Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
FÂİDELİ BİLGİLER kitabı(Mutlaka okuyun)
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="-zehra-" data-source="post: 131702" data-attributes="member: 9935"><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">Kitâbımızın ba’zı yerlerine sonradan yapılan açıklamalar, köşeli parantez [ ] içine yazılmışdır. Bu açıklamaların hepsi, mu’teber kitâblardan alınmışdır.</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">Mîlâdî sene Hicrî şemsî Hicrî kamerî</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">2003 1381 1424</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">Birinci Kısm</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">MA’LÛMÂT-İ NÂFİ’A (FÂİDELİ BİLGİLER)</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">Kitâbımızın birinci kısmı, AhmedCevdet Pâşa tarafından yazılmışdır. Hepsi yirmibir sahîfedir. Ahkâm-ı Kur’âniyyeyi, kanûn şekline sokarak (Mecelle) ismindeki çok kıymetli kitâbı hâzırlamakla, islâma büyük hizmet eden ve en doğru, oniki cild Osmânlı târîhini yazmış olan, meşhûr (Kısas-ı Enbiyâ) kitâbının sâhibi Ahmed Cevdet Pâşa“rahmetullahi teâlâ aleyh”, hicretin 1238 [m. 1823] senesinde Lofcada tevellüd etmiş, 1312 [m. 1894] de vefât etmişdir. Fâtih Câmi’i bağçesindedir. Kitâbımızın ikinci kısmı, şirketimizin ilm hey’eti tarafından hâzırlanmışdır.</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">Cevdet Pâşa diyor ki, bu âlem, ya’nî herşey yok idi. ALLAHü teâlâ, bunları yokdan var etdi. Bu âlemin, kıyâmete kadar insanlarla ma’mûr olmasını istedi. Âdem aleyhisselâmı toprakdan yaratıp, Onun çocukları ile âlemi süsledi. İnsanlara dünyâda ve âhıretde râhat yaşamak, se’âdete kavuşmak için lâzım olan şeyleri bildirmek için, içlerinden ba’zılarını Peygamber yaparak şereflendirdi. Bunlara yüksek mertebe vererek, başka insanlardan ayırdı. Bu Peygamberlere “aleyhimüsselâm”, Cebrâîl aleyhisselâm ismindeki bir melek ile emrlerini ve yasaklarını bildirdi. Bunlar da, bu emrleri, Cebrâîl aleyhisselâmın getirdiği gibi ümmetlerine bildirdi. Peygamberlerin birincisi, Âdem aleyhisselâm, son geleni, Muhammed Mustafâ “aleyhissalâtü vesselâm” efendimizdir. Bu ikisinin arasında, çok Peygamber gelip geçmişdir. Bunların adedini, ancak ALLAHü teâlâ bilir. İsmleri ma’lûm olan yirmiyedisi şunlardır:</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">Âdem, Şis [Şît], İdrîs, Nûh, Hûd, Sâlih, İbrâhîm, İsmâ’îl, İshak, Ya’kûb, Yûsüf, Eyyûb, Lût, Şu’ayb, Mûsâ, Yûşa’, Hârûn, Dâvüd, Süleymân, Yûnüs, İlyâs, Elyesa’, Zülkifl, Zekeriyyâ, Yahyâ, Îsâ ve MuhammedMustafâ “aleyhimüssalâtü vesselâm”dır. Bunlardan Şît ve Yûşa’dan başka, yirmibeşi Kur’ân-ı kerîmde bildirilmişdir. Kur’ân-ı kerîmde, Uzeyr ve Lokman ve Zülkarneyn de yazılıdır. Fekat, âlimlerimiz arasında, bu üçü için ve Tübba’ ile Hıdır için, Peygamber diyen olduğu gibi, Velî diyen de vardır.</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">Muhammed aleyhisselâm Habîbullahdır. İbrâhîm aleyhisselâm Halîlullahdır. Mûsâ aleyhisselâm Kelîmullahdır. Îsâ aleyhisselâm Rûhullahdır. Âdem aleyhisselâm Safiyyullahdır. Nûh aleyhisselâm Neciyullahdır. Bu altısı, diğer Peygamberlerden dahâ üstündür. Bunlara (Ülül’azm) denir. Hepsinin üstünü, Muhammed aleyhisselâmdır.</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">ALLAHü teâlâ, yeryüzüne, yüz sahîfe ve dört büyük kitâb indirmişdir. Bunların hepsini, Cebrâîl aleyhisselâm getirmişdir. On sahîfe, Âdem aleyhisselâma; elli sahîfe, Şît aleyhisselâma; otuz sahîfe, İdrîs aleyhisselâma; on sahîfe, İbrâhîm aleyhisselâma gönderildiği hadîs-i şerîfde bildirilmişdir. [Sahîfe, küçük kitâb, risâle demekdir. Bizim bildiğimiz bir yaprak kâğıdın bir yüzü demek değildir.] Dört kitâbdan, Tevrât-ı şerîf, Mûsâ aleyhisselâma; Zebûr-i şerîf, Dâvüd aleyhisselâma; İncîl-i şerîf, Îsâ aleyhisselâma; Kur’ân-ı kerîm, âhır zemân Peygamberi, [ya’nî son Peygamber] Muhammed aleyhisselâma inmişdir.</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">Nûh aleyhisselâm zemânında tûfan olup, bütün dünyâyı su kapladı. Yeryüzünde bulunan insanların ve hayvanların hepsi boğuldu. Fekat, Nûh aleyhisselâm ile gemide bulunan mü’minler kurtuldu. Nûh aleyhisselâm gemiye binerken, her hayvandan birer çift almış olduğundan, hayvanlar da, bunlardan üredi.</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">Nûh aleyhisselâmın gemide üç oğlu vardı: Sâm, Yâfes ve Hâm. Şimdi yer yüzünde bulunan insanlar, bu üçünün soyundandır. Bunun için, Nûh aleyhisselâma ikinci baba denir.</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">İsmâ’îl ve İshak “aleyhimesselâm”, İbrâhîm aleyhisselâmın oğullarıdır. İshak aleyhisselâmın oğlu, Ya’kûbdur. Ya’kûb aleyhisselâmın oğlu, Yûsüf aleyhisselâmdır. Ya’kûb aleyhisselâma İsrâîl denir. Bunun için çocuklarına ve torunlarına (Benî İsrâîl), ya’nî İsrâîl oğulları denmişdir. Benî İsrâîl çoğalarak, içlerinden çok Peygamber gelmişdir. Hattâ Mûsâ, Hârûn, Dâvüd, Süleymân, Zekeriyyâ, Yahyâ ve Îsâ “aleyhimüsselâm” ve Îsâ aleyhisselâmın annesi hazret-i Meryem onlardandır. Süleymân aleyhisselâm, Dâvüd aleyhisselâmın oğludur. Yahyâ aleyhisselâm da, Zekeriyyâ aleyhisselâmın oğludur. Hazret-i Meryem, İmrânın ve Zekeriyyâ aleyhisselâmın baldızının kızıdır. Hârûn aleyhisselâm, Mûsâ aleyhisselâmın kardeşidir. Yûşa’ aleyhisselâm da, Mûsâ aleyhisselâmın hemşiresinin oğludur. İsmâ’îl aleyhisselâmın soyu, arab olup, arabdan, Muhammed aleyhisselâm meydâna gelmişdir.</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">Hûd aleyhisselâm, Âd kavmine; Sâlih aleyhisselâm, Semûd kavmine gönderildiği gibi, Mûsâ aleyhisselâm Benî İsrâîle gönderilmişdir. Yûşa’, Hârûn, Dâvüd, Süleymân, Zekeriyyâ ve Yahyâ “aleyhimüsselâm” da, yine Benî İsrâîle gönderilmişdir. Fekat, bunların ayrı dinleri olmayıp, Benî İsrâîli, Mûsâ aleyhisselâmın dînine da’vet etmişlerdi. Dâvüd aleyhisselâma Zebûr kitâbı indi ise de, Zebûrda şerî’at [ya’nî ahkâm, emr, ibâdet] yokdu. Va’z ve nasîhatlarla dolu idi. Bunun için, Tevrâtı nesh etmedi. Ya’nî, yürürlükden kaldırmadı. Hattâ, onu kuvvetlendirdi. Bunun için, Mûsâ aleyhisselâmın dîni, Îsâ aleyhisselâm zemânına kadar devâm etdi. Îsâ aleyhisselâm gelince, bunun dîni, Mûsâ aleyhisselâmın dînini nesh etdi. Ya’nî Tevrâtın hükmü kalmadı ve bundan sonra, Mûsâ aleyhisselâmın dînine uymak câiz olmayıp, tâ Muhammed aleyhisselâmın dîni gelinceye kadar, Îsâ aleyhisselâmın dînine uymak lâzım oldu. Fekat, Benî İsrâîlin çoğu, Îsâ aleyhisselâma îmân etmeyip, Tevrâta uymak için inâd etdi. İşteYehûdîlik [Mûsevîlik] ileNasârâlık ya’nî [Îsevîlik] böylece ayrıldı. Îsâ aleyhisselâma îmân edenlere (Nasârâ) denildi. Bugün, hıristiyan deniliyor. Îsâ aleyhisselâma îmân etmeyip de, küfrde, dalâletde kalanlara (Yehûdî) denildi. Yehûdîler, hâlâ Mûsâ aleyhisselâmın dînine uyup, Tevrât ve Zebûr okuyoruz diyor. Nasârâ da, Îsâ aleyhisselâmın dînine uyup, İncîl okuyoruz diyor. Hâlbuki, iki cihânın seyyidi, insanların ve cinnin hepsinin Peygamberi Muhammed “aleyhissalâtü vesselâm” efendimiz, bütün âlemlere Peygamber olarak gönderildi ve dîni ki, (Dîn-i islâm)dır, bütün dinleri nesh etdi. Bu dînin hükmü kıyâmete kadar süreceğinden, dünyânın hiçbir yerinde, Onun dîninden başka bir dinde bulunmak câiz olmadı. Ondan sonra, hiç Peygamber gelmiyecekdir. Biz çok şükr, Onun ümmetiyiz. Dînimiz, dîn-i İslâmdır.</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm, mîlâdın 571. ci senesi, Nisan ayının yirmisine rastlıyan, Rebî’ul-evvel ayının onikinci pazartesi sabâhı, Mekke şehrinde tevellüd etdi. Hicretin 11. ci ve mîlâdın 632.ci senesinde Medînede vefât etdi. Kırk yaşında iken, (Cebrâîl) ismindeki melek gelerek, Peygamber olduğunu kendisine bildirdi. Mîlâdın 622 senesinde Mekkeden Medîne şehrine hicret eyledi. Eylül ayının yirminci pazartesi günü, Medînenin Kubâ köyüne geldi. Bugün, müslimânların (Şemsî) senebaşı oldu. Acemlerin şemsî senelerinin başlangıcı, bundan altı ay evveldir. Ya’nî, ateşe tapan mecûsîlerin bayramı olan martın yirminci (Nevruz) günüdür. O senenin Muharrem ayının birinci günü de, (Kamerî) sene başı oldu.</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">Peygamberlerin hepsine inanırız. Hepsi ALLAHü teâlâ tarafından gönderilmiş Peygamberlerdir. Fekat, Kur’ân-ı kerîm nâzil olunca, başka dinler nesh edildi. Onun için, şimdi hiçbirine uymak câiz değildir. Nasârâ da, geçmiş Peygamberlerin hepsine inanıyor. Fekat, Muhammed aleyhisselâmın, bütün insanların Peygamberi olduğuna inanmadıkları için kâfir oluyor, doğru yoldan çıkıyor. Yehûdîler ise, Îsâ aleyhisselâma da inanmadıkları için, dîn-i islâmdan, dahâ uzakdır.</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">Yehûdîlerle Nasârâ, ellerindeki bozuk kitâblarının gökden böyle gelmiş olduğuna inandıkları için, bunlara (Ehl-i kitâb) [ya’nî kitâblı kâfir] denir. Nikâh ile bunların kızlarını almak ve [ALLAHü teâlânın ismini söyliyerek] kesdiklerini yimek câizdir. [Fekat, mekrûhdur. Müslimân kızlarının, bunların erkekleri ile evlenmesi câiz değildir. Bir kız, bunlarla veyâ bir mürted ile, evlenmeğe niyyet edince, Muhammed aleyhisselâmın dînine ehemmiyyet vermemiş olur. İslâmiyyete kıymet vermiyen bir müslimân, dinden çıkar (mürted) olur ve iki kâfir birbiri ile evlenmiş olur.]</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">Hiçbir Peygambere inanmıyan, inansa da, Peygamberde veyâ ba’zı mahlûklarda (Ülûhiyyet sıfatı) bulunduğuna inanarak, bunlara tapınanlara ve mürtedlere (Müşrik) ya’nî kitâbsız kâfir denir. (Mülhid)lerin de, kitâbsız kâfir olduğu bildirildi. Bunların kızlarını almak ve kesdiklerini yimek, câiz değildir.</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">Îsâ aleyhisselâm, kendinden sonra dînini yaymak için, eshâbı arasından oniki kişi seçdi. Bunlara Havârî [Apostel, le Apôtre, apostle] denir. Bunlar:</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">Şem’ûn [Petrus], Yuhannâ [Johannes], büyük Ya’kûb, Petrosun kardeşi olan Andreas, Filip [Philippus], Toma [Thomas], Bartolomi [Bartolomaus], Metiyyâ [Matthaus], küçük Ya’kûb, Barnabas, Yehûda [Jüdas] ve Tadyus [Yakobi]dur. Ba’zı kitâblarda Barnabas yerine Simon yazılıdır. Yehûdâ [Judas] mürted oldu. Yerine Matyes [Matthias] seçildi. Havârîlerin reîsleri Petrus idi. Bu oniki mü’min, Îsâ “aleyhisselâm” otuzüç yaşında göke çıkarıldıkdan sonra, onun dînini etrâfa yaydılar. Fekat, ALLAHü teâlânın gönderdiği dînin doğru olarak yayılması, seksen sene sürebildi. Sonra, yehûdî dönmesi olan Bolüsün devrimleri, ilkeleri her tarafa yayıldı. Bolüs, Îsâ aleyhisselâma îmân etmiş göründü. Kendini din âlimi tanıtıp, (Îsâ, ALLAHın oğludur. Bunun için, kendisinde ülûhiyyet sıfatları vardır) dedi. Başka şeyler de uydurup söyledi. Şerâbı ve domuzu halâl etdi. Kıblelerini, Kâ’beden şarka, güneşin doğduğu tarafa döndürdü. ALLAHü teâlânın zâtı birdir, sıfatları üç dürlüdür dedi. Bu sıfatlara (Uknûm) denildi. Münâfık yehûdînin bu ilkeleri, ilk yazılan İncîl denilen dört kitâba, bilhâssa Lukanın kitâbına karışarak, Nasârâ, fırka fırka ayrıldı. Îsâ aleyhisselâmda ülûhiyyet sıfatı bulunduğuna inandıkları için, hepsi müşrik oldu. Birbirine uymaz yetmişiki mezheb ve kitâblar meydâna çıkdı. Şimdi üç büyük mezhebleri kalmışdır. Hepsi müşrikdir.</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">[İspanyanın Balear adalarındaki Miyorka (Majorque) adasında papas iken, Tunusda müslimân olup, Abdüllah ibni Abdüllah-it-tercümân ismini alan bir zât, (Tuhfet-ül-erîb firredd-i alâ ehlis-salîb) ismindeki arabî kitâbını, sekizyüzyirmiüç 823 [m. 1420] senesinde yazmış, 1290 [m. 1872] da Londrada ve 1401 [m. 1981] de İstanbulda, Hakîkat Kitâbevi tarafından, arabî olarak, (El-münkız-ı aniddalâl) kitâbının sonunda basılmış, türkçeye de terceme edilmişdir. Bu kitâbında buyuruyor ki:</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">(Adı geçen dört kitâbı yazanlar: Metâ [St. Mathieu] ve Luka [St. Luc] ve Marko [St. Marc] ve Yuhannâ [St. Jean]dır. İncîli ilk değişdiren, Nasarâyı müşrik yapan bunlardır. Filistinli olan Metâ, Îsâ aleyhisselâmı yalnız göke çıkarıldığı sene görmüş ve bundan sekiz sene sonra, birinci İncîli yazmışdır. Burada, Îsâ aleyhisselâmın, Filistinde vilâdetinde görülen şaşılacak şeyleri ve yehûdî pâdişâh [Herod]un, onu, çocuk iken öldürmek isteyince, annesi hazret-i Meryemin, oğlunu alıp, Mısra götürdüğünü yazmakdadır. Hazret-i Meryem, oğlu göke çıkdıkdan altı sene sonra vefât etdi. Kudüsde medfûndur. Antakyalı olan Luka, Îsâ aleyhisselâmı görmemiş, Îsâ “aleyhisselâm” göke çıkarıldıkdan sonra, münâfık olan Bolüs tarafından Îsevî dînine alınmış, Bolüsün [Pavlosun] zehrli fikrleri ile aşılanarak, ALLAHü teâlânın kitâbını büsbütün değişdiren bir İncîl yazmışdır. Marko da, Îsâ “aleyhisselâm” göke çıkarıldıkdan sonra, Îsevî olmuş, İncîl ismi ile, Petrusdan işitdiklerini Romada yazmışdır. Yuhannâ, Îsâ aleyhisselâmın teyzesi oğlu olup, Îsâ aleyhisselâmı birkaç kerre görmüşdür. Bu dört kitâbda, birbirine uymıyan yazılar çokdur.) Binüçyüzdokuz 1309 [m. 1892] senesinde vefât eden, Harputlu İshak efendinin yazdığı (Diyâ-ül-kulûb) ve (Şems-ül-hakîka) adındaki iki kitâbında ve 1299 da vefât eden Hayderîzâde İbrâhîm Fasîh efendinin arabî (Essırât-ül-müstekîm) kitâbında ve Necef Alî Tebrîzînin 1288 de İstanbulda basılmış olan fârisî (Mîzân-ül-mevâzîn) kitâbında ve 1959 da Beyrutda basılmış olan, İmâm-ı Gazâlînin arabî (Erreddül-Cemîl) kitâbında, bugünkü İncîl denilen kitâbların bozuk oldukları, bunlara inananların müşrik olacağı isbât edilmekdedir. Bu üç kitâb, 1986 senesinde (Hakîkat Kitâbevi) tarafından, ofset yolu ile tekrâr basdırılmışdır.</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">Îsâ aleyhisselâmdan gördüklerini ve işitdiklerini doğru olarak yazan Barnabasın İncîli bulunmuş ve 1973 de İngilizce olarak Pâkistânda basılmışdır. (Kâmûs-ul-a’lâm)da diyor ki: (Barnabe, Havârîlerin eskilerindendir. Markosun amcası oğludur. Kıbrıslıdır. Bolüs [Pavlos] ortaya çıkdıkdan sonra, buna yanaşdı. Berâber Anadoluyu ve Yunanistânı dolaşdılar. Mîlâdın altmışüçüncü senesinde Kıbrısda şehîd edildi. Bir İncîl ve diğer ba’zı şeyler yazmışdır. Hazîranın onbirinci günü yortusu yapılmakdadır.)</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">Hıristiyânların din adamlarına (Prétre), ya’nî papas ve keşiş denir. Ortodoksların en büyüğüne (Patrîk) denir. Orta derecelerdeki papaslara (Pasteur) denir. İncîl okuyucularına (Kıssîs), Kıssîsin üst derecesine (Üskuf) denir. Bunlar, müftîleridir. Üskufların yüksek derecesindekilere (Evéque) veyâ (Piskopos), dahâ yükseklerine (Arşövek) veyâ (Metropolit) veyâ (Matrân) denir. Bunlar kâdîları, ya’nî hâkimleridir. Kilisede nemâz kıldıranlara (Câsilîk), aşağı derecedekilere (Curé veyâ Şemmâs) ve (Diyakoz), kilise hizmetçilerine (Ermite) veyâ (Şemâmise) denir. Bunlar, müezzinlik de yaparlar. Yalnız ibâdetle meşgûl olanlara (Râhib) denir. Katoliklerin baş papasları (Papa), ya’nî (atalar atası)dır. Papa Romadadır. Bunun müşâvirlerine (Kardinal) denir.</span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen"></span></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: seagreen">Bütün bu din adamları, ALLAHü teâlânın bir olduğunu unutdu. (Trinite) denilen (Teslîs)e başlayıp, Îsâ ALLAHın oğludur diyerek müşrik oldular. Bir zemân sonra, Roma imperatorlarından ikinci Klavdius [215-271 mîlâdî yılda] zemânında, Antakya patrîki Yûnüs Şemmâs, ALLAHü teâlânın bir olduğunu i’lân etdi. Çok kimseleri doğru yola getirdi. Ehl-i kitâb oldular. Fekat sonra gelen papaslar, yine üç şeye tapınmağa başladı. Büyük Kostantin [274-337] Îsevîliğe, putperestliği de karışdırdı. Mîlâdın 325. ci senesinde İznikdeki rûhânî meclisinde, 318 papası toplıyarak, şirk ile karışdırılmış yeni bir hıristiyanlık dîni meydâna getirdi. Bu meclisde bulunan Aryus ismindeki üskuf, ALLAHın bir olduğunu, Îsâ aleyhisselâmın, Onun kulu olduğunu söyledi ise de, meclis reîsi, İskenderiyye patrîki Aleksandrus, Aryusu kiliseden koğdu. Büyük Kostantin, Aryusun kâfir olduğunu i’lân etdi ve (Milel ve Nihal) kitâbında ve Rum târîhçilerinden Circis İbnül’amîdin [601-671 (1205-1273) Şâmda] kitâbında yazılı olan (Melekâiyye) mezhebinin esâslarını kurdurdu. 381 de İstanbulda ikinci meclis kurularak, Rûhul-kuds ismi verilen Îsâ aleyhisselâm mahlûkdur diyen Makdonyus tel’în edildi. Mîlâdın üçyüzdoksanbeş [395]. ci yılında, Roma devleti ikiye ayrıldı. 421 de Kostantinîyye [ya’nî İstanbul] patrîki Nestoriusun kitâbını tedkîk için, İstanbulda, üçüncü toplantı yapıldı. Nestorius (Îsâ “aleyhisselâm” insandır. Ona tapılmaz. İki uknûm vardır. <span style="color: #08bd09"><strong>ALLAH</strong></span></span></strong></span><span style="font-size: 15px"><span style="color: seagreen"><strong> birdir. Bunun, vücûd, hayât, ilm sıfatlarından, hayât sıfatı, Rûhul-kudsdür. İlm uknûmu [kelime], Îsâya hulûl etmiş, ilâh olmuşdur. Meryem, ilâh anası değil, insan anasıdır. Îsâ, ALLAHın oğludur) diyordu. Bu fikrleri kabûl edildi. Nestorius mezhebi, şark memleketlerinde yayıldı. Bu mezhebde olanlara (Nestûrî) denir. 431 de Efesus (Efes) de dördüncü meclis kurulup, Dioskorüsün fikrleri kabûl edildi. Nestorius tekfîr edildi. Nestorius (439) senesinde Mısrda öldü. Bundan yirmi sene sonra Kadıköyde, 451 de beşinci meclisde, 734 papas toplanıp, İskenderiyye patrîki Dioskorusun yazıları red edildi. Dioskorusun fikrlerine (Monofisiye) denir ki, Îsâ “aleyhisselâm” bir ilâhdır diyorlar. Buna (Ya’kûbiyye) mezhebi de denir. Çünki, Dioskorusun asl adı Ya’kûbdur. O târîhde, şarkî Roma (Bizans) imperatoru olan Merkyânus, red karârını her tarafa bildirdi. Dioskorus kaçıp, Kudüs ve Mısrda mezhebini yaydı. Bunlar da müşrikdir. Îsâ aleyhisselâma tapınır. Şimdi Irakda ve Surîyede, Lübnanda bulunan (Süryânî)ler ve (Maronî)ler, Ya’kûbiyye mezhebindedirler.</strong></span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: seagreen"><strong></strong></span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: seagreen"><strong>Kadıköy meclisinde kabûl edilip, kral Merkyânusun tasdîk etdiği fırkaya (Melekâiyye) denir. Birinci İznik meclisinde kabûl edilen mezheb de Melekâiyyeye yakındır. Reîsleri, Antakya patrîkidir. İlm sıfatına (Kelime), hayât sıfatına (Rûhul-kuds) derler. Bu sıfatlar, insan ile birleşince (Uknûm) derler. İlâh üçdür. Biri, vücûd uknûmu olup babadır. Îsâ onun oğludur. Meryem de ilâhdır dediler. Îsâ aleyhisselâma (Jesus christus) diyorlar.</strong></span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: seagreen"><strong></strong></span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: seagreen"><strong>Hıristiyanların yetmişiki fırkası, Hindli Rahmetullah efendinin “rahmetullahi teâlâ aleyh” arabî (İzhâr-ül-hak) kitâbında ve Harputlu İshak efendinin türkçe (Dıyâ-ül-kulûb) kitâbında uzun yazılıdır. Bu kitâb, 1987 senesinde (Cevâb Veremedi) ismi altında İstanbulda basılmış, ingilizce tercemesi 1990 da neşr edilmişdir. (İzhâr-ül-hak) kitâbı 1280 [m. 1864] senesinde arabî olarak İstanbulda basdırılmışdır. Rahmetullah efendi bu kitâbında 1270 senesinde, Hindistânda ve sonra İstanbulda hıristiyan papasları ile yapdığı münâzaraları ve onları nasıl mağlûb etdiğini uzun yazmakdadır. Fârisî (Seyf-ül-ebrâr) kitâbının İstanbul baskısına, bu münâzaralar hakkında bilgi eklenmişdir. (İzhâr-ül-hak) kitâbı iki kısmdır. Me’ârif nezâreti mektûbcusu Nüzhet efendi, kitâbın birinci kısmını türkçeye çevirmiş, (İzâh-ul-hak) ismi ile İstanbulda basılmışdır. İkinci kısmını, 1292 de Seyyid Ömer Fehmi bin Hasen türkçeye terceme etmiş, (İbrâz-ül-hak) ismi ile, 1293 [m. 1876] senesinde Bosnada basılmışdır.</strong></span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: seagreen"><strong></strong></span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: seagreen"><strong>Bütün bu mezhebler, 446 [m. 1054] senesine kadar Romadaki papaya bağlı idi. Hepsi müşrikdir. Hepsine katolik denir. 1054 de, İstanbul patrîki Mihael Kirolarius, papadan ayrılıp, şark kiliselerini kendi idâre etdi. Bu kiliselere (Ortodoks) denildi. Bunlar (Ya’kûbiyye) mezhebindedirler.</strong></span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: seagreen"><strong></strong></span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: seagreen"><strong>Lüther ismindeki Alman papası da, hicretin dokuzyüzyirmiüç [923] senesine rastlıyan mîlâdın binbeşyüzonyedi [1517] senesinde, Romadaki papaya isyân edip, kiliselerin bir kısmı buna uydu. Bunlara, (Protestan) kiliseleri denildi.]</strong></span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: seagreen"><strong></strong></span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: seagreen"><strong>Görülüyor ki, hıristiyanların hepsi müşrikdir ve yehûdîlerden dahâ aşağıdır. Âhıretde azâbları dahâ çokdur. Çünki bunlar, hem Muhammed aleyhisselâma inanmıyor, hem de, ulûhiyyetde taşkınlık ediyor, teslîse inanıyorlar. Îsâ aleyhisselâma ve anası hazret-i Meryeme tanrı diyerek tapındıkları için, hepsi müşrikdir. Leş de yiyorlar. Yehûdîler ise, yalnız iki Peygambere “aleyhimessalevâtü vetteslîmât” inanmıyor. ALLAHü teâlâyı bir biliyor ve leş yimiyor. Bununla berâber, yehûdîlerin islâma düşmanlığı dahâ çokdur. Yehûdîlerden birkaçı, (Uzeyr ALLAHın oğludur) diyerek hıristiyanlar gibi müşrik oluyor ise de, çoğu müşrik değildir. Ortodoks, katolik ve protestanların her biri başka başka İncîller okuyup, Îsâ aleyhisselâma bağlı olduklarını söyler. Hâlbuki, i’tikâdda ve amelde, birbirlerine uymıyan çok şeyleri vardır. Hepsine nasârâ ve hıristiyan deniyor. Îsâ, Peygamberdir diyenlere, Ehl-i kitâb denir. Şimdi, Ehl-i kitâb olan hıristiyan yokdur. Muhammed aleyhisselâma inanmadıkları için, hepsi kâfirdir. Yehûdîler de, kendilerine mûsevî diyor. [1997 senesinde Fransada yayınlanan iki cildlik Dinler ansiklopedisinde diyor ki: 1995 senesinde yeryüzünde 4 milyar 550 milyon nüfûs vardı. Bunun 1 milyar 60 milyonu müslimân, 1 milyar 870 milyonu hıristiyan [bunun 1 milyar 42 milyonu katolik, 505 milyonu protestan, 174 milyonu ortodoks], 14 milyonu yehûdî, 1 milyar 606 milyonu hiçbir peygambere inanmayan kâfirler, ya’nî müşriklerdir.]</strong></span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: seagreen"><strong></strong></span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: seagreen"><strong>Peygamber efendimiz “aleyhissalâtü vesselâm” hicretin, onbirinci senesinde, âhıreti teşrîf buyurdukdan sonra, Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” halîfe oldu. Hicretin onüçüncü senesinde, altmışüç yaşında vefât etdi. Bundan sonra Ömer-ül-Fârûk “radıyallahü anh” halîfe oldu. Yirmiüçüncü senede, altmışüç yaşında şehîd edildi. Bundan sonra, Osmân Zinnûreyn “radıyallahü teâlâ anh” halîfe oldu. Otuzbeş senesinde, sekseniki yaşında şehîd edildi. Sonra Alî “radıyallahü anh” halîfe oldu. Hicretin kırkıncı senesinde altmışüç yaşında şehîd edildi. Bu dört halîfeye, (Hulefâ-i râşidîn) denir. Zemân-ı se’âdetde, (Ahkâm-ı İslâmiyye) temâm icrâ edilip, her taraf, hak, adâlet ve hürriyyet ile nûrlandığı gibi, bunların zemânında da öyle idi. Ahkâm-ı islâmiyye kusûrsuz olarak yapılıyordu. Bu dört halîfe, Eshâb-ı kirâmın hepsinden üstündür. Kendi aralarındaki üstünlükleri, hilâfetleri sırasına göredir.</strong></span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: seagreen"><strong></strong></span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: seagreen"><strong>Ebû Bekr “radıyallahü anh” zemânında, müslimânlar, Arabistân yarımadasından dışarı çıkdı. Resûl-i ekrem “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz âhıreti teşrîf buyurunca, yarımadada karışıklıklar çıkdı. Ebû Bekr “radıyallahü anh” yarımadada hâsıl olan bu karışıklıkları düzeltdi. Mürtedlerin terbiyesi ile uğraşdı. Vakt-i se’âdetde olduğu gibi, birlik te’mîn etdi. Ömer “radıyallahü anh” halîfe olunca, bir hutbe okuyup:</strong></span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: seagreen"><strong></strong></span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: seagreen"><strong>(Ey Resûlün Eshâbı “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în”! Arabistân, ancak sizin atlarınıza arpa yetişdirebilir. Hâlbuki ALLAHü teâlâ, Muhammed aleyhisselâmın ümmetine, yeryüzünün her tarafında, yer, memleket vereceğini, Habîbine va’d etmişdir. Hani, bu va’d edilen memleketleri zabt ederek, dünyâda ganîmete, âhıretde gazâ ve şehîdlik rütbesine nâil olmak istiyen erler nerede? Din uğruna can ve baş fedâ ederek, vatanlarını bırakıp, ALLAHü teâlânın kullarını zâlimlerin pençelerinden kurtaracak gâzîler nerede?) diyerek Eshâb-ı kirâmı cihâda ve gazâya teşvîk buyurdu. İşte İslâm memleketlerinin, üç kıt’a boyunca, hızla genişlemesine, milyonlarca insanın küfrden kurtulmalarına sebeb, hazret-i Ömerin “radıyallahü anh” bu nutkudur. Bu nutk üzerine, Eshâb-ı kirâm “aleyhimürrıdvân” ölünceye kadar cihâd ve gazâ etmeğe ahd ve ittifâk etdi. Halîfenin gösterdiği şeklde ordular kurulup, Ehl-i islâm, yerlerini, yurdlarını terk ile Arabistândan çıkıp, her tarafa yayıldı. Gidenlerin çoğu, geri dönmeyip, gitdikleri yerlerde, ölünciye kadar cihâd etdi. Böylece, az vaktde çok memleket alındı. O vakt, iki büyük devlet vardı. Biri Rum İmperatorluğu, diğeri Îrân devleti idi. Ehl-i islâm, ikisine de gâlib geldi. Hele Acem devleti, büsbütün ortadan kalkdı. Memleketlerinin hepsi, müslimânların eline geçdi. Ehâlîsi müslimân olmakla şereflendi. Dünyâda râhata, âhiretde ebedî se’âdete kavuşdular. Osmân ve Alî “radıyallahü anhümâ” zemânlarında da böyle gazâ ile uğraşıldı. Fekat, Osmân “radıyallahü anh” zemânında, halîfeye karşı gelenler türedi ve şehîd etdiler. Alî “radıyallahü anh“ zemânında, hâricî kavgaları baş gösterdi. Ehl-i islâm arasında ayrılık başladı. Feth ve zaferin en büyük sebebi ise, ittifâk ve birlik olduğundan, bunların zemânında, Ömer “radıyallahü anh” zemânı kadar, memleket alınamadı.</strong></span></span></em></p><p> </p><p><strong><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: black">devam edecek</span></span></em></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="-zehra-, post: 131702, member: 9935"] [I][SIZE=4][B][COLOR=seagreen]Kitâbımızın ba’zı yerlerine sonradan yapılan açıklamalar, köşeli parantez [ ] içine yazılmışdır. Bu açıklamaların hepsi, mu’teber kitâblardan alınmışdır. Mîlâdî sene Hicrî şemsî Hicrî kamerî 2003 1381 1424 Birinci Kısm MA’LÛMÂT-İ NÂFİ’A (FÂİDELİ BİLGİLER) Kitâbımızın birinci kısmı, AhmedCevdet Pâşa tarafından yazılmışdır. Hepsi yirmibir sahîfedir. Ahkâm-ı Kur’âniyyeyi, kanûn şekline sokarak (Mecelle) ismindeki çok kıymetli kitâbı hâzırlamakla, islâma büyük hizmet eden ve en doğru, oniki cild Osmânlı târîhini yazmış olan, meşhûr (Kısas-ı Enbiyâ) kitâbının sâhibi Ahmed Cevdet Pâşa“rahmetullahi teâlâ aleyh”, hicretin 1238 [m. 1823] senesinde Lofcada tevellüd etmiş, 1312 [m. 1894] de vefât etmişdir. Fâtih Câmi’i bağçesindedir. Kitâbımızın ikinci kısmı, şirketimizin ilm hey’eti tarafından hâzırlanmışdır. Cevdet Pâşa diyor ki, bu âlem, ya’nî herşey yok idi. ALLAHü teâlâ, bunları yokdan var etdi. Bu âlemin, kıyâmete kadar insanlarla ma’mûr olmasını istedi. Âdem aleyhisselâmı toprakdan yaratıp, Onun çocukları ile âlemi süsledi. İnsanlara dünyâda ve âhıretde râhat yaşamak, se’âdete kavuşmak için lâzım olan şeyleri bildirmek için, içlerinden ba’zılarını Peygamber yaparak şereflendirdi. Bunlara yüksek mertebe vererek, başka insanlardan ayırdı. Bu Peygamberlere “aleyhimüsselâm”, Cebrâîl aleyhisselâm ismindeki bir melek ile emrlerini ve yasaklarını bildirdi. Bunlar da, bu emrleri, Cebrâîl aleyhisselâmın getirdiği gibi ümmetlerine bildirdi. Peygamberlerin birincisi, Âdem aleyhisselâm, son geleni, Muhammed Mustafâ “aleyhissalâtü vesselâm” efendimizdir. Bu ikisinin arasında, çok Peygamber gelip geçmişdir. Bunların adedini, ancak ALLAHü teâlâ bilir. İsmleri ma’lûm olan yirmiyedisi şunlardır: Âdem, Şis [Şît], İdrîs, Nûh, Hûd, Sâlih, İbrâhîm, İsmâ’îl, İshak, Ya’kûb, Yûsüf, Eyyûb, Lût, Şu’ayb, Mûsâ, Yûşa’, Hârûn, Dâvüd, Süleymân, Yûnüs, İlyâs, Elyesa’, Zülkifl, Zekeriyyâ, Yahyâ, Îsâ ve MuhammedMustafâ “aleyhimüssalâtü vesselâm”dır. Bunlardan Şît ve Yûşa’dan başka, yirmibeşi Kur’ân-ı kerîmde bildirilmişdir. Kur’ân-ı kerîmde, Uzeyr ve Lokman ve Zülkarneyn de yazılıdır. Fekat, âlimlerimiz arasında, bu üçü için ve Tübba’ ile Hıdır için, Peygamber diyen olduğu gibi, Velî diyen de vardır. Muhammed aleyhisselâm Habîbullahdır. İbrâhîm aleyhisselâm Halîlullahdır. Mûsâ aleyhisselâm Kelîmullahdır. Îsâ aleyhisselâm Rûhullahdır. Âdem aleyhisselâm Safiyyullahdır. Nûh aleyhisselâm Neciyullahdır. Bu altısı, diğer Peygamberlerden dahâ üstündür. Bunlara (Ülül’azm) denir. Hepsinin üstünü, Muhammed aleyhisselâmdır. ALLAHü teâlâ, yeryüzüne, yüz sahîfe ve dört büyük kitâb indirmişdir. Bunların hepsini, Cebrâîl aleyhisselâm getirmişdir. On sahîfe, Âdem aleyhisselâma; elli sahîfe, Şît aleyhisselâma; otuz sahîfe, İdrîs aleyhisselâma; on sahîfe, İbrâhîm aleyhisselâma gönderildiği hadîs-i şerîfde bildirilmişdir. [Sahîfe, küçük kitâb, risâle demekdir. Bizim bildiğimiz bir yaprak kâğıdın bir yüzü demek değildir.] Dört kitâbdan, Tevrât-ı şerîf, Mûsâ aleyhisselâma; Zebûr-i şerîf, Dâvüd aleyhisselâma; İncîl-i şerîf, Îsâ aleyhisselâma; Kur’ân-ı kerîm, âhır zemân Peygamberi, [ya’nî son Peygamber] Muhammed aleyhisselâma inmişdir. Nûh aleyhisselâm zemânında tûfan olup, bütün dünyâyı su kapladı. Yeryüzünde bulunan insanların ve hayvanların hepsi boğuldu. Fekat, Nûh aleyhisselâm ile gemide bulunan mü’minler kurtuldu. Nûh aleyhisselâm gemiye binerken, her hayvandan birer çift almış olduğundan, hayvanlar da, bunlardan üredi. Nûh aleyhisselâmın gemide üç oğlu vardı: Sâm, Yâfes ve Hâm. Şimdi yer yüzünde bulunan insanlar, bu üçünün soyundandır. Bunun için, Nûh aleyhisselâma ikinci baba denir. İsmâ’îl ve İshak “aleyhimesselâm”, İbrâhîm aleyhisselâmın oğullarıdır. İshak aleyhisselâmın oğlu, Ya’kûbdur. Ya’kûb aleyhisselâmın oğlu, Yûsüf aleyhisselâmdır. Ya’kûb aleyhisselâma İsrâîl denir. Bunun için çocuklarına ve torunlarına (Benî İsrâîl), ya’nî İsrâîl oğulları denmişdir. Benî İsrâîl çoğalarak, içlerinden çok Peygamber gelmişdir. Hattâ Mûsâ, Hârûn, Dâvüd, Süleymân, Zekeriyyâ, Yahyâ ve Îsâ “aleyhimüsselâm” ve Îsâ aleyhisselâmın annesi hazret-i Meryem onlardandır. Süleymân aleyhisselâm, Dâvüd aleyhisselâmın oğludur. Yahyâ aleyhisselâm da, Zekeriyyâ aleyhisselâmın oğludur. Hazret-i Meryem, İmrânın ve Zekeriyyâ aleyhisselâmın baldızının kızıdır. Hârûn aleyhisselâm, Mûsâ aleyhisselâmın kardeşidir. Yûşa’ aleyhisselâm da, Mûsâ aleyhisselâmın hemşiresinin oğludur. İsmâ’îl aleyhisselâmın soyu, arab olup, arabdan, Muhammed aleyhisselâm meydâna gelmişdir. Hûd aleyhisselâm, Âd kavmine; Sâlih aleyhisselâm, Semûd kavmine gönderildiği gibi, Mûsâ aleyhisselâm Benî İsrâîle gönderilmişdir. Yûşa’, Hârûn, Dâvüd, Süleymân, Zekeriyyâ ve Yahyâ “aleyhimüsselâm” da, yine Benî İsrâîle gönderilmişdir. Fekat, bunların ayrı dinleri olmayıp, Benî İsrâîli, Mûsâ aleyhisselâmın dînine da’vet etmişlerdi. Dâvüd aleyhisselâma Zebûr kitâbı indi ise de, Zebûrda şerî’at [ya’nî ahkâm, emr, ibâdet] yokdu. Va’z ve nasîhatlarla dolu idi. Bunun için, Tevrâtı nesh etmedi. Ya’nî, yürürlükden kaldırmadı. Hattâ, onu kuvvetlendirdi. Bunun için, Mûsâ aleyhisselâmın dîni, Îsâ aleyhisselâm zemânına kadar devâm etdi. Îsâ aleyhisselâm gelince, bunun dîni, Mûsâ aleyhisselâmın dînini nesh etdi. Ya’nî Tevrâtın hükmü kalmadı ve bundan sonra, Mûsâ aleyhisselâmın dînine uymak câiz olmayıp, tâ Muhammed aleyhisselâmın dîni gelinceye kadar, Îsâ aleyhisselâmın dînine uymak lâzım oldu. Fekat, Benî İsrâîlin çoğu, Îsâ aleyhisselâma îmân etmeyip, Tevrâta uymak için inâd etdi. İşteYehûdîlik [Mûsevîlik] ileNasârâlık ya’nî [Îsevîlik] böylece ayrıldı. Îsâ aleyhisselâma îmân edenlere (Nasârâ) denildi. Bugün, hıristiyan deniliyor. Îsâ aleyhisselâma îmân etmeyip de, küfrde, dalâletde kalanlara (Yehûdî) denildi. Yehûdîler, hâlâ Mûsâ aleyhisselâmın dînine uyup, Tevrât ve Zebûr okuyoruz diyor. Nasârâ da, Îsâ aleyhisselâmın dînine uyup, İncîl okuyoruz diyor. Hâlbuki, iki cihânın seyyidi, insanların ve cinnin hepsinin Peygamberi Muhammed “aleyhissalâtü vesselâm” efendimiz, bütün âlemlere Peygamber olarak gönderildi ve dîni ki, (Dîn-i islâm)dır, bütün dinleri nesh etdi. Bu dînin hükmü kıyâmete kadar süreceğinden, dünyânın hiçbir yerinde, Onun dîninden başka bir dinde bulunmak câiz olmadı. Ondan sonra, hiç Peygamber gelmiyecekdir. Biz çok şükr, Onun ümmetiyiz. Dînimiz, dîn-i İslâmdır. Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm, mîlâdın 571. ci senesi, Nisan ayının yirmisine rastlıyan, Rebî’ul-evvel ayının onikinci pazartesi sabâhı, Mekke şehrinde tevellüd etdi. Hicretin 11. ci ve mîlâdın 632.ci senesinde Medînede vefât etdi. Kırk yaşında iken, (Cebrâîl) ismindeki melek gelerek, Peygamber olduğunu kendisine bildirdi. Mîlâdın 622 senesinde Mekkeden Medîne şehrine hicret eyledi. Eylül ayının yirminci pazartesi günü, Medînenin Kubâ köyüne geldi. Bugün, müslimânların (Şemsî) senebaşı oldu. Acemlerin şemsî senelerinin başlangıcı, bundan altı ay evveldir. Ya’nî, ateşe tapan mecûsîlerin bayramı olan martın yirminci (Nevruz) günüdür. O senenin Muharrem ayının birinci günü de, (Kamerî) sene başı oldu. Peygamberlerin hepsine inanırız. Hepsi ALLAHü teâlâ tarafından gönderilmiş Peygamberlerdir. Fekat, Kur’ân-ı kerîm nâzil olunca, başka dinler nesh edildi. Onun için, şimdi hiçbirine uymak câiz değildir. Nasârâ da, geçmiş Peygamberlerin hepsine inanıyor. Fekat, Muhammed aleyhisselâmın, bütün insanların Peygamberi olduğuna inanmadıkları için kâfir oluyor, doğru yoldan çıkıyor. Yehûdîler ise, Îsâ aleyhisselâma da inanmadıkları için, dîn-i islâmdan, dahâ uzakdır. Yehûdîlerle Nasârâ, ellerindeki bozuk kitâblarının gökden böyle gelmiş olduğuna inandıkları için, bunlara (Ehl-i kitâb) [ya’nî kitâblı kâfir] denir. Nikâh ile bunların kızlarını almak ve [ALLAHü teâlânın ismini söyliyerek] kesdiklerini yimek câizdir. [Fekat, mekrûhdur. Müslimân kızlarının, bunların erkekleri ile evlenmesi câiz değildir. Bir kız, bunlarla veyâ bir mürted ile, evlenmeğe niyyet edince, Muhammed aleyhisselâmın dînine ehemmiyyet vermemiş olur. İslâmiyyete kıymet vermiyen bir müslimân, dinden çıkar (mürted) olur ve iki kâfir birbiri ile evlenmiş olur.] Hiçbir Peygambere inanmıyan, inansa da, Peygamberde veyâ ba’zı mahlûklarda (Ülûhiyyet sıfatı) bulunduğuna inanarak, bunlara tapınanlara ve mürtedlere (Müşrik) ya’nî kitâbsız kâfir denir. (Mülhid)lerin de, kitâbsız kâfir olduğu bildirildi. Bunların kızlarını almak ve kesdiklerini yimek, câiz değildir. Îsâ aleyhisselâm, kendinden sonra dînini yaymak için, eshâbı arasından oniki kişi seçdi. Bunlara Havârî [Apostel, le Apôtre, apostle] denir. Bunlar: Şem’ûn [Petrus], Yuhannâ [Johannes], büyük Ya’kûb, Petrosun kardeşi olan Andreas, Filip [Philippus], Toma [Thomas], Bartolomi [Bartolomaus], Metiyyâ [Matthaus], küçük Ya’kûb, Barnabas, Yehûda [Jüdas] ve Tadyus [Yakobi]dur. Ba’zı kitâblarda Barnabas yerine Simon yazılıdır. Yehûdâ [Judas] mürted oldu. Yerine Matyes [Matthias] seçildi. Havârîlerin reîsleri Petrus idi. Bu oniki mü’min, Îsâ “aleyhisselâm” otuzüç yaşında göke çıkarıldıkdan sonra, onun dînini etrâfa yaydılar. Fekat, ALLAHü teâlânın gönderdiği dînin doğru olarak yayılması, seksen sene sürebildi. Sonra, yehûdî dönmesi olan Bolüsün devrimleri, ilkeleri her tarafa yayıldı. Bolüs, Îsâ aleyhisselâma îmân etmiş göründü. Kendini din âlimi tanıtıp, (Îsâ, ALLAHın oğludur. Bunun için, kendisinde ülûhiyyet sıfatları vardır) dedi. Başka şeyler de uydurup söyledi. Şerâbı ve domuzu halâl etdi. Kıblelerini, Kâ’beden şarka, güneşin doğduğu tarafa döndürdü. ALLAHü teâlânın zâtı birdir, sıfatları üç dürlüdür dedi. Bu sıfatlara (Uknûm) denildi. Münâfık yehûdînin bu ilkeleri, ilk yazılan İncîl denilen dört kitâba, bilhâssa Lukanın kitâbına karışarak, Nasârâ, fırka fırka ayrıldı. Îsâ aleyhisselâmda ülûhiyyet sıfatı bulunduğuna inandıkları için, hepsi müşrik oldu. Birbirine uymaz yetmişiki mezheb ve kitâblar meydâna çıkdı. Şimdi üç büyük mezhebleri kalmışdır. Hepsi müşrikdir. [İspanyanın Balear adalarındaki Miyorka (Majorque) adasında papas iken, Tunusda müslimân olup, Abdüllah ibni Abdüllah-it-tercümân ismini alan bir zât, (Tuhfet-ül-erîb firredd-i alâ ehlis-salîb) ismindeki arabî kitâbını, sekizyüzyirmiüç 823 [m. 1420] senesinde yazmış, 1290 [m. 1872] da Londrada ve 1401 [m. 1981] de İstanbulda, Hakîkat Kitâbevi tarafından, arabî olarak, (El-münkız-ı aniddalâl) kitâbının sonunda basılmış, türkçeye de terceme edilmişdir. Bu kitâbında buyuruyor ki: (Adı geçen dört kitâbı yazanlar: Metâ [St. Mathieu] ve Luka [St. Luc] ve Marko [St. Marc] ve Yuhannâ [St. Jean]dır. İncîli ilk değişdiren, Nasarâyı müşrik yapan bunlardır. Filistinli olan Metâ, Îsâ aleyhisselâmı yalnız göke çıkarıldığı sene görmüş ve bundan sekiz sene sonra, birinci İncîli yazmışdır. Burada, Îsâ aleyhisselâmın, Filistinde vilâdetinde görülen şaşılacak şeyleri ve yehûdî pâdişâh [Herod]un, onu, çocuk iken öldürmek isteyince, annesi hazret-i Meryemin, oğlunu alıp, Mısra götürdüğünü yazmakdadır. Hazret-i Meryem, oğlu göke çıkdıkdan altı sene sonra vefât etdi. Kudüsde medfûndur. Antakyalı olan Luka, Îsâ aleyhisselâmı görmemiş, Îsâ “aleyhisselâm” göke çıkarıldıkdan sonra, münâfık olan Bolüs tarafından Îsevî dînine alınmış, Bolüsün [Pavlosun] zehrli fikrleri ile aşılanarak, ALLAHü teâlânın kitâbını büsbütün değişdiren bir İncîl yazmışdır. Marko da, Îsâ “aleyhisselâm” göke çıkarıldıkdan sonra, Îsevî olmuş, İncîl ismi ile, Petrusdan işitdiklerini Romada yazmışdır. Yuhannâ, Îsâ aleyhisselâmın teyzesi oğlu olup, Îsâ aleyhisselâmı birkaç kerre görmüşdür. Bu dört kitâbda, birbirine uymıyan yazılar çokdur.) Binüçyüzdokuz 1309 [m. 1892] senesinde vefât eden, Harputlu İshak efendinin yazdığı (Diyâ-ül-kulûb) ve (Şems-ül-hakîka) adındaki iki kitâbında ve 1299 da vefât eden Hayderîzâde İbrâhîm Fasîh efendinin arabî (Essırât-ül-müstekîm) kitâbında ve Necef Alî Tebrîzînin 1288 de İstanbulda basılmış olan fârisî (Mîzân-ül-mevâzîn) kitâbında ve 1959 da Beyrutda basılmış olan, İmâm-ı Gazâlînin arabî (Erreddül-Cemîl) kitâbında, bugünkü İncîl denilen kitâbların bozuk oldukları, bunlara inananların müşrik olacağı isbât edilmekdedir. Bu üç kitâb, 1986 senesinde (Hakîkat Kitâbevi) tarafından, ofset yolu ile tekrâr basdırılmışdır. Îsâ aleyhisselâmdan gördüklerini ve işitdiklerini doğru olarak yazan Barnabasın İncîli bulunmuş ve 1973 de İngilizce olarak Pâkistânda basılmışdır. (Kâmûs-ul-a’lâm)da diyor ki: (Barnabe, Havârîlerin eskilerindendir. Markosun amcası oğludur. Kıbrıslıdır. Bolüs [Pavlos] ortaya çıkdıkdan sonra, buna yanaşdı. Berâber Anadoluyu ve Yunanistânı dolaşdılar. Mîlâdın altmışüçüncü senesinde Kıbrısda şehîd edildi. Bir İncîl ve diğer ba’zı şeyler yazmışdır. Hazîranın onbirinci günü yortusu yapılmakdadır.) Hıristiyânların din adamlarına (Prétre), ya’nî papas ve keşiş denir. Ortodoksların en büyüğüne (Patrîk) denir. Orta derecelerdeki papaslara (Pasteur) denir. İncîl okuyucularına (Kıssîs), Kıssîsin üst derecesine (Üskuf) denir. Bunlar, müftîleridir. Üskufların yüksek derecesindekilere (Evéque) veyâ (Piskopos), dahâ yükseklerine (Arşövek) veyâ (Metropolit) veyâ (Matrân) denir. Bunlar kâdîları, ya’nî hâkimleridir. Kilisede nemâz kıldıranlara (Câsilîk), aşağı derecedekilere (Curé veyâ Şemmâs) ve (Diyakoz), kilise hizmetçilerine (Ermite) veyâ (Şemâmise) denir. Bunlar, müezzinlik de yaparlar. Yalnız ibâdetle meşgûl olanlara (Râhib) denir. Katoliklerin baş papasları (Papa), ya’nî (atalar atası)dır. Papa Romadadır. Bunun müşâvirlerine (Kardinal) denir. Bütün bu din adamları, ALLAHü teâlânın bir olduğunu unutdu. (Trinite) denilen (Teslîs)e başlayıp, Îsâ ALLAHın oğludur diyerek müşrik oldular. Bir zemân sonra, Roma imperatorlarından ikinci Klavdius [215-271 mîlâdî yılda] zemânında, Antakya patrîki Yûnüs Şemmâs, ALLAHü teâlânın bir olduğunu i’lân etdi. Çok kimseleri doğru yola getirdi. Ehl-i kitâb oldular. Fekat sonra gelen papaslar, yine üç şeye tapınmağa başladı. Büyük Kostantin [274-337] Îsevîliğe, putperestliği de karışdırdı. Mîlâdın 325. ci senesinde İznikdeki rûhânî meclisinde, 318 papası toplıyarak, şirk ile karışdırılmış yeni bir hıristiyanlık dîni meydâna getirdi. Bu meclisde bulunan Aryus ismindeki üskuf, ALLAHın bir olduğunu, Îsâ aleyhisselâmın, Onun kulu olduğunu söyledi ise de, meclis reîsi, İskenderiyye patrîki Aleksandrus, Aryusu kiliseden koğdu. Büyük Kostantin, Aryusun kâfir olduğunu i’lân etdi ve (Milel ve Nihal) kitâbında ve Rum târîhçilerinden Circis İbnül’amîdin [601-671 (1205-1273) Şâmda] kitâbında yazılı olan (Melekâiyye) mezhebinin esâslarını kurdurdu. 381 de İstanbulda ikinci meclis kurularak, Rûhul-kuds ismi verilen Îsâ aleyhisselâm mahlûkdur diyen Makdonyus tel’în edildi. Mîlâdın üçyüzdoksanbeş [395]. ci yılında, Roma devleti ikiye ayrıldı. 421 de Kostantinîyye [ya’nî İstanbul] patrîki Nestoriusun kitâbını tedkîk için, İstanbulda, üçüncü toplantı yapıldı. Nestorius (Îsâ “aleyhisselâm” insandır. Ona tapılmaz. İki uknûm vardır. [COLOR=#08bd09][B]ALLAH[/B][/COLOR][/COLOR][/B][/SIZE][SIZE=4][COLOR=seagreen][B] birdir. Bunun, vücûd, hayât, ilm sıfatlarından, hayât sıfatı, Rûhul-kudsdür. İlm uknûmu [kelime], Îsâya hulûl etmiş, ilâh olmuşdur. Meryem, ilâh anası değil, insan anasıdır. Îsâ, ALLAHın oğludur) diyordu. Bu fikrleri kabûl edildi. Nestorius mezhebi, şark memleketlerinde yayıldı. Bu mezhebde olanlara (Nestûrî) denir. 431 de Efesus (Efes) de dördüncü meclis kurulup, Dioskorüsün fikrleri kabûl edildi. Nestorius tekfîr edildi. Nestorius (439) senesinde Mısrda öldü. Bundan yirmi sene sonra Kadıköyde, 451 de beşinci meclisde, 734 papas toplanıp, İskenderiyye patrîki Dioskorusun yazıları red edildi. Dioskorusun fikrlerine (Monofisiye) denir ki, Îsâ “aleyhisselâm” bir ilâhdır diyorlar. Buna (Ya’kûbiyye) mezhebi de denir. Çünki, Dioskorusun asl adı Ya’kûbdur. O târîhde, şarkî Roma (Bizans) imperatoru olan Merkyânus, red karârını her tarafa bildirdi. Dioskorus kaçıp, Kudüs ve Mısrda mezhebini yaydı. Bunlar da müşrikdir. Îsâ aleyhisselâma tapınır. Şimdi Irakda ve Surîyede, Lübnanda bulunan (Süryânî)ler ve (Maronî)ler, Ya’kûbiyye mezhebindedirler. Kadıköy meclisinde kabûl edilip, kral Merkyânusun tasdîk etdiği fırkaya (Melekâiyye) denir. Birinci İznik meclisinde kabûl edilen mezheb de Melekâiyyeye yakındır. Reîsleri, Antakya patrîkidir. İlm sıfatına (Kelime), hayât sıfatına (Rûhul-kuds) derler. Bu sıfatlar, insan ile birleşince (Uknûm) derler. İlâh üçdür. Biri, vücûd uknûmu olup babadır. Îsâ onun oğludur. Meryem de ilâhdır dediler. Îsâ aleyhisselâma (Jesus christus) diyorlar. Hıristiyanların yetmişiki fırkası, Hindli Rahmetullah efendinin “rahmetullahi teâlâ aleyh” arabî (İzhâr-ül-hak) kitâbında ve Harputlu İshak efendinin türkçe (Dıyâ-ül-kulûb) kitâbında uzun yazılıdır. Bu kitâb, 1987 senesinde (Cevâb Veremedi) ismi altında İstanbulda basılmış, ingilizce tercemesi 1990 da neşr edilmişdir. (İzhâr-ül-hak) kitâbı 1280 [m. 1864] senesinde arabî olarak İstanbulda basdırılmışdır. Rahmetullah efendi bu kitâbında 1270 senesinde, Hindistânda ve sonra İstanbulda hıristiyan papasları ile yapdığı münâzaraları ve onları nasıl mağlûb etdiğini uzun yazmakdadır. Fârisî (Seyf-ül-ebrâr) kitâbının İstanbul baskısına, bu münâzaralar hakkında bilgi eklenmişdir. (İzhâr-ül-hak) kitâbı iki kısmdır. Me’ârif nezâreti mektûbcusu Nüzhet efendi, kitâbın birinci kısmını türkçeye çevirmiş, (İzâh-ul-hak) ismi ile İstanbulda basılmışdır. İkinci kısmını, 1292 de Seyyid Ömer Fehmi bin Hasen türkçeye terceme etmiş, (İbrâz-ül-hak) ismi ile, 1293 [m. 1876] senesinde Bosnada basılmışdır. Bütün bu mezhebler, 446 [m. 1054] senesine kadar Romadaki papaya bağlı idi. Hepsi müşrikdir. Hepsine katolik denir. 1054 de, İstanbul patrîki Mihael Kirolarius, papadan ayrılıp, şark kiliselerini kendi idâre etdi. Bu kiliselere (Ortodoks) denildi. Bunlar (Ya’kûbiyye) mezhebindedirler. Lüther ismindeki Alman papası da, hicretin dokuzyüzyirmiüç [923] senesine rastlıyan mîlâdın binbeşyüzonyedi [1517] senesinde, Romadaki papaya isyân edip, kiliselerin bir kısmı buna uydu. Bunlara, (Protestan) kiliseleri denildi.] Görülüyor ki, hıristiyanların hepsi müşrikdir ve yehûdîlerden dahâ aşağıdır. Âhıretde azâbları dahâ çokdur. Çünki bunlar, hem Muhammed aleyhisselâma inanmıyor, hem de, ulûhiyyetde taşkınlık ediyor, teslîse inanıyorlar. Îsâ aleyhisselâma ve anası hazret-i Meryeme tanrı diyerek tapındıkları için, hepsi müşrikdir. Leş de yiyorlar. Yehûdîler ise, yalnız iki Peygambere “aleyhimessalevâtü vetteslîmât” inanmıyor. ALLAHü teâlâyı bir biliyor ve leş yimiyor. Bununla berâber, yehûdîlerin islâma düşmanlığı dahâ çokdur. Yehûdîlerden birkaçı, (Uzeyr ALLAHın oğludur) diyerek hıristiyanlar gibi müşrik oluyor ise de, çoğu müşrik değildir. Ortodoks, katolik ve protestanların her biri başka başka İncîller okuyup, Îsâ aleyhisselâma bağlı olduklarını söyler. Hâlbuki, i’tikâdda ve amelde, birbirlerine uymıyan çok şeyleri vardır. Hepsine nasârâ ve hıristiyan deniyor. Îsâ, Peygamberdir diyenlere, Ehl-i kitâb denir. Şimdi, Ehl-i kitâb olan hıristiyan yokdur. Muhammed aleyhisselâma inanmadıkları için, hepsi kâfirdir. Yehûdîler de, kendilerine mûsevî diyor. [1997 senesinde Fransada yayınlanan iki cildlik Dinler ansiklopedisinde diyor ki: 1995 senesinde yeryüzünde 4 milyar 550 milyon nüfûs vardı. Bunun 1 milyar 60 milyonu müslimân, 1 milyar 870 milyonu hıristiyan [bunun 1 milyar 42 milyonu katolik, 505 milyonu protestan, 174 milyonu ortodoks], 14 milyonu yehûdî, 1 milyar 606 milyonu hiçbir peygambere inanmayan kâfirler, ya’nî müşriklerdir.] Peygamber efendimiz “aleyhissalâtü vesselâm” hicretin, onbirinci senesinde, âhıreti teşrîf buyurdukdan sonra, Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” halîfe oldu. Hicretin onüçüncü senesinde, altmışüç yaşında vefât etdi. Bundan sonra Ömer-ül-Fârûk “radıyallahü anh” halîfe oldu. Yirmiüçüncü senede, altmışüç yaşında şehîd edildi. Bundan sonra, Osmân Zinnûreyn “radıyallahü teâlâ anh” halîfe oldu. Otuzbeş senesinde, sekseniki yaşında şehîd edildi. Sonra Alî “radıyallahü anh” halîfe oldu. Hicretin kırkıncı senesinde altmışüç yaşında şehîd edildi. Bu dört halîfeye, (Hulefâ-i râşidîn) denir. Zemân-ı se’âdetde, (Ahkâm-ı İslâmiyye) temâm icrâ edilip, her taraf, hak, adâlet ve hürriyyet ile nûrlandığı gibi, bunların zemânında da öyle idi. Ahkâm-ı islâmiyye kusûrsuz olarak yapılıyordu. Bu dört halîfe, Eshâb-ı kirâmın hepsinden üstündür. Kendi aralarındaki üstünlükleri, hilâfetleri sırasına göredir. Ebû Bekr “radıyallahü anh” zemânında, müslimânlar, Arabistân yarımadasından dışarı çıkdı. Resûl-i ekrem “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz âhıreti teşrîf buyurunca, yarımadada karışıklıklar çıkdı. Ebû Bekr “radıyallahü anh” yarımadada hâsıl olan bu karışıklıkları düzeltdi. Mürtedlerin terbiyesi ile uğraşdı. Vakt-i se’âdetde olduğu gibi, birlik te’mîn etdi. Ömer “radıyallahü anh” halîfe olunca, bir hutbe okuyup: (Ey Resûlün Eshâbı “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în”! Arabistân, ancak sizin atlarınıza arpa yetişdirebilir. Hâlbuki ALLAHü teâlâ, Muhammed aleyhisselâmın ümmetine, yeryüzünün her tarafında, yer, memleket vereceğini, Habîbine va’d etmişdir. Hani, bu va’d edilen memleketleri zabt ederek, dünyâda ganîmete, âhıretde gazâ ve şehîdlik rütbesine nâil olmak istiyen erler nerede? Din uğruna can ve baş fedâ ederek, vatanlarını bırakıp, ALLAHü teâlânın kullarını zâlimlerin pençelerinden kurtaracak gâzîler nerede?) diyerek Eshâb-ı kirâmı cihâda ve gazâya teşvîk buyurdu. İşte İslâm memleketlerinin, üç kıt’a boyunca, hızla genişlemesine, milyonlarca insanın küfrden kurtulmalarına sebeb, hazret-i Ömerin “radıyallahü anh” bu nutkudur. Bu nutk üzerine, Eshâb-ı kirâm “aleyhimürrıdvân” ölünceye kadar cihâd ve gazâ etmeğe ahd ve ittifâk etdi. Halîfenin gösterdiği şeklde ordular kurulup, Ehl-i islâm, yerlerini, yurdlarını terk ile Arabistândan çıkıp, her tarafa yayıldı. Gidenlerin çoğu, geri dönmeyip, gitdikleri yerlerde, ölünciye kadar cihâd etdi. Böylece, az vaktde çok memleket alındı. O vakt, iki büyük devlet vardı. Biri Rum İmperatorluğu, diğeri Îrân devleti idi. Ehl-i islâm, ikisine de gâlib geldi. Hele Acem devleti, büsbütün ortadan kalkdı. Memleketlerinin hepsi, müslimânların eline geçdi. Ehâlîsi müslimân olmakla şereflendi. Dünyâda râhata, âhiretde ebedî se’âdete kavuşdular. Osmân ve Alî “radıyallahü anhümâ” zemânlarında da böyle gazâ ile uğraşıldı. Fekat, Osmân “radıyallahü anh” zemânında, halîfeye karşı gelenler türedi ve şehîd etdiler. Alî “radıyallahü anh“ zemânında, hâricî kavgaları baş gösterdi. Ehl-i islâm arasında ayrılık başladı. Feth ve zaferin en büyük sebebi ise, ittifâk ve birlik olduğundan, bunların zemânında, Ömer “radıyallahü anh” zemânı kadar, memleket alınamadı.[/B][/COLOR][/SIZE][/I] [B][I][SIZE=4][COLOR=#2e8b57][/COLOR][/SIZE][/I][/B] [B][I][SIZE=4][COLOR=black]devam edecek[/COLOR][/SIZE][/I][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
FÂİDELİ BİLGİLER kitabı(Mutlaka okuyun)
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst