Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Şiirler
Ey Oruç, Tut Beni
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="_bamteli_" data-source="post: 163418" data-attributes="member: 15023"><p><span style="color: #000000"><span style="color: #3F3F3F"><em><span style="color: red">Leylâ 'dan Mevlâ 'ya yol vardır</span> </em></span></span></p><p><span style="color: #000000"><span style="color: #3F3F3F"><em>Mektubunu aldım ve işte, okuyorum: Can dost, </em></span></span></p><p><span style="color: #000000"><span style="color: #3F3F3F"><em>Mektubunda Dar Kapı'yı zorladığını gördüm. Yoldaşlığın için teşekkür ederim. </em></span></span></p><p><span style="color: #000000"><span style="color: #3F3F3F"><em>Hatırlarsan, Dar Kapı'da iki sevgili vardı. Alissa ve Jerorne aynı yolun yolcusu olmaya kararlı idiler. Ama, Alissa sonradan Jerome'u sevmesinin Allah'ı sevmesine mani olacağını düşünecekti. Birbirlerinin yekdiğerine O'na giden yolda tuzak olacağı kanaatindeydi Alissa. Jerome Alissa'ya takılıp, Allah'ı unutabilir veya Alissa Jerome'u geçemeyip Mevlâ'dan olabilirdi. Her birisi yekdigerine Leylâ olabilir, onun kalbindeki Sevgi'ye gölge düşürebilirdi. Yani, mahlukatta takılıp Hâlık'tan yüz çevirme korkusu... </em></span></span></p><p><span style="color: #000000"><span style="color: #3F3F3F"><em>Bence, Alissa hem haklıydı, hem haksızdı. Haklıydı, çünkü 'Bir kalbe iki sevgi aynı anda sığmaz" diye düşünüyordu. Yani, ya mahlukat sevilirdi, ya da Allah. "Ya Leylâ, ya Mevlâ" diyordu haliyle. Peki, hem mahlukat, hem Halik sevilemez miydi? Doğrusu, mahlukata kendi adına bakılırsa, cevap "Hayır"dı. </em></span></span></p><p><span style="color: #000000"><span style="color: #3F3F3F"><em>Ama, mahlukata bir de Halik adına bakmak var, değil mi? Tercihlerimiz "ya Leylâ, ya Mevlâ" keskinliğinde değil çok şükür. Leylâ'yı Mevlâ adına sevmek diye bir kapı daha var. Çünkü, Mevlâ bize Kendisini Leylâ'larla tanıttırıyor, bizi onlarla sevindiriyor, Kendisini Leylâ ile sevdiriyor, işte, Alissa'nın haksızlığı da bu kapıyı çalmamasıyla başlıyor. O'na giderken mahlukatı terketmek yerine, mahlukatı ona yol etmek de vardı oysa. </em></span></span></p><p><span style="color: #000000"><span style="color: #3F3F3F"><em>Dediğin gibi, herşey nihayet gelip 'harfte düğümleniyor. Alissa'ya bu harfi Ögretselerdi, herhalde ona kırk yıl köle olurdu. Harfi hem okumalı, hem okumamalı. Harfi hem görmeli, hem görmemeli insan. Okumalı; çünkü onsuz kelime tam olmuyor. Okumamalı; çünkü kelime ondan ibaret değil. Harfi görmeli, çünkü isme giden yol onun üzerinden geçiyor. Görmemeli, çünkü ona bakıp kalan isme geçemez. Netice, harfe işaret ettiği isim adına bakılmalı. Mahlukata Hâlık'a işaret eden deliller olarak bakmalı. Leylâ'yı Mevlâ'nın sevgisinin elçisi olarak görmeli. Elçiyi padişah yerine koymamalı, doğru. Ama, elindeki mektubu da okumadan etmemeli. Çünkü mektup padişahındır. </em></span></span></p><p><span style="color: #000000"><span style="color: #3F3F3F"><em>"Ey Kendisinden başkasını sevmeme razı olmayan Rabbim!" diyordu çaresiz Alissa, "Herşeyimi elimden aldığın gibi, kalbimi de al!" Ne kadar haklı değil mi? Ayine-i Samed olan kalbinin başka mahbublara peşkeş edilmeyeceğini kavramış masum bir insanın duası bu. "işte kalbimi taşıyamıyorum, onu benden al" der gibiydi. Onun adına olmayan sevgiler kalbi kanatıyordu. Yalnızlıklara, firkatlere savuruyordu. Çünkü, husulü anında zevali başlar herşeyin. Her vuslat gerçekte bir firkat habercisidir. Kemâl zevalle ikiz kardeştir. Her sevda bir veda... Kalbi olan hangi insan dayanır buna? </em></span></span></p><p><span style="color: #000000"><span style="color: #3F3F3F"><em>Alissa, ne kalbsiz yaşamaya razı, ne de kalbini öldürmeye. O fetret insanıydı ve kalbiyle ölmek istiyordu: "Senden başka bîr-şey görmeyeceğim bir yere al beni Rabbim!" Zihnim bugünlerde bu saf, duru, sevecen cennet tarifiyle meşgul. O, böylece ölümü istedi. Ve Rabbi ona ölümü verdi. Bense, bir Kur'ân talebesi olarak yaşamayı istiyorum, "ölüm dediğin nedir ki Rabbim! Senîn için yaşamayı bile göze aldim" diyerek. "Senden başka birşey göstermeyen bir yerde yaşat beni Rabbim!" diye dua ederek. </em></span></span></p><p><span style="color: #000000"><span style="color: #3F3F3F"><em>Alissa'nın hatası muhtaciyet halini aşmaya çalışmasıydı. Jerome'u sevmeye muhtaçtı. Allah'ı sevmeye de muhtaçtı. Çare bu ihtiyaçlardan birini inkâr etmek değil, ikisini de görüp ona o ihtiyaçları Verene iltica etmekti. Jerome'a muhtaç olan Jerome'u Jerome'dan değil, Jerome'un Sahibinden istemeli, insan sevmeyi de ister, sevilmeyi de. Sevmeye de muhtacız, sevilmeye de. O halde, bu ihtiyacımızı görüp bize niye verildiğini düşünmeli, bizi nereye götüreceğini farketmeliyiz. Sevdiklerimiz var, doğru. Sevenlerimiz var, doğru. O halde, yola buradan yürümeye başlamalı. </em></span></span></p><p><span style="color: #000000"><span style="color: #3F3F3F"><em>işte, kalbimizi keşfettik. O bize kalbimizi verdi. Kalbimizi öldürmek yerine, kalbimizi O'na yol eyleyelim diye. Kalbimizi adımlayan bir yolcu olmalıyız. Ve kalbimiz önde, mahlukat boyu yürümeli, yürümeliyiz. Her birinin alnına bir Leylâ sevgisi kondurabilmeli, ve o Leylâ'yı Mevlâ'nın elçisi, kapıcısı, tablacısı eylemeli. Güle âşık olmalı; tâ ki gülü onun isminin harfi eyleyelim. </em></span></span></p><p><span style="color: #000000"><span style="color: #3F3F3F"><em>Hâsılı, Allah'ı sevmemiz mahlukatsız olmamalı; mahlukatı sevmemiz Allah'sız olmamalı. Elçi Padişah değildir, ama Padişah'tan haber getirir. </em></span></span></p><p><span style="color: #000000"><span style="color: #3F3F3F"><em></em></span></span></p><p><span style="color: #000000"><span style="color: #3F3F3F"><em>Senai Demirci</em></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="_bamteli_, post: 163418, member: 15023"] [COLOR=#000000][COLOR=#3F3F3F][I][COLOR=red]Leylâ 'dan Mevlâ 'ya yol vardır[/COLOR] Mektubunu aldım ve işte, okuyorum: Can dost, Mektubunda Dar Kapı'yı zorladığını gördüm. Yoldaşlığın için teşekkür ederim. Hatırlarsan, Dar Kapı'da iki sevgili vardı. Alissa ve Jerorne aynı yolun yolcusu olmaya kararlı idiler. Ama, Alissa sonradan Jerome'u sevmesinin Allah'ı sevmesine mani olacağını düşünecekti. Birbirlerinin yekdiğerine O'na giden yolda tuzak olacağı kanaatindeydi Alissa. Jerome Alissa'ya takılıp, Allah'ı unutabilir veya Alissa Jerome'u geçemeyip Mevlâ'dan olabilirdi. Her birisi yekdigerine Leylâ olabilir, onun kalbindeki Sevgi'ye gölge düşürebilirdi. Yani, mahlukatta takılıp Hâlık'tan yüz çevirme korkusu... Bence, Alissa hem haklıydı, hem haksızdı. Haklıydı, çünkü 'Bir kalbe iki sevgi aynı anda sığmaz" diye düşünüyordu. Yani, ya mahlukat sevilirdi, ya da Allah. "Ya Leylâ, ya Mevlâ" diyordu haliyle. Peki, hem mahlukat, hem Halik sevilemez miydi? Doğrusu, mahlukata kendi adına bakılırsa, cevap "Hayır"dı. Ama, mahlukata bir de Halik adına bakmak var, değil mi? Tercihlerimiz "ya Leylâ, ya Mevlâ" keskinliğinde değil çok şükür. Leylâ'yı Mevlâ adına sevmek diye bir kapı daha var. Çünkü, Mevlâ bize Kendisini Leylâ'larla tanıttırıyor, bizi onlarla sevindiriyor, Kendisini Leylâ ile sevdiriyor, işte, Alissa'nın haksızlığı da bu kapıyı çalmamasıyla başlıyor. O'na giderken mahlukatı terketmek yerine, mahlukatı ona yol etmek de vardı oysa. Dediğin gibi, herşey nihayet gelip 'harfte düğümleniyor. Alissa'ya bu harfi Ögretselerdi, herhalde ona kırk yıl köle olurdu. Harfi hem okumalı, hem okumamalı. Harfi hem görmeli, hem görmemeli insan. Okumalı; çünkü onsuz kelime tam olmuyor. Okumamalı; çünkü kelime ondan ibaret değil. Harfi görmeli, çünkü isme giden yol onun üzerinden geçiyor. Görmemeli, çünkü ona bakıp kalan isme geçemez. Netice, harfe işaret ettiği isim adına bakılmalı. Mahlukata Hâlık'a işaret eden deliller olarak bakmalı. Leylâ'yı Mevlâ'nın sevgisinin elçisi olarak görmeli. Elçiyi padişah yerine koymamalı, doğru. Ama, elindeki mektubu da okumadan etmemeli. Çünkü mektup padişahındır. "Ey Kendisinden başkasını sevmeme razı olmayan Rabbim!" diyordu çaresiz Alissa, "Herşeyimi elimden aldığın gibi, kalbimi de al!" Ne kadar haklı değil mi? Ayine-i Samed olan kalbinin başka mahbublara peşkeş edilmeyeceğini kavramış masum bir insanın duası bu. "işte kalbimi taşıyamıyorum, onu benden al" der gibiydi. Onun adına olmayan sevgiler kalbi kanatıyordu. Yalnızlıklara, firkatlere savuruyordu. Çünkü, husulü anında zevali başlar herşeyin. Her vuslat gerçekte bir firkat habercisidir. Kemâl zevalle ikiz kardeştir. Her sevda bir veda... Kalbi olan hangi insan dayanır buna? Alissa, ne kalbsiz yaşamaya razı, ne de kalbini öldürmeye. O fetret insanıydı ve kalbiyle ölmek istiyordu: "Senden başka bîr-şey görmeyeceğim bir yere al beni Rabbim!" Zihnim bugünlerde bu saf, duru, sevecen cennet tarifiyle meşgul. O, böylece ölümü istedi. Ve Rabbi ona ölümü verdi. Bense, bir Kur'ân talebesi olarak yaşamayı istiyorum, "ölüm dediğin nedir ki Rabbim! Senîn için yaşamayı bile göze aldim" diyerek. "Senden başka birşey göstermeyen bir yerde yaşat beni Rabbim!" diye dua ederek. Alissa'nın hatası muhtaciyet halini aşmaya çalışmasıydı. Jerome'u sevmeye muhtaçtı. Allah'ı sevmeye de muhtaçtı. Çare bu ihtiyaçlardan birini inkâr etmek değil, ikisini de görüp ona o ihtiyaçları Verene iltica etmekti. Jerome'a muhtaç olan Jerome'u Jerome'dan değil, Jerome'un Sahibinden istemeli, insan sevmeyi de ister, sevilmeyi de. Sevmeye de muhtacız, sevilmeye de. O halde, bu ihtiyacımızı görüp bize niye verildiğini düşünmeli, bizi nereye götüreceğini farketmeliyiz. Sevdiklerimiz var, doğru. Sevenlerimiz var, doğru. O halde, yola buradan yürümeye başlamalı. işte, kalbimizi keşfettik. O bize kalbimizi verdi. Kalbimizi öldürmek yerine, kalbimizi O'na yol eyleyelim diye. Kalbimizi adımlayan bir yolcu olmalıyız. Ve kalbimiz önde, mahlukat boyu yürümeli, yürümeliyiz. Her birinin alnına bir Leylâ sevgisi kondurabilmeli, ve o Leylâ'yı Mevlâ'nın elçisi, kapıcısı, tablacısı eylemeli. Güle âşık olmalı; tâ ki gülü onun isminin harfi eyleyelim. Hâsılı, Allah'ı sevmemiz mahlukatsız olmamalı; mahlukatı sevmemiz Allah'sız olmamalı. Elçi Padişah değildir, ama Padişah'tan haber getirir. Senai Demirci[/I][/COLOR][/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Şiirler
Ey Oruç, Tut Beni
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst