsun.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Kastamonu Lâhikası sh: 105)</span></strong></p><p> <strong>22-<span style="font-family: 'Arial'"> «Risale-i Nur, kendi sâdık ve sebatkâr şakirdlerine</span><span style="font-family: 'Arial'"> kazandırdığı çok büyük kâr ve kazanç ve pek çok kıymettar neticeye mukabil fiyat olarak, o şakirdlerden tam ve hâlis bir sadakat ve dâimî ve sarsılmaz bir sebat ister. Evet, Risale-i Nur on beş senede kazanılan kuvvetli iman-ı tahkikîyi on beş haftada</span><span style="font-family: 'Arial'"> ve bazılara on beş günde kazandırdığını, yirmi senede, yirmi bin zat tecrübeleriyle şehadet ederler.</span></strong></p><p> <strong>Hem, iştirak-i a’mâl-i uhreviye düsturuyla, herbir şakirdine, herbir günde binler hâlis lisanlarla edilen makbul duaları ve binler ehl-i salâhatin işledikleri a’mâl-i salihanın misil sevaplarını kazandırıp, herbir hakikî sâdık ve sebatkâr şakirdini amelce binler adam hükmüne<span style="font-family: 'Arial'"> getirdiğine delil, kerametkârâne ve takdirkârâne İmam-ı Ali Radıyallahü Anhü’nün üç ihbarı</span><span style="font-family: 'Arial'"> ve keramet-i gaybiye ve Gavs-ı Âzamdaki (k.s.) tahsinkârâne ve teşvikkârâne beşareti</span><span style="font-family: 'Arial'"> ve Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyânın kuvvetli işaretiyle o hâlis şakirdler, ehl-i saadet ve ashab-ı Cennet olacaklarına müjdesi pek kat’î ispat ederler. Elbette böyle bir kazanç, öyle bir fiyat ister.» </span>(Kastamonu Lâhikası sh: 122)</strong></p><p> <strong>23-<span style="font-family: 'Arial'"> «Çok mühim ve mübarek kardeşimiz Hâfız Mustafa</span><span style="font-family: 'Arial'">’nın bize verdikleri ehemmiyetli hadise-i taarruziye haberi bizi hayrete düşürdü. Ve Üstadımızın o zamanda endişelerinin ve heyecanının hikmetini anladık. Bir hiss-i kablelvukuyla mütemadiyen bizlere der idi: “Dikkat ediniz, sebat ediniz! Münafıklar, taarruz plânı</span><span style="font-family: 'Arial'"> çeviriyorlar” diye bizi ihtiyata sevk ediyor, “Hem bir halt edemezler”» </span>(Kastamonu Lâhikası sh: 126)</strong></p><p> <strong>24-<span style="font-family: 'Arial'"> «Sizler, ara sıra, İhlâs ve İktisat Lem’aları</span><span style="font-family: 'Arial'">nı ve bazan Hücumat-ı Sitte risalesini</span><span style="font-family: 'Arial'"> mâbeyninizde beraber okumalısınız. Sizin şimdiye kadar fevkalâde sebat ve metanet ve tesanüd ve ittifakınız</span><span style="font-family: 'Arial'">, bu memlekete medâr-ı iftihar olacak ve istikbalini kurtaracak derecededir. Dikkat ediniz, bu yeni fırtına sizin tesanüdünüzü bozmasın.» </span>(Kastamonu Lâhikası sh: 223)</strong></p><p> <strong>25-<span style="font-family: 'Arial'"> «Senin ağlamana ve ağlayan mektubuna iştirak ettim.</span></strong></p><p> <strong>Evet, sen de benim gibi, dünyayla iki cihetle alâkan kesiliyor. Hem öyle lâzım. Senin gibi Risale-i Nur’un bir fedaisi alâkası olmamalı ve alâka peyda etmemeli. Alâkalı olsa, fevkalâde bir sebat, bir ihlâsın lüzum ile beraber, bazı ârızalar içinde sarsılır, tam fedakârlık edemez.</strong></p><p> <strong>O havalinin kahramanları elhak müstesnadırlar. Alâkalar onları sarsmıyor. Fakat bazıları, Hüsrev gibi, Said gibi ve Âtıf <span style="font-family: 'Arial'">ve emsali gibi bütün bütün alâkasız da bulunmak lâzım.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Kastamonu Lâhikası sh: 231)</span></strong></p><p> <strong>26- <span style="font-family: 'Arial'">«Isparta ve havalisindeki Risale-i Nur şakirdlerinde fevkalâde bir sadakat ve sebat ve uhuvvet ve ihlâs ve kahramanlık</span><span style="font-family: 'Arial'"> var ki, bu acip zamanda binler esbab-ı fesat ve ifsat içinde vahdetlerini ve ittifaklarını ve hizmette ciddiyetlerini muhafaza ediyorlar.</span></strong></p><p> <strong>Bu kadar fırtınalı hadiseler içinde Risale-i Nur’u muattal bırakmadınız, söndürmediniz belki öyle parlattınız ki, bizi de ışıklandırıp gayrete getirdiniz.» (Kastamonu Lâhikası sh: 243)</strong></p><p> <strong>27-<span style="font-family: 'Arial'"> «Bu şuhur-u selâse-i mübarekenizi tebrik ediyoruz. Sizin kalemlerinizin yadigârları ve Risale-i Nur’dan ayrılmamak</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> ve sebat etmek</span><span style="font-family: 'Arial'"> senetleri olan yazılarınızı</span><span style="font-family: 'Arial'"> ve dininizi dünyanın çok fevkinde tutmanıza işaret veren dünya sureti üstündeki çizgilerinizi ve iman hizmetinde daima sebat etmenize, vesikalar hükmündeki imzalarınızı, kemâl-i memnuniyetle aldık, kabul ettik. Cenab-ı Hak sizlere, hazine-i rahmetinden onların hurufatı adedince defter-i a’mâlinize haseneler yazsın. Âmin.» </span>(Kastamonu Lâhikası sh: 246)</strong></p><p> <strong>28-<span style="font-family: 'Arial'"> «Hasan Âtıf’ın mektubunda</span><span style="font-family: 'Arial'">, cesur ve sebatkâr zâtlardan—ki “efeler</span><span style="font-family: 'Arial'">” tâbir ediyor—bahis var. Biz, o cesur, sebatkâr yeni kardeşlerimizi</span><span style="font-family: 'Arial'"> ruh u canla kabul ediyoruz. Fakat Risale-i Nur dairesine girenler, şahsî cesaretlerini kıymetleştirmek için, sarsılmaz bir sebat ve metanete ve ihvanlarının tesanüdüne cidden çalışmaya sarf edip, o cam parçası hükmünde şahsî cesaretini, hakikatperestlik sıddıkiyetindeki fedakârlık elması</span><span style="font-family: 'Arial'">na çevirmek gerektir.</span></strong></p><p> <strong>Evet, mesleğimizde, ihlâs-ı tâmmeden sonra en büyük esas, sebat ve metanettir</strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">. </span><span style="font-family: 'Arial'">Ve o metanet cihetiyle şimdiye kadar çok vukuat var ki, öyleler, herbiri yüze mukabil bu hizmet-i Nuriyede muvaffak olmuş âdi bir adam ve yirmi otuz yaşında iken, altmış yetmiş yaşındaki velîlere tefevvuk etmişler var.» </span>(Kastamonu Lâhikası sh: 248)</strong></p><p> <strong>29-<span style="font-family: 'Arial'"> «İmam-ı Ali’nin üç keramet-i gaybiyesiyle Risale-i Nur’dan haber vermesine dairdir.</span></strong></p><p> <strong>Bu sekiz parçayı Ankara ehl-i vukufu tetkik etmiş, itiraz etmemişler. Yalnız demişler: “Bu yazılmamalıydı. Keramet sahibi, kerametini yazamaz.”</strong></p><p> <strong>Ben de onlara cevap verdim ki:</strong></p><p> <strong>“Bu, benim değil, Risale-i Nur’un kerametidir. Risale-i Nur ise, Kur’ân’ın malıdır ve tefsiridir</strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">”</span><span style="font-family: 'Arial'"> dedim. Onlar sustular, demek kabul ettiler. Gerçi bu çeşit ikramlar yazılmasaydı daha münasipti, fakat bu kadar hadsiz muarızlar ve çok kuvvetli ve kesretli düşmanlar karşısında az ve fakir ve zayıf olan bizlere kuvve-i mâneviye ve gaybî imdat ve teşcî ve sebat ve metanet vermek için</span><span style="font-family: 'Arial'"> mecburiyet‑i kat’iye oldu, ben de yazdım.» </span>(Emirdağ Lâhikası-l sh: 13)</strong></p><p> <strong>30-<span style="font-family: 'Arial'"> «Bu yaz mevsimi, gaflet zamanı ve derd-i maişet meşgalesi</span><span style="font-family: 'Arial'"> hengâmı ve şuhûr-u selâsenin</span><span style="font-family: 'Arial'"> çok sevaplı ibadet vakti ve zemin yüzündeki fırtınaların silâhla değil, diplomatlıkla çarpışmaları zamanı olduğu cihetle, gayet kuvvetli bir metanet ve vazife-i nuriye-i kudsiyede bir sebat olmazsa</span><span style="font-family: 'Arial'">, Risale‑i Nur’un hizmeti zararına bir atâlet, bir fütur ve tevakkuf başlar.» </span>(Emirdağ Lâhikası-l sh: 43)</strong></p><p> <strong>31-<span style="font-family: 'Arial'"> «Kemiyet keyfiyete nisbeten ehemmiyetsiz olduğundan, hâlis bir hâdim olarak, hakikat-i ihlâs ile, herşeyin fevkinde hakaik-i imaniyeyi on adama ders vermek, büyük bir kutbiyetle binler adamı irşad etmekten daha ehemmiyetli görüyorum.</span></strong></p><p> <strong>Çünkü o on adam, tam o hakikati herşeyin fevkinde gördüklerinden, sebat edip, o çekirdekler hükmünde olan kalbleri<span style="font-family: 'Arial'">, birer ağaç olabilirler.» </span>(Emirdağ Lâhikası-l sh: 75)</strong></p><p> <strong>32-<span style="font-family: 'Arial'"> «Bize ezâ ve cefâ edenlere karşı hiçbir talebemin kalbinde zerre kadar intikam emeli beslememesini ve onlara mukabil Risale-i Nur’a sadakat ve sebatla çalışmalarını</span><span style="font-family: 'Arial'"> tavsiye ederim.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Emirdağ Lâhikası-ll sh: 81)</span></strong></p><p> <strong>Sebat edip etmeme cihetinde kaderin imtihanı:</strong></p><p> <strong>33- <span style="font-family: 'Arial'">«İşte bu meselemizde elmaslar şişelerden</span><span style="font-family: 'Arial'">, sıddık fedakârlar</span><span style="font-family: 'Arial'"> mütereddit sebatsızlardan</span><span style="font-family: 'Arial'"> ve hâlis muhlisler, benlik ve menfaatini bırakmayanlardan ayrılmak için bu şiddetli imtihana girmemizin iki sebebi var:</span></strong></p><p> <strong><em><span style="font-family: 'Arial'">Birisi: </span></em><span style="font-family: 'Arial'">Ehl-i dünya ve siyasetin evhamlarına dokunan kuvvetli bir tesanüd ve ihlâsla fevkalâde hizmet-i diniyedir. Zulm-ü beşer buna baktı.</span></strong></p><p> <strong><em><span style="font-family: 'Arial'">İkincisi: </span></em><span style="font-family: 'Arial'">Herkes kendi başına bu kudsî hizmete tam ihlâs ve tam tesanüdle tam liyakat göstermediğimizden, kader dahi buna baktı.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Şualar sh: 300)</span></strong></p><p> <strong>Sebatkârları dağıtmak<span style="font-family: 'Arial'"> için münafıkların planları:</span></strong></p><p> <strong>34-<span style="font-family: 'Arial'"> «O plânların en mühim bir esası, has, sebatkâr kardeşlerimizi soğutmak</span><span style="font-family: 'Arial'">, fütur vermek, mümkünse Risale-i Nur’dan vazgeçirmektir. Bu noktada o kadar acip yalanları ve desiseleri istimal ediyorlar ki, Isparta ve havalisi, Gül ve Nur fabrikasının kahraman şakirdleri gibi, çelik ve demir gibi bir sebat ve sadakat ve metanet lâzım</span><span style="font-family: 'Arial'"> ki dayanabilsin. Bazı da dost suretinde hulûl</span><span style="font-family: 'Arial'"> edip, korkutmak mümkünse, habbeyi kubbe edip evham veriyorlar.</span></strong></p><p> <strong>“Aman, aman Said’e yanaşmayınız! Hükûmet tâkip ediyor” diye zayıfları vazgeçirmeye çalışıyorlar. Hattâ bazı genç talebelere, hevesatlarını tahrik için, bazı genç kızları musallat<span style="font-family: 'Arial'"> ediyorlar. Hattâ Risale-i Nur erkânlarına karşı da, benim şahsımın kusurâtını</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">,</span><span style="font-family: 'Arial'"> çürüklüğünü gösterip, zahiren dindar ehl-i bid’adan bazı şöhretli zatları gösterip, “Biz de Müslümanız, din yalnız Said’in mesleğine mahsus değil” deyip, bize karşı perde altında cephe alan</span><span style="font-family: 'Arial'"> zındıklara ve anarşilik hesabına o safdil ehl-i diyanet ve hocaları âlet edip istimal ediyorlar. İnşaallah bunların bu plânları da akîm kalacak.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Emirdağ Lâhikası-l sh: 125)</span></strong></p><p> <strong>35-<span style="font-family: 'Arial'"> «Mücmel bir mânevî ihtar ile bir meseleyi kalbe geldiği gibi beyan edeceğim. Altı makamata giden ve galebe eden müdafaatın cevabı gelmiş ve bize tecavüze çare bulamamışlar. Yalnız bir makamın, gizli bir iş’ar ile, benim fedakâr kardeşlerimi benden soğutmak ve şiddetli alâkalarını gevşetmek planı var. Zaten çoktan beri, beni ihanetlerle ve iftiralarla ve tecritlerle, bu kudsî ve uhrevî ve imanî alâkayı bozmaya çalıştılar, muvaffak olamadılar. Şimdi Nurcular</span><span style="font-family: 'Arial'">ı ürkütmek, zayıf bir damar bulup nazarlarını başka tarafa çevirmeye bazı bahaneleri buluyorlar. İnşaallah, demir gibi metin Nurcuların</span><span style="font-family: 'Arial'"> kahramanane sebatları ve tahammülleri ve mücahid-i ekber olan Nurun hakikatleri, onun elinde birer elmas kılıç bulunan şakirdlerin şahs-ı mânevîsinin pek harika fedakârlığı, onların bu plânını da akîm bırakacak. Evet, Cennet ucuz olmadığı gibi</span><span style="font-family: 'Arial'">, Cehennem dahi lüzumsuz değil</span><span style="font-family: 'Arial'">. Sizlere tekrarla beyan edilmiş: Eski zamanın kahraman mücahidlerine nispeten en az zahmet, ağır şerait ve bu zamanın şiddet-i ihtiyaç cihetiyle çok sevap kazanan, inşaallah halis Nurculardır. Ve boş boşuna, bâd-ı hevâ, belki günahlı, zararlı giden birkaç sene ömrünü, böyle kudsî bir hizmet-i imaniye ve Kur’âniyeye sarf eden ve onunla ebedî bir ömrü kazanan, Nur talebeleri</span><span style="font-family: 'Arial'">dir. Ben, kendi hisseme düşen bütün bu hücumlarına karşı, pek çok zaafiyetimle beraber tahammüle karar verdim. İnşaallah, kuvvetli, fedakâr, genç, kahraman kardeşlerim benden geri kalmaz ve kaçmazlar ve kaçanları</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> da geri çevirmeye, şimdiye kadar çalıştıkları gibi çalışacaklar.</span><span style="font-family: 'Arial'">» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Tarihçe-i Hayat sh: 596)</span></strong></p><p> <strong>36-<span style="font-family: 'Arial'"> «Sizin fevkalâde sebat ve ihlâsınızın galebesi</span><span style="font-family: 'Arial'"> ve o musibeti def’inden sonra, ehl-i dünya cepheyi değiştirdi. Zındıkanın desiseleriyle, bu havalide bizlere karşı perde altında maddî ve manevî tahşidatı başlamış gayet dikkatle ve şeytancasına şakirdlerin hakikî kuvvetleri olan tesanüdü bozmaya çalışıyorlar. Sizlere risaleleri iade ettikleri halde, kurnazcasına dolaplar çevriliyor. Biz, sizin bir şubeniz hükmünde olduğumuz halde, bizi asıl ve merkez telâkki ettiklerinden, daha ziyade desiseleri bize karşı istimal ediyorlar. Hâfız-ı Hakikî Cenab-ı Haktır. İnşaallah hiçbir zarar edemeyecekler. Fakat bu şuhur-u mübârekenin eyyam ve leyâli-i mübarekesinde hâlis dualarınızla bize yardım ediniz. Birşey yok fakat mümkün oldukça ihtiyatlı ve dikkatli olunuz. Hazret-i Ali Radıyallahü Anh</span><span style="font-family: 'Arial'"> ve Gavs-ı Geylânî</span><span style="font-family: 'Arial'"> Kuddise Sirruhu gibi kahramanların mânevî teminatı ve hitapları, bize her vakit cesaret ve kuvve‑i mânevî veriyor.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Kastamonu Lâhikası sh: 152)</span></strong></p><p> <strong>Düşmanların taarruzundan kurtulmak için hizmetten çekilmek daha ziyade ezilmeye ve büyük mesuliyete sebebiyet verir:</strong></p><p> <strong>37-<span style="font-family: 'Arial'"> «Bu Cuma gününde mühim bir hizb okurken siz hatıra geldiniz. “Bu musibetten kurtulmak için ne yapacağız?” lisan-ı hâl ile dediniz. Benim kalbime bu geldi: Sıkı bir tesanüdle, el ele, omuz omuza veriniz. Çünkü, birbirinden ve Risale-i Nur’dan ve benden çekinmek ve inkâr etmek ve bizi ezmek isteyen gizli kuvvete dalkavukluk</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> etmek </span><span style="font-family: 'Arial'">gibi tedbirleri yapanların zarardan başka hiçbir menfaatleri yoktur. Sizi temin ederim, eğer bilseydim ki benden teberri etmekle kurtulacaksınız, beni tahkir ve ihanet ve gıybet etmeye izin verip helâl ederdim. Fakat, bizi ezmek isteyen gizli kuvvet sizi biliyor, aldanmıyor</span><span style="font-family: 'Arial'"> za’fınızdan, teberrînizden cesaret alır, daha ziyade ezer</span><span style="font-family: 'Arial'">.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Tarihçe-i Hayat sh: 431)</span></strong></p><p> <strong>38-<span style="font-family: 'Arial'"> «Aleyhimize çevrilen dolap</span><span style="font-family: 'Arial'">tan kurtulmak imkânı bulmadık. Ben hissetmiştim, fakat çare yoktu. Bîçare merhum Şeyh Abdülhakîm</span><span style="font-family: 'Arial'">, Şeyh Abdülbâki </span><span style="font-family: 'Arial'">kurtulamadılar. Demek bu musibette biz birbirimizden şekvâ etmek hem haksız, hem mânâsız, hem zararlı, hem Risale-i Nur’dan bir nevi küsmektir. Sakın, sakın, has rükünlerin gösterdikleri faaliyeti</span><span style="font-family: 'Arial'"> bu musibete bir sebep görüp onlardan gücenmek ise, Risale-i Nur’dan çekilmek</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> ve hakaik-i imaniyeyi öğrenmeden pişman olmaktır.</span> Bu ise, maddî musibetten daha büyük bir mânevî musibettir.» (Şualar sh: 322)</strong></p><p> <strong>39-<span style="font-family: 'Arial'"> «Kardeşlerim, madem bir kısmın mâhiyetleri bu tarzdır onlara, o kısma teslim olmak, bir nevi intihardır</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">,</span><span style="font-family: 'Arial'"> İslâmiyetten pişman olmaktır, belki dinden insilâh etmektir. Çünkü o derece ilhadda taassup</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> etmiş ki,</span><span style="font-family: 'Arial'"> bizim gibilerden yalnız teslimiyetle ve tasannu ile razı olmuyorlar</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">.</span><span style="font-family: 'Arial'"> “Kalbini ve vicdanını bırak, yalnız dünyaya çalış” derler. İşte bu vaziyete karşı inayet-i Rabbâniyeye dayanıp metanet ve sabır ve tevekkül ederek dört sandık Risale-i Nur eczaları o merkeze yetişip, kuvvetli hakikatlerle galebe çalmasına dua etmekten başka çare yoktur. Biz birbirimizden çekinmekle</span><span style="font-family: 'Arial'"> ve gücenmekle ve Risale-i Nur’dan çekilmekle ve onlara teslim ve hattâ iltihak etmekle fayda vermediği şimdiye kadar tecrübe edildi. Hem hiç merak etmeyiniz. O Vekilin o farfaralı telâşı, zaafına ve tam korkusuna delâlet eder. Tecavüze değil, belki tedâfüe mecburiyeti</span><span style="font-family: 'Arial'"> bildiriyor.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Şualar sh: 335)</span></strong></p><p> <strong>40-<span style="font-family: 'Arial'"> «Vehham ve zarardan sakınmak için bizden uzaklaşan bazı dostların kuvve-i mâneviyelerini te’yid için ve hizmetimizden bazı maksadlarla çekilen ve maksadlarının aksiyle tokat yiyenleri, çok misâllerden yedi küçük misâl ile gösterir ki siperini bırakıp kaçanlar</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">, daha ziyade yaralanırlar.</span>» <span style="font-family: 'Arial'">(Mektubat sh: 506)</span></strong></p><p> <strong>41-<span style="font-family: 'Arial'"> «Hem, ey kardeşlerim, çoğunuz askerlik etmişsiniz. Etmeyenler de elbette işitmişlerdir. İşitmeyenler de benden işitsinler ki, en ziyade yaralananlar, siperini bırakıp kaçanlardır. En az yara alanlar, siperinde sebat edenler</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">dir. </span></strong></p><p> <strong>(62:8) mânâ-yı işarîsiyle gösteriyor ki, firar edenler, kaçmalarıyla ölümü daha ziyade karşılıyorlar.» (Mektubat sh: 417)</strong></p><p> <strong>Hizmette sebatsızlık, hem hizmete, hem hizmet ehlinin şevkine zarar olup mesuliyete sebebiyet verir:</strong></p><p> <strong>42-<span style="font-family: 'Arial'"> «Kardeşlerim, herhalde bu kadar sıkıntı ve zararı çeken zayıf bir kısım aile sahipleri, bir derece Risale-i Nur’dan ve bizden çekinmek, belki vazgeçmek için bir mazeret olabilir zannıyla, tahliyeden sonra değişmek ihtimaline binaen derim: Bu derece kıymettar bir mala bu maddî ve mânevî fiyat veren ve bu azabı çeken, o maldan vazgeçmek büyük bir hasârettir. Hem herbirisi, Risale-i Nur’un eczalarını ve alâkadarlarını ve bizi muhafaza ve yardım ve hizmeti birden bıraksa, hem ona, hem bizlere lüzumsuz bir zarardır. Onun için, ihtiyatla beraber, sadakatı ve irtibatı ve hizmeti değiştirmemek</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> lâzımdır.</span><span style="font-family: 'Arial'">» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Şualar sh: 342)</span></strong></p><p> <strong>43-<span style="font-family: 'Arial'"> «Risale-i Nur’un tesettür perdesinden çıkıp gayet büyük ve umumî bir meselede kendi kendine merkezlerinde mübarezesi zamanında şakirdlerini arkasında bulmak ve kaçmamakla sarsılmaz ve mağlûp olmaz</span><span style="font-family: 'Arial'"> bir hakikata bağlandıklarını mütereddit ve mütehayyir ehl-i imana göstermesi gayet lüzumlu olduğunu dahi nazarınıza ve meşveretinize alınız. Sakın, sakın birbirinizin kusuruna bakmayın. Hiddet yerinde hürmet ediniz, itiraz yerinde yardım ediniz.» </span>(Şualar sh: 327)</strong></p><p> <strong>Kur’an-ı Kerim lügatında beyan olunduğu üzere sebat kelimesi, tezellül ve ızdırabın zıddı olan rasih, istikrarlı ve sabit olmak mânâsına gelir. (Bak. İslâm Prensipleri Ansiklopedisi, 3940/11.p.)</strong></p><p> <strong>Sebat meziyetinin ehemmiyeti hakkında Risale-i Nurdan alınıp yukarıda sıralanan sarih beyanlar, sebatın kuvvetli bir esas olduğunu isbat eder.</strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Garib, post: 28433, member: 1249"] [B][COLOR=Red][B]3-SEBAT VE METANET ESASI[/B][/COLOR][/B] [B]1-[FONT=Arial] «Mesleğimizde, ihlâs-ı tâmmeden sonra en büyük esas, sebat ve metanet[/FONT][FONT=Arial]tir.» [/FONT][FONT=Arial](Kastamonu Lâhikası sh: 248)[/FONT][/B] [B]Sebat etmek hasleti[FONT=Arial]ni kazanmak yolu:[/FONT][/B] [B]2-[FONT=Arial] «Meselâ, şiddetli bir inatla, ehemmiyetsiz, zâil, fâni umurlara karşı hissiyatını sarf eder. Bakar ki, bir dakika inada değmeyen birşeye bir sene inat ediyor. Hem zararlı, zehirli birşeye inat namına sebat eder. Bakar ki, bu kuvvetli his böyle şeyler için verilmemiş onu onlara sarf etmek, hikmet ve hakikate münâfidir. O şiddetli inadı, o lüzumsuz umur-u zâileye vermeyip, âli ve bâki olan hakaik-i imaniyeye ve esâsât-ı İslâmiyeye ve hidemât-ı uhreviyeye sarf eder. O haslet-i rezile olan inad-ı mecazî, güzel ve âli bir haslet olan hakikî inada, yani hakta şiddetli sebata inkılâp eder.» [/FONT][FONT=Arial](Mektubat sh: 33)[/FONT][/B] [B]3-[FONT=Arial] «“Acaba, Risale-i Nur şakirdlerindeki bu cehd ve kuvvetin, bu feragat ve fedakârlığın ve bu derece sebat ve sadakatın[/FONT][FONT=Arial] sebebi nedir?” diye bir sual sorulursa, bu sualin cevabı muhakkak ki şu olacaktır: Risale-i Nur’daki cerh edilmez yüksek hakikatler, iman hizmetinin yalnız ve yalnız rızâ-yı İlâhî için yapılması ve Bediüzzaman Hazretlerinin âzamî ihlâsıdır.» [/FONT][FONT=Arial](Tarihçe-i Hayat sh: 166)[/FONT][/B] [B]Hizmetin neticelerine kanaat etmemek sebatkârlığı zayıflatır:[/B] [B]4-[FONT=Arial] «Onlar da ehemmiyetsizliklerimi bildikleri vakit inkisar-ı hayale uğrarlar, belki hizmette fütura düşerler. Gerçi umur-u uhreviyede hırs ve kanaatsizlik bir cihette makbuldür. Fakat mesleğimizde ve hizmetimizde, bazı ârızalarla, inkisar-ı hayal cihetiyle, şükür yerine, meyusiyetle şekvâ etmeye sebep olur belki de hizmetten vazgeçer. Onun için, mesleğimizde kanaat, daima şükrü ve metaneti ve sebatı netice verdiği[/FONT][FONT=Arial] için, ihlâs dairesinde, hizmet noktasında çok hırs ve kanaatsizlik gösterdiğimiz halde, neticelerine ve semeratına karşı kanaatle mükellefiz.» [/FONT][FONT=Arial](Emirdağ Lâhikası-l sh: 90)[/FONT][/B] [B]Sebatkârlar, hareketsizleri hareketlendirir:[/B] [B]5-[FONT=Arial] «Sizin faaliyetiniz ve sebatkârâne çalışmanız[/FONT][/B][B][FONT=Arial], [/FONT][FONT=Arial]Risale-i Nur dairesinin zembereği hükmünde bizleri ve çok yerleri harekete getiriyorsunuz. Allah sizden ebeden razı olsun. Bin âmin, âmin.» [/FONT][FONT=Arial](Kastamonu Lâhikası sh: 105)[/FONT][/B] [B]6-[FONT=Arial] «Risale-i Nur Külliyatının mazhar olduğu İlâhî fütuhat, hep bu enbiya mesleğinde sebat kahramanlığının[/FONT][FONT=Arial] şaheser misali ve harikulâde neticesidir.» [/FONT](Tarihçe-i Hayat sh: 14)[/B] [B]7-[FONT=Arial] «Dalâlet cereyanlarının karşısında ehl-i iman fedakârlarından büyük bir şahs-ı mânevî meydana çıkararak, muhkem bir sedd-i Kur’ânî ve imanî tesis edip mü’minlerin nokta-i istinadı olmasıdır. İnandığı kudsî dâvâya gösterdiği azim ve sebatla, mü’minlerin kalblerini ihtizaza vererek, ruhlarda İslâmî aşk ve heyecanı uyandırmasıdır. » [/FONT][FONT=Arial](Tarihçe-i Hayat sh: 23)[/FONT][/B] [B]8-[FONT=Arial] «Aziz, sıddık kardeşlerim,[/FONT][/B] [B]Sizin sebat ve metanetiniz[/B][B][FONT=Arial], masonların ve münafıkların bütün plânlarını akîm bırakıyor[/FONT].» [FONT=Arial](Şualar sh: 302)[/FONT][/B] [B]9-[FONT=Arial] «Evet, azim ve sebâtınız ve ihlâs ve ciddiyetiniz[/FONT][FONT=Arial], ehl-i dünyayı mağlûp etmiş ve ediyor. Yoksa, birtek Tesettür Risalesiyle[/FONT][FONT=Arial] yüz yirmi adamı tevkif edenleri, yüz otuz risaleyle birtek adamı tevkif edemediklerinin sebebi, ihlâsınız ve metanetinizdir, hükmediyor.» [/FONT][FONT=Arial](Kastamonu Lâhikası sh: 143)[/FONT][/B] [B]10-[FONT=Arial] «Ey birader! Düşman hariçte olsa, insan, silâhsız o düşmanla geçinebilir. Fakat düşman kale içine girse ve gizlense, o vakit o düşmana karşı silâhlanmak, zırh giymek ve gayet dikkat etmek, hem pek ciddi sebat etmek lâzımdır[/FONT][/B][B][FONT=Arial].[/FONT][FONT=Arial] Ta ki hayat-ı ebedîsini hafi darbelerden kurtarabilsin.» [/FONT][FONT=Arial](Nurun İlk Kapısı sh: 143)[/FONT][/B] [B]11-[FONT=Arial] « Hususan din derslerini kaldırıp[/FONT][FONT=Arial] Ezan-ı Muhammedîyi kaldırmak[/FONT][FONT=Arial] gibi dehşetli hücumlara karşı, âzamî fedakârlık ve âzamî sebat ve metanet ve herşeyden istiğna[/FONT][FONT=Arial] etmek lüzumu karşısında ben bir sünnet-i seniyye olan evlenmek âdetini terk ettim ki, tâ çok haramlara girmeyeyim[/FONT][FONT=Arial]. Ve çok vacipleri ve farzları yapabileyim[/FONT][FONT=Arial].» [/FONT][FONT=Arial](Hanımlar Rehberi sh: 26)[/FONT][/B] [B]Hizmette sebat etmeye teşvik ve sebatkârların manevî derecesi[FONT=Arial]:[/FONT][/B] [B]12-[FONT=Arial] «Hizmet-i Kur’âniyenin bir silsile-i kerameti ve o hizmet-i kudsiyenin etrafında izn-i İlâhî ile nezaret eden ve himmet ve duasıyla yardım eden Gavs-ı Âzamın[/FONT][FONT=Arial] bir nevi kerameti beyan edilecek. Tâ ki, bu hizmet-i kudsiyede bulunanlar, ciddiyetlerinde, hizmetlerinde sebat etsinler.» [/FONT](Lem’alar sh: 40)[/B] [B]13-[FONT=Arial] «Madem İmam-ı Âzam gibi eâzım-ı müçtehidîn[/FONT][FONT=Arial] hapis çekmiş ve İmam-ı Ahmed ibni Hanbel [/FONT][FONT=Arial]gibi bir mücahid-i ekber, Kur’ân’ın birtek meselesi için[/FONT][FONT=Arial] hapiste pek çok azap verilmiş ve şekvâ etmeyerek, kemâl-i sabırla sebat edip o meselelerde sükût etmemiş[/FONT][/B][B][FONT=Arial].[/FONT][FONT=Arial] Ve pek çok imamlar ve allâmeler, sizlerden pek çok ziyade azap verildiği halde, kemâl-i sabır içinde şükredip sarsılmamışlar. Elbette sizler, Kur’ân’ın müteaddit hakikatleri için pek büyük sevap ve kazanç aldığınız halde pek az zahmet çektiğinize binler teşekkür etmek borcunuzdur.» [/FONT](Lem’alar sh: 265)[/B] [B]14-[FONT=Arial] «Cinnî ve insî şeytanlar[/FONT][FONT=Arial] ve şerirler bu noktaya istinaden gayet zayıf bir kuvvetle hadsiz bir kuvvete karşı dayanıp, ehl-i hak ve hakikatı Cenâb-ı Hakkın dergâhına ilticaya ve kaçmaya her vakit mecbur ettiğinden, Kur’ân, onları himaye için büyük tahşidat yapar. Doksan dokuz esmâ-i İlâhiyeyi onların ellerine verir. O düşmanlara karşı sebat etmelerine çok şiddetli emir[/FONT][/B][B][FONT=Arial]ler verir[/FONT][FONT=Arial].» [/FONT](Şualar sh: 258)[/B] [B]15-[FONT=Arial] «Bugün, büyük ve merhum kardeşim Molla Abdullah[/FONT][FONT=Arial] ile Hazret-i Ziyaeddin[/FONT][FONT=Arial] hakkındaki malûmunuz muhavereyi tahattur ettim. Sonra sizi düşündüm. Kalben dedim: Eğer perde-i gayb açılsa[/FONT][FONT=Arial], bu sebatsız zamanda böyle sebat gösteren[/FONT][/B][B]ve bu yakıcı, ateşli hallerden sarsılmayan bu samimî dindarlar ve ciddî Müslümanlar eğer herbiri bir velî[/B][B][FONT=Arial], hattâ bir kutup görünse,[/FONT] benim nazarımda şimdi verdiğim ehemmiyeti ve alâkayı pek az ziyadeleştirecek ve eğer birer âmî ve âdi görünse, şimdi verdiğim kıymeti hiç noksan etmeyecek diye karar verdim.» (Şualar sh: 307)[/B] [B]16-[FONT=Arial] «Risale-i Nur‘un o zahmet çekenlere kazandırdığı iman-ı tahkikî ve iman-ı tahkikî ile hüsn-ü hâtime ve şirket-i mâneviye ile yüzer adam kadar a’mâl-i saliha o acı zahmeti tatlı bir rahmete çevirdiğinden, bu iki neticenin fiyatı, sarsılmaz bir sadakat ve sebatkârlıktır. Onun için, pişman olmak ve vazgeçmek, büyük bir hasârettir. Şakirdlerin dünya ile alâkası olmayan veya pek az bulunanları için bu hapis daha hayırlıdır, bir cihette hürriyet yeridir. Ve alâkası bulunan ve idaresi yerinde olanlara, sarf edilen paraları muzaaf sadakalara ve geçirilen ömür saatleri muzaaf ibadetlere çevirmesinden, şekvâ yerine şükür etmeleri iktiza ediyor. Ve fakir ve zayıf kısmı ise, zaten hapsin haricinde onlara faydasız sevaplar[/FONT][/B][B][FONT=Arial],[/FONT][FONT=Arial] mes’uliyetli meşakkat verdiğinden, bu hayırlı, çok sevaplı, mes’uliyetsiz ve arkadaşlarının mütekabil tesellileriyle hafifleşen meşakkat, onlar için medar-ı şükrandır.» [/FONT][FONT=Arial](Şualar sh: 316)[/FONT][/B] [B]17-[FONT=Arial] «Mahkemede son söz olarak yüzlerine söylediğim bu cümle, “Milyonlar kahraman başlar feda oldukları bir kudsî hakikate başımız dahi feda olsun” ile, bizim nihayete kadar sebat edeceğimizi[/FONT][FONT=Arial] dâvâ etmişiz. Bu dâvâdan vazgeçilmez. İçinizde vazgeçecek yok ümit ediyorum. Madem şimdiye kadar sabrettiniz, “Daha kısmetimiz ve vazifemiz bitmedi” diye tahammül ve sabrediniz.» [/FONT][FONT=Arial](Şualar sh: 339)[/FONT][/B] [B]18-[FONT=Arial] «Bu defaki mektubunuzun verdiği şevk ve sürurla derim ki: Ben, hizmet-i Kur’âniyedeki tam sadakat ve gayret ve sebat ve metanetinizi[/FONT][FONT=Arial] gördükten sonra tam bir istirahat-i kalble mevti ve eceli kabul eder, arkamda siz varsınız yeter diyerek dünyadan sürurla vedaya hazırım.» [/FONT][FONT=Arial](Kastamonu Lâhikası sh: 32)[/FONT][/B] [B]19-[FONT=Arial] «Haddinden fazla fevkalâde hüsn-ü zan ve müfritane âlî makam vermek yerine, fevkalâde sadakat ve sebat ve müfritane irtibat ve ihlâs[/FONT][FONT=Arial] lâzımdır. Onda terakki etmeliyiz.» [/FONT](Kastamonu Lâhikası sh: 89)[/B] [B]20-[FONT=Arial] «Hem, yirmi senedenberi tahribkârâne eşedd-i zulüm altında o derece ahlâk bozulmuş ve metanet ve sadakat kaybolmuş ki, ondan, belki de yirmiden birisine itimat edilmez. Bu acip hâlâta karşı çok fevkalâde sebat ve metanet ve sadakat[/FONT][FONT=Arial] ve hamiyet-i İslâmiye lâzımdır yoksa akîm kalır, zarar verir.» ([/FONT]Kastamonu Lâhikası sh: 90)[/B] [B]21-[FONT=Arial] «Bu acip asrın bu acip hastalığına ve dehşetli marazına karşı Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyânın tiryak misâl ilâçlarının nâşiri olan Risale-i Nur dayanabilir ve onun metîn, sarsılmaz, sebatkâr, hâlis, sâdık, fedakâr şakirdler[/FONT][FONT=Arial]i mukavemet edebilir. Öyleyse, herşeyden evvel onun dairesine girmeli, sadakatle, tam metanet ve ciddî ihlâs ve tam itimadla ona yapışmak lâzım ki, o acip hastalığın tesirinden kurtulsun.» [/FONT][FONT=Arial](Kastamonu Lâhikası sh: 105)[/FONT][/B] [B]22-[FONT=Arial] «Risale-i Nur, kendi sâdık ve sebatkâr şakirdlerine[/FONT][FONT=Arial] kazandırdığı çok büyük kâr ve kazanç ve pek çok kıymettar neticeye mukabil fiyat olarak, o şakirdlerden tam ve hâlis bir sadakat ve dâimî ve sarsılmaz bir sebat ister. Evet, Risale-i Nur on beş senede kazanılan kuvvetli iman-ı tahkikîyi on beş haftada[/FONT][FONT=Arial] ve bazılara on beş günde kazandırdığını, yirmi senede, yirmi bin zat tecrübeleriyle şehadet ederler.[/FONT][/B] [B]Hem, iştirak-i a’mâl-i uhreviye düsturuyla, herbir şakirdine, herbir günde binler hâlis lisanlarla edilen makbul duaları ve binler ehl-i salâhatin işledikleri a’mâl-i salihanın misil sevaplarını kazandırıp, herbir hakikî sâdık ve sebatkâr şakirdini amelce binler adam hükmüne[FONT=Arial] getirdiğine delil, kerametkârâne ve takdirkârâne İmam-ı Ali Radıyallahü Anhü’nün üç ihbarı[/FONT][FONT=Arial] ve keramet-i gaybiye ve Gavs-ı Âzamdaki (k.s.) tahsinkârâne ve teşvikkârâne beşareti[/FONT][FONT=Arial] ve Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyânın kuvvetli işaretiyle o hâlis şakirdler, ehl-i saadet ve ashab-ı Cennet olacaklarına müjdesi pek kat’î ispat ederler. Elbette böyle bir kazanç, öyle bir fiyat ister.» [/FONT](Kastamonu Lâhikası sh: 122)[/B] [B]23-[FONT=Arial] «Çok mühim ve mübarek kardeşimiz Hâfız Mustafa[/FONT][FONT=Arial]’nın bize verdikleri ehemmiyetli hadise-i taarruziye haberi bizi hayrete düşürdü. Ve Üstadımızın o zamanda endişelerinin ve heyecanının hikmetini anladık. Bir hiss-i kablelvukuyla mütemadiyen bizlere der idi: “Dikkat ediniz, sebat ediniz! Münafıklar, taarruz plânı[/FONT][FONT=Arial] çeviriyorlar” diye bizi ihtiyata sevk ediyor, “Hem bir halt edemezler”» [/FONT](Kastamonu Lâhikası sh: 126)[/B] [B]24-[FONT=Arial] «Sizler, ara sıra, İhlâs ve İktisat Lem’aları[/FONT][FONT=Arial]nı ve bazan Hücumat-ı Sitte risalesini[/FONT][FONT=Arial] mâbeyninizde beraber okumalısınız. Sizin şimdiye kadar fevkalâde sebat ve metanet ve tesanüd ve ittifakınız[/FONT][FONT=Arial], bu memlekete medâr-ı iftihar olacak ve istikbalini kurtaracak derecededir. Dikkat ediniz, bu yeni fırtına sizin tesanüdünüzü bozmasın.» [/FONT](Kastamonu Lâhikası sh: 223)[/B] [B]25-[FONT=Arial] «Senin ağlamana ve ağlayan mektubuna iştirak ettim.[/FONT][/B] [B]Evet, sen de benim gibi, dünyayla iki cihetle alâkan kesiliyor. Hem öyle lâzım. Senin gibi Risale-i Nur’un bir fedaisi alâkası olmamalı ve alâka peyda etmemeli. Alâkalı olsa, fevkalâde bir sebat, bir ihlâsın lüzum ile beraber, bazı ârızalar içinde sarsılır, tam fedakârlık edemez.[/B] [B]O havalinin kahramanları elhak müstesnadırlar. Alâkalar onları sarsmıyor. Fakat bazıları, Hüsrev gibi, Said gibi ve Âtıf [FONT=Arial]ve emsali gibi bütün bütün alâkasız da bulunmak lâzım.» [/FONT][FONT=Arial](Kastamonu Lâhikası sh: 231)[/FONT][/B] [B]26- [FONT=Arial]«Isparta ve havalisindeki Risale-i Nur şakirdlerinde fevkalâde bir sadakat ve sebat ve uhuvvet ve ihlâs ve kahramanlık[/FONT][FONT=Arial] var ki, bu acip zamanda binler esbab-ı fesat ve ifsat içinde vahdetlerini ve ittifaklarını ve hizmette ciddiyetlerini muhafaza ediyorlar.[/FONT][/B] [B]Bu kadar fırtınalı hadiseler içinde Risale-i Nur’u muattal bırakmadınız, söndürmediniz belki öyle parlattınız ki, bizi de ışıklandırıp gayrete getirdiniz.» (Kastamonu Lâhikası sh: 243)[/B] [B]27-[FONT=Arial] «Bu şuhur-u selâse-i mübarekenizi tebrik ediyoruz. Sizin kalemlerinizin yadigârları ve Risale-i Nur’dan ayrılmamak[/FONT][/B][B][FONT=Arial] ve sebat etmek[/FONT][FONT=Arial] senetleri olan yazılarınızı[/FONT][FONT=Arial] ve dininizi dünyanın çok fevkinde tutmanıza işaret veren dünya sureti üstündeki çizgilerinizi ve iman hizmetinde daima sebat etmenize, vesikalar hükmündeki imzalarınızı, kemâl-i memnuniyetle aldık, kabul ettik. Cenab-ı Hak sizlere, hazine-i rahmetinden onların hurufatı adedince defter-i a’mâlinize haseneler yazsın. Âmin.» [/FONT](Kastamonu Lâhikası sh: 246)[/B] [B]28-[FONT=Arial] «Hasan Âtıf’ın mektubunda[/FONT][FONT=Arial], cesur ve sebatkâr zâtlardan—ki “efeler[/FONT][FONT=Arial]” tâbir ediyor—bahis var. Biz, o cesur, sebatkâr yeni kardeşlerimizi[/FONT][FONT=Arial] ruh u canla kabul ediyoruz. Fakat Risale-i Nur dairesine girenler, şahsî cesaretlerini kıymetleştirmek için, sarsılmaz bir sebat ve metanete ve ihvanlarının tesanüdüne cidden çalışmaya sarf edip, o cam parçası hükmünde şahsî cesaretini, hakikatperestlik sıddıkiyetindeki fedakârlık elması[/FONT][FONT=Arial]na çevirmek gerektir.[/FONT][/B] [B]Evet, mesleğimizde, ihlâs-ı tâmmeden sonra en büyük esas, sebat ve metanettir[/B][B][FONT=Arial]. [/FONT][FONT=Arial]Ve o metanet cihetiyle şimdiye kadar çok vukuat var ki, öyleler, herbiri yüze mukabil bu hizmet-i Nuriyede muvaffak olmuş âdi bir adam ve yirmi otuz yaşında iken, altmış yetmiş yaşındaki velîlere tefevvuk etmişler var.» [/FONT](Kastamonu Lâhikası sh: 248)[/B] [B]29-[FONT=Arial] «İmam-ı Ali’nin üç keramet-i gaybiyesiyle Risale-i Nur’dan haber vermesine dairdir.[/FONT][/B] [B]Bu sekiz parçayı Ankara ehl-i vukufu tetkik etmiş, itiraz etmemişler. Yalnız demişler: “Bu yazılmamalıydı. Keramet sahibi, kerametini yazamaz.”[/B] [B]Ben de onlara cevap verdim ki:[/B] [B]“Bu, benim değil, Risale-i Nur’un kerametidir. Risale-i Nur ise, Kur’ân’ın malıdır ve tefsiridir[/B][B][FONT=Arial]”[/FONT][FONT=Arial] dedim. Onlar sustular, demek kabul ettiler. Gerçi bu çeşit ikramlar yazılmasaydı daha münasipti, fakat bu kadar hadsiz muarızlar ve çok kuvvetli ve kesretli düşmanlar karşısında az ve fakir ve zayıf olan bizlere kuvve-i mâneviye ve gaybî imdat ve teşcî ve sebat ve metanet vermek için[/FONT][FONT=Arial] mecburiyet‑i kat’iye oldu, ben de yazdım.» [/FONT](Emirdağ Lâhikası-l sh: 13)[/B] [B]30-[FONT=Arial] «Bu yaz mevsimi, gaflet zamanı ve derd-i maişet meşgalesi[/FONT][FONT=Arial] hengâmı ve şuhûr-u selâsenin[/FONT][FONT=Arial] çok sevaplı ibadet vakti ve zemin yüzündeki fırtınaların silâhla değil, diplomatlıkla çarpışmaları zamanı olduğu cihetle, gayet kuvvetli bir metanet ve vazife-i nuriye-i kudsiyede bir sebat olmazsa[/FONT][FONT=Arial], Risale‑i Nur’un hizmeti zararına bir atâlet, bir fütur ve tevakkuf başlar.» [/FONT](Emirdağ Lâhikası-l sh: 43)[/B] [B]31-[FONT=Arial] «Kemiyet keyfiyete nisbeten ehemmiyetsiz olduğundan, hâlis bir hâdim olarak, hakikat-i ihlâs ile, herşeyin fevkinde hakaik-i imaniyeyi on adama ders vermek, büyük bir kutbiyetle binler adamı irşad etmekten daha ehemmiyetli görüyorum.[/FONT][/B] [B]Çünkü o on adam, tam o hakikati herşeyin fevkinde gördüklerinden, sebat edip, o çekirdekler hükmünde olan kalbleri[FONT=Arial], birer ağaç olabilirler.» [/FONT](Emirdağ Lâhikası-l sh: 75)[/B] [B]32-[FONT=Arial] «Bize ezâ ve cefâ edenlere karşı hiçbir talebemin kalbinde zerre kadar intikam emeli beslememesini ve onlara mukabil Risale-i Nur’a sadakat ve sebatla çalışmalarını[/FONT][FONT=Arial] tavsiye ederim.» [/FONT][FONT=Arial](Emirdağ Lâhikası-ll sh: 81)[/FONT][/B] [B]Sebat edip etmeme cihetinde kaderin imtihanı:[/B] [B]33- [FONT=Arial]«İşte bu meselemizde elmaslar şişelerden[/FONT][FONT=Arial], sıddık fedakârlar[/FONT][FONT=Arial] mütereddit sebatsızlardan[/FONT][FONT=Arial] ve hâlis muhlisler, benlik ve menfaatini bırakmayanlardan ayrılmak için bu şiddetli imtihana girmemizin iki sebebi var:[/FONT][/B] [B][I][FONT=Arial]Birisi: [/FONT][/I][FONT=Arial]Ehl-i dünya ve siyasetin evhamlarına dokunan kuvvetli bir tesanüd ve ihlâsla fevkalâde hizmet-i diniyedir. Zulm-ü beşer buna baktı.[/FONT][/B] [B][I][FONT=Arial]İkincisi: [/FONT][/I][FONT=Arial]Herkes kendi başına bu kudsî hizmete tam ihlâs ve tam tesanüdle tam liyakat göstermediğimizden, kader dahi buna baktı.» [/FONT][FONT=Arial](Şualar sh: 300)[/FONT][/B] [B]Sebatkârları dağıtmak[FONT=Arial] için münafıkların planları:[/FONT][/B] [B]34-[FONT=Arial] «O plânların en mühim bir esası, has, sebatkâr kardeşlerimizi soğutmak[/FONT][FONT=Arial], fütur vermek, mümkünse Risale-i Nur’dan vazgeçirmektir. Bu noktada o kadar acip yalanları ve desiseleri istimal ediyorlar ki, Isparta ve havalisi, Gül ve Nur fabrikasının kahraman şakirdleri gibi, çelik ve demir gibi bir sebat ve sadakat ve metanet lâzım[/FONT][FONT=Arial] ki dayanabilsin. Bazı da dost suretinde hulûl[/FONT][FONT=Arial] edip, korkutmak mümkünse, habbeyi kubbe edip evham veriyorlar.[/FONT][/B] [B]“Aman, aman Said’e yanaşmayınız! Hükûmet tâkip ediyor” diye zayıfları vazgeçirmeye çalışıyorlar. Hattâ bazı genç talebelere, hevesatlarını tahrik için, bazı genç kızları musallat[FONT=Arial] ediyorlar. Hattâ Risale-i Nur erkânlarına karşı da, benim şahsımın kusurâtını[/FONT][/B][B][FONT=Arial],[/FONT][FONT=Arial] çürüklüğünü gösterip, zahiren dindar ehl-i bid’adan bazı şöhretli zatları gösterip, “Biz de Müslümanız, din yalnız Said’in mesleğine mahsus değil” deyip, bize karşı perde altında cephe alan[/FONT][FONT=Arial] zındıklara ve anarşilik hesabına o safdil ehl-i diyanet ve hocaları âlet edip istimal ediyorlar. İnşaallah bunların bu plânları da akîm kalacak.» [/FONT][FONT=Arial](Emirdağ Lâhikası-l sh: 125)[/FONT][/B] [B]35-[FONT=Arial] «Mücmel bir mânevî ihtar ile bir meseleyi kalbe geldiği gibi beyan edeceğim. Altı makamata giden ve galebe eden müdafaatın cevabı gelmiş ve bize tecavüze çare bulamamışlar. Yalnız bir makamın, gizli bir iş’ar ile, benim fedakâr kardeşlerimi benden soğutmak ve şiddetli alâkalarını gevşetmek planı var. Zaten çoktan beri, beni ihanetlerle ve iftiralarla ve tecritlerle, bu kudsî ve uhrevî ve imanî alâkayı bozmaya çalıştılar, muvaffak olamadılar. Şimdi Nurcular[/FONT][FONT=Arial]ı ürkütmek, zayıf bir damar bulup nazarlarını başka tarafa çevirmeye bazı bahaneleri buluyorlar. İnşaallah, demir gibi metin Nurcuların[/FONT][FONT=Arial] kahramanane sebatları ve tahammülleri ve mücahid-i ekber olan Nurun hakikatleri, onun elinde birer elmas kılıç bulunan şakirdlerin şahs-ı mânevîsinin pek harika fedakârlığı, onların bu plânını da akîm bırakacak. Evet, Cennet ucuz olmadığı gibi[/FONT][FONT=Arial], Cehennem dahi lüzumsuz değil[/FONT][FONT=Arial]. Sizlere tekrarla beyan edilmiş: Eski zamanın kahraman mücahidlerine nispeten en az zahmet, ağır şerait ve bu zamanın şiddet-i ihtiyaç cihetiyle çok sevap kazanan, inşaallah halis Nurculardır. Ve boş boşuna, bâd-ı hevâ, belki günahlı, zararlı giden birkaç sene ömrünü, böyle kudsî bir hizmet-i imaniye ve Kur’âniyeye sarf eden ve onunla ebedî bir ömrü kazanan, Nur talebeleri[/FONT][FONT=Arial]dir. Ben, kendi hisseme düşen bütün bu hücumlarına karşı, pek çok zaafiyetimle beraber tahammüle karar verdim. İnşaallah, kuvvetli, fedakâr, genç, kahraman kardeşlerim benden geri kalmaz ve kaçmazlar ve kaçanları[/FONT][/B][B][FONT=Arial] da geri çevirmeye, şimdiye kadar çalıştıkları gibi çalışacaklar.[/FONT][FONT=Arial]» [/FONT][FONT=Arial](Tarihçe-i Hayat sh: 596)[/FONT][/B] [B]36-[FONT=Arial] «Sizin fevkalâde sebat ve ihlâsınızın galebesi[/FONT][FONT=Arial] ve o musibeti def’inden sonra, ehl-i dünya cepheyi değiştirdi. Zındıkanın desiseleriyle, bu havalide bizlere karşı perde altında maddî ve manevî tahşidatı başlamış gayet dikkatle ve şeytancasına şakirdlerin hakikî kuvvetleri olan tesanüdü bozmaya çalışıyorlar. Sizlere risaleleri iade ettikleri halde, kurnazcasına dolaplar çevriliyor. Biz, sizin bir şubeniz hükmünde olduğumuz halde, bizi asıl ve merkez telâkki ettiklerinden, daha ziyade desiseleri bize karşı istimal ediyorlar. Hâfız-ı Hakikî Cenab-ı Haktır. İnşaallah hiçbir zarar edemeyecekler. Fakat bu şuhur-u mübârekenin eyyam ve leyâli-i mübarekesinde hâlis dualarınızla bize yardım ediniz. Birşey yok fakat mümkün oldukça ihtiyatlı ve dikkatli olunuz. Hazret-i Ali Radıyallahü Anh[/FONT][FONT=Arial] ve Gavs-ı Geylânî[/FONT][FONT=Arial] Kuddise Sirruhu gibi kahramanların mânevî teminatı ve hitapları, bize her vakit cesaret ve kuvve‑i mânevî veriyor.» [/FONT][FONT=Arial](Kastamonu Lâhikası sh: 152)[/FONT][/B] [B]Düşmanların taarruzundan kurtulmak için hizmetten çekilmek daha ziyade ezilmeye ve büyük mesuliyete sebebiyet verir:[/B] [B]37-[FONT=Arial] «Bu Cuma gününde mühim bir hizb okurken siz hatıra geldiniz. “Bu musibetten kurtulmak için ne yapacağız?” lisan-ı hâl ile dediniz. Benim kalbime bu geldi: Sıkı bir tesanüdle, el ele, omuz omuza veriniz. Çünkü, birbirinden ve Risale-i Nur’dan ve benden çekinmek ve inkâr etmek ve bizi ezmek isteyen gizli kuvvete dalkavukluk[/FONT][/B][B][FONT=Arial] etmek [/FONT][FONT=Arial]gibi tedbirleri yapanların zarardan başka hiçbir menfaatleri yoktur. Sizi temin ederim, eğer bilseydim ki benden teberri etmekle kurtulacaksınız, beni tahkir ve ihanet ve gıybet etmeye izin verip helâl ederdim. Fakat, bizi ezmek isteyen gizli kuvvet sizi biliyor, aldanmıyor[/FONT][FONT=Arial] za’fınızdan, teberrînizden cesaret alır, daha ziyade ezer[/FONT][FONT=Arial].» [/FONT][FONT=Arial](Tarihçe-i Hayat sh: 431)[/FONT][/B] [B]38-[FONT=Arial] «Aleyhimize çevrilen dolap[/FONT][FONT=Arial]tan kurtulmak imkânı bulmadık. Ben hissetmiştim, fakat çare yoktu. Bîçare merhum Şeyh Abdülhakîm[/FONT][FONT=Arial], Şeyh Abdülbâki [/FONT][FONT=Arial]kurtulamadılar. Demek bu musibette biz birbirimizden şekvâ etmek hem haksız, hem mânâsız, hem zararlı, hem Risale-i Nur’dan bir nevi küsmektir. Sakın, sakın, has rükünlerin gösterdikleri faaliyeti[/FONT][FONT=Arial] bu musibete bir sebep görüp onlardan gücenmek ise, Risale-i Nur’dan çekilmek[/FONT][/B][B][FONT=Arial] ve hakaik-i imaniyeyi öğrenmeden pişman olmaktır.[/FONT] Bu ise, maddî musibetten daha büyük bir mânevî musibettir.» (Şualar sh: 322)[/B] [B]39-[FONT=Arial] «Kardeşlerim, madem bir kısmın mâhiyetleri bu tarzdır onlara, o kısma teslim olmak, bir nevi intihardır[/FONT][/B][B][FONT=Arial],[/FONT][FONT=Arial] İslâmiyetten pişman olmaktır, belki dinden insilâh etmektir. Çünkü o derece ilhadda taassup[/FONT][/B][B][FONT=Arial] etmiş ki,[/FONT][FONT=Arial] bizim gibilerden yalnız teslimiyetle ve tasannu ile razı olmuyorlar[/FONT][/B][B][FONT=Arial].[/FONT][FONT=Arial] “Kalbini ve vicdanını bırak, yalnız dünyaya çalış” derler. İşte bu vaziyete karşı inayet-i Rabbâniyeye dayanıp metanet ve sabır ve tevekkül ederek dört sandık Risale-i Nur eczaları o merkeze yetişip, kuvvetli hakikatlerle galebe çalmasına dua etmekten başka çare yoktur. Biz birbirimizden çekinmekle[/FONT][FONT=Arial] ve gücenmekle ve Risale-i Nur’dan çekilmekle ve onlara teslim ve hattâ iltihak etmekle fayda vermediği şimdiye kadar tecrübe edildi. Hem hiç merak etmeyiniz. O Vekilin o farfaralı telâşı, zaafına ve tam korkusuna delâlet eder. Tecavüze değil, belki tedâfüe mecburiyeti[/FONT][FONT=Arial] bildiriyor.» [/FONT][FONT=Arial](Şualar sh: 335)[/FONT][/B] [B]40-[FONT=Arial] «Vehham ve zarardan sakınmak için bizden uzaklaşan bazı dostların kuvve-i mâneviyelerini te’yid için ve hizmetimizden bazı maksadlarla çekilen ve maksadlarının aksiyle tokat yiyenleri, çok misâllerden yedi küçük misâl ile gösterir ki siperini bırakıp kaçanlar[/FONT][/B][B][FONT=Arial], daha ziyade yaralanırlar.[/FONT]» [FONT=Arial](Mektubat sh: 506)[/FONT][/B] [B]41-[FONT=Arial] «Hem, ey kardeşlerim, çoğunuz askerlik etmişsiniz. Etmeyenler de elbette işitmişlerdir. İşitmeyenler de benden işitsinler ki, en ziyade yaralananlar, siperini bırakıp kaçanlardır. En az yara alanlar, siperinde sebat edenler[/FONT][/B][B][FONT=Arial]dir. [/FONT][/B] [B](62:8) mânâ-yı işarîsiyle gösteriyor ki, firar edenler, kaçmalarıyla ölümü daha ziyade karşılıyorlar.» (Mektubat sh: 417)[/B] [B]Hizmette sebatsızlık, hem hizmete, hem hizmet ehlinin şevkine zarar olup mesuliyete sebebiyet verir:[/B] [B]42-[FONT=Arial] «Kardeşlerim, herhalde bu kadar sıkıntı ve zararı çeken zayıf bir kısım aile sahipleri, bir derece Risale-i Nur’dan ve bizden çekinmek, belki vazgeçmek için bir mazeret olabilir zannıyla, tahliyeden sonra değişmek ihtimaline binaen derim: Bu derece kıymettar bir mala bu maddî ve mânevî fiyat veren ve bu azabı çeken, o maldan vazgeçmek büyük bir hasârettir. Hem herbirisi, Risale-i Nur’un eczalarını ve alâkadarlarını ve bizi muhafaza ve yardım ve hizmeti birden bıraksa, hem ona, hem bizlere lüzumsuz bir zarardır. Onun için, ihtiyatla beraber, sadakatı ve irtibatı ve hizmeti değiştirmemek[/FONT][/B][B][FONT=Arial] lâzımdır.[/FONT][FONT=Arial]» [/FONT][FONT=Arial](Şualar sh: 342)[/FONT][/B] [B]43-[FONT=Arial] «Risale-i Nur’un tesettür perdesinden çıkıp gayet büyük ve umumî bir meselede kendi kendine merkezlerinde mübarezesi zamanında şakirdlerini arkasında bulmak ve kaçmamakla sarsılmaz ve mağlûp olmaz[/FONT][FONT=Arial] bir hakikata bağlandıklarını mütereddit ve mütehayyir ehl-i imana göstermesi gayet lüzumlu olduğunu dahi nazarınıza ve meşveretinize alınız. Sakın, sakın birbirinizin kusuruna bakmayın. Hiddet yerinde hürmet ediniz, itiraz yerinde yardım ediniz.» [/FONT](Şualar sh: 327)[/B] [B]Kur’an-ı Kerim lügatında beyan olunduğu üzere sebat kelimesi, tezellül ve ızdırabın zıddı olan rasih, istikrarlı ve sabit olmak mânâsına gelir. (Bak. İslâm Prensipleri Ansiklopedisi, 3940/11.p.)[/B] [B]Sebat meziyetinin ehemmiyeti hakkında Risale-i Nurdan alınıp yukarıda sıralanan sarih beyanlar, sebatın kuvvetli bir esas olduğunu isbat eder.[/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Sorularla Risale-i Nur
Esaslarda İttifak zaruridir
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst