Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Sorularla Risale-i Nur
Esaslarda İttifak zaruridir
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Garib" data-source="post: 28434" data-attributes="member: 1249"><p><strong>4-mesleğe Bakan Düsturlarin Değişmezliği Esasi</strong></p><p></p><p><strong><span style="color: Yellow"><strong>4-MESLEĞE BAKAN DÜSTURLARIN DEĞİŞMEZLİĞİ ESASI</strong></span></strong></p><p></p><p> <span style="color: Red"><strong>Risale-i Nur hizmetinde temel teşkil eden ve aşağıda kısmen tesbitleri yapılmış olan meslek düsturlarının değişmezliği<span style="font-family: 'Arial'"> de bir esastır.</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Hakiki keyfiyete medar ve Risale-i Nur’un hizmet hayatında hiçbir zaman değişmeyecek olan bu esaslar, Nurculuk hareketinin ehemmiyetli düsturlarından bir kısmıdır ki haslar dairesinin vasıfları ve temelidir. Bu hizmet düsturlarının ekseriyetini ihtiva eden Hizmet Rehberi<span style="font-family: 'Arial'"> ismindeki eserin mukaddimesinde bu hizmet düsturlarının değişmezliği ve Risale-i Nur’u her mes’elede merci tutmak gerektiği anlatılırken şöyle deniliyor: </span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>1-<span style="font-family: 'Arial'"> «Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin meslek ve meşrebine dair Kur’andan ders aldığı çok muazzam bazı hakikatleri, hizmet-i imaniyede bulunan Nur Şakirdleri için daima tazelenen bir dersimiz</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> ve her vakit temessük edeceğimiz değişmez düsturumuz</span><span style="font-family: 'Arial'">, maddî - manevî her türlü engeller karşısında muvaffakiyete, rıza-yı İlahîye isal edici en ehemmiyetli rehberimiz</span><span style="font-family: 'Arial'"> manasıyla neşrediyoruz.</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Çünki Risale-i Nur’un dairesi<span style="font-family: 'Arial'"> çok genişlemiş çok muhtelif efkâr ve mizaç sahipleri, bu hizmet safında yer almışlardır. Elbette bütün efkâr, kanaat, meslek ve meşrebler üstünde makam-ı sıddıkıyette yer tutmuş ve şahs-ı manevî-i Äl-i Beyt’in mümessili</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> olarak hizmet-i Kur’aniyenin başına geçmiş</span> Üstad Bediüzzaman’ın azamî ihlas, azamî sadakat ve azamî fedakârlık manasını ihtiva eden, gösteren ve işaret eden mesleğini nazara vermek<span style="font-family: 'Arial'"> lâzım gelmektedir. Ta ki, hizmet-i Nuriyede bulunacak Kur’an Şakirdleri kıyamete kadar</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> bu düsturlar</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> müvacehesinde hareket etsinler. </span><span style="font-family: 'Arial'">Muvaffakıyetin ve rıza-yı İlahîye nailiyetin, ancak bu suretle mümkün olacağına kat’i kanaat getirsinler. </span></strong></span><span style="font-family: 'Arial'">;</span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Risale-i Nur hizmetinde tecelli eden rıza-yı İlahî ve tevfik nurlarının tevali ve devam etmesi için herhalde Hazret-i Üstad Bediüzzaman’ın takib ettiği meslek <span style="font-family: 'Arial'">ve meşrebi, yarım asra yaklaşan uzun bir hizmet devresinde muhtelif hâdiseler, şiddetli tazyikat ve hücumlar karşısında maddî ve manevî engeller içerisinde takındığı tavır, niyaz ve yaşadığı halet-i ruhiye ve gösterdiği azim ve sadakat gibi ahvali olan “sıddıkiyet mesleğidir</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">”</span><span style="font-family: 'Arial'"> ki Nur Talebeleri için ehemmiyetle bilinmek, anlaşılmak ve yaşanmak icab eder.</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Çok dikkatle üzerinde durulması, tefekkür edilmesi gereken bedihi bir hakikat vardır ki, o da şudur: Risalelerde, mektuplarda, lâhikalarda def’alarca yazıldığı gibi mübarek Üstadımıza müracaat edenler ve ziyarete gelen bütün ziyaretçiler hemen umumiyetle daima görüyorlardı ki:</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Üstadımız onların nazarlarını Risale-i Nur’a tevcih ediyordu.<span style="font-family: 'Arial'"> Acaba bunun sırr-ı hikmeti ne idi? Mütemadiyen ne için bu noktada tahşidat yapıyordu?</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Evet bu muazzam bir hakikattır ve Hazret-i Bediüzzaman’a kâfil bir muazzam hakikatın ifadesidir ki, dersimizi hakaik-ı Kur’aniye ve envar-ı imaniye hazinesi olan Risale-i Nur’dan aldığımız gibi, birbirimizle manevî münasebet, alâka, uhuvvet ve muhabbet düsturlarımızı da hep o Risale-i Nur’dan</strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> ders alacağız.</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Evet bu zamanda, bu dehşetli ve cihanşümul hâdiseler hengâmında Kur’an Şakirdleri cüz’î ve küllî, ferdî ve içtimaî bütün ders ve ikazlarını</strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> Risale-i Nur’la tahsil edeceklerdir.</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Risale-i Nur’daki hakaik, nasılki doğrudan doğruya feyz-i Kur’andan mülhem hakaik-ı imaniyedir, zaman ve zemine göre değişmez</strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> ebedî hakikatlardır</span><span style="font-family: 'Arial'">. O kudsî hakaikın ders ve taliminde, neşir ve ilânatında hizmete taalluk eden irşad, ikaz, teşvik ve tergibi tazammun eden şu gelecek mes’eleler de herhalde değişmez dersler ve esasattır</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> ki</span>, Nur Talebeleri hayatın ve hizmetin muhtelif saha ve safhalarında</strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> onlardan istifade ederler</span><span style="font-family: 'Arial'">, müşkilatlarını giderirler. Daha geniş istifade için bu Hizmet Rehberi’nin menbaı</span><span style="font-family: 'Arial'"> olan Külliyat-ı Nuriye ve Mektubatı mütalaa etmelidirler.» </span>(Hizmet Rehberi Mukaddemesinden)</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Bediüzzaman Hazretleri, Eski Said devresinde dahi yazdıklarının değişmez hakikatler olduğunu, şöyle beyan eder:</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>2-<span style="font-family: 'Arial'"> «Bütün kuvvetimle derim ki:</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Gazetelerde neşrettiğim umum makalâtımdaki umum hakaikte nihayet derecede musırrım.<span style="font-family: 'Arial'"> Şayet zaman-ı mazi cânibinden, Asr-ı Saadet mahkemesinden</span><span style="font-family: 'Arial'"> adaletnâme-i şeriatla davet olunsam neşrettiğim hakaiki aynen ibraz edeceğim. Olsa olsa, o zamanın ilcaatının modasına göre bir libas giydireceğim.</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Şayet müstakbel tarafından üç yüz sene sonraki tenkidât-ı ukalâ mahkemesinden tarih celp namesiyle celp olunsam, yine bu hakikatleri<span style="font-family: 'Arial'">, tevessü ve inbisat ile çatlayan bazı yerlerini yamalamakla beraber, taze olarak orada da göstereceğim. </span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Demek, hakikat tahavvül etmez</strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> hakikat haktır.</span><span style="font-family: 'Arial'">» </span><span style="font-family: 'Arial'">(İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi sh: 44)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Kur’andan mülhem Risale-i Nur’un meslek esaslarının<span style="font-family: 'Arial'"> değiştirilmesini istemeyen Bediüzzaman Hazretleri, Nur dairesinin yakınında bulunan bazı şahısların Risale-i Nur mesleğine uymayan dinî faaliyetlerini, Risale-i Nur’un meslek tarzına çevirmek için yazdığı mektublarında evvelâ mültefitane ve takdirkârane karşılar, sonra Risale-i Nur’un hizmet şeklini değiştirmemenin lüzumunu, akla kapı açıp icbar etmeyen bir üslûb ve ifade ile beyan eder.</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Bir şahıs veya cüz’î bir hâdise münasebetiyle yazılan böyle bir mektub, aynı zamanda umum Nurcular için her zaman tazeliğini koruyan ve Nur’un meslek tarzının tesbitine ışık tutan bir ders olarak Risale-i Nur’da yerini alır.</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Ezcümle bir zatın, tarikat tarzıyla yapmak istediği dinî hizmetinden dolayı yazılan mektubda evvelâ takdirkâr ve mültefitane karşılanır. Fakat mektubun sonunda, Risale-i Nur’un hizmet şeklinde karar kılınması açıklanır. Mektub aynen şöyledir:</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>3-<span style="font-family: 'Arial'"> «Çok aziz ve sıddık, kahraman Sabri,</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Cenab-ı Hak, Galip Bey <span style="font-family: 'Arial'">gibi çok fedakârları İslâm ordusunda yetiştirsin. Bu zat, garpta, aynı şarkta Hulûsi Bey gibi</span><span style="font-family: 'Arial'"> imana hizmet ediyor. Tarikat cihetiyle ehl-i imanı dalâletten çekmeye çalışıyor. Bu zat, eskiden beri Risale-i Nur’u görmeden Nur mesleğinde hareket etmeye çalışmış. Sonra Nurlarla münasebeti kuvvetleştiği zaman, daha ziyade hizmet edebilir. Fakat Nur’un mesleği, hakikat ve sünnet-i seniye ve feraize dikkat ve büyük günahlardan çekinmek esastır tarikate ikinci, üçüncü derecede bakar. Galip kardeşimiz, Alevîler</span><span style="font-family: 'Arial'"> içinde Kadirî</span><span style="font-family: 'Arial'">, Şâzelî</span><span style="font-family: 'Arial'">, Rüfâî</span><span style="font-family: 'Arial'"> tarikatlerinin bir hülâsasını sünnet-i seniye dairesinde Hulefa-yı Raşidîn</span><span style="font-family: 'Arial'">, Aşere-i Mübeşşereye ilişmemek</span><span style="font-family: 'Arial'"> şartıyla, muhabbet-i Âl-i Beyt dairesinde bir tarikat dersi vermesini düşünüyor. Hakikat namına ve imanı kurtarmak ve bid’alardan muhafaza etmek hesabına ehemmiyetli üç dört faydası var:</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong><em><span style="font-family: 'Arial'">Birincisi: </span></em><span style="font-family: 'Arial'">Alevîleri başka fena cereyanlara</span><span style="font-family: 'Arial'"> kaptırmamak ve müfrit Râfizîlik ve siyasî Bektaşîlik</span><span style="font-family: 'Arial'">ten bir derece muhafaza etmek için ehemmiyetli faydası var.</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong><em><span style="font-family: 'Arial'">İkincisi:</span></em><span style="font-family: 'Arial'"> Hubb-u Ehl-i Beyti meslek yapan Alevîler ne kadar ifrat da etse</span><span style="font-family: 'Arial'">, Râfizî de olsa, zındıkaya, küfr-ü mutlaka girmez. Çünkü muhabbet-i Âl-i Beyt ruhunda esas oldukça, Peygamber ve Âl‑i Beytin adavetini tazammun eden küfr-ü mutlaka girmezler. İslâmiyete o muhabbet vasıtasıyla şiddetli bağlanıyorlar. Böylelerini daire-i sünnete tarikat namına çekmek büyük bir faydadır.</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Hem bu zamanda, ehl-i imanın vahdetine çok zarar veren bazı siyasî cereyanlar Alevîlerin fıtrî fedakârlıklarından<span style="font-family: 'Arial'"> istifade edip kendilerine âlet etmemek için Nur dairesine çekmek büyük bir maslahattır. Madem Nur şakirdlerinin üstadı İmam-ı Ali</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> Radıyallahu Anh’tır ve Nur’un mesleğinde hubb-u Âl-i Beyt esastır</span><span style="font-family: 'Arial'"> elbette hakikî Alevîler kemâl-i iştiyakla o daireye girmeleri gerektir.</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Bu zaman, imanı kurtarmak zamanıdır. Seyr-i sülûk-ü kalbî ile tarikat mesleğinde bu bid’alar zamanında çok müşkilât bulunduğundan, Nur dairesi hakikat mesleğinde gidip, tarikatlerin faydasını temin eder diye o kardeşimize Ramazanını tebrik ve selâmımla beraber yazınız. O da bize dua etsin.» <span style="font-family: 'Arial'">(Emirdağ Lâhikası-l sh: 241)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong> Aynı üslûbla yine Bediüzzaman Hazretleri tarafından yazdırılmış diğer bir örnek mektub:</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>4-<span style="font-family: 'Arial'"> «Aziz, sıddık kardeşlerimiz Ziya</span><span style="font-family: 'Arial'"> ve Abdülmuhsin</span><span style="font-family: 'Arial'">!</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Üstadımız diyor ki:</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>“Eşref Edib<span style="font-family: 'Arial'"> kırk seneden beri iman hizmetinde benim arkadaşım ve <em>Sebilürreşad</em></span><span style="font-family: 'Arial'">’da makale yazan ve şimdi vefat eden çok kıymetli kardeşlerimin mümessili ve hakikî İslâmiyet mücahidlerinden bir kardeşimdir. Ve Nurun bir hâmisidir. Ben vefat etsem de, Eşref Edip Nurcular içinde</span><span style="font-family: 'Arial'"> bulunmasıyla büyük bir teselli buluyorum.</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>“Fakat Nur Risalelerinin ve Nurcuların siyasetle alâkaları yok</strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">.</span><span style="font-family: 'Arial'"> Ve Risale-i Nur, rıza-i İlâhîden başka hiçbir şeye âlet edilmediğinden, mümkün olduğu kadar Risale-i Nur’un mensupları, içtimaî ve siyasî cereyanlara karışmak istemiyorlar. Yalnız <em>Sebilürreşad</em>, <em>Doğu</em> gibi mücahidler</span><span style="font-family: 'Arial'"> iman hakikatlerini ehl-i dalâletin tecavüzatından muhafazaya çalıştıkları için, ruh u canımızla onları takdir ve tahsin edip onlarla dostuz ve kardeşiz—fakat siyaset noktasında değil. </span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Çünkü iman dersi için gelenlere tarafgirlik nazarıyla bakılmaz. Dostdüşman, derste farketmez.<span style="font-family: 'Arial'"> Halbuki siyaset tarafgirliği, bu mânâyı zedeler, ihlâs kırılır. Onun içindir ki, Nurcular emsalsiz işkencelere ve sıkıntılara tahammül edip Nur’u hiçbir şeye âlet etmediler. Siyaset topuzuna el atmadılar.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Emirdağ Lâhikası-ll sh: 35)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong> Risale-i Nur mesleğini değiştirmemekle alâkalı iki hatıra:</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>5-<span style="font-family: 'Arial'"> «Bir gün Galatasaray Lisesi</span><span style="font-family: 'Arial'">’nde okuyan ve sonradan eczacı olan bir zât ziyarete gelmişti. Ben son ânında geldim. Tatsız bir vaziyet vardı, O anda anlayamadım. Onun ayrılmasından sonra Hazret-i Üstad, o anda hizmetinde bulunan kardeşlere çok hiddet etti. “Çocuk bunlar, çocuk olmasa tardedeceğim, bilmiyorlar. Çocuk bunlar!” dedi. Ben de mes’eleden çok endişeli bir halet-i ruhiyeye girmiştim. Bu sırada Üstad Hazretleri karyolada oturuyorlardı. Ben ise yerde ve halının üzerindeydim. Birden bana hitaben şöyle dedi:</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>“Muhammed, kardeşim</strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">, sen hakem ol, ben diyorum ki Risale-i Nur’un neşir ve medrese tarzı hizmetlerinin</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> devam ve inkişafı lâzım, bunlar ise başka şeyler, başka hizmetler düşüncesinde.”</span><span style="font-family: 'Arial'"> Ben mes’eleyi “başka hizmetler” tabirinden anlamakla beraber, “Üstadım bizim vazifemiz, Risale-i Nur’un neşri ve ve medreselerin devamı</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">dır.</span><span style="font-family: 'Arial'">” deyince Üstad yüksek sesle “Tamam” diye ifadede bulundu. Ve o hiddet hali akşama doğru hayli hafifledi. Sonra Muhsin Ağabey</span><span style="font-family: 'Arial'">e sordum. Gelen kardeşin bizim tarz-ı hizmetimizi pasif telakki</span><span style="font-family: 'Arial'"> etmesi ve orada bazı konuşmaların cereyan etmesi, Üstad’ın hiddetlenmesine sebeb olmuş.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Son Şahitler-3 sh: 235)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>6-<span style="font-family: 'Arial'"> «Neşriyat esnasında Isparta’ya forma götürdüğüm bir defasında, dersten ağabeyler yeni çıkmışlardı. Üstad Hazretleri dersin sonunda şöyle bir sohbette bulunmuş. Zübeyir Ağabey</span><span style="font-family: 'Arial'"> taze taze nakletmişti:</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>“Kardaşlarım! Abdülkadir-i Geylanî<span style="font-family: 'Arial'"> şimdi gelse;, “Said sen bu mesleğinden bir parça taviz versen</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">, milyonlar insanlar senin kitaplarını okuyacak, fakat öyle yapmasan hem bunlardan mahrum kaldığın gibi, hapislerde zulümlerle, eziyetlerle cefa çekeceksin.” dese, “Hayır Üstadım ben bu zulümlere işkencelere razıyım, fakat mesleğimden en küçük bir taviz vermem.” diye ona söyleyeceğim.»</span><span style="font-family: 'Arial'">(Son Şahitler-3 sh: 246)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Risale-i Nur mesleğinden taviz verip içtimaî geniş dairedeki unvanlı kişilerle hizmet beraberliği yapılsa, binler kişilerin hatta diplomatların Risale-i Nura girip neşredecekleri halde, Risale-i Nur’da bir esas olan keyfiyeti yani ihlas gibi meslek esaslarını değiştirmemeyi esas alan Bediüzzaman Hazretleri diyor ki:</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>7-<span style="font-family: 'Arial'"> «Aziz, sıddık kardeşlerim,</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>[Hem mânevî, hem maddî bir kaç cihette sorulan bir suale mecburiyet tahtında bir cevaptır.]</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong><em><span style="font-family: 'Arial'">Sual: </span></em><span style="font-family: 'Arial'">Neden, ne dahilde, ne hariçte bulunan cereyanlara ve bilhassa siyasetli cemaatlere hiçbir alâka peydâ etmiyorsun? Ve Risale-i Nur ve şakirdlerini mümkün olduğu kadar o cereyanlara temastan men ediyorsun? Halbuki, eğer temas etsen ve alâkadar olsan, birden binler adam Risale-i Nur dairesine girip, parlak hakikatlerini neşredeceklerdi hem bu kadar sebepsiz sıkıntılara hedef olmayacaktın.</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong><em><span style="font-family: 'Arial'">Elcevap:</span></em><span style="font-family: 'Arial'"> Bu alâkasızlık ve içtinabın en ehemmiyetli sebebi: Mesleğimizin esası olan ihlâs</span><span style="font-family: 'Arial'"> bizi men ediyor. Çünkü, bu gaflet zamanında, hususan tarafgirâne mefkûreler sahibi, herşeyi kendi mesleğine âlet ederek, hattâ dinini ve uhrevî harekâtını da o dünyevî mesleğe bir nevi âlet hükmüne getiriyor. Halbuki, hakaik-i imaniye ve hizmet-i nuriye-i kudsiye, kâinatta hiçbirşeye âlet olamaz. Rıza-ı İlâhîden başka bir gayesi olamaz. Halbuki şimdiki cereyanların tarafgirâne çarpışmaları hengâmında bu sırr-ı ihlâsı muhafaza etmek</span><span style="font-family: 'Arial'">, dinini dünyaya âlet etmemek müşkülleşmiş. En iyi çare, cereyanların kuvveti yerine, inayet ve tevfik-i İlâhiyeye dayanmaktır.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Emirdağ Lâhikası-l sh: 38)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>8- <span style="font-family: 'Arial'">«Bu sırada, dahilde, o kadar dahilî-haricî heyecanlı parti cereyanları varken ve bundan tam istifade etmek, yani mahdut birkaç arkadaşına bedel ve çok diplomatları kendisine tarafdar kazanmak için zemin hazırken, sırf siyasete karışmamak ve ihlâsına zarar vermemek ve hükûmetin nazarını kendine celb etmemek ve dünya ile meşgul olmamak için, bütün arkadaşlarına yazıp ki, “Sakın cereyanlara kapılmayınız, siyasete girmeyiniz, âsâyişe dokunmayınız” dediği ve bu iki cereyan bu çekinmesinden ona zarar verdikleri, eskisi evhamından, yenisi “Bize yardım etmiyor” diye ona çok sıkıntı verdikleri...» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Emirdağ Lâhikası-l sh: 80) </span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Risale-i Nur’un mesleğini kutb-u a’zam dahi tasarrufu altına alamayacağını gösteren şu ifade:</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>9-<span style="font-family: 'Arial'"> «Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsi ve o şahs-ı mânevîyi temsil eden has şakirdlerinin şahs-ı mânevîsi “Ferid” makamına mazhar oldukları için, değil hususî bir memleketin kutbu, belki ekseriyet-i mutlakayla Hicaz’da bulunan kutb-u âzamın tasarrufundan hariç olduğunu ve onun hükmü altına girmeye mecbur değil. Her zamanda bulunan iki imam gibi, onu tanımaya mecbur olmuyor. Ben, eskide, Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsini, o imamlardan birisini zannediyordum. Şimdi anlıyorum ki, Gavs-ı Âzam’da, kutbiyet ve gavsiyetle beraber, “Ferdiyet</span><span style="font-family: 'Arial'">” dahi bulunduğundan, âhirzamanda, şakirdlerinin bağlandığı Risale-i Nur, o Ferdiyet makamının mazharıdır. Bu gizlenmeye lâyık olan bu sırr-ı azime binaen Mekke‑i Mükerremede</span><span style="font-family: 'Arial'"> dahi—farz-ı muhal olarak—Risale‑i Nur’un aleyhinde bir itiraz kutb-u âzamdan dahi gelse, Risale-i Nur şakirdleri sarsılmayıp, o mübarek kutb-u âzamın itirazını iltifat ve selâm suretinde telâkki edip, teveccühünü de kazanmak için, medâr-ı itiraz noktaları o büyük üstadlarına karşı izah etmek, ellerini öpmektir.» </span>(Kastamonu Lâhikası sh: 196)</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Evet, dinde söz sahibi büyük imamların, kitab ve sünnete istinaden tesbit ettikleri düsturlar, Risale-i Nur meşrebinin değiştirmeden muhafaza edilmesi hükmünü te’yid ettiğini beyan eden Üstad Bediüzzaman diyor ki:</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>10-<span style="font-family: 'Arial'"> «Ulema-i ilm-i kelâmın</span><span style="font-family: 'Arial'"> ve usûlü’d-din allâmelerinin ve Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin dâhi muhakkiklerinin İslâmî akidelere dair çok tetkik ve muhakematla ve âyât ve hadisleri müvazene ile kabul ettikleri usûlü’d-din düsturları</span><span style="font-family: 'Arial'">, şimdiki Risale‑i Nur’un meşrebini muhafazaya</span><span style="font-family: 'Arial'"> emrediyor, kuvvet veriyor.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Emirdağ Lâhikası-l sh: 210)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Bediüzzaman Hazretleri, geçmiş asırlarda gelmiş müceddidlik makamındaki zâtlar bu zamanda olsaydılar, tasavvufî meslek tarzına bedel, Risale-i Nurun asıl vazifesi olan iman hizmetini esas alacaklarını şöyle ifade eder:</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>11-<span style="font-family: 'Arial'"> «Eğer Şeyh Abdülkadir Geylânî (r.a.) ve Şah-ı Nakşibend (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi zatlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarf edeceklerdi. Çünkü saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir. İmansız Cennete gidemez fakat tasavvufsuz Cennete giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Mektubat sh: 23) </span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Hem Risale-i Nur, kesbî ilim yolundan gidenleri takib etmeyip Kur’ânın bu asrın insanlarına bakan ve beşerî tasarrufu kabul etmeyen Kur’ânî bir meslek olduğuna dikkat çeken şu beyanlar:</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>12-<span style="font-family: 'Arial'"> «Risale-i Nur, hükema ve ulemanın mesleğinde gitmeyip, Kur’ân’ın bir i’câz-ı mânevîsiyle, herşeyde bir pencere-i marifet açmış, bir senelik işi bir saatte görür gibi Kur’ân’a mahsus bir sırrı anlamıştır ki, bu dehşetli zamanda hadsiz ehl-i inadın hücumlarına karşı mağlûp olmayıp galebe etmiş.» </span>(Mesnevî Nuriye sh: 8)</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>13-<span style="font-family: 'Arial'"> «Resâili’n-Nur dahi</span><span style="font-family: 'Arial'"> ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki, semâvî olan Kur’ân’ın şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe‑i arşîsinden iktibas edilmiştir.» </span>(Ş.. sh: 690)</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>14-<span style="font-family: 'Arial'"> «Risaletü’n-Nur sair telifat gibi</span><span style="font-family: 'Arial'"> ulûm ve fünundan ve başka kitaplardan alınmamış. Kur’ân’dan başka me’hazı yok, Kur’ân’dan başka üstadı yok, Kur’ân’dan başka mercii yoktur. Telif olduğu vakit hiçbir kitap müellifinin yanında bulunmuyordu. Doğrudan doğruya Kur’ân’ın feyzinden mülhemdir ve semâ-i Kur’âniden ve âyâtının nücûmundan, yıldızlarından iniyor, nüzul ediyor.» </span>(Şualar sh: 711)</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Bütün bu tarzdaki beyanlar, Risale-i Nurun müceddidiyetini ifade eder. </strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Müceddid ise hataları tashih eder ve inayet-i hassa ile istikamet-i tammeye mazhardır.</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>15-<span style="font-family: 'Arial'"> «Kur’ân’dan tereşşuh eden</span><span style="font-family: 'Arial'"> o Sözler ve risaleler, Kur’ân-ı Hakîmin bir nevi, müstakim tefsiri ve hakaik-i imâniyenin istikametli ve kuvvetli delilleri olduğundan, o risaleler ve sözlere gelen şeref ve takdir ve tahsin, Kur’ân’a ve hakaik-i imâna aittir. Madem öyledir bilâ-perva derim ki: <a href="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftn14" target="_blank">[12]</a> sırrıyla, Kur’ân’da elbette bu istikametli tefsirinin istikameti</span><span style="font-family: 'Arial'">ne işaret var. Evet var. Kur’ân o tefsirine hususî bakıyor. </span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Çünkü,,ayât-ı.........istikametin bir hususiyeti var ki, tarihiyle işaret ediyor. Halbuki, o asırda şahsen istikamette mümtaz bir hususiyet kesb etmek<span style="font-family: 'Arial'"> çok uzaktır. Demek, şahsî istikamet değil. Öyleyse, o adamın teşebbüsüyle neşredilen esrar-ı Kur’âniye, o asırda istikamette imtiyaz kesb edecek. O adam şahsen gayr-ı müstakim olduğu halde, müstakimler içine ithali, o imtiyaza remzeder.» </span>(Sikke-i Tasdik-i Gaybî sh: 163) </strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Şu halde müceddidin mesleğinde yapılacak değiştirme, hakikat-i ve istikameti tağyir ve tahrib mânâsını taşır.</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Hatta (gelecek zât<span style="font-family: 'Arial'">) diye haber verilen o büyük şahsiyet “Risale-i Nuru kendine hazır bir proğram yapacak</span><span style="font-family: 'Arial'">” (Bak: Emirdağ Lâhikası-l sh: 266 p.1 ve Sikke-i Tasdik-i Gaybî sh: 9 p.2) şeklindeki beyandan anlaşılıyor ki, O zât dahi</span><span style="font-family: 'Arial'"> Risale-i Nurun esasatını ve düsturlarını değiştirmeden</span><span style="font-family: 'Arial'"> tatbik edecek.</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Hazret-i Üstad, senelerce takib ettiği mesleğinden ayrılmamayı, vasiyet makamında tavsiye eden beyanatının son kısmında, hassasiyetle şu hususu nazara verir:</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>16-<span style="font-family: 'Arial'"> «Ben maddî ve mânevî herşeyimi feda ettim, her musibete katlandım, her işkenceye sabrettim. Bu sayede hakikat-i imaniye her tarafa yayıldı. Bu sayede Nur mekteb-i irfanının yüz binlerce, belki de milyonlarca talebeleri yetişti. Artık bu yolda, hizmet-i imaniyede onlar devam edeceklerdir. Ve benim maddî ve mânevî herşeyden ferağat mesleğimden ayrılmayacaklardır</span><span style="font-family: 'Arial'">. </span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Yalnız ve yalnız Allah rızası için çalışacaklardır.» (Emirdağ Lahikası-ll sh: 80)</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Bunlar gibi daha da nümuneler gösterilebilir. Fakat bu parçalar, maksadı açık gösterdiğinden yeterli görüldü.</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Risale-i Nurdaki sarih beyanların gösterdiği ve esas teşkil eden düsturların<span style="font-family: 'Arial'">, beşerî anlayışlarla ilga veya tebdil edilmemesinin bir hikmeti, risalelerin çoğu vehbi ilim ve ilham ile yazdırılmış olmasıdır. (Bk: İPA - İslâm Prensipleri Ansiklopedisi 2294/2. p.) yani: Risale-i Nur’un ekserisi, manevî i’caz-ı Kur’andan geldiği ve dolayısıyla ilm-i beşerînin tasarruf edemiyeceği ortaya çıkıyor. Hatta Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nurun müellifi olduğu halde, değil manasına tasarruf etmek, manayı taşıyan tarz-ı ifadesine de dokunamadığını beyan eder. Ezcümle diyor ki:</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>17-<span style="font-family: 'Arial'"> «Yazdığım vakit, irade ve ihtiyarımla olmadığını hissettiğimden, kendi fikrimle tanzim veya ıslah etmeyi</span><span style="font-family: 'Arial'"> muvafık görmediğim için bir parça fehmi işkâl edecek bir vaziyet aldı.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Şualar sh: 99)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Onbirinci Mektub hakkında da şöyle diyor:</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>18-<span style="font-family: 'Arial'"> «Halbuki tanzimsiz, müşevveş bir sûrette idiler. Onlar ne hâl ile yazılmış ise, öyle kalması lâzım geliyordu. Sonradan tashih</span><span style="font-family: 'Arial'"> ve tanzim etmeye me’zun değiliz</span><span style="font-family: 'Arial'">!» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Mektubat sh: 488)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>19-<span style="font-family: 'Arial'"> «Bütün Sözlerde konuşan ben değilim</span><span style="font-family: 'Arial'">. Belki, işârât-ı Kur’âniye namına hakikattir. Hakikat ise hak söyler, doğru konuşur. Eğer yanlış birşey gördünüz muhakkak biliniz ki, haberim olmadan fikrim karışmış, karıştırmış, yanlış etmiş.» </span>(Sözler sh:651)</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>20-<span style="font-family: 'Arial'"> «İnsan kusurlardan, nisyandan, sehivden hâli değil. Benim bilmediğim çok kusurlarım var. Belki de fikrim karışmış, risalelerde hatalar da olmuş. » </span>(Kastamonu Lâhikası sh: 161)</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Buna benzer hayli ifadeler var. Evet kesbî ilim, ilhamla gelen vehbî ilme müdahale edemez<span style="font-family: 'Arial'">. Risale-i Nur ise, ekseriyetle vehbî ve ilhamîdir. Bediüzzaman Hazretleri diyor ki: </span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>21-<span style="font-family: 'Arial'"> «Hakaike dair mesâilde külliyatları ve bazan da tafsilâtları sünuhat-ı ilhâmiye</span><span style="font-family: 'Arial'"> nev’inden olduğundan, hemen umumiyetle şüphesizdir, kat’îdir. Onların hususunda sizlere bazı müracaat ve istişarem, tarz-ı telâkkisine dairdir. Onlar hakikat ve hak olduklarına dair değildir</span><span style="font-family: 'Arial'">. Çünkü, hakikat olduklarına tereddüdüm kalmıyor.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Barla Lâhikası sh: 138)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>22-<span style="font-family: 'Arial'"> Evet «Risale-i Nur’un mesâili, ilimle, fikirle, niyetle ve kastî bir ihtiyarla değil ekseriyet-i mutlakayla sünuhat, zuhurat, ihtârât</span><span style="font-family: 'Arial'"> ile oluyor. » </span><span style="font-family: 'Arial'">(Kastamonu Lâhikası sh: 210)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>23-<span style="font-family: 'Arial'"> «Bazı sualler soruyorsunuz. Aziz kardeşim, yazılan galip Sözler ve Mektuplar, ihtiyarsız, def’î ve âni bir surette kalbe geliyordu, güzel oluyordu. Eğer ihtiyar ile, Eski Said gibi kuvve-i ilmiye ile düşünüp cevap versem, sönük düşer, noksan olur.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Mektubat sh:279)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Bunlar gibi beyanlar, Risale-i Nur’un vehbîliğini gösteriyor ki ortaya koyduğu hakaik ve düsturlara, beşerî düşünce ve maslahat anlayışlariyle müdahaleleri kaldırmaz. Çünkü Kur’ândan irtibatı kesilir ve büyük felâkete kapı açılır. Hem yine Hazret-i Üstad kesbî ilmi, vehbî ilme tasarruf ettirilemiyeceğini ihtar makamında ve dâhi-i a’zam olmasına rağmen kendi şahsını misal göstererek diyor ki:</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>24-<span style="font-family: 'Arial'"> «Ben Kur’ân-ı Hakîm’in sırf bir hizmetkârıyım, o mukaddes dükkânın bir dellâlıyım. Şahsî dükkânımdaki</span><span style="font-family: 'Arial'"> perişan, ehemmiyetsiz şeyleri satışa çıkarmıyacağım ve çıkarmak istemiyorum.» </span>(Barla Lâhikası sh: 269)</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>İşte Hazret-i Bediüzzaman böyle derse, onun talebesinin, -ifade değişikliği yapmaya nisbeten en aşırı bir tasarruf sayılacak olan- düsturlardan değiştirmeye kalkışmanın ne kadar garib olacağı aşikârdır. Risale-i Nurda nazara verilen “teslimiyet” , “sadakat” ve “Risale-i Nura kanaat etme” nin bir hakikatı da budur.</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Bu meselenin bir ince ciheti şudur ki: İlham-ı ilâhî, kâinatı yaratan Hâlik’ın yarattıklarını her cihetle ihata eden ilminden geldiği cihetiyle mu’cize-i maneviye sırrını taşır. Yani Allahtan başka hiçbir kimsenin kelâmı, hakaik-ı kâinata ve esrar-ı ilâhiyeye ve ihtiyacat ve ahval-i beşeriyeye ve terakkiyatına tam mutabık külli manaları tazammun edemez ve etmesi de muhaldır. Bu sır içindir ki, Kur’an namına manen vazifeli olan müceddidlerin eserleri, ekseriyetle ilm-i ledünden ve ilhamdan hissedardır. İlm-i beşerî edebî sahada parlak ve zâhiren şa’şaalı cümleler ortaya koyabilir. Fakat bu kelime ve cümleleri, Kur’anda <em>“kelimat-ı Rabbî</em><em>”</em><span style="font-family: 'Arial'"> (18:109) tabiriyle bildirilen ve mezkûr mana inceliğine de bakan küllî ilhamların ve hâlî ve hilkat kelimelerinin yanında sönük kalır. Risale-i Nurların senelerce ve defalarca ve hayat boyunca okunmasının bir hikmeti de bu sır olsa gerek. </span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Düsturların değişmezliği<span style="font-family: 'Arial'"> cihetindeki diğer ehemmiyetli bir hususta şudur ki: ibadet hakikatı, ilâhî emir ve yasak ve tavsiyelere göre hareket etmekle tahakkuk eder. Bu emir ve tavsiyeleri de hakiki ehliyetli zatların Kur’andan alıp yazdıkları mutemed eserlerinden öğreniriz. Binaenaleyh Kur’andan mülhem Risalelerdeki düsturlara beşerî tasarrufun girmesi</span><span style="font-family: 'Arial'"> halinde, o düsturların Kur’andan gelme vasfı zedelenir ve hizmetin ibadet olma hakikatı da zail olur. Bu hususa Risale-i Nur’un muhtelif yerlerinde dikkat çekilir. Mes’eleyi uzatmamak için icmalen bâzı hikmetleri hatırlatmakla iktifa edildi. Çünkü aynı mes’ele hakkında buna benzer daha pek çok hikmetler vardır.</span></strong></span></p><p style="text-align: center"><span style="color: Red"></span></p> <p style="text-align: center"><span style="color: Red"></span> </p><p></p><p> <strong><span style="color: Red"><strong>5-TAKVÂ-YI MUHAFAZA VE BİD’ATLARDAN UZAK DURMAK</strong></span></strong></p><p></p><p> <span style="color: Red"><strong>1-<span style="font-family: 'Arial'"> «Nurun mesleği, hakikat ve sünnet-i seniye ve feraize dikkat ve büyük günahlardan çekinmek</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> esastır</span><span style="font-family: 'Arial'">.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Emirdağ Lâhikası-l sh: 241)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>2-<span style="font-family: 'Arial'"> «Bu mektup gayet ehemmiyetlidir.</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Aziz, sıddık kardeşlerim,</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Bugünlerde, Kur’ân-ı Hakîmin nazarında, imandan sonra en ziyade esas</strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> tutulan takvâ ve amel-i salih esaslarını</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> düşündüm</span><span style="font-family: 'Arial'">. Takvâ, menhiyattan ve günahlardan içtinab </span><span style="font-family: 'Arial'">etmek ve amel-i salih, emir dairesinde</span><span style="font-family: 'Arial'"> hareket ve hayrat kazanmaktır. Her zaman def-i şer, celb-i nef’a râcih</span><span style="font-family: 'Arial'"> olmakla beraber, bu tahribat ve sefahet ve câzibedar hevesat zamanında bu takvâ olan def-i mefasid</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> ve terk-i kebair üssü’l-esas olup büyük bir rüçhaniyet kesb etmiş. Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takvâ bu tahribata karşı en büyük esastır</span><span style="font-family: 'Arial'">. Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur</span><span style="font-family: 'Arial'">.. </span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>..Risale-i Nur şakirdlerinin, bu zamanda en mühim vazifeleri, tahribata ve günahlara karşı takvâyı esas tutup</strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> davranmak gerektir</span><span style="font-family: 'Arial'">.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Kastamonu Lâhikası sh: 148)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>3-<span style="font-family: 'Arial'"> «Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve ferâizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmek</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">le</span><span style="font-family: 'Arial'"> muhafaza ediniz.» </span>(Kastamonu Lâhikası sh: 157)</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>4-<span style="font-family: 'Arial'"> «Risale-i Nur talebelerinden bir genç hâfız, pek çok adamların dedikleri gibi dedi: “Bende unutkanlık hastalığı tezayüt ediyor, ne yapayım?”</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Ben de dedim: “Mümkün oldukça nâmahreme nazar etme<span style="font-family: 'Arial'"> Çünkü rivayet var: İmam-ı Şâfiî</span><span style="font-family: 'Arial'">’nin (r.a.) dediği gibi, Haram-ı nazar, nisyan verir.”</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Evet, ehl-i İslâmda, nazar-ı haram ziyadeleştikçe, hevesat-ı nefsaniye heyecana gelip, vücudunda su-i istimalâtla israfa girer. Haftada birkaç defa gusle mecbur olur. Ondan, tıbben kuvve-i hâfızasına zaaf gelir.» <span style="font-family: 'Arial'">(Kastamonu Lâhikası sh: 133)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>5-<span style="font-family: 'Arial'"> «Suretperestlik</span><span style="font-family: 'Arial'">, ahlâkı fena halde sarstığı ve sukut-u ruha sebebiyet verdiği şununla anlaşılır:</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Nasıl ki, merhume ve rahmete muhtaç bir güzel kadın cenazesine nazar-ı şehvet ve hevesle bakmak, ne kadar ahlâkı tahrip eder. Öyle de, ölmüş kadınların suretlerine veyahut sağ kadınların küçük cenazeleri hükmünde olan suretlerine hevesperverâne bakmak, derinden derine hissiyât-ı ulviye-i insaniyeyi sarsar, tahrip eder.» (Sözler sh: 410)</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>6-<span style="font-family: 'Arial'"> «Âhirzamanda bir şahsın hatiât ve günahlarının gayet dehşetli bir yekûn teşkil ettiğine dair rivayetler vardır..</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong> ..Şimdi bu zamanda müteaddit esbabını gördük.</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong><em><span style="font-family: 'Arial'">Ezcümle: </span></em><span style="font-family: 'Arial'">Müteaddit o vücuhundan radyomla anlaşıldı</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> ki, o birtek adam, birtek kelimeyle</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> bir milyon kebairi birden işler. Ve milyonlarla insanı dinlettirmekle günahlara sokar</span><span style="font-family: 'Arial'">.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Kastamonu Lâhikası sh: 71)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>7-<span style="font-family: 'Arial'"> «<em>Kardeşin hassası ve şartı</em></span><em> şudur ki:</em> Hakikî olarak Sözlerin neşrine ciddî çalışmakla beraber, beş farz namazını edâ<span style="font-family: 'Arial'"> etmek, yedi kebâir</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">i işlememektir</span>.» (Mektubat sh: 344)</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>8-<span style="font-family: 'Arial'"> « Yedi kebâiri soruyorsunuz</span><span style="font-family: 'Arial'">. Kebâir</span><span style="font-family: 'Arial'"> çoktur fakat ekberü’l-kebâir</span><span style="font-family: 'Arial'"> ve mûbikat-ı seb’a</span><span style="font-family: 'Arial'"> tâbir edilen günahlar yedidir: Katl, zina, şarap, ukuk-u vâlideyn (yani kat-ı sıla-i rahim), kumar, yalancı şehadetlik, dine zarar verecek bid’alara taraftar olmaktır</span><span style="font-family: 'Arial'">.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Barla Lâhikası sh: 335)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>9-<span style="font-family: 'Arial'"> «Beş farz namazını kılan</span><span style="font-family: 'Arial'"> ve yedi kebâiri terk eden</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> zatları, şu manevî münasebet ve görüşmek neticesi olarak, âhiret kardeşliğine kabul ediyorum</span><span style="font-family: 'Arial'">. Ben her sabah manevî kazancım ne ise, o âhiret kardeşlerimin sahife-i a’mâline geçmek için Cenab-ı Hakkın dergâhına niyaz edip hediye ediyorum. Onlar dahi beni manevî hayratlarına ve dualarına hissedar etmelidirler—tâ hisselerini kazancımızdan alsınlar.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Barla Lâhikası sh: 269)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>10-<span style="font-family: 'Arial'"> «Üstadım bana ve dinleyen her zevi’l-ukule, “Tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır. Beş vakit namazını hakkıyla edâ et</span><span style="font-family: 'Arial'"> namazın nihayetindeki tesbihleri yap</span><span style="font-family: 'Arial'"> ittibâ-ı sünnet et</span><span style="font-family: 'Arial'"> yedi kebâiri işleme</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">” dersini vermiştir</span>.» (Barla Lâhikası sh: 29)</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>11-<span style="font-family: 'Arial'"> «Gıybetin en fena</span><span style="font-family: 'Arial'"> ve en şenîi ve en zâlimâne kısmı, kazf-i muhsanât</span><span style="font-family: 'Arial'"> nev’idir. Yani, gözüyle görmüş dört şahidi gösteremeyen bir insan, bir erkek veya kadın hakkında zinâ isnat etmek, en şenî bir günah-ı kebâir</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> ve en zâlimâne bir cinayettir, hayat-ı içtimâiye-i ehl-i imanı zehirlendirir bir hıyanettir</span><span style="font-family: 'Arial'">.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Barla Lâhikası sh: 267)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>12-<span style="font-family: 'Arial'"> «Risaletü’n-Nur, gerçi umuma teşmil suretiyle değil, fakat herhalde hakikat-i İslâmiyenin içinde cereyan edip gelen esas-ı velâyet ve esas-ı takvâ</span><span style="font-family: 'Arial'"> ve esas-ı azimet ve esâsât-ı Sünnet‑i Seniye gibi ince, fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek bir vazife-i asliyesidir. Sevk-i zaruretle, hâdisâtın fetvalarıyla onlar terk edilmez.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Kastamonu Lâhikası sh: 77)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>13- <span style="font-family: 'Arial'">«Sen o nefersin, senin namazın, talimatındır. Ve terk-i kebair ile takvan</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> ve nefis ve şeytanla olan mücaheden ise harbindir. Senin yegâne gaye-i fıtratın da budur.</span><span style="font-family: 'Arial'"> Fakat bunda da muvaffık ve muîn yine ancak Allah'tır.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Mesnevî-i Nuriye sh: 467, Tercüme A. Badıllı) </span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Dahilde çıkan sinsi fitneye ve münafıkların ifsadatına karşı bir ikaz:</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>14- <span style="font-family: 'Arial'">«Ey birader! Düşman hariçte olsa, insan, silâhsız o düşmanla geçinebilir. Fakat düşman kale içine girse ve gizlense, o vakit o düşmana karşı silâhlanmak, zırh giymek ve gayet dikkat etmek, hem pek ciddi sebat etmek lâzımdır. Ta ki hayat-ı ebedîsini hafi darbelerden kurtarabilsin.</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Ey kardeş! Zırh ve silâh, namaz ve takva</strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">dır</span><span style="font-family: 'Arial'">. Kur’ân’ın zincirini muhkem tut. Onun sözüne kulak ver. Başkaları seni aldatmasın. Şu zamanın gafil sarhoşları içinde seni, terk-i şeaire</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> ve medeniyet-i dünyaya davet edenlere de ki:</span><span style="font-family: 'Arial'"> “Hey sersem gafiller! Benim halim sizi dinlemeye müsait değil.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Nurun İlk Kapısı sh: 143)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>15-<span style="font-family: 'Arial'"> «Risale-i Nur şakirdleri hakkında necatlarına ve ehl-i saadet olduklarına dair kuvvetli işaret-i Kur’âniyeyi ve beşaret-i Aleviyeyi ve Gavsiyeyi düşündüm. Kalben dedim ki: “Herbiri bin yerden gelen günahlara karşı bir dille nasıl mukabele eder, galebe eder, necat bulur?” diye mütehayyir kaldım. Bu tahayyürüme mukabil ihtar edildi ki:</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Risale-i Nur’un hakikî ve sâdık şakirdlerinin mâbeynlerindeki düstur-u esasiye olan iştirak-i a’mâl-i uhreviye kanunuyla ve samimî ve hâlis tesanüd sırrıyla herbir hâlis, hakikî şakird, bir dille değil, belki kardeşleri adedince dillerle ibadet edip istiğfar eder. Bin taraftan hücum eden günahlara, binler dille mukabele <span style="font-family: 'Arial'">eder. Bazı melâikenin kırk bin dille zikrettikleri gibi, hâlis, hakikî, müttakî bir şakird</span><span style="font-family: 'Arial'"> dahi kırk bin kardeşinin dilleriyle ibadet eder, necata müstehak ve inşaallah ehl-i saadet olur. Risale-i Nur dairesinde sadakat ve hizmet ve takvâ ve içtinab-ı kebâir derecesiyle</span><span style="font-family: 'Arial'"> o ulvî ve küllî ubudiyete sahip olur. Elbette, bu büyük kazancı kaçırmamak için, takvâda, ihlâsta, sadakatte</span><span style="font-family: 'Arial'"> çalışmak gerektir.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Kastamonu Lâhikası sh: 96)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>16-<span style="font-family: 'Arial'"> «İman etmek, Kur’ân-ı Azîmüşşânın ders verdiği </span><span style="font-family: 'Arial'">gibi, O Hâlıkı, sıfatlarıyla, isimleriyle</span><span style="font-family: 'Arial'">, umum kâinatın şehadetine istinaden kalben tasdik etmek ve elçileriyle gönderdiği emirleri tanımak</span><span style="font-family: 'Arial'"> ve günah ve emre muhalefet </span><span style="font-family: 'Arial'">ettiği vakit, kalben tevbe ve nedamet etmek</span></strong><strong>iledir. Yoksa, büyük günahları serbest işleyip<span style="font-family: 'Arial'"> istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan hissesi olmadığına delildir.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Emirdağ Lâhikası-l sh: 203)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>17-<span style="font-family: 'Arial'"> «Yarın seni zillet ve rezaletlere mâruz bırakmakla terk edecek olan dünyanın sefahetini bugün kemal-i izzet ve şerefle terk edersen, pek aziz ve yüksek olursun. Çünkü, o seni terk etmeden evvel sen onu terk edersen, hayrını alır, şerrinden kurtulursun. Fakat vaziyet mâkûse olursa, kaziye de mâkûse olur.» </span>(Mesnevî-i Nuriye sh: 188)</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>18-<span style="font-family: 'Arial'"> «İnsan çok vehham, ihtiyatlı olduğuna nazaran, dünyevî bir işte onda bir zarar ihtimali varsa içtinap eder. Âhiret işi olursa, onda dokuz zarar ihtimali olduğu halde, içtinap etmez. İşte cehalet bu kadar olur!» </span>(Mesnevî-i Nuriye sh: 147)</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>19-<span style="font-family: 'Arial'"> «Risale-i Nur’un hakikî şakirdleri, neşriyat-ı diniyelerinde ve ittibâ-ı sünnetteki ibadetlerinde ve içtinab-ı kebâirdeki takvâlarında</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">, Kur’ân hesabına vazifedar sayılırlar</span><span style="font-family: 'Arial'">.» </span><span style="font-family: 'Arial'">(Kastamonu Lâhikası sh: 185)</span></strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>20-<span style="font-family: 'Arial'"> «Üstadın iffet ve istikametteki hudutsuzluğu, bilmüşahede sabittir ve inkârı gayr-ı kabildir. Hayatı boyunca, hanımlarla konuşmaktan</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">, nazarıyla dahi meşgul olmaktan şiddetle içtinap etmiştir</span><span style="font-family: 'Arial'">. Bir mektubundan anlaşıldığı gibi, </span></strong><strong>gençliğinde dahi iffet ve istikametin zirve-i müntehasında</strong><strong> olduğu, onu yakından tanıyan ve hayatına âşinâ olanların müşahedeleriyle sabittir.» (Tarihçe-i Hayat sh: 464)</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>NETİCE: Yukarıdaki kısmen ve kısaca alınmış parçaların sarih beyanları, Risale-i Nurda takva<span style="font-family: 'Arial'"> ve içtinab-ı kebair bir esas ve şart olduğunu gösterir.</span></strong></span></p><p style="text-align: center"><span style="color: Red"></span></p> <p style="text-align: center"><span style="color: Red"></span> </p><p></p><p></p><p> <span style="color: Red"><strong><a href="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref1" target="_blank">[1]</a> Meslek Düsturlarının Değişmezliği Esasının sonuna bakınız. (Hazırlayanlar)</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong><a href="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref2" target="_blank">[2]</a> Nahl Sûresi, 16:103.</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong><a href="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref3" target="_blank">[3]</a> “Okun yaydan fırlaması gibi dinden çıkarlar.” <em>Buharî,</em> Enbiyâ: 6; Menâkıb: 25; Meğâzî: 61; Fedâilü’l-Kur’ân: 36; Edeb: 95; Tevhid: 23, 57; İstitâbe: 95; <em>Müslim</em>, Zekât: 142-144, 147, 148, 154, 156, 159; <em>Ebû Dâvud, </em>Sünnet: 28; <em>Tirmizî,</em> Fiten: 24; <em>Nesâî,</em> Zekât: 79, Tahrîm: 26; <em>İbni Mâce,</em> Mukaddime: 12; <em>Muvattâ’, </em>Messü’l-Kur’ân: 10; <em>Müsned,</em> 1:88, 3:5, 4:145, 5:42. (Hazırlayanlar)</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong><a href="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref4" target="_blank">[4]</a> <em>Müslim,</em> Cum'a: 43; <em>Ebû Dâvud,</em> Sünnet: 5; <em>Nesâî,</em> Î'deyn: 22; <em>İbn-i Mâce, </em>Mukaddime: 6, 7; <em>Dârimî,</em> Mukaddime: 16, 23; <em>Müsned, </em>3:310, 371, 4: 126, 127.</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong><a href="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref5" target="_blank">[5]</a> Mâide Sûresi, 5:3.</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong><a href="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref6" target="_blank">[6]</a> el-Heysemî, <em>Mecmeu’z-Zevâid,</em> 6:244; <em>Müsned,</em> 3:31, 33, 82; İbni Hibban, <em>Sahih,</em> 9:46, no. 6898. </strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong><a href="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref7" target="_blank">[7]</a> Hûd Sûresi, 11:113.</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong><a href="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref8" target="_blank">[8]</a> Hûd Sûresi, 11:112.</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong><a href="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref9" target="_blank">[9]</a> Şuarâ Sûresi, 26:84</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong><a href="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref10" target="_blank">[10]</a>[FONT=NewCenturySchlbkT&#376] Zümer Sûresi, 39:2-3.[/FONT]</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong><a href="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref11" target="_blank">(*)</a> Madem muhatablar içine Nurcular girdiler. Sıdk kelimesine ihlâs, sadakat, sebat, tesanüd gibi kelimeler ilave olur. (Bediüzzaman)</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong><a href="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref12" target="_blank">[11]</a> Yunus Sûresi, 10:72; Hûd Sûresi, 11:29; Sebe’ Sûresi, 34:47.</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong><a href="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref13" target="_blank">(*)</a> İnsanın his, niyet ve düşünce gibi görünmeyen iç dünyasının bazı fiilî tezahürleri vardır. Görünen bu tezahürlerle görünmeyen içteki ahvale intikal edilir. «Evet, insanın fiilleri kalbin, hissin temayülâtından çıkar.» (Hutbe-i Şamiye sh: 77) ifadesiyle nazara verilen ölçüye göre bazı parağrafları ele alacağız.</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>Mesela 74. p. da: Dine tabi olmayan iktidar sahiblerinin maaş ve vaiz-i umumî yapmak gibi tekliflerini kabul etmek; </strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>75. p. da: Şer cereyanının hakimiyeti içinde siyasete girmek;</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>76, 85, 86. p. larda: Manevî hizmet ehlinin diplomatlarla hizmet beraberliğine girmeleri;</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>77, 78. p. da: Maddî - manevî mertebelerden kaçmamak;</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>79. p. da : Hizmette rekabet yapmak;</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>88, 89. p. da: Kendini makam sahibi göstermek tavırları takınmak;</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong>94. p. da : Hizmet ehlinin maddi menfaat için insanlara el açması gibi durumlar ve hareketler, ihlas sırrına aykırı düşen fiilî tezahürleridir. (Hazırlayanlar)</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong><a href="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref14" target="_blank">[12]</a> En’âm Sûresi, 6:59.</strong></span></p><p> <span style="color: Red"><strong><a href="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref15" target="_blank">[13]</a> Hûd Sûresi, 11:105.</strong></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Garib, post: 28434, member: 1249"] [b]4-mesleğe Bakan Düsturlarin Değişmezliği Esasi[/b] [B][COLOR=Yellow][B]4-MESLEĞE BAKAN DÜSTURLARIN DEĞİŞMEZLİĞİ ESASI[/B][/COLOR][/B] [COLOR=Red][B]Risale-i Nur hizmetinde temel teşkil eden ve aşağıda kısmen tesbitleri yapılmış olan meslek düsturlarının değişmezliği[FONT=Arial] de bir esastır.[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Hakiki keyfiyete medar ve Risale-i Nur’un hizmet hayatında hiçbir zaman değişmeyecek olan bu esaslar, Nurculuk hareketinin ehemmiyetli düsturlarından bir kısmıdır ki haslar dairesinin vasıfları ve temelidir. Bu hizmet düsturlarının ekseriyetini ihtiva eden Hizmet Rehberi[FONT=Arial] ismindeki eserin mukaddimesinde bu hizmet düsturlarının değişmezliği ve Risale-i Nur’u her mes’elede merci tutmak gerektiği anlatılırken şöyle deniliyor: [/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]1-[FONT=Arial] «Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin meslek ve meşrebine dair Kur’andan ders aldığı çok muazzam bazı hakikatleri, hizmet-i imaniyede bulunan Nur Şakirdleri için daima tazelenen bir dersimiz[/FONT][/B][B][FONT=Arial] ve her vakit temessük edeceğimiz değişmez düsturumuz[/FONT][FONT=Arial], maddî - manevî her türlü engeller karşısında muvaffakiyete, rıza-yı İlahîye isal edici en ehemmiyetli rehberimiz[/FONT][FONT=Arial] manasıyla neşrediyoruz.[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Çünki Risale-i Nur’un dairesi[FONT=Arial] çok genişlemiş çok muhtelif efkâr ve mizaç sahipleri, bu hizmet safında yer almışlardır. Elbette bütün efkâr, kanaat, meslek ve meşrebler üstünde makam-ı sıddıkıyette yer tutmuş ve şahs-ı manevî-i Äl-i Beyt’in mümessili[/FONT][/B][B][FONT=Arial] olarak hizmet-i Kur’aniyenin başına geçmiş[/FONT] Üstad Bediüzzaman’ın azamî ihlas, azamî sadakat ve azamî fedakârlık manasını ihtiva eden, gösteren ve işaret eden mesleğini nazara vermek[FONT=Arial] lâzım gelmektedir. Ta ki, hizmet-i Nuriyede bulunacak Kur’an Şakirdleri kıyamete kadar[/FONT][/B][B][FONT=Arial] bu düsturlar[/FONT][/B][B][FONT=Arial] müvacehesinde hareket etsinler. [/FONT][FONT=Arial]Muvaffakıyetin ve rıza-yı İlahîye nailiyetin, ancak bu suretle mümkün olacağına kat’i kanaat getirsinler. [/FONT][/B][/COLOR][FONT=Arial];[/FONT] [COLOR=Red][B]Risale-i Nur hizmetinde tecelli eden rıza-yı İlahî ve tevfik nurlarının tevali ve devam etmesi için herhalde Hazret-i Üstad Bediüzzaman’ın takib ettiği meslek [FONT=Arial]ve meşrebi, yarım asra yaklaşan uzun bir hizmet devresinde muhtelif hâdiseler, şiddetli tazyikat ve hücumlar karşısında maddî ve manevî engeller içerisinde takındığı tavır, niyaz ve yaşadığı halet-i ruhiye ve gösterdiği azim ve sadakat gibi ahvali olan “sıddıkiyet mesleğidir[/FONT][/B][B][FONT=Arial]”[/FONT][FONT=Arial] ki Nur Talebeleri için ehemmiyetle bilinmek, anlaşılmak ve yaşanmak icab eder.[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Çok dikkatle üzerinde durulması, tefekkür edilmesi gereken bedihi bir hakikat vardır ki, o da şudur: Risalelerde, mektuplarda, lâhikalarda def’alarca yazıldığı gibi mübarek Üstadımıza müracaat edenler ve ziyarete gelen bütün ziyaretçiler hemen umumiyetle daima görüyorlardı ki:[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Üstadımız onların nazarlarını Risale-i Nur’a tevcih ediyordu.[FONT=Arial] Acaba bunun sırr-ı hikmeti ne idi? Mütemadiyen ne için bu noktada tahşidat yapıyordu?[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Evet bu muazzam bir hakikattır ve Hazret-i Bediüzzaman’a kâfil bir muazzam hakikatın ifadesidir ki, dersimizi hakaik-ı Kur’aniye ve envar-ı imaniye hazinesi olan Risale-i Nur’dan aldığımız gibi, birbirimizle manevî münasebet, alâka, uhuvvet ve muhabbet düsturlarımızı da hep o Risale-i Nur’dan[/B][B][FONT=Arial] ders alacağız.[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Evet bu zamanda, bu dehşetli ve cihanşümul hâdiseler hengâmında Kur’an Şakirdleri cüz’î ve küllî, ferdî ve içtimaî bütün ders ve ikazlarını[/B][B][FONT=Arial] Risale-i Nur’la tahsil edeceklerdir.[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Risale-i Nur’daki hakaik, nasılki doğrudan doğruya feyz-i Kur’andan mülhem hakaik-ı imaniyedir, zaman ve zemine göre değişmez[/B][B][FONT=Arial] ebedî hakikatlardır[/FONT][FONT=Arial]. O kudsî hakaikın ders ve taliminde, neşir ve ilânatında hizmete taalluk eden irşad, ikaz, teşvik ve tergibi tazammun eden şu gelecek mes’eleler de herhalde değişmez dersler ve esasattır[/FONT][/B][B][FONT=Arial] ki[/FONT], Nur Talebeleri hayatın ve hizmetin muhtelif saha ve safhalarında[/B][B][FONT=Arial] onlardan istifade ederler[/FONT][FONT=Arial], müşkilatlarını giderirler. Daha geniş istifade için bu Hizmet Rehberi’nin menbaı[/FONT][FONT=Arial] olan Külliyat-ı Nuriye ve Mektubatı mütalaa etmelidirler.» [/FONT](Hizmet Rehberi Mukaddemesinden)[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Bediüzzaman Hazretleri, Eski Said devresinde dahi yazdıklarının değişmez hakikatler olduğunu, şöyle beyan eder:[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]2-[FONT=Arial] «Bütün kuvvetimle derim ki:[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Gazetelerde neşrettiğim umum makalâtımdaki umum hakaikte nihayet derecede musırrım.[FONT=Arial] Şayet zaman-ı mazi cânibinden, Asr-ı Saadet mahkemesinden[/FONT][FONT=Arial] adaletnâme-i şeriatla davet olunsam neşrettiğim hakaiki aynen ibraz edeceğim. Olsa olsa, o zamanın ilcaatının modasına göre bir libas giydireceğim.[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Şayet müstakbel tarafından üç yüz sene sonraki tenkidât-ı ukalâ mahkemesinden tarih celp namesiyle celp olunsam, yine bu hakikatleri[FONT=Arial], tevessü ve inbisat ile çatlayan bazı yerlerini yamalamakla beraber, taze olarak orada da göstereceğim. [/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Demek, hakikat tahavvül etmez[/B][B][FONT=Arial] hakikat haktır.[/FONT][FONT=Arial]» [/FONT][FONT=Arial](İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi sh: 44)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Kur’andan mülhem Risale-i Nur’un meslek esaslarının[FONT=Arial] değiştirilmesini istemeyen Bediüzzaman Hazretleri, Nur dairesinin yakınında bulunan bazı şahısların Risale-i Nur mesleğine uymayan dinî faaliyetlerini, Risale-i Nur’un meslek tarzına çevirmek için yazdığı mektublarında evvelâ mültefitane ve takdirkârane karşılar, sonra Risale-i Nur’un hizmet şeklini değiştirmemenin lüzumunu, akla kapı açıp icbar etmeyen bir üslûb ve ifade ile beyan eder.[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Bir şahıs veya cüz’î bir hâdise münasebetiyle yazılan böyle bir mektub, aynı zamanda umum Nurcular için her zaman tazeliğini koruyan ve Nur’un meslek tarzının tesbitine ışık tutan bir ders olarak Risale-i Nur’da yerini alır.[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Ezcümle bir zatın, tarikat tarzıyla yapmak istediği dinî hizmetinden dolayı yazılan mektubda evvelâ takdirkâr ve mültefitane karşılanır. Fakat mektubun sonunda, Risale-i Nur’un hizmet şeklinde karar kılınması açıklanır. Mektub aynen şöyledir:[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]3-[FONT=Arial] «Çok aziz ve sıddık, kahraman Sabri,[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Cenab-ı Hak, Galip Bey [FONT=Arial]gibi çok fedakârları İslâm ordusunda yetiştirsin. Bu zat, garpta, aynı şarkta Hulûsi Bey gibi[/FONT][FONT=Arial] imana hizmet ediyor. Tarikat cihetiyle ehl-i imanı dalâletten çekmeye çalışıyor. Bu zat, eskiden beri Risale-i Nur’u görmeden Nur mesleğinde hareket etmeye çalışmış. Sonra Nurlarla münasebeti kuvvetleştiği zaman, daha ziyade hizmet edebilir. Fakat Nur’un mesleği, hakikat ve sünnet-i seniye ve feraize dikkat ve büyük günahlardan çekinmek esastır tarikate ikinci, üçüncü derecede bakar. Galip kardeşimiz, Alevîler[/FONT][FONT=Arial] içinde Kadirî[/FONT][FONT=Arial], Şâzelî[/FONT][FONT=Arial], Rüfâî[/FONT][FONT=Arial] tarikatlerinin bir hülâsasını sünnet-i seniye dairesinde Hulefa-yı Raşidîn[/FONT][FONT=Arial], Aşere-i Mübeşşereye ilişmemek[/FONT][FONT=Arial] şartıyla, muhabbet-i Âl-i Beyt dairesinde bir tarikat dersi vermesini düşünüyor. Hakikat namına ve imanı kurtarmak ve bid’alardan muhafaza etmek hesabına ehemmiyetli üç dört faydası var:[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B][I][FONT=Arial]Birincisi: [/FONT][/I][FONT=Arial]Alevîleri başka fena cereyanlara[/FONT][FONT=Arial] kaptırmamak ve müfrit Râfizîlik ve siyasî Bektaşîlik[/FONT][FONT=Arial]ten bir derece muhafaza etmek için ehemmiyetli faydası var.[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B][I][FONT=Arial]İkincisi:[/FONT][/I][FONT=Arial] Hubb-u Ehl-i Beyti meslek yapan Alevîler ne kadar ifrat da etse[/FONT][FONT=Arial], Râfizî de olsa, zındıkaya, küfr-ü mutlaka girmez. Çünkü muhabbet-i Âl-i Beyt ruhunda esas oldukça, Peygamber ve Âl‑i Beytin adavetini tazammun eden küfr-ü mutlaka girmezler. İslâmiyete o muhabbet vasıtasıyla şiddetli bağlanıyorlar. Böylelerini daire-i sünnete tarikat namına çekmek büyük bir faydadır.[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Hem bu zamanda, ehl-i imanın vahdetine çok zarar veren bazı siyasî cereyanlar Alevîlerin fıtrî fedakârlıklarından[FONT=Arial] istifade edip kendilerine âlet etmemek için Nur dairesine çekmek büyük bir maslahattır. Madem Nur şakirdlerinin üstadı İmam-ı Ali[/FONT][/B][B][FONT=Arial] Radıyallahu Anh’tır ve Nur’un mesleğinde hubb-u Âl-i Beyt esastır[/FONT][FONT=Arial] elbette hakikî Alevîler kemâl-i iştiyakla o daireye girmeleri gerektir.[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Bu zaman, imanı kurtarmak zamanıdır. Seyr-i sülûk-ü kalbî ile tarikat mesleğinde bu bid’alar zamanında çok müşkilât bulunduğundan, Nur dairesi hakikat mesleğinde gidip, tarikatlerin faydasını temin eder diye o kardeşimize Ramazanını tebrik ve selâmımla beraber yazınız. O da bize dua etsin.» [FONT=Arial](Emirdağ Lâhikası-l sh: 241)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B] Aynı üslûbla yine Bediüzzaman Hazretleri tarafından yazdırılmış diğer bir örnek mektub:[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]4-[FONT=Arial] «Aziz, sıddık kardeşlerimiz Ziya[/FONT][FONT=Arial] ve Abdülmuhsin[/FONT][FONT=Arial]![/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Üstadımız diyor ki:[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]“Eşref Edib[FONT=Arial] kırk seneden beri iman hizmetinde benim arkadaşım ve [I]Sebilürreşad[/I][/FONT][FONT=Arial]’da makale yazan ve şimdi vefat eden çok kıymetli kardeşlerimin mümessili ve hakikî İslâmiyet mücahidlerinden bir kardeşimdir. Ve Nurun bir hâmisidir. Ben vefat etsem de, Eşref Edip Nurcular içinde[/FONT][FONT=Arial] bulunmasıyla büyük bir teselli buluyorum.[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]“Fakat Nur Risalelerinin ve Nurcuların siyasetle alâkaları yok[/B][B][FONT=Arial].[/FONT][FONT=Arial] Ve Risale-i Nur, rıza-i İlâhîden başka hiçbir şeye âlet edilmediğinden, mümkün olduğu kadar Risale-i Nur’un mensupları, içtimaî ve siyasî cereyanlara karışmak istemiyorlar. Yalnız [I]Sebilürreşad[/I], [I]Doğu[/I] gibi mücahidler[/FONT][FONT=Arial] iman hakikatlerini ehl-i dalâletin tecavüzatından muhafazaya çalıştıkları için, ruh u canımızla onları takdir ve tahsin edip onlarla dostuz ve kardeşiz—fakat siyaset noktasında değil. [/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Çünkü iman dersi için gelenlere tarafgirlik nazarıyla bakılmaz. Dostdüşman, derste farketmez.[FONT=Arial] Halbuki siyaset tarafgirliği, bu mânâyı zedeler, ihlâs kırılır. Onun içindir ki, Nurcular emsalsiz işkencelere ve sıkıntılara tahammül edip Nur’u hiçbir şeye âlet etmediler. Siyaset topuzuna el atmadılar.» [/FONT][FONT=Arial](Emirdağ Lâhikası-ll sh: 35)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B] Risale-i Nur mesleğini değiştirmemekle alâkalı iki hatıra:[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]5-[FONT=Arial] «Bir gün Galatasaray Lisesi[/FONT][FONT=Arial]’nde okuyan ve sonradan eczacı olan bir zât ziyarete gelmişti. Ben son ânında geldim. Tatsız bir vaziyet vardı, O anda anlayamadım. Onun ayrılmasından sonra Hazret-i Üstad, o anda hizmetinde bulunan kardeşlere çok hiddet etti. “Çocuk bunlar, çocuk olmasa tardedeceğim, bilmiyorlar. Çocuk bunlar!” dedi. Ben de mes’eleden çok endişeli bir halet-i ruhiyeye girmiştim. Bu sırada Üstad Hazretleri karyolada oturuyorlardı. Ben ise yerde ve halının üzerindeydim. Birden bana hitaben şöyle dedi:[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]“Muhammed, kardeşim[/B][B][FONT=Arial], sen hakem ol, ben diyorum ki Risale-i Nur’un neşir ve medrese tarzı hizmetlerinin[/FONT][/B][B][FONT=Arial] devam ve inkişafı lâzım, bunlar ise başka şeyler, başka hizmetler düşüncesinde.”[/FONT][FONT=Arial] Ben mes’eleyi “başka hizmetler” tabirinden anlamakla beraber, “Üstadım bizim vazifemiz, Risale-i Nur’un neşri ve ve medreselerin devamı[/FONT][/B][B][FONT=Arial]dır.[/FONT][FONT=Arial]” deyince Üstad yüksek sesle “Tamam” diye ifadede bulundu. Ve o hiddet hali akşama doğru hayli hafifledi. Sonra Muhsin Ağabey[/FONT][FONT=Arial]e sordum. Gelen kardeşin bizim tarz-ı hizmetimizi pasif telakki[/FONT][FONT=Arial] etmesi ve orada bazı konuşmaların cereyan etmesi, Üstad’ın hiddetlenmesine sebeb olmuş.» [/FONT][FONT=Arial](Son Şahitler-3 sh: 235)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]6-[FONT=Arial] «Neşriyat esnasında Isparta’ya forma götürdüğüm bir defasında, dersten ağabeyler yeni çıkmışlardı. Üstad Hazretleri dersin sonunda şöyle bir sohbette bulunmuş. Zübeyir Ağabey[/FONT][FONT=Arial] taze taze nakletmişti:[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]“Kardaşlarım! Abdülkadir-i Geylanî[FONT=Arial] şimdi gelse;, “Said sen bu mesleğinden bir parça taviz versen[/FONT][/B][B][FONT=Arial], milyonlar insanlar senin kitaplarını okuyacak, fakat öyle yapmasan hem bunlardan mahrum kaldığın gibi, hapislerde zulümlerle, eziyetlerle cefa çekeceksin.” dese, “Hayır Üstadım ben bu zulümlere işkencelere razıyım, fakat mesleğimden en küçük bir taviz vermem.” diye ona söyleyeceğim.»[/FONT][FONT=Arial](Son Şahitler-3 sh: 246)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Risale-i Nur mesleğinden taviz verip içtimaî geniş dairedeki unvanlı kişilerle hizmet beraberliği yapılsa, binler kişilerin hatta diplomatların Risale-i Nura girip neşredecekleri halde, Risale-i Nur’da bir esas olan keyfiyeti yani ihlas gibi meslek esaslarını değiştirmemeyi esas alan Bediüzzaman Hazretleri diyor ki:[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]7-[FONT=Arial] «Aziz, sıddık kardeşlerim,[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B][Hem mânevî, hem maddî bir kaç cihette sorulan bir suale mecburiyet tahtında bir cevaptır.][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B][I][FONT=Arial]Sual: [/FONT][/I][FONT=Arial]Neden, ne dahilde, ne hariçte bulunan cereyanlara ve bilhassa siyasetli cemaatlere hiçbir alâka peydâ etmiyorsun? Ve Risale-i Nur ve şakirdlerini mümkün olduğu kadar o cereyanlara temastan men ediyorsun? Halbuki, eğer temas etsen ve alâkadar olsan, birden binler adam Risale-i Nur dairesine girip, parlak hakikatlerini neşredeceklerdi hem bu kadar sebepsiz sıkıntılara hedef olmayacaktın.[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B][I][FONT=Arial]Elcevap:[/FONT][/I][FONT=Arial] Bu alâkasızlık ve içtinabın en ehemmiyetli sebebi: Mesleğimizin esası olan ihlâs[/FONT][FONT=Arial] bizi men ediyor. Çünkü, bu gaflet zamanında, hususan tarafgirâne mefkûreler sahibi, herşeyi kendi mesleğine âlet ederek, hattâ dinini ve uhrevî harekâtını da o dünyevî mesleğe bir nevi âlet hükmüne getiriyor. Halbuki, hakaik-i imaniye ve hizmet-i nuriye-i kudsiye, kâinatta hiçbirşeye âlet olamaz. Rıza-ı İlâhîden başka bir gayesi olamaz. Halbuki şimdiki cereyanların tarafgirâne çarpışmaları hengâmında bu sırr-ı ihlâsı muhafaza etmek[/FONT][FONT=Arial], dinini dünyaya âlet etmemek müşkülleşmiş. En iyi çare, cereyanların kuvveti yerine, inayet ve tevfik-i İlâhiyeye dayanmaktır.» [/FONT][FONT=Arial](Emirdağ Lâhikası-l sh: 38)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]8- [FONT=Arial]«Bu sırada, dahilde, o kadar dahilî-haricî heyecanlı parti cereyanları varken ve bundan tam istifade etmek, yani mahdut birkaç arkadaşına bedel ve çok diplomatları kendisine tarafdar kazanmak için zemin hazırken, sırf siyasete karışmamak ve ihlâsına zarar vermemek ve hükûmetin nazarını kendine celb etmemek ve dünya ile meşgul olmamak için, bütün arkadaşlarına yazıp ki, “Sakın cereyanlara kapılmayınız, siyasete girmeyiniz, âsâyişe dokunmayınız” dediği ve bu iki cereyan bu çekinmesinden ona zarar verdikleri, eskisi evhamından, yenisi “Bize yardım etmiyor” diye ona çok sıkıntı verdikleri...» [/FONT][FONT=Arial](Emirdağ Lâhikası-l sh: 80) [/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Risale-i Nur’un mesleğini kutb-u a’zam dahi tasarrufu altına alamayacağını gösteren şu ifade:[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]9-[FONT=Arial] «Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsi ve o şahs-ı mânevîyi temsil eden has şakirdlerinin şahs-ı mânevîsi “Ferid” makamına mazhar oldukları için, değil hususî bir memleketin kutbu, belki ekseriyet-i mutlakayla Hicaz’da bulunan kutb-u âzamın tasarrufundan hariç olduğunu ve onun hükmü altına girmeye mecbur değil. Her zamanda bulunan iki imam gibi, onu tanımaya mecbur olmuyor. Ben, eskide, Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsini, o imamlardan birisini zannediyordum. Şimdi anlıyorum ki, Gavs-ı Âzam’da, kutbiyet ve gavsiyetle beraber, “Ferdiyet[/FONT][FONT=Arial]” dahi bulunduğundan, âhirzamanda, şakirdlerinin bağlandığı Risale-i Nur, o Ferdiyet makamının mazharıdır. Bu gizlenmeye lâyık olan bu sırr-ı azime binaen Mekke‑i Mükerremede[/FONT][FONT=Arial] dahi—farz-ı muhal olarak—Risale‑i Nur’un aleyhinde bir itiraz kutb-u âzamdan dahi gelse, Risale-i Nur şakirdleri sarsılmayıp, o mübarek kutb-u âzamın itirazını iltifat ve selâm suretinde telâkki edip, teveccühünü de kazanmak için, medâr-ı itiraz noktaları o büyük üstadlarına karşı izah etmek, ellerini öpmektir.» [/FONT](Kastamonu Lâhikası sh: 196)[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Evet, dinde söz sahibi büyük imamların, kitab ve sünnete istinaden tesbit ettikleri düsturlar, Risale-i Nur meşrebinin değiştirmeden muhafaza edilmesi hükmünü te’yid ettiğini beyan eden Üstad Bediüzzaman diyor ki:[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]10-[FONT=Arial] «Ulema-i ilm-i kelâmın[/FONT][FONT=Arial] ve usûlü’d-din allâmelerinin ve Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin dâhi muhakkiklerinin İslâmî akidelere dair çok tetkik ve muhakematla ve âyât ve hadisleri müvazene ile kabul ettikleri usûlü’d-din düsturları[/FONT][FONT=Arial], şimdiki Risale‑i Nur’un meşrebini muhafazaya[/FONT][FONT=Arial] emrediyor, kuvvet veriyor.» [/FONT][FONT=Arial](Emirdağ Lâhikası-l sh: 210)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Bediüzzaman Hazretleri, geçmiş asırlarda gelmiş müceddidlik makamındaki zâtlar bu zamanda olsaydılar, tasavvufî meslek tarzına bedel, Risale-i Nurun asıl vazifesi olan iman hizmetini esas alacaklarını şöyle ifade eder:[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]11-[FONT=Arial] «Eğer Şeyh Abdülkadir Geylânî (r.a.) ve Şah-ı Nakşibend (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi zatlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarf edeceklerdi. Çünkü saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir. İmansız Cennete gidemez fakat tasavvufsuz Cennete giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır.» [/FONT][FONT=Arial](Mektubat sh: 23) [/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Hem Risale-i Nur, kesbî ilim yolundan gidenleri takib etmeyip Kur’ânın bu asrın insanlarına bakan ve beşerî tasarrufu kabul etmeyen Kur’ânî bir meslek olduğuna dikkat çeken şu beyanlar:[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]12-[FONT=Arial] «Risale-i Nur, hükema ve ulemanın mesleğinde gitmeyip, Kur’ân’ın bir i’câz-ı mânevîsiyle, herşeyde bir pencere-i marifet açmış, bir senelik işi bir saatte görür gibi Kur’ân’a mahsus bir sırrı anlamıştır ki, bu dehşetli zamanda hadsiz ehl-i inadın hücumlarına karşı mağlûp olmayıp galebe etmiş.» [/FONT](Mesnevî Nuriye sh: 8)[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]13-[FONT=Arial] «Resâili’n-Nur dahi[/FONT][FONT=Arial] ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki, semâvî olan Kur’ân’ın şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe‑i arşîsinden iktibas edilmiştir.» [/FONT](Ş.. sh: 690)[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]14-[FONT=Arial] «Risaletü’n-Nur sair telifat gibi[/FONT][FONT=Arial] ulûm ve fünundan ve başka kitaplardan alınmamış. Kur’ân’dan başka me’hazı yok, Kur’ân’dan başka üstadı yok, Kur’ân’dan başka mercii yoktur. Telif olduğu vakit hiçbir kitap müellifinin yanında bulunmuyordu. Doğrudan doğruya Kur’ân’ın feyzinden mülhemdir ve semâ-i Kur’âniden ve âyâtının nücûmundan, yıldızlarından iniyor, nüzul ediyor.» [/FONT](Şualar sh: 711)[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Bütün bu tarzdaki beyanlar, Risale-i Nurun müceddidiyetini ifade eder. [/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Müceddid ise hataları tashih eder ve inayet-i hassa ile istikamet-i tammeye mazhardır.[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]15-[FONT=Arial] «Kur’ân’dan tereşşuh eden[/FONT][FONT=Arial] o Sözler ve risaleler, Kur’ân-ı Hakîmin bir nevi, müstakim tefsiri ve hakaik-i imâniyenin istikametli ve kuvvetli delilleri olduğundan, o risaleler ve sözlere gelen şeref ve takdir ve tahsin, Kur’ân’a ve hakaik-i imâna aittir. Madem öyledir bilâ-perva derim ki: [URL="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftn14"][12][/URL] sırrıyla, Kur’ân’da elbette bu istikametli tefsirinin istikameti[/FONT][FONT=Arial]ne işaret var. Evet var. Kur’ân o tefsirine hususî bakıyor. [/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Çünkü,,ayât-ı.........istikametin bir hususiyeti var ki, tarihiyle işaret ediyor. Halbuki, o asırda şahsen istikamette mümtaz bir hususiyet kesb etmek[FONT=Arial] çok uzaktır. Demek, şahsî istikamet değil. Öyleyse, o adamın teşebbüsüyle neşredilen esrar-ı Kur’âniye, o asırda istikamette imtiyaz kesb edecek. O adam şahsen gayr-ı müstakim olduğu halde, müstakimler içine ithali, o imtiyaza remzeder.» [/FONT](Sikke-i Tasdik-i Gaybî sh: 163) [/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Şu halde müceddidin mesleğinde yapılacak değiştirme, hakikat-i ve istikameti tağyir ve tahrib mânâsını taşır.[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Hatta (gelecek zât[FONT=Arial]) diye haber verilen o büyük şahsiyet “Risale-i Nuru kendine hazır bir proğram yapacak[/FONT][FONT=Arial]” (Bak: Emirdağ Lâhikası-l sh: 266 p.1 ve Sikke-i Tasdik-i Gaybî sh: 9 p.2) şeklindeki beyandan anlaşılıyor ki, O zât dahi[/FONT][FONT=Arial] Risale-i Nurun esasatını ve düsturlarını değiştirmeden[/FONT][FONT=Arial] tatbik edecek.[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Hazret-i Üstad, senelerce takib ettiği mesleğinden ayrılmamayı, vasiyet makamında tavsiye eden beyanatının son kısmında, hassasiyetle şu hususu nazara verir:[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]16-[FONT=Arial] «Ben maddî ve mânevî herşeyimi feda ettim, her musibete katlandım, her işkenceye sabrettim. Bu sayede hakikat-i imaniye her tarafa yayıldı. Bu sayede Nur mekteb-i irfanının yüz binlerce, belki de milyonlarca talebeleri yetişti. Artık bu yolda, hizmet-i imaniyede onlar devam edeceklerdir. Ve benim maddî ve mânevî herşeyden ferağat mesleğimden ayrılmayacaklardır[/FONT][FONT=Arial]. [/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Yalnız ve yalnız Allah rızası için çalışacaklardır.» (Emirdağ Lahikası-ll sh: 80)[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Bunlar gibi daha da nümuneler gösterilebilir. Fakat bu parçalar, maksadı açık gösterdiğinden yeterli görüldü.[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Risale-i Nurdaki sarih beyanların gösterdiği ve esas teşkil eden düsturların[FONT=Arial], beşerî anlayışlarla ilga veya tebdil edilmemesinin bir hikmeti, risalelerin çoğu vehbi ilim ve ilham ile yazdırılmış olmasıdır. (Bk: İPA - İslâm Prensipleri Ansiklopedisi 2294/2. p.) yani: Risale-i Nur’un ekserisi, manevî i’caz-ı Kur’andan geldiği ve dolayısıyla ilm-i beşerînin tasarruf edemiyeceği ortaya çıkıyor. Hatta Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nurun müellifi olduğu halde, değil manasına tasarruf etmek, manayı taşıyan tarz-ı ifadesine de dokunamadığını beyan eder. Ezcümle diyor ki:[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]17-[FONT=Arial] «Yazdığım vakit, irade ve ihtiyarımla olmadığını hissettiğimden, kendi fikrimle tanzim veya ıslah etmeyi[/FONT][FONT=Arial] muvafık görmediğim için bir parça fehmi işkâl edecek bir vaziyet aldı.» [/FONT][FONT=Arial](Şualar sh: 99)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Onbirinci Mektub hakkında da şöyle diyor:[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]18-[FONT=Arial] «Halbuki tanzimsiz, müşevveş bir sûrette idiler. Onlar ne hâl ile yazılmış ise, öyle kalması lâzım geliyordu. Sonradan tashih[/FONT][FONT=Arial] ve tanzim etmeye me’zun değiliz[/FONT][FONT=Arial]!» [/FONT][FONT=Arial](Mektubat sh: 488)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]19-[FONT=Arial] «Bütün Sözlerde konuşan ben değilim[/FONT][FONT=Arial]. Belki, işârât-ı Kur’âniye namına hakikattir. Hakikat ise hak söyler, doğru konuşur. Eğer yanlış birşey gördünüz muhakkak biliniz ki, haberim olmadan fikrim karışmış, karıştırmış, yanlış etmiş.» [/FONT](Sözler sh:651)[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]20-[FONT=Arial] «İnsan kusurlardan, nisyandan, sehivden hâli değil. Benim bilmediğim çok kusurlarım var. Belki de fikrim karışmış, risalelerde hatalar da olmuş. » [/FONT](Kastamonu Lâhikası sh: 161)[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Buna benzer hayli ifadeler var. Evet kesbî ilim, ilhamla gelen vehbî ilme müdahale edemez[FONT=Arial]. Risale-i Nur ise, ekseriyetle vehbî ve ilhamîdir. Bediüzzaman Hazretleri diyor ki: [/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]21-[FONT=Arial] «Hakaike dair mesâilde külliyatları ve bazan da tafsilâtları sünuhat-ı ilhâmiye[/FONT][FONT=Arial] nev’inden olduğundan, hemen umumiyetle şüphesizdir, kat’îdir. Onların hususunda sizlere bazı müracaat ve istişarem, tarz-ı telâkkisine dairdir. Onlar hakikat ve hak olduklarına dair değildir[/FONT][FONT=Arial]. Çünkü, hakikat olduklarına tereddüdüm kalmıyor.» [/FONT][FONT=Arial](Barla Lâhikası sh: 138)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]22-[FONT=Arial] Evet «Risale-i Nur’un mesâili, ilimle, fikirle, niyetle ve kastî bir ihtiyarla değil ekseriyet-i mutlakayla sünuhat, zuhurat, ihtârât[/FONT][FONT=Arial] ile oluyor. » [/FONT][FONT=Arial](Kastamonu Lâhikası sh: 210)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]23-[FONT=Arial] «Bazı sualler soruyorsunuz. Aziz kardeşim, yazılan galip Sözler ve Mektuplar, ihtiyarsız, def’î ve âni bir surette kalbe geliyordu, güzel oluyordu. Eğer ihtiyar ile, Eski Said gibi kuvve-i ilmiye ile düşünüp cevap versem, sönük düşer, noksan olur.» [/FONT][FONT=Arial](Mektubat sh:279)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Bunlar gibi beyanlar, Risale-i Nur’un vehbîliğini gösteriyor ki ortaya koyduğu hakaik ve düsturlara, beşerî düşünce ve maslahat anlayışlariyle müdahaleleri kaldırmaz. Çünkü Kur’ândan irtibatı kesilir ve büyük felâkete kapı açılır. Hem yine Hazret-i Üstad kesbî ilmi, vehbî ilme tasarruf ettirilemiyeceğini ihtar makamında ve dâhi-i a’zam olmasına rağmen kendi şahsını misal göstererek diyor ki:[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]24-[FONT=Arial] «Ben Kur’ân-ı Hakîm’in sırf bir hizmetkârıyım, o mukaddes dükkânın bir dellâlıyım. Şahsî dükkânımdaki[/FONT][FONT=Arial] perişan, ehemmiyetsiz şeyleri satışa çıkarmıyacağım ve çıkarmak istemiyorum.» [/FONT](Barla Lâhikası sh: 269)[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]İşte Hazret-i Bediüzzaman böyle derse, onun talebesinin, -ifade değişikliği yapmaya nisbeten en aşırı bir tasarruf sayılacak olan- düsturlardan değiştirmeye kalkışmanın ne kadar garib olacağı aşikârdır. Risale-i Nurda nazara verilen “teslimiyet” , “sadakat” ve “Risale-i Nura kanaat etme” nin bir hakikatı da budur.[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Bu meselenin bir ince ciheti şudur ki: İlham-ı ilâhî, kâinatı yaratan Hâlik’ın yarattıklarını her cihetle ihata eden ilminden geldiği cihetiyle mu’cize-i maneviye sırrını taşır. Yani Allahtan başka hiçbir kimsenin kelâmı, hakaik-ı kâinata ve esrar-ı ilâhiyeye ve ihtiyacat ve ahval-i beşeriyeye ve terakkiyatına tam mutabık külli manaları tazammun edemez ve etmesi de muhaldır. Bu sır içindir ki, Kur’an namına manen vazifeli olan müceddidlerin eserleri, ekseriyetle ilm-i ledünden ve ilhamdan hissedardır. İlm-i beşerî edebî sahada parlak ve zâhiren şa’şaalı cümleler ortaya koyabilir. Fakat bu kelime ve cümleleri, Kur’anda [I]“kelimat-ı Rabbî[/I][I]”[/I][FONT=Arial] (18:109) tabiriyle bildirilen ve mezkûr mana inceliğine de bakan küllî ilhamların ve hâlî ve hilkat kelimelerinin yanında sönük kalır. Risale-i Nurların senelerce ve defalarca ve hayat boyunca okunmasının bir hikmeti de bu sır olsa gerek. [/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Düsturların değişmezliği[FONT=Arial] cihetindeki diğer ehemmiyetli bir hususta şudur ki: ibadet hakikatı, ilâhî emir ve yasak ve tavsiyelere göre hareket etmekle tahakkuk eder. Bu emir ve tavsiyeleri de hakiki ehliyetli zatların Kur’andan alıp yazdıkları mutemed eserlerinden öğreniriz. Binaenaleyh Kur’andan mülhem Risalelerdeki düsturlara beşerî tasarrufun girmesi[/FONT][FONT=Arial] halinde, o düsturların Kur’andan gelme vasfı zedelenir ve hizmetin ibadet olma hakikatı da zail olur. Bu hususa Risale-i Nur’un muhtelif yerlerinde dikkat çekilir. Mes’eleyi uzatmamak için icmalen bâzı hikmetleri hatırlatmakla iktifa edildi. Çünkü aynı mes’ele hakkında buna benzer daha pek çok hikmetler vardır.[/FONT][/B][/COLOR] [CENTER][COLOR=Red][B][/B] [B][/B][/COLOR] [/CENTER] [COLOR=Red][/COLOR] [B][COLOR=Red][B]5-TAKVÂ-YI MUHAFAZA VE BİD’ATLARDAN UZAK DURMAK[/B][/COLOR][/B] [COLOR=Red][B]1-[FONT=Arial] «Nurun mesleği, hakikat ve sünnet-i seniye ve feraize dikkat ve büyük günahlardan çekinmek[/FONT][/B][B][FONT=Arial] esastır[/FONT][FONT=Arial].» [/FONT][FONT=Arial](Emirdağ Lâhikası-l sh: 241)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]2-[FONT=Arial] «Bu mektup gayet ehemmiyetlidir.[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Aziz, sıddık kardeşlerim,[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Bugünlerde, Kur’ân-ı Hakîmin nazarında, imandan sonra en ziyade esas[/B][B][FONT=Arial] tutulan takvâ ve amel-i salih esaslarını[/FONT][/B][B][FONT=Arial] düşündüm[/FONT][FONT=Arial]. Takvâ, menhiyattan ve günahlardan içtinab [/FONT][FONT=Arial]etmek ve amel-i salih, emir dairesinde[/FONT][FONT=Arial] hareket ve hayrat kazanmaktır. Her zaman def-i şer, celb-i nef’a râcih[/FONT][FONT=Arial] olmakla beraber, bu tahribat ve sefahet ve câzibedar hevesat zamanında bu takvâ olan def-i mefasid[/FONT][/B][B][FONT=Arial] ve terk-i kebair üssü’l-esas olup büyük bir rüçhaniyet kesb etmiş. Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takvâ bu tahribata karşı en büyük esastır[/FONT][FONT=Arial]. Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur[/FONT][FONT=Arial].. [/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]..Risale-i Nur şakirdlerinin, bu zamanda en mühim vazifeleri, tahribata ve günahlara karşı takvâyı esas tutup[/B][B][FONT=Arial] davranmak gerektir[/FONT][FONT=Arial].» [/FONT][FONT=Arial](Kastamonu Lâhikası sh: 148)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]3-[FONT=Arial] «Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve ferâizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmek[/FONT][/B][B][FONT=Arial]le[/FONT][FONT=Arial] muhafaza ediniz.» [/FONT](Kastamonu Lâhikası sh: 157)[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]4-[FONT=Arial] «Risale-i Nur talebelerinden bir genç hâfız, pek çok adamların dedikleri gibi dedi: “Bende unutkanlık hastalığı tezayüt ediyor, ne yapayım?”[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Ben de dedim: “Mümkün oldukça nâmahreme nazar etme[FONT=Arial] Çünkü rivayet var: İmam-ı Şâfiî[/FONT][FONT=Arial]’nin (r.a.) dediği gibi, Haram-ı nazar, nisyan verir.”[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Evet, ehl-i İslâmda, nazar-ı haram ziyadeleştikçe, hevesat-ı nefsaniye heyecana gelip, vücudunda su-i istimalâtla israfa girer. Haftada birkaç defa gusle mecbur olur. Ondan, tıbben kuvve-i hâfızasına zaaf gelir.» [FONT=Arial](Kastamonu Lâhikası sh: 133)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]5-[FONT=Arial] «Suretperestlik[/FONT][FONT=Arial], ahlâkı fena halde sarstığı ve sukut-u ruha sebebiyet verdiği şununla anlaşılır:[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Nasıl ki, merhume ve rahmete muhtaç bir güzel kadın cenazesine nazar-ı şehvet ve hevesle bakmak, ne kadar ahlâkı tahrip eder. Öyle de, ölmüş kadınların suretlerine veyahut sağ kadınların küçük cenazeleri hükmünde olan suretlerine hevesperverâne bakmak, derinden derine hissiyât-ı ulviye-i insaniyeyi sarsar, tahrip eder.» (Sözler sh: 410)[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]6-[FONT=Arial] «Âhirzamanda bir şahsın hatiât ve günahlarının gayet dehşetli bir yekûn teşkil ettiğine dair rivayetler vardır..[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B] ..Şimdi bu zamanda müteaddit esbabını gördük.[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B][I][FONT=Arial]Ezcümle: [/FONT][/I][FONT=Arial]Müteaddit o vücuhundan radyomla anlaşıldı[/FONT][/B][B][FONT=Arial] ki, o birtek adam, birtek kelimeyle[/FONT][/B][B][FONT=Arial] bir milyon kebairi birden işler. Ve milyonlarla insanı dinlettirmekle günahlara sokar[/FONT][FONT=Arial].» [/FONT][FONT=Arial](Kastamonu Lâhikası sh: 71)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]7-[FONT=Arial] «[I]Kardeşin hassası ve şartı[/I][/FONT][I] şudur ki:[/I] Hakikî olarak Sözlerin neşrine ciddî çalışmakla beraber, beş farz namazını edâ[FONT=Arial] etmek, yedi kebâir[/FONT][/B][B][FONT=Arial]i işlememektir[/FONT].» (Mektubat sh: 344)[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]8-[FONT=Arial] « Yedi kebâiri soruyorsunuz[/FONT][FONT=Arial]. Kebâir[/FONT][FONT=Arial] çoktur fakat ekberü’l-kebâir[/FONT][FONT=Arial] ve mûbikat-ı seb’a[/FONT][FONT=Arial] tâbir edilen günahlar yedidir: Katl, zina, şarap, ukuk-u vâlideyn (yani kat-ı sıla-i rahim), kumar, yalancı şehadetlik, dine zarar verecek bid’alara taraftar olmaktır[/FONT][FONT=Arial].» [/FONT][FONT=Arial](Barla Lâhikası sh: 335)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]9-[FONT=Arial] «Beş farz namazını kılan[/FONT][FONT=Arial] ve yedi kebâiri terk eden[/FONT][/B][B][FONT=Arial] zatları, şu manevî münasebet ve görüşmek neticesi olarak, âhiret kardeşliğine kabul ediyorum[/FONT][FONT=Arial]. Ben her sabah manevî kazancım ne ise, o âhiret kardeşlerimin sahife-i a’mâline geçmek için Cenab-ı Hakkın dergâhına niyaz edip hediye ediyorum. Onlar dahi beni manevî hayratlarına ve dualarına hissedar etmelidirler—tâ hisselerini kazancımızdan alsınlar.» [/FONT][FONT=Arial](Barla Lâhikası sh: 269)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]10-[FONT=Arial] «Üstadım bana ve dinleyen her zevi’l-ukule, “Tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır. Beş vakit namazını hakkıyla edâ et[/FONT][FONT=Arial] namazın nihayetindeki tesbihleri yap[/FONT][FONT=Arial] ittibâ-ı sünnet et[/FONT][FONT=Arial] yedi kebâiri işleme[/FONT][/B][B][FONT=Arial]” dersini vermiştir[/FONT].» (Barla Lâhikası sh: 29)[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]11-[FONT=Arial] «Gıybetin en fena[/FONT][FONT=Arial] ve en şenîi ve en zâlimâne kısmı, kazf-i muhsanât[/FONT][FONT=Arial] nev’idir. Yani, gözüyle görmüş dört şahidi gösteremeyen bir insan, bir erkek veya kadın hakkında zinâ isnat etmek, en şenî bir günah-ı kebâir[/FONT][/B][B][FONT=Arial] ve en zâlimâne bir cinayettir, hayat-ı içtimâiye-i ehl-i imanı zehirlendirir bir hıyanettir[/FONT][FONT=Arial].» [/FONT][FONT=Arial](Barla Lâhikası sh: 267)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]12-[FONT=Arial] «Risaletü’n-Nur, gerçi umuma teşmil suretiyle değil, fakat herhalde hakikat-i İslâmiyenin içinde cereyan edip gelen esas-ı velâyet ve esas-ı takvâ[/FONT][FONT=Arial] ve esas-ı azimet ve esâsât-ı Sünnet‑i Seniye gibi ince, fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek bir vazife-i asliyesidir. Sevk-i zaruretle, hâdisâtın fetvalarıyla onlar terk edilmez.» [/FONT][FONT=Arial](Kastamonu Lâhikası sh: 77)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]13- [FONT=Arial]«Sen o nefersin, senin namazın, talimatındır. Ve terk-i kebair ile takvan[/FONT][/B][B][FONT=Arial] ve nefis ve şeytanla olan mücaheden ise harbindir. Senin yegâne gaye-i fıtratın da budur.[/FONT][FONT=Arial] Fakat bunda da muvaffık ve muîn yine ancak Allah'tır.» [/FONT][FONT=Arial](Mesnevî-i Nuriye sh: 467, Tercüme A. Badıllı) [/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Dahilde çıkan sinsi fitneye ve münafıkların ifsadatına karşı bir ikaz:[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]14- [FONT=Arial]«Ey birader! Düşman hariçte olsa, insan, silâhsız o düşmanla geçinebilir. Fakat düşman kale içine girse ve gizlense, o vakit o düşmana karşı silâhlanmak, zırh giymek ve gayet dikkat etmek, hem pek ciddi sebat etmek lâzımdır. Ta ki hayat-ı ebedîsini hafi darbelerden kurtarabilsin.[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Ey kardeş! Zırh ve silâh, namaz ve takva[/B][B][FONT=Arial]dır[/FONT][FONT=Arial]. Kur’ân’ın zincirini muhkem tut. Onun sözüne kulak ver. Başkaları seni aldatmasın. Şu zamanın gafil sarhoşları içinde seni, terk-i şeaire[/FONT][/B][B][FONT=Arial] ve medeniyet-i dünyaya davet edenlere de ki:[/FONT][FONT=Arial] “Hey sersem gafiller! Benim halim sizi dinlemeye müsait değil.» [/FONT][FONT=Arial](Nurun İlk Kapısı sh: 143)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]15-[FONT=Arial] «Risale-i Nur şakirdleri hakkında necatlarına ve ehl-i saadet olduklarına dair kuvvetli işaret-i Kur’âniyeyi ve beşaret-i Aleviyeyi ve Gavsiyeyi düşündüm. Kalben dedim ki: “Herbiri bin yerden gelen günahlara karşı bir dille nasıl mukabele eder, galebe eder, necat bulur?” diye mütehayyir kaldım. Bu tahayyürüme mukabil ihtar edildi ki:[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Risale-i Nur’un hakikî ve sâdık şakirdlerinin mâbeynlerindeki düstur-u esasiye olan iştirak-i a’mâl-i uhreviye kanunuyla ve samimî ve hâlis tesanüd sırrıyla herbir hâlis, hakikî şakird, bir dille değil, belki kardeşleri adedince dillerle ibadet edip istiğfar eder. Bin taraftan hücum eden günahlara, binler dille mukabele [FONT=Arial]eder. Bazı melâikenin kırk bin dille zikrettikleri gibi, hâlis, hakikî, müttakî bir şakird[/FONT][FONT=Arial] dahi kırk bin kardeşinin dilleriyle ibadet eder, necata müstehak ve inşaallah ehl-i saadet olur. Risale-i Nur dairesinde sadakat ve hizmet ve takvâ ve içtinab-ı kebâir derecesiyle[/FONT][FONT=Arial] o ulvî ve küllî ubudiyete sahip olur. Elbette, bu büyük kazancı kaçırmamak için, takvâda, ihlâsta, sadakatte[/FONT][FONT=Arial] çalışmak gerektir.» [/FONT][FONT=Arial](Kastamonu Lâhikası sh: 96)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]16-[FONT=Arial] «İman etmek, Kur’ân-ı Azîmüşşânın ders verdiği [/FONT][FONT=Arial]gibi, O Hâlıkı, sıfatlarıyla, isimleriyle[/FONT][FONT=Arial], umum kâinatın şehadetine istinaden kalben tasdik etmek ve elçileriyle gönderdiği emirleri tanımak[/FONT][FONT=Arial] ve günah ve emre muhalefet [/FONT][FONT=Arial]ettiği vakit, kalben tevbe ve nedamet etmek[/FONT][/B][B]iledir. Yoksa, büyük günahları serbest işleyip[FONT=Arial] istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan hissesi olmadığına delildir.» [/FONT][FONT=Arial](Emirdağ Lâhikası-l sh: 203)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]17-[FONT=Arial] «Yarın seni zillet ve rezaletlere mâruz bırakmakla terk edecek olan dünyanın sefahetini bugün kemal-i izzet ve şerefle terk edersen, pek aziz ve yüksek olursun. Çünkü, o seni terk etmeden evvel sen onu terk edersen, hayrını alır, şerrinden kurtulursun. Fakat vaziyet mâkûse olursa, kaziye de mâkûse olur.» [/FONT](Mesnevî-i Nuriye sh: 188)[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]18-[FONT=Arial] «İnsan çok vehham, ihtiyatlı olduğuna nazaran, dünyevî bir işte onda bir zarar ihtimali varsa içtinap eder. Âhiret işi olursa, onda dokuz zarar ihtimali olduğu halde, içtinap etmez. İşte cehalet bu kadar olur!» [/FONT](Mesnevî-i Nuriye sh: 147)[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]19-[FONT=Arial] «Risale-i Nur’un hakikî şakirdleri, neşriyat-ı diniyelerinde ve ittibâ-ı sünnetteki ibadetlerinde ve içtinab-ı kebâirdeki takvâlarında[/FONT][/B][B][FONT=Arial], Kur’ân hesabına vazifedar sayılırlar[/FONT][FONT=Arial].» [/FONT][FONT=Arial](Kastamonu Lâhikası sh: 185)[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]20-[FONT=Arial] «Üstadın iffet ve istikametteki hudutsuzluğu, bilmüşahede sabittir ve inkârı gayr-ı kabildir. Hayatı boyunca, hanımlarla konuşmaktan[/FONT][/B][B][FONT=Arial], nazarıyla dahi meşgul olmaktan şiddetle içtinap etmiştir[/FONT][FONT=Arial]. Bir mektubundan anlaşıldığı gibi, [/FONT][/B][B]gençliğinde dahi iffet ve istikametin zirve-i müntehasında[/B][B] olduğu, onu yakından tanıyan ve hayatına âşinâ olanların müşahedeleriyle sabittir.» (Tarihçe-i Hayat sh: 464)[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]NETİCE: Yukarıdaki kısmen ve kısaca alınmış parçaların sarih beyanları, Risale-i Nurda takva[FONT=Arial] ve içtinab-ı kebair bir esas ve şart olduğunu gösterir.[/FONT][/B][/COLOR] [CENTER][COLOR=Red][B][/B] [B][/B][/COLOR] [/CENTER] [COLOR=Red][/COLOR] [COLOR=Red][B][URL="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref1"][1][/URL] Meslek Düsturlarının Değişmezliği Esasının sonuna bakınız. (Hazırlayanlar)[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B][URL="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref2"][2][/URL] Nahl Sûresi, 16:103.[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B][URL="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref3"][3][/URL] “Okun yaydan fırlaması gibi dinden çıkarlar.” [I]Buharî,[/I] Enbiyâ: 6; Menâkıb: 25; Meğâzî: 61; Fedâilü’l-Kur’ân: 36; Edeb: 95; Tevhid: 23, 57; İstitâbe: 95; [I]Müslim[/I], Zekât: 142-144, 147, 148, 154, 156, 159; [I]Ebû Dâvud, [/I]Sünnet: 28; [I]Tirmizî,[/I] Fiten: 24; [I]Nesâî,[/I] Zekât: 79, Tahrîm: 26; [I]İbni Mâce,[/I] Mukaddime: 12; [I]Muvattâ’, [/I]Messü’l-Kur’ân: 10; [I]Müsned,[/I] 1:88, 3:5, 4:145, 5:42. (Hazırlayanlar)[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B][URL="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref4"][4][/URL] [I]Müslim,[/I] Cum'a: 43; [I]Ebû Dâvud,[/I] Sünnet: 5; [I]Nesâî,[/I] Î'deyn: 22; [I]İbn-i Mâce, [/I]Mukaddime: 6, 7; [I]Dârimî,[/I] Mukaddime: 16, 23; [I]Müsned, [/I]3:310, 371, 4: 126, 127.[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B][URL="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref5"][5][/URL] Mâide Sûresi, 5:3.[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B][URL="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref6"][6][/URL] el-Heysemî, [I]Mecmeu’z-Zevâid,[/I] 6:244; [I]Müsned,[/I] 3:31, 33, 82; İbni Hibban, [I]Sahih,[/I] 9:46, no. 6898. [/B][/COLOR] [COLOR=Red][B][URL="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref7"][7][/URL] Hûd Sûresi, 11:113.[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B][URL="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref8"][8][/URL] Hûd Sûresi, 11:112.[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B][URL="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref9"][9][/URL] Şuarâ Sûresi, 26:84[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B][URL="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref10"][10][/URL][FONT=NewCenturySchlbkTŸ] Zümer Sûresi, 39:2-3.[/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][B][URL="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref11"](*)[/URL] Madem muhatablar içine Nurcular girdiler. Sıdk kelimesine ihlâs, sadakat, sebat, tesanüd gibi kelimeler ilave olur. (Bediüzzaman)[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B][URL="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref12"][11][/URL] Yunus Sûresi, 10:72; Hûd Sûresi, 11:29; Sebe’ Sûresi, 34:47.[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B][URL="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref13"](*)[/URL] İnsanın his, niyet ve düşünce gibi görünmeyen iç dünyasının bazı fiilî tezahürleri vardır. Görünen bu tezahürlerle görünmeyen içteki ahvale intikal edilir. «Evet, insanın fiilleri kalbin, hissin temayülâtından çıkar.» (Hutbe-i Şamiye sh: 77) ifadesiyle nazara verilen ölçüye göre bazı parağrafları ele alacağız.[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]Mesela 74. p. da: Dine tabi olmayan iktidar sahiblerinin maaş ve vaiz-i umumî yapmak gibi tekliflerini kabul etmek; [/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]75. p. da: Şer cereyanının hakimiyeti içinde siyasete girmek;[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]76, 85, 86. p. larda: Manevî hizmet ehlinin diplomatlarla hizmet beraberliğine girmeleri;[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]77, 78. p. da: Maddî - manevî mertebelerden kaçmamak;[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]79. p. da : Hizmette rekabet yapmak;[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]88, 89. p. da: Kendini makam sahibi göstermek tavırları takınmak;[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B]94. p. da : Hizmet ehlinin maddi menfaat için insanlara el açması gibi durumlar ve hareketler, ihlas sırrına aykırı düşen fiilî tezahürleridir. (Hazırlayanlar)[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B][URL="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref14"][12][/URL] En’âm Sûresi, 6:59.[/B][/COLOR] [COLOR=Red][B][URL="http://www.tevhid.gen.tr/#_ftnref15"][13][/URL] Hûd Sûresi, 11:105.[/B][/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Sorularla Risale-i Nur
Esaslarda İttifak zaruridir
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst