Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Ey varlığı varı var eden var
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="mihrimah" data-source="post: 33433" data-attributes="member: 656"><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">İnsanoğlunun dünyada meydana getirdiği bütün eserler sayılsa, hepsi tek tek terazinin kefesine konsa, hammaddesi söz olan eserlerden daha sağlam, sürekli ve kıymetlisi bulunamaz.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">O eserler ki fikir alışverişini sağlar. Fikirler geliştikçe medeniyet ilerleyip insan gelişir. Güzel ve nükteli bir söz, aradan binlerce yıl geçse bile yaşlanmayan, güzelliğinden hiçbir şey kaybetmeyen bir dilber gibidir. Sağlamlığını, tazeliğini koruduğu müddetçe herkesin gönlünde sevgisi artarak devam eder. Sağlamlıktan kastımız elbette güzel ifadedir. Yoksa güzel ifade edilmeyen en değerli fikirler bile muhafazasız mücevher konumuna düşüverir; kırılması, çalınması, kaybolması kolay olur. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Eski şairler mısra işçiliği yaparken daima bu sağlamlığa itibar etmiş, kelimeleri ona göre seçmiş, üslubu ona göre belirlemişlerdir. Üstelik sözlerini kafiye ve vezin ile de sabitlemeye özen göstermiş, hatta mısralar arasında iç kafiyeler, seciler, iştikaklar uygulamış, kelime veya hece tekrarlarıyla bir müzikalite oluşturup akılda kalıcılığın gücünü artırmışlardır. Mesela şu dizeleri okuyalım: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Gelir seylâb-ı eşkim taşa taşa </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Akar cûy-ı sirişkim coşa coşa </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Zen-i dünya dolu bir câma benzer </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Nazar kılma Kabulî boşa boşa </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Buradaki bazı kelimeleri tanımasak, anlamasak, bilmesek dahi kafiye ve rediflerde tekrar edilen kelimeler zihnimizde zengin bir çağrışım ile şairin ifade etmekte olduğu duygu atmosferine bizi sürükleyip götürür. İşte yukarıdaki mısraların ilk söylediği anlam: "Gözümdeki yaşlar sel oldu, taşa taşa gelmekte. O göz yaşlarının oluşturduğu ırmaklar artık coşa coşa akıyor. Dünya denilen gelin, dolu bir kadehe benziyor; ey Kabulî, onun karşısına geçip bakman boşadır, boşa (çünkü onu elde etmen mümkün değildir veya hiçbir zaman elde edemeyeceğin o geline boşu boşuna bakıp durmanın anlamı yoktur)!.. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Bir insanın elde edemeyeceği bir şeye "kedi ciğere bakar gibi" bakması, yüreğinde çizikler oluşturur ve içten içe ıstırap verir. Hele de göz yaşları taşa taşa akıp coşkun ırmaklara dönmüş bir şairin durumunda bu bakış pek hazindir. Öte yandan şairin kullandığı bu kelimeler okuyucunun zihninde bambaşka çağrışımlar da yaptırmaktadır. "Zen-i dünya (dünya kadını)" ifadesiyle dünyanın bir kadın hükmünde olduğunu, bu kadının da susamış aşıklar katında dolu bir kadeh misali cazibeyle durduğunu ama asla elde edilemediğini vehmettirmektedir. Dünyayı bütün cazibesiyle anlatan şairin aynı ifadelerinde bu anlamın tam tersi de gizlidir. Şöyle ki, dünya denen kadın madem şarap dolu bir kadeh gibidir o halde mü'min olana o kadehten uzak durmak, yani o kadını boşamak düşer. Nitekim şair "Boşa!.. Boşa!" derken biraz da dünya ile kıyılan nikahtan kurtulmayı, yani masivayı bir kenara koyup asıl yaratılış amacına uygun hayat sürmeyi telkin etmektedir. Dünya kadını her ne kadar içi dolu bir kadeh kadar çekici görünse de hakikatte binlerce erden geri kalmış bir acuzedir. Gelin suretinde görünmesi bir kocakarı olduğu hakikatini değiştirmez. Üstelik bu onun yaşından bellidir ve kaç kocadan geri kalmış, kaç nesil tarafından tüketilmiştir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Kabulî Efendi'nin (ö.1592) bu beyitte söyledikleri henüz bitmiş değil. Nitekim son iki dizede tezat gibi duran "dolu" ve "boşa" kelimeleriyle şair, dünya hayatının değerini bilme konusunda kendi gönlüne bir ihtarda bulunuyor. Yani ki, dünya hayatını aşk şarabıyla dolu bir kadın misali kıymetli bilip (doluyu boşa saymayıp / boşa nazar kılmayıp) onu boşa geçirme; aşk yolunda (seher vakitlerinde) ağlayıp inleyerek, göz yaşlarını taşan ırmaklar gibi coşturarak ömrünün kıymetini bil ve gerçek hayatı kazanmış ol; boşa boşa nazar kılma!.. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Buna benzer bir beyit daha okuyalım: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Kande kandum ey sanem güllâb-ı la'lün kandine </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Kim bana Kandı deyü bühtan edersin her nefes </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Diyor ki Kandî (ö.1554) Efendi; "Ey biblo güzel!.. Dudağının gül be şekerine ne zaman kandım ki, adımın Kandı olmasına bakıp bana durmadan "kandı" diye iftira ediyorsun!.." Elhak, şair bu siteminde haklıdır. Çünküsü, ömrü boyunca sefil ve perişan bir hayatı yaşamış, sokak köpeklerini beslemesiyle tanınıp halk nezdinde itibardan olmuş bir adamdır. Şimdi bu şair, sevgilisine sitem için kelime ve hece tekrarlarından yararlanarak zarif bir nükte gösterse şaşılır mı?!.. Üstelik de adı Kandi (Şeker sözlü, şekerci, şeker gibi, şekere bulaşık) olup da ömrünce şeker yüzü görmeyen birisi kelimeyi fiil olarak okuyup Kandı yapar ve de ömür boyu aç gezerse!.. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Buna benzer bir kelime tekrarını Tanzimat yıllarının ünlü siması Şinasi pek nefis bir manaya oturtarak ifadelendirmiştir: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Ey varlığı, varı var eden var </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Yok yok sana yok demek ne düşvar </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">"Ey varlığıyla var olan her şeyin var oluş sebebi olan Var; yok, yok, sana yok demek hele ne zor şey!.." </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Bu söz karşısında şaire selam durmaktan gayrı ne yapılabilir?!.. </span></span></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">[BERCESTE]</span></span></strong></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Hayretlenirim, hayreti tarif ne mümkün </span></span><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Hayret ile hayret veririm hayrete tekrar </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Hâmid</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="mihrimah, post: 33433, member: 656"] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]İnsanoğlunun dünyada meydana getirdiği bütün eserler sayılsa, hepsi tek tek terazinin kefesine konsa, hammaddesi söz olan eserlerden daha sağlam, sürekli ve kıymetlisi bulunamaz.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]O eserler ki fikir alışverişini sağlar. Fikirler geliştikçe medeniyet ilerleyip insan gelişir. Güzel ve nükteli bir söz, aradan binlerce yıl geçse bile yaşlanmayan, güzelliğinden hiçbir şey kaybetmeyen bir dilber gibidir. Sağlamlığını, tazeliğini koruduğu müddetçe herkesin gönlünde sevgisi artarak devam eder. Sağlamlıktan kastımız elbette güzel ifadedir. Yoksa güzel ifade edilmeyen en değerli fikirler bile muhafazasız mücevher konumuna düşüverir; kırılması, çalınması, kaybolması kolay olur. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]Eski şairler mısra işçiliği yaparken daima bu sağlamlığa itibar etmiş, kelimeleri ona göre seçmiş, üslubu ona göre belirlemişlerdir. Üstelik sözlerini kafiye ve vezin ile de sabitlemeye özen göstermiş, hatta mısralar arasında iç kafiyeler, seciler, iştikaklar uygulamış, kelime veya hece tekrarlarıyla bir müzikalite oluşturup akılda kalıcılığın gücünü artırmışlardır. Mesela şu dizeleri okuyalım: [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]Gelir seylâb-ı eşkim taşa taşa [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]Akar cûy-ı sirişkim coşa coşa [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]Zen-i dünya dolu bir câma benzer [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]Nazar kılma Kabulî boşa boşa [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]Buradaki bazı kelimeleri tanımasak, anlamasak, bilmesek dahi kafiye ve rediflerde tekrar edilen kelimeler zihnimizde zengin bir çağrışım ile şairin ifade etmekte olduğu duygu atmosferine bizi sürükleyip götürür. İşte yukarıdaki mısraların ilk söylediği anlam: "Gözümdeki yaşlar sel oldu, taşa taşa gelmekte. O göz yaşlarının oluşturduğu ırmaklar artık coşa coşa akıyor. Dünya denilen gelin, dolu bir kadehe benziyor; ey Kabulî, onun karşısına geçip bakman boşadır, boşa (çünkü onu elde etmen mümkün değildir veya hiçbir zaman elde edemeyeceğin o geline boşu boşuna bakıp durmanın anlamı yoktur)!.. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]Bir insanın elde edemeyeceği bir şeye "kedi ciğere bakar gibi" bakması, yüreğinde çizikler oluşturur ve içten içe ıstırap verir. Hele de göz yaşları taşa taşa akıp coşkun ırmaklara dönmüş bir şairin durumunda bu bakış pek hazindir. Öte yandan şairin kullandığı bu kelimeler okuyucunun zihninde bambaşka çağrışımlar da yaptırmaktadır. "Zen-i dünya (dünya kadını)" ifadesiyle dünyanın bir kadın hükmünde olduğunu, bu kadının da susamış aşıklar katında dolu bir kadeh misali cazibeyle durduğunu ama asla elde edilemediğini vehmettirmektedir. Dünyayı bütün cazibesiyle anlatan şairin aynı ifadelerinde bu anlamın tam tersi de gizlidir. Şöyle ki, dünya denen kadın madem şarap dolu bir kadeh gibidir o halde mü'min olana o kadehten uzak durmak, yani o kadını boşamak düşer. Nitekim şair "Boşa!.. Boşa!" derken biraz da dünya ile kıyılan nikahtan kurtulmayı, yani masivayı bir kenara koyup asıl yaratılış amacına uygun hayat sürmeyi telkin etmektedir. Dünya kadını her ne kadar içi dolu bir kadeh kadar çekici görünse de hakikatte binlerce erden geri kalmış bir acuzedir. Gelin suretinde görünmesi bir kocakarı olduğu hakikatini değiştirmez. Üstelik bu onun yaşından bellidir ve kaç kocadan geri kalmış, kaç nesil tarafından tüketilmiştir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]Kabulî Efendi'nin (ö.1592) bu beyitte söyledikleri henüz bitmiş değil. Nitekim son iki dizede tezat gibi duran "dolu" ve "boşa" kelimeleriyle şair, dünya hayatının değerini bilme konusunda kendi gönlüne bir ihtarda bulunuyor. Yani ki, dünya hayatını aşk şarabıyla dolu bir kadın misali kıymetli bilip (doluyu boşa saymayıp / boşa nazar kılmayıp) onu boşa geçirme; aşk yolunda (seher vakitlerinde) ağlayıp inleyerek, göz yaşlarını taşan ırmaklar gibi coşturarak ömrünün kıymetini bil ve gerçek hayatı kazanmış ol; boşa boşa nazar kılma!.. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]Buna benzer bir beyit daha okuyalım: [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]Kande kandum ey sanem güllâb-ı la'lün kandine [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]Kim bana Kandı deyü bühtan edersin her nefes [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]Diyor ki Kandî (ö.1554) Efendi; "Ey biblo güzel!.. Dudağının gül be şekerine ne zaman kandım ki, adımın Kandı olmasına bakıp bana durmadan "kandı" diye iftira ediyorsun!.." Elhak, şair bu siteminde haklıdır. Çünküsü, ömrü boyunca sefil ve perişan bir hayatı yaşamış, sokak köpeklerini beslemesiyle tanınıp halk nezdinde itibardan olmuş bir adamdır. Şimdi bu şair, sevgilisine sitem için kelime ve hece tekrarlarından yararlanarak zarif bir nükte gösterse şaşılır mı?!.. Üstelik de adı Kandi (Şeker sözlü, şekerci, şeker gibi, şekere bulaşık) olup da ömrünce şeker yüzü görmeyen birisi kelimeyi fiil olarak okuyup Kandı yapar ve de ömür boyu aç gezerse!.. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]Buna benzer bir kelime tekrarını Tanzimat yıllarının ünlü siması Şinasi pek nefis bir manaya oturtarak ifadelendirmiştir: [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]Ey varlığı, varı var eden var [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]Yok yok sana yok demek ne düşvar [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]"Ey varlığıyla var olan her şeyin var oluş sebebi olan Var; yok, yok, sana yok demek hele ne zor şey!.." [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]Bu söz karşısında şaire selam durmaktan gayrı ne yapılabilir?!.. [/SIZE][/FONT] [B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=2][BERCESTE][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]Hayretlenirim, hayreti tarif ne mümkün [/SIZE][/FONT][FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]Hayret ile hayret veririm hayrete tekrar [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]Hâmid[/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Ey varlığı varı var eden var
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst