Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Bunları Biliyormusunuz
Tarihden Bir Yaprak
Fatih'i Fatih Yapan İncelikler - Batılılara Göre Fatih
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 130982" data-attributes="member: 27"><p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="color: Blue"><u><strong>SADECE ŞEHRİ DEĞİL, GÖNÜLLERİ DE FETHETTİ</strong></u></span></span></p><p> <p style="text-align: center"><img src="http://www.yeniasya.com.tr/2009/05/29/resim/fetih.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </p> <p style="text-align: center"></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">1453’te İstanbul’u fethederek çağ kapayıp çağ açan Fatih Sultan Mehmed, sadece bir şehri değil, gönülleri de fethetti.<strong> Onun, İslâm’dan kaynaklanan, farklı din, mezhep ve etnik kökene sahip toplulukların barış ve huzur içerisinde yaşamasını mümkün kılan yaklaşımı, bunun en büyük delilidir. </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"><strong></strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkRed"><u>FATİH’İN DOĞUMU</u> </span></span></span></strong></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">1432 yılı Mart ayının 30. gecesi bir pazar gününün sabahına yaklaşılırken, Sultan II. Murad’ın bir oğlu dünyaya geldi. O sırada baba, sabah namazını kılmış, seccadesinin üzerinde Kur’ân okuyordu. “Sure-i Muhammed” bitirmiş, Sure-i Feth’e başlamak üzere idi ki, bir güzel muştuyla, bir oğlunun dünyaya geldiğini söylediler. Genç padişah henüz 27 yaşında idi, gözleri sevinç yaşları ile dolarak: <strong>“Ravza-i Murad’da bir gül-i Muhammedî açtı”</strong> dedi. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Bebeği doğuran ana ise, Kastamonu ve Sinop hükümdarı İsfendiyar beyin kızı Hatice Halime Hüma hatundu. Şehzadesini bağrına bastığı zaman henüz 15 yaşındaydı ve eşsiz bir güzelliği vardı. (Koçu, Reşat Ekrem, Osmanlı Tarihinin Güzel Kadınları). </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></p><p> </p><p style="text-align: center"><u><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkRed">YETİŞTİĞİ ORTAM </span></span></span></strong></u></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Bu zamana kıyasla, televizyonsuzluk nimetiyle dopdolu bir ortamda büyüyordu küçük şehzade. <strong>Suçun ve suçlunun barınamadığı bir toplum… Devrin en inançlı, en kabiliyetli âlimleriyle dolup taşan; askerlikten mantık ilmine, matematikten astronomiye, tarihten dünya siyasetine kadar çok şeyin bir arada konuşulduğu bir ortam… </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"><strong></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Hayatla, inançla, tabiatla iç içe bir çevre. Bizim için anlaması güç olsa da, bir bebeği cihangir bir padişah yapacak bir ortamdı bu. Küçük şehzadeyi saraylarda büyütmediler, ama onun aklını ve kalbini mamur ettiler. Çalışmanın, gayretin, tevekkülün, duanın, hayatın içindeki yerinin ne olduğunu gayet mükemmel öğrettiler. Bilginin başarıdaki yerini iyice bellettiler. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">İşte böyle şuurlu ve dindar bir insan olarak yetiştirilen bu küçük şehzade günü gelince ihtişamla kollarını açan bir çınar olarak, kıtaları ve kültürleri kucaklayacaktı. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></p><p> </p><p style="text-align: center"><u><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkRed">BÜYÜK FETHİN PLÂNLARI </span></span></span></strong></u></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Sultan II. Mehmet, kafasında hep Konstantiniye’yi fethetmek düşüncesi ile yaşıyordu. Şehrin haritasını çıkarmış, daima yanında taşıyor, her fırsatta çıkarıp üzerinde çalışıyor. Daha önce yaşanmış tecrübelerden çıkardığı dersler, yeni taktikler; plânlar, plânlar… Günler, geceler boyu üzerinde çalışarak beynine nakşettiği şehir en ince ayrıntısına kadar kafasındaydı artık. Denilebilir ki bir Bizanslıdan daha fazla bu şehri tanıyor, bir Bizanslının bile sevemeyeceği kadar seviyordu. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">“Konstantiniye’ye meftunuz (sevdalıyız),” diyordu. “Çünkü o bir Peygamber müjdesi, o bir Peygamber emanetidir.” </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></strong></p><p></p><p style="text-align: center"><strong><u><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkRed">ŞÜPHE VE ÜMİT </span></span></span></u></strong></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Hadis-i Şerifi her hatırlayışta yüreğini çarptıran, göğsünü ürperten bu şehri istiyordu. Artık o bir hasretti, bir sevdaydı kalbinde. Fetih, daima kafasını kurcalıyordu. Ve inceden bir endişe, içinde zaman zaman kıpırdıyordu: <strong>“Şehri alabilecek miyim?!.” </strong>Bir gece yarısı, tereddüdünü hocasına açtı. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"><strong>“Tasa etme,”</strong> dedi Akşemseddin, <strong>“Konstantiniye’yi inşaallah alacaksın!” </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"><strong></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Hocası boş konuşmazdı. Kuru teselliye bel bağlamazdı. Açık konuşur, yalın söyler, olmazı olur göstermezdi. Yüzü aydınlandı Sultan Mehmet’in. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><strong><u><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkRed">TAVUKLARI BİLE HAPSETTİM! </span></span></span></u></strong></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">İstanbul’un fethinin hazırlıkları tüm hızıyla sürüyordu. Sultan Mehmet, ordunun gerisini emniyete almak için, Malkaralı Paşayiğit’in torunu Gazi Turhan oğlu Ömer Beyi huzuruna çağırıp şu emri verdi: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"><strong>“İstanbul üzerine yürürken Mora’daki Bizans prenslerini kalelerinde bırakamayız. Teslim etmelerini emreyledik. Dinlemezler. Git Mora’ya, babanın fethettiği o yerlerde emirlerimizi dinlemeyenleri yola getir.”</strong> Gazi Ömer de, Mora’dan dönüşünde Padişahına durumu şöyle bir espriyle rapor ediyor: <strong>“Mora’da tavukları dahi hapsettim Padişahım!..”</strong> </span></span></span></p><p> </p><p></p><p style="text-align: center"><strong><u><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkRed">KARADA YÜZEN GEMİLER </span></span></span></u></strong></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">İstanbul’un fethinde büyük bir etkisi olan hadiselerden biri, Osmanlı donanmasının, Dolmabahçe’den yürütülüp Kasımpaşa’dan Haliç’e indirilmesidir. <strong>Bu olay, dünya savaş tarihinde bir ilk olarak yerini aldı. </strong></span></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Fatih’i şahsen tanıyan ve ünlü bir tarihçi olan Bizans İmparatorluk Prensi Dukas, gemilerin karadan yürütülerek Haliç’e indirilmesi konusunda şu heyecanlı satırları yazar: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">“Böyle bir harikayı kim gördü ve kim işitti? Deniz üzerinde köprü inşa ederek, onun üstünden karada yürür gibi asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmet, karayı denize dönüştürdü ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Dolayısıyla bu kişi, Keyahsar’ı da geçti. Çünkü Keyahsar, Çanakkale Boğazını geçti ve Atinalılara mağlûp olarak perişan bir halde geri döndü. II. Mehmet ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizans’ı mahvederek hakiki altın gibi parıldayan İstanbul’u, yani dünyayı süsleyen şehirlerin kraliçesini fetheyledi.” </span></span></span></strong></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></p><p style="text-align: center"><u><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkRed">AYASOFYA’DA İLK EZAN </span></span></span></strong></u></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Fatih hâlâ Ayasofya’yı inceliyor, karmaşık duygular içinde bakınıyordu. Nihayet toparlandı. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"><strong>“Resim ve heykelleri örtünüz!”</strong> diye emretti. <strong>"Bugün Salı, ilk Cuma namazını burada eda etmek isteriz. O vakte kadar mabedi namaza hazırlayınız. Şimdi derhal Ezan-ı Muhammedî okunsun.” </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Ve Ayasofya’nın içinde, dışında ilk defa ezan okundu: </span></span></span></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">“Allahuekber, Allahuekber…” </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></strong></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Fatih bir köşeye çekilip ikindi namazını kıldı. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"><strong>“Bu sûretle Hıristiyanların Ayasofya kilisesinde ilk olarak Muhammed’in getirdiği dinin ibadeti yapıldı”</strong> diyen Hammer, ardından büyük bir bitmişlikle ekliyor:<strong> “Rum ve Latinler arasında süre gelen din ayrılıkları, İslâmiyet’in gelişi ile sona ermiş oldu: ‘Allah’tan başka İlâh yoktur!’” </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">… </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Ayasofya artık bir cami idi. 481 sene cami olarak kalacaktı. Fatih Sultan Mehmet, vakfiyesinde Ayasofya’nın cami olarak kalması gerektiğini belirttikten sonra, camii başka maksatlar için kullanacaklara bedduâlar yağdıracak, <strong>“Allah’ın ve Peygamberinin lânetine”</strong> uğramalarını dileyecekti. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Yazık ki, Fatih’in aziz ve mukaddes mirası, fethin manevî sembolü Ayasofya 24 Kasım 1934’de çıkarılan bir Bakanlar Kurulu kararıyla müze yapılacak, ancak 8 Ağustos 1980 günü, büyük gayretler neticesinde, sadece Hünkâr Mahfili ibadete açılacak, ama o da 12 Eylül 1980 askerî müdahalesinin hemen akabinde tamir gerekçesiyle tekrar kapatılacaktı. <strong>Ve “tamir” nedense bir türlü bitmeyecekti… </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">… </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Bir de, Ayasofya’yı <strong>“Bizans’ın malı”</strong> sayan ve öyle kalmasını arzulayan zihniyete Paul Wittek’in söyleyecekleri var: </span></span></span></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">“Ayasofya’nın, bu muhteşem kilisenin muhafazasını, asırlar görmüş yapının zamanın tahribatına karşı müdafaasını, sırf Türklerin sahip olduğu teknik maharete ve iktisadî kaynaklara borçlu olduğumuzu itiraf edelim.” </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></strong></p><p> </p><p style="text-align: center"><span style="color: DarkRed"><strong><u><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">HAPİSTEKİ PAPAZ </span></span></u></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Fetihten sonra Bizans imparatorlarının sarayını gezen Fatih’in huzuruna, mahzende inlerken sesi duyulan ve küçük taş bir odada bulunan zayıf, yaşlı bir papaz getirilir. Fatih ona sorar: </span></span></span></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">“Bu ne hâldir, sizi niye hapsettiler?” </span></span></span></strong></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Papaz cevap verir: </span></span></span></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">“Şevketli Padişah, arz edeyim: Kuşatma başlayınca İmparator Konstantin Dragazes, beni huzuruna çağırdı. Şehrin Osmanlılar tarafından alınıp alınamayacağını sordu. Şimdiye kadar okuduklarıma, öğrendiklerime dayanarak bu kuşatmanın son kuşatma olduğunu, şehrin elimizden çıkacağını ifade ettim. Çok kızdı. Beni hem dövdürdü, hem de hapsettirdi. O günden beri zindanda yaşamaktayım.” </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></strong></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Fatih bir an düşündükten sonra şunu sordu: </span></span></span></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">“Peki, bu İstanbul gün olur bizim de elimizden çıkar mı?” </span></span></span></strong></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Bunun cevabı düşündürücüdür: </span></span></span></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">“Vakta ki içinizde fesat artar, insanınız kendi menfaatine ram olur, mal ve mülkünü yabancılara satanlar çoğalır ve yabancıdan medet umanlar fazla olursa, şehir sizden dahi çıkar.” </span></span></span></strong></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Fatih oracıkta ellerini açar ve der: </span></span></span></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">“Yâ Râb! Dilerim ki, böyleleri kahrına ve gazabına uğrasın.” </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></strong></p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><u><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkRed">FATİH, FATİHTİR; ZALİM DEĞİLDİR </span></span></span></u></strong></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">İstanbul’un yeniden imarında çalıştırılan Rum esirlere altı akçe gündelik verilmiştir. <strong>Bizans’ın yerli ahalisi din, isim, kültür değiştirmeden (arzuları dışında) günümüze kadar sapa sağlam gelmiştir. Bu vakıa, Fatih’e isnat olunan iftiralara karşı en iyi cevaptır. </strong></span></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"><strong>İstanbul’un fethedildiği tarihlerde Batı’da faaliyet gösteren </strong><strong>Engizisyon Mahkemeleri, inançlarından, fikirlerinden dolayı insanları ateşe atarken, gırtlaklarından aşağı erimiş kurşun akıtırken, kazıklara oturturken ve bütün bu insanlık dışı işkenceler o zamanın Batı âleminde normal kabul edilirken;</strong> Fatih, fethettiği şehrin halkını istediği konularda zorlayabilir, sürgün edebilir ya da esir pazarlarında satabilirdi. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Hiçbirini yapmadı. Tam tersi, çağımızda bile “fazla” sayılabilecek haklar tanıdı. Korkulan değil, sevilen bir padişah olmak istedi. Ve bunu başardı. </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></strong></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"><strong>Aslında Fatih’e “zalim” demek tarihe karşı en büyük iftiradır.</strong> Eğer zalim ve istilâcı olsaydı, İspanyolların Endülüs Müslümanlarına uyguladıkları asimilasyonun bir benzerini Rumlara uygular, onların Endülüs’te tek Müslüman bırakmamaları gibi, İstanbul’da tek bir Hıristiyan bırakmazdı. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Mortray şöyle der: <strong>“Dünyada Türkiye’den (Osmanlı Devleti kast ediliyor) başka hiçbir memleket yoktur ki, bütün dinlerin ahkâmı (hükümleri) orada olduğu kadar serbestçe yerine getirilebilsin. Bütün Katolik din adamları (papazlar) dinî vazifelerini yaparlar, âyinlerini kiliselerinde rahatça icra ederler ve tıpkı Roma’da olduğu gibi istedikleri kıyafetle sokağa çıkarlar.” </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"><strong></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Evet Fatih bir cihangirdi; fakat daha önce kâmil bir insandı, Müslüman’dı ve bunun icabı olarak da fethettiği yerlerin, kalıbına kıyafetine dokunmadan, kendi isteklerince yaşamalarını sağladı.</span></span></span></p><p></p><p> </p><p style="text-align: center"><u><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkRed">FATİH’İ FATİH YAPAN İNCELİKLER </span></span></span></strong></u></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Ne zaman mürit, ne zaman mürşit, ne zaman derviş, ne zaman padişah olacağını çok iyi bilen bu olgun şahsiyet, Akşemseddin gibi bir insandan uzak olsaydı, acaba bu kemâle erişebilir, bu dengeyi kurabilir miydi? Sultan II. Murat gibi fedakârlık örneği bir babanın ileri görüşlü tedbirleriyle yetiştirilmesiydi, Konstantiniye’nin surlarını aşabilir miydi? Hümâ Hâtûn gibi bir annenin telkinleri, tavsiyeleri, ahlâk ve fazilet aşısı olmasaydı devrinin zirvesine çıkabilir, zirvede kalabilir miydi?</span></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Aile, eğitim ve çevre; dün nasıl “fatih” yetiştirdiyse, bu gün de gereken önem ve ilgi verilirse yine yetiştirir inşaallah. Bunların bozulduğu bir ortamda ise, sağlam şahsiyetler yetişebilir mi acaba? </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="color: DarkRed"><u><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">İDEAL İNSANI FATİH </span></span></strong></u></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Fatih’in nasıl bir ideal insanı olduğunu, arzuladığı dünyayı ve o dünyada Müslüman toplumun yerini görmek için yalnız şu ifadesi yeterlidir: </span></span></span><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">“Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul’da cihanın payitahtı olmalıdır.” </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></strong></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Böylesine geniş, hatta ilk bakışta muhteris bir fikir dünyasına sahip bir insan acaba nasıl birisiydi? İtalyan tarihçi Langostu, Fatih’in 26 yaş hâlini şöyle tarif ve tasvir ediyor: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"><strong>“İnce yüzlü, uzunca boylu, seyrek güler, şiddetli bir öğrenme ihtirasına sahip ve âlicenaptır. Daima kendinden emin ve inatçıdır (sebat anlamında olmalı). Türkçe, Rumca ve Slavca (Bizanslı tarihçi Kritovulas’a göre Arapça, Farsça, İbranice ve Keldanice de bunlara dâhil) konuşuyordu. Harp sanatından çok hoşlanırdı. Her şeyi öğrenmek isteyen zeki bir araştırıcıydı. Sefahati yoktu, nefsine hâkim ve uyanıktı. Soğuğa, sıcağa, açlığa, susuzluğa ve yorgunluğa karşı dayanıklıydı.”</strong> (Paul Wittek, Feth-i Mübin, İstanbul Enstitüsü Dergisi, II. 1956) </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Alman tarihçisi A.D. Mordtmann ise, Fatih hakkındaki düşüncesini şöyle ifade eder: </span></span></span></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">“Dünya tarihinde bir dönüm noktası koymuş, Doğu ile Batının kapısında durmuş, her iki âlemin kültürünü nefsinde toplamış bir insandı.” </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></strong></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Şu hükmü verebiliriz ki: Fatih hem kendisini, hem de çağını aşmış insandı. Bu özelliğiyle, çalışmaları ve eserleriyle hâlâ örnek bir şahsiyet olarak yaşamaktadır. <strong>“Konstantiniyye (İstanbul) elbette fetholunacaktır. Ne güzel kumandandır o kumandan ve ne mutlu askerdir o askerler.” </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></p><p style="text-align: center"><em><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: DarkGreen">Hadis-i Şerif, Ahmed ibni Hanbel, </span></span></span></em></p> <p style="text-align: center"><em><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: DarkGreen">Müsned, c. 4. s. 335 </span></span></span></em></p> <p style="text-align: center"></p><p> </p><p style="text-align: center"><span style="color: DarkRed"><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">“Deha, imkânsızda mümkünü görebilmek demektir. Gemilerin karada da yüzebileceğini sezmek, Mehmet’lerden birini Fatih </span></span></strong></span></p> <p style="text-align: center"><span style="color: DarkRed"><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></strong></span><span style="color: DarkRed"><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">yapar.” </span></span></strong></span></p> <p style="text-align: center"><span style="color: DarkRed"><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></strong></span></p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"><strong><span style="font-size: 10px"><u><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: DarkGreen">Selâhaddin Şimşek</span></span></u></span></strong></p> <p style="text-align: center"><strong><span style="font-size: 10px"></span></strong></p> <p style="text-align: center"><strong><span style="font-size: 10px"><u><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: DarkGreen">29.05.2009</span></span></u></span></strong></p> <p style="text-align: center"><strong><span style="font-size: 10px"><u><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: DarkGreen">Elif-Yeniasya</span></span></u></span></strong> </p> <p style="text-align: center"></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 130982, member: 27"] [CENTER][SIZE=5][COLOR=Blue][U][B]SADECE ŞEHRİ DEĞİL, GÖNÜLLERİ DE FETHETTİ[/B][/U][/COLOR][/SIZE][/CENTER] [CENTER][IMG]http://www.yeniasya.com.tr/2009/05/29/resim/fetih.jpg[/IMG] [/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]1453’te İstanbul’u fethederek çağ kapayıp çağ açan Fatih Sultan Mehmed, sadece bir şehri değil, gönülleri de fethetti.[B] Onun, İslâm’dan kaynaklanan, farklı din, mezhep ve etnik kökene sahip toplulukların barış ve huzur içerisinde yaşamasını mümkün kılan yaklaşımı, bunun en büyük delilidir. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [CENTER][B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkRed][U]FATİH’İN DOĞUMU[/U] [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]1432 yılı Mart ayının 30. gecesi bir pazar gününün sabahına yaklaşılırken, Sultan II. Murad’ın bir oğlu dünyaya geldi. O sırada baba, sabah namazını kılmış, seccadesinin üzerinde Kur’ân okuyordu. “Sure-i Muhammed” bitirmiş, Sure-i Feth’e başlamak üzere idi ki, bir güzel muştuyla, bir oğlunun dünyaya geldiğini söylediler. Genç padişah henüz 27 yaşında idi, gözleri sevinç yaşları ile dolarak: [B]“Ravza-i Murad’da bir gül-i Muhammedî açtı”[/B] dedi. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Bebeği doğuran ana ise, Kastamonu ve Sinop hükümdarı İsfendiyar beyin kızı Hatice Halime Hüma hatundu. Şehzadesini bağrına bastığı zaman henüz 15 yaşındaydı ve eşsiz bir güzelliği vardı. (Koçu, Reşat Ekrem, Osmanlı Tarihinin Güzel Kadınları). [/COLOR][/SIZE][/FONT] [CENTER][U][B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkRed]YETİŞTİĞİ ORTAM [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/U][/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Bu zamana kıyasla, televizyonsuzluk nimetiyle dopdolu bir ortamda büyüyordu küçük şehzade. [B]Suçun ve suçlunun barınamadığı bir toplum… Devrin en inançlı, en kabiliyetli âlimleriyle dolup taşan; askerlikten mantık ilmine, matematikten astronomiye, tarihten dünya siyasetine kadar çok şeyin bir arada konuşulduğu bir ortam… [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Hayatla, inançla, tabiatla iç içe bir çevre. Bizim için anlaması güç olsa da, bir bebeği cihangir bir padişah yapacak bir ortamdı bu. Küçük şehzadeyi saraylarda büyütmediler, ama onun aklını ve kalbini mamur ettiler. Çalışmanın, gayretin, tevekkülün, duanın, hayatın içindeki yerinin ne olduğunu gayet mükemmel öğrettiler. Bilginin başarıdaki yerini iyice bellettiler. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]İşte böyle şuurlu ve dindar bir insan olarak yetiştirilen bu küçük şehzade günü gelince ihtişamla kollarını açan bir çınar olarak, kıtaları ve kültürleri kucaklayacaktı. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [CENTER][U][B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkRed]BÜYÜK FETHİN PLÂNLARI [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/U][/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Sultan II. Mehmet, kafasında hep Konstantiniye’yi fethetmek düşüncesi ile yaşıyordu. Şehrin haritasını çıkarmış, daima yanında taşıyor, her fırsatta çıkarıp üzerinde çalışıyor. Daha önce yaşanmış tecrübelerden çıkardığı dersler, yeni taktikler; plânlar, plânlar… Günler, geceler boyu üzerinde çalışarak beynine nakşettiği şehir en ince ayrıntısına kadar kafasındaydı artık. Denilebilir ki bir Bizanslıdan daha fazla bu şehri tanıyor, bir Bizanslının bile sevemeyeceği kadar seviyordu. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]“Konstantiniye’ye meftunuz (sevdalıyız),” diyordu. “Çünkü o bir Peygamber müjdesi, o bir Peygamber emanetidir.” [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [CENTER][B][U][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkRed]ŞÜPHE VE ÜMİT [/COLOR][/SIZE][/FONT][/U][/B][/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Hadis-i Şerifi her hatırlayışta yüreğini çarptıran, göğsünü ürperten bu şehri istiyordu. Artık o bir hasretti, bir sevdaydı kalbinde. Fetih, daima kafasını kurcalıyordu. Ve inceden bir endişe, içinde zaman zaman kıpırdıyordu: [B]“Şehri alabilecek miyim?!.” [/B]Bir gece yarısı, tereddüdünü hocasına açtı. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen][B]“Tasa etme,”[/B] dedi Akşemseddin, [B]“Konstantiniye’yi inşaallah alacaksın!” [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Hocası boş konuşmazdı. Kuru teselliye bel bağlamazdı. Açık konuşur, yalın söyler, olmazı olur göstermezdi. Yüzü aydınlandı Sultan Mehmet’in. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [CENTER][B][U][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkRed]TAVUKLARI BİLE HAPSETTİM! [/COLOR][/SIZE][/FONT][/U][/B][/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]İstanbul’un fethinin hazırlıkları tüm hızıyla sürüyordu. Sultan Mehmet, ordunun gerisini emniyete almak için, Malkaralı Paşayiğit’in torunu Gazi Turhan oğlu Ömer Beyi huzuruna çağırıp şu emri verdi: [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen][B]“İstanbul üzerine yürürken Mora’daki Bizans prenslerini kalelerinde bırakamayız. Teslim etmelerini emreyledik. Dinlemezler. Git Mora’ya, babanın fethettiği o yerlerde emirlerimizi dinlemeyenleri yola getir.”[/B] Gazi Ömer de, Mora’dan dönüşünde Padişahına durumu şöyle bir espriyle rapor ediyor: [B]“Mora’da tavukları dahi hapsettim Padişahım!..”[/B] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [CENTER][B][U][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkRed]KARADA YÜZEN GEMİLER [/COLOR][/SIZE][/FONT][/U][/B][/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]İstanbul’un fethinde büyük bir etkisi olan hadiselerden biri, Osmanlı donanmasının, Dolmabahçe’den yürütülüp Kasımpaşa’dan Haliç’e indirilmesidir. [B]Bu olay, dünya savaş tarihinde bir ilk olarak yerini aldı. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Fatih’i şahsen tanıyan ve ünlü bir tarihçi olan Bizans İmparatorluk Prensi Dukas, gemilerin karadan yürütülerek Haliç’e indirilmesi konusunda şu heyecanlı satırları yazar: [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]“Böyle bir harikayı kim gördü ve kim işitti? Deniz üzerinde köprü inşa ederek, onun üstünden karada yürür gibi asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmet, karayı denize dönüştürdü ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Dolayısıyla bu kişi, Keyahsar’ı da geçti. Çünkü Keyahsar, Çanakkale Boğazını geçti ve Atinalılara mağlûp olarak perişan bir halde geri döndü. II. Mehmet ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizans’ı mahvederek hakiki altın gibi parıldayan İstanbul’u, yani dünyayı süsleyen şehirlerin kraliçesini fetheyledi.” [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [CENTER][U][B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkRed]AYASOFYA’DA İLK EZAN [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/U][/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Fatih hâlâ Ayasofya’yı inceliyor, karmaşık duygular içinde bakınıyordu. Nihayet toparlandı. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen][B]“Resim ve heykelleri örtünüz!”[/B] diye emretti. [B]"Bugün Salı, ilk Cuma namazını burada eda etmek isteriz. O vakte kadar mabedi namaza hazırlayınız. Şimdi derhal Ezan-ı Muhammedî okunsun.” [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Ve Ayasofya’nın içinde, dışında ilk defa ezan okundu: [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]“Allahuekber, Allahuekber…” [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Fatih bir köşeye çekilip ikindi namazını kıldı. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen][B]“Bu sûretle Hıristiyanların Ayasofya kilisesinde ilk olarak Muhammed’in getirdiği dinin ibadeti yapıldı”[/B] diyen Hammer, ardından büyük bir bitmişlikle ekliyor:[B] “Rum ve Latinler arasında süre gelen din ayrılıkları, İslâmiyet’in gelişi ile sona ermiş oldu: ‘Allah’tan başka İlâh yoktur!’” [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]… [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Ayasofya artık bir cami idi. 481 sene cami olarak kalacaktı. Fatih Sultan Mehmet, vakfiyesinde Ayasofya’nın cami olarak kalması gerektiğini belirttikten sonra, camii başka maksatlar için kullanacaklara bedduâlar yağdıracak, [B]“Allah’ın ve Peygamberinin lânetine”[/B] uğramalarını dileyecekti. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Yazık ki, Fatih’in aziz ve mukaddes mirası, fethin manevî sembolü Ayasofya 24 Kasım 1934’de çıkarılan bir Bakanlar Kurulu kararıyla müze yapılacak, ancak 8 Ağustos 1980 günü, büyük gayretler neticesinde, sadece Hünkâr Mahfili ibadete açılacak, ama o da 12 Eylül 1980 askerî müdahalesinin hemen akabinde tamir gerekçesiyle tekrar kapatılacaktı. [B]Ve “tamir” nedense bir türlü bitmeyecekti… [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]… [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Bir de, Ayasofya’yı [B]“Bizans’ın malı”[/B] sayan ve öyle kalmasını arzulayan zihniyete Paul Wittek’in söyleyecekleri var: [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]“Ayasofya’nın, bu muhteşem kilisenin muhafazasını, asırlar görmüş yapının zamanın tahribatına karşı müdafaasını, sırf Türklerin sahip olduğu teknik maharete ve iktisadî kaynaklara borçlu olduğumuzu itiraf edelim.” [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [CENTER][COLOR=DarkRed][B][U][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]HAPİSTEKİ PAPAZ [/SIZE][/FONT][/U][/B][/COLOR][/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Fetihten sonra Bizans imparatorlarının sarayını gezen Fatih’in huzuruna, mahzende inlerken sesi duyulan ve küçük taş bir odada bulunan zayıf, yaşlı bir papaz getirilir. Fatih ona sorar: [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]“Bu ne hâldir, sizi niye hapsettiler?” [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Papaz cevap verir: [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]“Şevketli Padişah, arz edeyim: Kuşatma başlayınca İmparator Konstantin Dragazes, beni huzuruna çağırdı. Şehrin Osmanlılar tarafından alınıp alınamayacağını sordu. Şimdiye kadar okuduklarıma, öğrendiklerime dayanarak bu kuşatmanın son kuşatma olduğunu, şehrin elimizden çıkacağını ifade ettim. Çok kızdı. Beni hem dövdürdü, hem de hapsettirdi. O günden beri zindanda yaşamaktayım.” [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Fatih bir an düşündükten sonra şunu sordu: [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]“Peki, bu İstanbul gün olur bizim de elimizden çıkar mı?” [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Bunun cevabı düşündürücüdür: [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]“Vakta ki içinizde fesat artar, insanınız kendi menfaatine ram olur, mal ve mülkünü yabancılara satanlar çoğalır ve yabancıdan medet umanlar fazla olursa, şehir sizden dahi çıkar.” [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Fatih oracıkta ellerini açar ve der: [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]“Yâ Râb! Dilerim ki, böyleleri kahrına ve gazabına uğrasın.” [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [CENTER][B][U][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkRed]FATİH, FATİHTİR; ZALİM DEĞİLDİR [/COLOR][/SIZE][/FONT][/U][/B][/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]İstanbul’un yeniden imarında çalıştırılan Rum esirlere altı akçe gündelik verilmiştir. [B]Bizans’ın yerli ahalisi din, isim, kültür değiştirmeden (arzuları dışında) günümüze kadar sapa sağlam gelmiştir. Bu vakıa, Fatih’e isnat olunan iftiralara karşı en iyi cevaptır. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen][B]İstanbul’un fethedildiği tarihlerde Batı’da faaliyet gösteren [/B][B]Engizisyon Mahkemeleri, inançlarından, fikirlerinden dolayı insanları ateşe atarken, gırtlaklarından aşağı erimiş kurşun akıtırken, kazıklara oturturken ve bütün bu insanlık dışı işkenceler o zamanın Batı âleminde normal kabul edilirken;[/B] Fatih, fethettiği şehrin halkını istediği konularda zorlayabilir, sürgün edebilir ya da esir pazarlarında satabilirdi. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Hiçbirini yapmadı. Tam tersi, çağımızda bile “fazla” sayılabilecek haklar tanıdı. Korkulan değil, sevilen bir padişah olmak istedi. Ve bunu başardı. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen][B]Aslında Fatih’e “zalim” demek tarihe karşı en büyük iftiradır.[/B] Eğer zalim ve istilâcı olsaydı, İspanyolların Endülüs Müslümanlarına uyguladıkları asimilasyonun bir benzerini Rumlara uygular, onların Endülüs’te tek Müslüman bırakmamaları gibi, İstanbul’da tek bir Hıristiyan bırakmazdı. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Mortray şöyle der: [B]“Dünyada Türkiye’den (Osmanlı Devleti kast ediliyor) başka hiçbir memleket yoktur ki, bütün dinlerin ahkâmı (hükümleri) orada olduğu kadar serbestçe yerine getirilebilsin. Bütün Katolik din adamları (papazlar) dinî vazifelerini yaparlar, âyinlerini kiliselerinde rahatça icra ederler ve tıpkı Roma’da olduğu gibi istedikleri kıyafetle sokağa çıkarlar.” [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Evet Fatih bir cihangirdi; fakat daha önce kâmil bir insandı, Müslüman’dı ve bunun icabı olarak da fethettiği yerlerin, kalıbına kıyafetine dokunmadan, kendi isteklerince yaşamalarını sağladı.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [CENTER][U][B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkRed]FATİH’İ FATİH YAPAN İNCELİKLER [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/U][/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Ne zaman mürit, ne zaman mürşit, ne zaman derviş, ne zaman padişah olacağını çok iyi bilen bu olgun şahsiyet, Akşemseddin gibi bir insandan uzak olsaydı, acaba bu kemâle erişebilir, bu dengeyi kurabilir miydi? Sultan II. Murat gibi fedakârlık örneği bir babanın ileri görüşlü tedbirleriyle yetiştirilmesiydi, Konstantiniye’nin surlarını aşabilir miydi? Hümâ Hâtûn gibi bir annenin telkinleri, tavsiyeleri, ahlâk ve fazilet aşısı olmasaydı devrinin zirvesine çıkabilir, zirvede kalabilir miydi?[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Aile, eğitim ve çevre; dün nasıl “fatih” yetiştirdiyse, bu gün de gereken önem ve ilgi verilirse yine yetiştirir inşaallah. Bunların bozulduğu bir ortamda ise, sağlam şahsiyetler yetişebilir mi acaba? [/COLOR][/SIZE][/FONT] [CENTER][COLOR=DarkRed][U][B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]İDEAL İNSANI FATİH [/SIZE][/FONT][/B][/U][/COLOR][/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Fatih’in nasıl bir ideal insanı olduğunu, arzuladığı dünyayı ve o dünyada Müslüman toplumun yerini görmek için yalnız şu ifadesi yeterlidir: [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]“Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul’da cihanın payitahtı olmalıdır.” [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Böylesine geniş, hatta ilk bakışta muhteris bir fikir dünyasına sahip bir insan acaba nasıl birisiydi? İtalyan tarihçi Langostu, Fatih’in 26 yaş hâlini şöyle tarif ve tasvir ediyor: [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen][B]“İnce yüzlü, uzunca boylu, seyrek güler, şiddetli bir öğrenme ihtirasına sahip ve âlicenaptır. Daima kendinden emin ve inatçıdır (sebat anlamında olmalı). Türkçe, Rumca ve Slavca (Bizanslı tarihçi Kritovulas’a göre Arapça, Farsça, İbranice ve Keldanice de bunlara dâhil) konuşuyordu. Harp sanatından çok hoşlanırdı. Her şeyi öğrenmek isteyen zeki bir araştırıcıydı. Sefahati yoktu, nefsine hâkim ve uyanıktı. Soğuğa, sıcağa, açlığa, susuzluğa ve yorgunluğa karşı dayanıklıydı.”[/B] (Paul Wittek, Feth-i Mübin, İstanbul Enstitüsü Dergisi, II. 1956) [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Alman tarihçisi A.D. Mordtmann ise, Fatih hakkındaki düşüncesini şöyle ifade eder: [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]“Dünya tarihinde bir dönüm noktası koymuş, Doğu ile Batının kapısında durmuş, her iki âlemin kültürünü nefsinde toplamış bir insandı.” [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Şu hükmü verebiliriz ki: Fatih hem kendisini, hem de çağını aşmış insandı. Bu özelliğiyle, çalışmaları ve eserleriyle hâlâ örnek bir şahsiyet olarak yaşamaktadır. [B]“Konstantiniyye (İstanbul) elbette fetholunacaktır. Ne güzel kumandandır o kumandan ve ne mutlu askerdir o askerler.” [/B] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [CENTER][I][FONT=Comic Sans MS][SIZE=2][COLOR=DarkGreen]Hadis-i Şerif, Ahmed ibni Hanbel, [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Comic Sans MS][SIZE=2][COLOR=DarkGreen]Müsned, c. 4. s. 335 [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [/CENTER] [CENTER][COLOR=DarkRed][B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]“Deha, imkânsızda mümkünü görebilmek demektir. Gemilerin karada da yüzebileceğini sezmek, Mehmet’lerden birini Fatih [/SIZE][/FONT][/B][/COLOR][COLOR=DarkRed][B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]yapar.” [/SIZE][/FONT][/B][/COLOR] [/CENTER] [CENTER][B][SIZE=2][U][FONT=Comic Sans MS][COLOR=DarkGreen]Selâhaddin Şimşek[/COLOR][/FONT][/U] [/SIZE][/B] [B][SIZE=2][U][FONT=Comic Sans MS][COLOR=DarkGreen]29.05.2009[/COLOR][/FONT][/U] [U][FONT=Comic Sans MS][COLOR=DarkGreen]Elif-Yeniasya[/COLOR][/FONT][/U][/SIZE][/B] [/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Bunları Biliyormusunuz
Tarihden Bir Yaprak
Fatih'i Fatih Yapan İncelikler - Batılılara Göre Fatih
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst