Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Alimler ve Evliyalar
Fenâ Fillâh-2
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="kasif1" data-source="post: 249344" data-attributes="member: 1008778"><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Düşüncelerini "Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat" potasında şekillendirebilmiş tevhid erleri, Hazreti "İlim" ve "Vücud" deryasında eriyip yok olmayı hep bu mülâhazalar içinde değerlendirmiş.. ve bir taraftan rubûbiyet dairesinin hukukuna fevkalâde bir titizlikle riayet ederken, diğer taraftan da sekir ve gaybetlerinde dahi hep temkin ve teyakkuz hâlinin âdâbına uymaya çalışmışlardır. Zaten onların söz ve tavırlarına az dikkat edilse, davranışları itibarıyla hâle mağlûbiyet ve neşveli görünmenin dışında, temkine muhalif herhangi bir aşırılık da müşâhede edilmez. Onlardan biri:</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">زِسَازِ مُطْرِبِ پُرِسُوز اين رَسِيد بَگُوش كِه چُوبُ و تَارُو صَدَاىِ تَن تَن هَمَ اَزُوست</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">"Mutribin sazının sûziş-i nağmelerinden gelip kulağa akan (sazın) ağaç ve tellerinin tın tın sadâsı O'ndandır." derken, bütün mâsivâyı Cenâb-ı Hakk'ın vücud deryasından bir damla gibi görmekte ve içinde bulunduğu o derin istiğraktan ötürü de, damlayı deryadan, zerreyi güneşten, aynayı, onda tecellî eden gerçekten ayıramayarak; bir Türkçe sözde de:</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">"Bu deryaya ey cân sen oldun ırmak,</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Denizle ırmağı ne zordur ayırmak..."</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">şeklinde ifade edildiği gibi, kanatlanıp enginliklerine açıldığı vahdet deryası veya âsumanında kaybolmakta, daha sonra deryanın o karşı konulmaz telâtumuna yenik düşerek ne sahili görebilmekte ne de kenara çıkabilme irade ve şuurunu gösterebilmektedir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Bu mestlerden bir diğeri de:</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">گَهِى دَر كِسوَتِ لَيلَى فُرُوشَد گَهِى بَر صُورَتِ مَجنُون بَر آمَد</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">چُويَار آمَـد زِخَلوَتخَانَۀِ بِيرُن هَمَان نَقشِ دَرُون بيِرُون بَر آمَد</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">"O bazen Leylâ urbasıyla tenezzül etti, bazen de Mecnun suretinde şereflendirdi. Sevgili, halvethâneden dışarı adım atınca, içerinin süsü-ziyneti de ayân beyan ortaya çıktı." diyerek, fenâ fillâh ufkuna ermiş bir sâlikin, "vücud-u mevhibe-i rabbaniye" ufkuyla, varlığı bir ayna gibi görüp, her şeyde kendini temâşâ etme sekir ve istiğrakını dile getirmektedir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Böyle zirvelerde dolaşan bir istiğrak eri, tevhid ihsaslarını, zevk u şevk hâlâtını, maiyyete mazhariyetini ve O'nu duyma heyecanını bazen bağırıp haykırarak, bazen bayılıp kendinden geçerek, bazen de kendini raks ve tevâcüde salarak seslendirir ki, bunların hemen hepsi, seyr u sülûkun, kalbin derece-i hayatında sürdürülmesi esnasında yaşanır ve duyulur. Bu engin deryanın müstağrak gavvaslarından biri, gönlündeki vecd ve tevâcüd tufanıyla çevresine şöyle boşalır:</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Ben ol şahbâz-ı aşkım ki,</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Dû âlemde mekânım yok;</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Ben ol anka-yı sırrım ki,</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Özümden hiç nişanım yok.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Lihâz-u hâcible dû cihanı</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Eyledim hoş sayd,</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Temâşâ eyle bil ânı ki,</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Tîrim yok kemânım yok.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Ben oldum her lisan u</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Gûş ile gûyâ ve sâmi',</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Acebdir bundan artık kim</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Kulağım yok, lisânım yok.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Ayrıca, sâlike taalluk eden yanları itibarıyla da fenâyı şu bölümler içinde mütalâa etmişlerdir:</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">1. Halktan gelecek korku ve onlara karşı duyulan beklenti hislerinden tecerrüd etme mânâsına "fenâ-i halk."</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">2. Bütün şahsî istek ve arzulardan sıyrılma anlamında "fenâ-i hevâ."</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">3. İradenin, Hakk'ın murad ve meşîeti karşısında erimesi demek olan "fenâ-i irade."</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">4. Aklın, ilâhî sıfatların tecellîsi karşısında "mahk" u "sahk"a uğraması diyebileceğimiz "fenâ-i akıl" ki, bu sonuncusu, beraberinde bir dehşet ve hayret de getireceğinden, sâlik, çok defa esbab dairesi içindeki kriterleri koruyamayarak hayret ve dehşet yaşar. Bu hayret ve dehşetini ifadeden de geri durmaz. Hz. Cüneyd'in, "Bir zaman yer ve gök ehli benim hayretime ağladılar; zaman geldi ben onların hayretine ağladım. Şimdi öyle bir hâldeyim ki, ne onlardan haberim var ne de kendimden..." sözleri bu konuda önemli bir örnek teşkil eder.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Gedâî'nin bu konudaki hayreti de kayda değer zannediyorum:</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Öyle bilmezdim kendimi,</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">O ben miyim ya ben O mu.?</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Âşıkların budur demi,</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Yandıkça yandım bir su ver!</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Minhâc sahibinin sözleri daha kıvrak, daha âşıkâne ve daha bir hayret televvünlüdür:</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">مَن نَـدَانَم مَـن مَنَم يَا مَن وَيَم دَر عَجَائِب حَالَتَم مَن مَن نَيَم</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">عَاشِقَم مَعشُوقَم و عِشقَم چيم مَستِ جَامَ وَحدَتَم مَن مَن نَيَم</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">مَن چيم عَنقَايِ بي نَـامُ و نِشَان مَن بَقَافِ قُربَتَـم مَن مَن نَيَم</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">مَـن زِجَان فَـانى بَجَانَانِ بَاقِيم مَن بَأَوجِ رِفعَتَـم مَن مَن نَيَم</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">"Bilmiyorum ben ben miyim, yahut O muyum?. Bir acaib hâldeyim ve ben ben değilim. Âşık mıyım, mâşuk muyum, aşk mıyım neyim?. Ben vahdet kadehi ile sarhoşum, ben ben değilim. Ben neyim, namsız nişansız Anka mı? Ben, kurbet Kaf'ıyım; ben ben değilim. Ben cânım itibarıyla fâni ve cânân ile bâkiyim; ben evc-i rif'atteyim ben ben değilim."</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Fenânın ne olduğunu bir kere daha hatırlayacak olursak, bu sözler bir "fenâ fillâh" kahramanı için gayet normaldir; zira fenâ, Hak'tan gayrı her şeyin –tabiî sâlikin seviyesine göre– nazardan silinip gitmesi ve kalb-i şuhûdîsinde sadece O'nun bâki kalmasıdır. Sâlik terakki edip, zâhir ve bâtınını, iz'ân ve şuurunu hakikatin mârifetiyle nurlandıracağı mertebeye yükselince, artık her şeyin kimin elinde olduğunu apaçık müşahede etmeye başlar; başlar ve günebakan çiçekler gibi varlığını, bekasını elinde bulunduran o Zât'a yönelir. Sonra da tevhid-i fikir ve teksif-i himmetle daha derinleştikçe, bütün varlığın da O'nun vücudunun ziyasından gelen birer tecellî olduklarını anlar; derken bütün kâinat ve hâdiseleri tamamen tevhidî bir mülâhaza ile daha farklı değerlendirme ufkuna ulaşır ve her şeyi perde arkası hususiyetleriyle duyup yorumlama mazhariyetine erer.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Yeni bir kademde bulunup bir merhale daha yükselince; varlık adına bütün hâdiselerin, insanî bütün faaliyet ve gayretlerin, bilâ kayd ü şart Cenâb-ı Hakk'ın isim ve sıfatlarına dayandığını, her şeyin bu kaynakların bağrında varlığa erdiklerini ve o ilâhî meşcerelikte serpilip geliştiklerini imanî bir şuurla kavrayarak bütün şuûnun O'nun havl ve kuvvetiyle hâsıl olduğu iz'ânına ulaşır; ulaşır ve bütün işlerde kendi irade ve ihtiyarının sınırlarını daha net görür; derken gölgeden bütün bütün vazgeçerek aslın vesâyetine sığınır, O'nun vüs'at ve enginliği içinde yeniden bir kere daha var olur.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Bundan öte bir adım daha atabildiği takdirde o, zâtıyla, sıfatlarıyla, beşerî bütün hususiyetleriyle umum varlığın, Allah'ın o kuşatan ilmindeki ilmî vücudlardan çıkıp, Hazreti "Vücud"dan istimdad ile haricî vücud urbaları giydiklerini "hakka'l-yakîn"in bir cilvesi olarak hisseder.. hislerinde derinleşerek istiğrak ufkuna ulaşır. Derken, her şeyin O'nunla var, O'nunla kaim, O'nunla dâim olduğunu bir iç temâşâ ile müşâhede eder ve كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ hakikatinin her yanda bayrak açtığını, sonradan var edilen her nesnenin zevale mahkûm olduğunu, devamı müddetince de Hazreti "Kayyûm"un tecellî-i feyzinden beslendiğini, hatta bir lahza tecellî inkıtaına maruz kalırsa muzmahil olup gideceğini vicdanî bir sezi ile duyar ve hâlî, zevkî daha derin bir tevhid ufkuna ulaşır.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Birinci mertebedeki fenâ, ehl-i ilimden muhakkik olanların; ikincisi, irade kahramanları sayılan ehl-i sülûkun; üçüncüsü de şuhûda açık mârifet erbabının seviye ve istifaza ufuklarına bakar.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Birinci mertebe itibarıyla hak yolcusu, Hazreti Mâruf hakkındaki mârifet ve şuuruyla –tabiî mârifet ve şuurunun derinliği ölçüsünde– kendi çerçevesinde tamamen eriyerek ikinci bir "ba'sü ba'de'l-mevt" yoluna girmiş olur. İkinci mertebe açısından her sâlik, mârifet üstü ruhanî bir müşâhede ve mükâşefe sayesinde, iç dünyası itibarıyla bir gaybet ve istiğraka düşerek, kesret içinde halvet ve binbir gürültü içinde hâlî bir sessizlik yaşar. Üçüncü mertebe zaviyesinden ise her sâlik-i müntehî, bütün bütün beşerî arzu ve isteklerden tecerrüd ederek, Hazreti "İlim" ve "Vücud"un zuhur ve tecellîleriyle nereye baksa, her yönde ufkunu أَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللّٰهِ fehvâsınca hep O'nun emareleri sarar.. neyi görse, O'na ait şuâlarla irkilir.. hangi şeyi temâşâ etse, O'nun sübühât-ı vechiyle hayret ve dehşete düşerek bir sürü müteşâbihle hep O'nu sayıklar...</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Hak yolcusu, bir bir bu fenâ mertebelerini aşıp da tam bir "fenâ fillâh" kahramanı hâline gelince, artık her ufukta ona "beka billâh" renkleri tüllenmeye başlar. Böyle bir sâlik, her an karşısına çıkan ayrı bir ' لاَ 'yı aşar ve her lâhza ayrı bir ' إِلاَّ 'ya ulaşır. Ona, yürüdüğü bu yolda adımlarını biraz daha açması ve tecellî sağanaklarının da inkıtasız devamı sayesinde, rubûbiyet‑i külliye ve kayyûmiyet-i tâmme perdesiz, hicapsız zuhura başlar ve bir an gelir ki, vicdanî bir duyuş ve sezişle, O'nun tahtının her şeyi kapladığını duyar ve O'na tam yönelmenin şekillerinden tevbe, inâbe ve evbe merdivenleriyle yükselerek O'nun ulûhiyetinin herkese açık nurlarına gömülür; gömülür ve ibadetlerinde olağanüstü bir mehâfet ve mehâbet zevkine müstağrak olur.. Allah beyanını şeker şerbet lezzeti içinde dinleme iştiyakına erer.. kendini bazen mehâfetin temkin iklimlerinde, bazen mehâbetin teyakkuz yamaçlarında, bazen de rahmetin her şeyi aşkın ummanlarında hissederek havf ü recâyı, hüzn ü sürûru aynı anda birden yaşar ve bir daha da o kapıdan ayrılmamaya çalışır; öyle ki artık o, her tasavvuru, her düşüncesi, her sesi, her soluğuyla kendini O'na ifade ederek tam bir وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ kahramanı hâline gelir ve bir "hel min mezîd" yolcusu olarak hiç durmadan ilerler; ilerler, zira bilir ki, o durduğu zaman yol da biter, yolculuk da, hedefe ulaşma gayesi de.. çünkü bu yolculuk Nâmütenâhî'yedir.. burada böyle bitmeyen bir cehd ü gayret, ötede değişik tecellîlere mazhariyet şeklinde hep devam edip gidecek demektir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">اَللّٰهُمَّ اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">وَصَلَّى اللّٰهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَاٰلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ</span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="kasif1, post: 249344, member: 1008778"] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][COLOR=darkred]Düşüncelerini "Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat" potasında şekillendirebilmiş tevhid erleri, Hazreti "İlim" ve "Vücud" deryasında eriyip yok olmayı hep bu mülâhazalar içinde değerlendirmiş.. ve bir taraftan rubûbiyet dairesinin hukukuna fevkalâde bir titizlikle riayet ederken, diğer taraftan da sekir ve gaybetlerinde dahi hep temkin ve teyakkuz hâlinin âdâbına uymaya çalışmışlardır. Zaten onların söz ve tavırlarına az dikkat edilse, davranışları itibarıyla hâle mağlûbiyet ve neşveli görünmenin dışında, temkine muhalif herhangi bir aşırılık da müşâhede edilmez. Onlardan biri: زِسَازِ مُطْرِبِ پُرِسُوز اين رَسِيد بَگُوش كِه چُوبُ و تَارُو صَدَاىِ تَن تَن هَمَ اَزُوست "Mutribin sazının sûziş-i nağmelerinden gelip kulağa akan (sazın) ağaç ve tellerinin tın tın sadâsı O'ndandır." derken, bütün mâsivâyı Cenâb-ı Hakk'ın vücud deryasından bir damla gibi görmekte ve içinde bulunduğu o derin istiğraktan ötürü de, damlayı deryadan, zerreyi güneşten, aynayı, onda tecellî eden gerçekten ayıramayarak; bir Türkçe sözde de: "Bu deryaya ey cân sen oldun ırmak, Denizle ırmağı ne zordur ayırmak..." şeklinde ifade edildiği gibi, kanatlanıp enginliklerine açıldığı vahdet deryası veya âsumanında kaybolmakta, daha sonra deryanın o karşı konulmaz telâtumuna yenik düşerek ne sahili görebilmekte ne de kenara çıkabilme irade ve şuurunu gösterebilmektedir. Bu mestlerden bir diğeri de: گَهِى دَر كِسوَتِ لَيلَى فُرُوشَد گَهِى بَر صُورَتِ مَجنُون بَر آمَد چُويَار آمَـد زِخَلوَتخَانَۀِ بِيرُن هَمَان نَقشِ دَرُون بيِرُون بَر آمَد "O bazen Leylâ urbasıyla tenezzül etti, bazen de Mecnun suretinde şereflendirdi. Sevgili, halvethâneden dışarı adım atınca, içerinin süsü-ziyneti de ayân beyan ortaya çıktı." diyerek, fenâ fillâh ufkuna ermiş bir sâlikin, "vücud-u mevhibe-i rabbaniye" ufkuyla, varlığı bir ayna gibi görüp, her şeyde kendini temâşâ etme sekir ve istiğrakını dile getirmektedir. Böyle zirvelerde dolaşan bir istiğrak eri, tevhid ihsaslarını, zevk u şevk hâlâtını, maiyyete mazhariyetini ve O'nu duyma heyecanını bazen bağırıp haykırarak, bazen bayılıp kendinden geçerek, bazen de kendini raks ve tevâcüde salarak seslendirir ki, bunların hemen hepsi, seyr u sülûkun, kalbin derece-i hayatında sürdürülmesi esnasında yaşanır ve duyulur. Bu engin deryanın müstağrak gavvaslarından biri, gönlündeki vecd ve tevâcüd tufanıyla çevresine şöyle boşalır: Ben ol şahbâz-ı aşkım ki, Dû âlemde mekânım yok; Ben ol anka-yı sırrım ki, Özümden hiç nişanım yok. Lihâz-u hâcible dû cihanı Eyledim hoş sayd, Temâşâ eyle bil ânı ki, Tîrim yok kemânım yok. Ben oldum her lisan u Gûş ile gûyâ ve sâmi', Acebdir bundan artık kim Kulağım yok, lisânım yok. Ayrıca, sâlike taalluk eden yanları itibarıyla da fenâyı şu bölümler içinde mütalâa etmişlerdir: 1. Halktan gelecek korku ve onlara karşı duyulan beklenti hislerinden tecerrüd etme mânâsına "fenâ-i halk." 2. Bütün şahsî istek ve arzulardan sıyrılma anlamında "fenâ-i hevâ." 3. İradenin, Hakk'ın murad ve meşîeti karşısında erimesi demek olan "fenâ-i irade." 4. Aklın, ilâhî sıfatların tecellîsi karşısında "mahk" u "sahk"a uğraması diyebileceğimiz "fenâ-i akıl" ki, bu sonuncusu, beraberinde bir dehşet ve hayret de getireceğinden, sâlik, çok defa esbab dairesi içindeki kriterleri koruyamayarak hayret ve dehşet yaşar. Bu hayret ve dehşetini ifadeden de geri durmaz. Hz. Cüneyd'in, "Bir zaman yer ve gök ehli benim hayretime ağladılar; zaman geldi ben onların hayretine ağladım. Şimdi öyle bir hâldeyim ki, ne onlardan haberim var ne de kendimden..." sözleri bu konuda önemli bir örnek teşkil eder. Gedâî'nin bu konudaki hayreti de kayda değer zannediyorum: Öyle bilmezdim kendimi, O ben miyim ya ben O mu.? Âşıkların budur demi, Yandıkça yandım bir su ver! Minhâc sahibinin sözleri daha kıvrak, daha âşıkâne ve daha bir hayret televvünlüdür: مَن نَـدَانَم مَـن مَنَم يَا مَن وَيَم دَر عَجَائِب حَالَتَم مَن مَن نَيَم عَاشِقَم مَعشُوقَم و عِشقَم چيم مَستِ جَامَ وَحدَتَم مَن مَن نَيَم مَن چيم عَنقَايِ بي نَـامُ و نِشَان مَن بَقَافِ قُربَتَـم مَن مَن نَيَم مَـن زِجَان فَـانى بَجَانَانِ بَاقِيم مَن بَأَوجِ رِفعَتَـم مَن مَن نَيَم "Bilmiyorum ben ben miyim, yahut O muyum?. Bir acaib hâldeyim ve ben ben değilim. Âşık mıyım, mâşuk muyum, aşk mıyım neyim?. Ben vahdet kadehi ile sarhoşum, ben ben değilim. Ben neyim, namsız nişansız Anka mı? Ben, kurbet Kaf'ıyım; ben ben değilim. Ben cânım itibarıyla fâni ve cânân ile bâkiyim; ben evc-i rif'atteyim ben ben değilim." Fenânın ne olduğunu bir kere daha hatırlayacak olursak, bu sözler bir "fenâ fillâh" kahramanı için gayet normaldir; zira fenâ, Hak'tan gayrı her şeyin –tabiî sâlikin seviyesine göre– nazardan silinip gitmesi ve kalb-i şuhûdîsinde sadece O'nun bâki kalmasıdır. Sâlik terakki edip, zâhir ve bâtınını, iz'ân ve şuurunu hakikatin mârifetiyle nurlandıracağı mertebeye yükselince, artık her şeyin kimin elinde olduğunu apaçık müşahede etmeye başlar; başlar ve günebakan çiçekler gibi varlığını, bekasını elinde bulunduran o Zât'a yönelir. Sonra da tevhid-i fikir ve teksif-i himmetle daha derinleştikçe, bütün varlığın da O'nun vücudunun ziyasından gelen birer tecellî olduklarını anlar; derken bütün kâinat ve hâdiseleri tamamen tevhidî bir mülâhaza ile daha farklı değerlendirme ufkuna ulaşır ve her şeyi perde arkası hususiyetleriyle duyup yorumlama mazhariyetine erer. Yeni bir kademde bulunup bir merhale daha yükselince; varlık adına bütün hâdiselerin, insanî bütün faaliyet ve gayretlerin, bilâ kayd ü şart Cenâb-ı Hakk'ın isim ve sıfatlarına dayandığını, her şeyin bu kaynakların bağrında varlığa erdiklerini ve o ilâhî meşcerelikte serpilip geliştiklerini imanî bir şuurla kavrayarak bütün şuûnun O'nun havl ve kuvvetiyle hâsıl olduğu iz'ânına ulaşır; ulaşır ve bütün işlerde kendi irade ve ihtiyarının sınırlarını daha net görür; derken gölgeden bütün bütün vazgeçerek aslın vesâyetine sığınır, O'nun vüs'at ve enginliği içinde yeniden bir kere daha var olur. Bundan öte bir adım daha atabildiği takdirde o, zâtıyla, sıfatlarıyla, beşerî bütün hususiyetleriyle umum varlığın, Allah'ın o kuşatan ilmindeki ilmî vücudlardan çıkıp, Hazreti "Vücud"dan istimdad ile haricî vücud urbaları giydiklerini "hakka'l-yakîn"in bir cilvesi olarak hisseder.. hislerinde derinleşerek istiğrak ufkuna ulaşır. Derken, her şeyin O'nunla var, O'nunla kaim, O'nunla dâim olduğunu bir iç temâşâ ile müşâhede eder ve كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ hakikatinin her yanda bayrak açtığını, sonradan var edilen her nesnenin zevale mahkûm olduğunu, devamı müddetince de Hazreti "Kayyûm"un tecellî-i feyzinden beslendiğini, hatta bir lahza tecellî inkıtaına maruz kalırsa muzmahil olup gideceğini vicdanî bir sezi ile duyar ve hâlî, zevkî daha derin bir tevhid ufkuna ulaşır. Birinci mertebedeki fenâ, ehl-i ilimden muhakkik olanların; ikincisi, irade kahramanları sayılan ehl-i sülûkun; üçüncüsü de şuhûda açık mârifet erbabının seviye ve istifaza ufuklarına bakar. Birinci mertebe itibarıyla hak yolcusu, Hazreti Mâruf hakkındaki mârifet ve şuuruyla –tabiî mârifet ve şuurunun derinliği ölçüsünde– kendi çerçevesinde tamamen eriyerek ikinci bir "ba'sü ba'de'l-mevt" yoluna girmiş olur. İkinci mertebe açısından her sâlik, mârifet üstü ruhanî bir müşâhede ve mükâşefe sayesinde, iç dünyası itibarıyla bir gaybet ve istiğraka düşerek, kesret içinde halvet ve binbir gürültü içinde hâlî bir sessizlik yaşar. Üçüncü mertebe zaviyesinden ise her sâlik-i müntehî, bütün bütün beşerî arzu ve isteklerden tecerrüd ederek, Hazreti "İlim" ve "Vücud"un zuhur ve tecellîleriyle nereye baksa, her yönde ufkunu أَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللّٰهِ fehvâsınca hep O'nun emareleri sarar.. neyi görse, O'na ait şuâlarla irkilir.. hangi şeyi temâşâ etse, O'nun sübühât-ı vechiyle hayret ve dehşete düşerek bir sürü müteşâbihle hep O'nu sayıklar... Hak yolcusu, bir bir bu fenâ mertebelerini aşıp da tam bir "fenâ fillâh" kahramanı hâline gelince, artık her ufukta ona "beka billâh" renkleri tüllenmeye başlar. Böyle bir sâlik, her an karşısına çıkan ayrı bir ' لاَ 'yı aşar ve her lâhza ayrı bir ' إِلاَّ 'ya ulaşır. Ona, yürüdüğü bu yolda adımlarını biraz daha açması ve tecellî sağanaklarının da inkıtasız devamı sayesinde, rubûbiyet‑i külliye ve kayyûmiyet-i tâmme perdesiz, hicapsız zuhura başlar ve bir an gelir ki, vicdanî bir duyuş ve sezişle, O'nun tahtının her şeyi kapladığını duyar ve O'na tam yönelmenin şekillerinden tevbe, inâbe ve evbe merdivenleriyle yükselerek O'nun ulûhiyetinin herkese açık nurlarına gömülür; gömülür ve ibadetlerinde olağanüstü bir mehâfet ve mehâbet zevkine müstağrak olur.. Allah beyanını şeker şerbet lezzeti içinde dinleme iştiyakına erer.. kendini bazen mehâfetin temkin iklimlerinde, bazen mehâbetin teyakkuz yamaçlarında, bazen de rahmetin her şeyi aşkın ummanlarında hissederek havf ü recâyı, hüzn ü sürûru aynı anda birden yaşar ve bir daha da o kapıdan ayrılmamaya çalışır; öyle ki artık o, her tasavvuru, her düşüncesi, her sesi, her soluğuyla kendini O'na ifade ederek tam bir وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ kahramanı hâline gelir ve bir "hel min mezîd" yolcusu olarak hiç durmadan ilerler; ilerler, zira bilir ki, o durduğu zaman yol da biter, yolculuk da, hedefe ulaşma gayesi de.. çünkü bu yolculuk Nâmütenâhî'yedir.. burada böyle bitmeyen bir cehd ü gayret, ötede değişik tecellîlere mazhariyet şeklinde hep devam edip gidecek demektir. اَللّٰهُمَّ اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ وَصَلَّى اللّٰهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَاٰلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ[/COLOR][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Alimler ve Evliyalar
Fenâ Fillâh-2
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst