Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Bunları Biliyormusunuz
Tarihden Bir Yaprak
Fıkralarda Yaşayan Oflu Hoca, İşkenceden Geçmiş Milli Mücadeleci İdi
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="bardak" data-source="post: 133563" data-attributes="member: 1298"><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Mütareke döneminde işgalciler ve işgalcilerin yerli işbirlikçileri, Anadolu'nun ve Trakya'nın birçok yerinde insanlık dışı davranışlarda bulunmuşlar, baskı ve işkencelerle Türkleri canlarından bezdirmişlerdi.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Baskılardan bunalanlar arasında kurtuluşu intihar etmekte bulanlar bile görülmüştü. Eziyet altında inleyenlerden Oflu Mehmed Şükrü Hoca gibi bazıları ise seslerini İstanbul'daki yöneticilere duyurmak istemişler, fakat feryatlarına cevap alamamışlardı. Oflu Hoca, atıldığı hapishanede Fransız askerleri tarafından işkencenin türlü şekillerinden geçirilirken, evi de Rumlar tarafından soyulmuştu.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><strong><em><u>İŞGAL, ACI GETİRDİ</u></em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Mehmed Şükrü Etendi Karesi Sancağı'nın, yani bugünkü Balıkesir'in Erdek ilçesinin Paşalimanı Adası'ndaki Paşalimanı nahiyesinde imamdı. Adadaki Rumlar ve Türkler, işgalden önce kurdukları sosyal ve ekonomik ilişkilerle samimi bir şekilde yaşamaktaydılar. Fakat Yunan istihbarat Teşkilatı'nın yıllarca süren çabasına işgalci Fransızların kışkırtmaları ve destekleri de eklenince, adadaki dostluk havası biranda tersyüz oluvermişti.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Paşalimanı'nın huzurlu ortamını bozan ve Mondros Mütarekesi’nden beş ay kadar sonra 1 Nisan 1919'da patlak veren olaylar, ileriki yıllarda İmam Mehmed Şükrü Efendi tarafından anlatılacak ve tarihe ilgi çekici bir kayıt düşülecekti.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>İmam Efendi, 1 Nisan tarihinden birkaç gün önce Paşalimanı’ndaki evinden kahveye gitmek üzere çıkmıştı. Yolu, önüne çıkan üç Fransız askeri tarafından kesildi. Askerlerden bir parmağı kesik olanı imamın üzerini aradı, fakat para cüzdanını bulamadı. Aynı asker, işaret ve başparmaklarını birbirine sürtüp malum işareti yaparak parası olup olmadığını sordu. Mehmed Şükrü Efendi başıyla parası olmadığını işaret edince asker, imamın saatine el koydu.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><strong><em><u>ASKER DEĞİL, HAYDUT</u></em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Bir işgalci asker tarafından güpegündüz ve göz göre göre gasp edilmeyi gururuna yediremeyen İmam Efendi, uğradığı haksızlığı işgalcilerin subaylarına ihbar etmeye karar verdi. Fakat olay sırasında gaspçı askerin yanında bulunan diğer bir asker, rahatsızlık duyduğu hadiseyi komutanına anlatmıştı. Fransız subay, gaspçı askeri mağdur imama gönderdi ve el koyduğu saati özür dileterek iade ettirdi.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Saatin iade edilmesinden iki saat kadar sonra Sami Ağa adındaki bir ada sakininin Pola adlı Kum hizmetçisi, Mehmed Şükrü Efendi'nin yanına geldi ve Alonya köyündeki Küçük Pinaboti ile Vankinos'un, aralarında kavgaya sebep olan bir davayı çözmek için Hoca'yı hakem olarak davet ettiklerini söyledi.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><strong><em><u>ÇOCUKLAR SALDIRDI</u></em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Mehmed Şükrü Efendi daveti alır almaz Alonya Köyü'ne gitti. Davet sahibi olduğu söylenen Vankinos'u bulamayınca bir de Küçük Pinaboti'nin evine uğramaya karar verdi.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Oflu Hoca, Pinaboti'yi ararken arkasına takılan köyün küçük çocukları ellerinde Yunan bayrakları olduğu halde. "Yaşasın Yunan Kralı ve Başbakanı Venizelos; Kahrolsun Türkler; Vurun hocaya" diye bağrışmaya başladılar. Mehmed Şükrü Etendi eve vardığında Pinaboti'nin evde olmadığını öğrendi. Karısı ile çocukları, imamın arkasına takılıp gelen çocukları azarlayıp kovaladılar. Eve biraz sonra gelen Pinaboti ise hiçbir şeyden haberi olmadığını, herhangi bir davet yapmadıklarını ve bir yalanın söz konusu olduğunu söyledi.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><strong><em><u>SALDIRILAR DURMUYOR</u></em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Olan bilenden şaşırıp kalan Oflu Hoca, başına fena bir iş geleceğini anladı. Geri dönüş için izin istediğinde tekrar toplanıp bağırmaya başlayan Rum çocukları bu defa dağılacak gibi değillerdi. Pinaboti'nin azarlaması da fayda etmedi ve çocuklar gittikçe azıtmaya başladılar. Durumun çocukların dışında gelişen ve gittikçe ciddileşen bir hal aldığını fark eden Pinaboti, zarar görmemesi için İmam Efendi'ye köyün dışındaki değirmenlere kadar eşlik etti, fakat saldırılarını taş yağmuruyla devam ettiren çocukların elinden kurtaramayacağını anlayınca evine kaçtı. Tamamen yalnız kalan Hoca, atılan yüzlerce taşın hedefi haline gelmişti.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Mehmed Şükrü Efendi herhangi bir çocuğa zarar vermek için değil, sırf saldırıdan kurtulmak ve kalabalığı dağıtmak için aynı şekilde karşılık vermeyi düşündü ve kalabalığa doğru iki laş fırlattı. Korkan çocuklar bir an için dağılır gibi oldular, fakat kısa süre sonra, bu defa köyün delikanlılarının da aralarına katılmasıyla ve yaklaşık 100 kişilik bir kalabalıkla tekrar saldırıya geçtiler.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Vücudunun çeşitli yerlerine isabet eden taşlarla fena halde yaralanan imam, kalabalığı korkutup dağıtmak maksadıyla son bir çare olarak belindeki kamayı çıkarttı ve uzaktan salladı. Tedbir etkisini gösterdi ve topluluğun dağılır gibi olmasını fırsat bilen Oflu Hoca, var gücüyle koşup Paşalimanı’ndaki değirmene kaçtı. Değirmenci Eknakos, Mehmed Şükrü Efendi'yi saldırılarını sürdüren topluluğun elinden kurtarmaya çalıştı, ama başarılı olamadı.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Gençlerin ve çocukların çemberi iyice daralttıkları ve haykırarak kamayı istedikleri sırada değirmene üç Fransız askeri geldi. İmam Efendi artık kendini emniyette zannederek rahat bir nefes almıştı. Askerler de kamayı isteyince Oflu Hoca, değirmenci Eknakos vasıtası ile kamayı teslim etmekte hiçbir sakınca görmedi. Fakat askerler değirmenden uzaklaşırlarken çocukların teşviki ile tekrar geri döndüler ve kan revan içindeki imamı tutukladılar. Değirmenci Eknakos ile kardeşi Aleksi'nin sevdikleri ve saydıkları imamı kurtarmak için gösterdikleri çaba da fayda getirmedi.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><strong><em><u>İFTİRANIN BÖYLESİ</u></em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Askerler Mehmed Şükrü Efendi'yi tekme tokat Alonya Köyü'ne götürerek karakolun bir odasına hapsettiler. Paşalimanı'ndan gelen subayları da, "Askerlere niçin silah çektin?" diyerek, taşlanmaktan ve yediği dayaktan zaten iflahı kesilmiş olan imamı dayaklan geçirdi. Başından sarığını çıkararak ellerini ve ayaklarını kayışla bağladıkları Mehmed Şükrü Efendi'yi samanlığa allılar ve hakaret etmek kastıyla önüne hayvan yemi doldurdular. Elledi ayaklan bağlı ve yediği dayaklardan kımıldamaya mecali kalmayan imamı bir sefer daha dövüp çekildiler. Bir müddet sonra tercüman geldi ve bağladıkları kayışı çözerek İmam Efendi'yi Vankinos'un evine götürdü.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><strong><em><u>SÜNGÜLÜ SORGU</u></em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Fransız askerleri, Vankinos'un evinde sorguya çekildiği sırada imamın iki tarafına süngülerini, başlarındaki subay ise kafasına tabancasını dayamıştı. Subay, İmam Efendi'ye iki mavzer, bir tabanca ve bir mitralyöz sakladığından haberli olduklarını söylüyor, eğer teslim etmezse derhal öldürmekle tehdit ediyordu. İmam ise, olay sırasında üzerinde bulunan kama dışında evinde bir martini tüfek ve dokuz fişek bulunduğunu mitralyözü ve mavzeri olmadığını söylüyordu.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Ev sahibi Vankinos'un, taşlayanların arasında bulunan oğlu da imamın üzerinde kamadan başka bir silah görmediğini söyleyince Fransız subay, "Bu adamı niçin himaye ediyorsunuz? Varsın pis bir Türk eksik olsun!" diye hiddetle bağırdı. "Doğrusunu sordunuz, söyledim" diyen Vankinos'un oğlunun şahitliğini yeterli bulmayan Fransız subay, değirmenci Eknakos'u da getirtti ve sorguladı, ama ikinci şahit de bir kamadan başka herhangi bir silah görmediğini söyledi. Süngü takmış üç asker nezaretinde Paşalimanı'na götürülen Mehmed Şükrü Efendi, yol boyunca dipçiklenerek dövüldü. Hızını alamayan bir asker de imamı kaba etinden süngülemek suretiyle yaraladı. Kanlar içinde Paşalimanı’na getirilen imamın halini, meydana toplanan bütün halk seyrediyor, fakat hiç kimse bir şey yapamıyordu. Nahiye müdürünü çağıran askerler, tutuklunun kendilerine silah çektiğini, sakladığı silahları teslim etmemekle direndiğini iddia ediyorlardı.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><strong><em><u>BİTMEYEN İŞKENCE</u></em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Nahiye Müdürü Rıfat Bey ise Mehmed Şükrü Efendi'nin eşkıyadan korunmak maksadıyla edindiği bir martini tüfeğin zaten bilindiğini ve silahın resmi kayıt altında, yani ruhsatlı olduğunu söyledi.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Nahiyenin en yetkili idarecisinin şahitliğini de hiçe sayan işgalciler, Mehmed Şükrü Efendi'yi bırakmamakta kararlı idiler. Akşam olunca tutuklunun iki ayağını ve ellerini bağlayıp sonra da ipek urganla yağlı direğe sardılar ve işkence için sabaha kadar böylece tuttular. Saatte bir değişen nöbetçiler her defasında süngülerini Mehmed Şükrü Efendi'nin boğazına dayıyor ve birkaç tekme ve tokat atıp gidiyorlardı. Vücudu yediği dayaklardan iyice uyuşan İmam Elendi, kaba etinde bir gün önce açılan süngü yarasının acısını ertesi sabah gün doğarken hissetmeye başlıyor, elbiselerindeki kanı ancak fark ediyordu.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Sabahleyin tutuklunun yanına Nahiye Müdürü Rıfat Bey'le ve tercümanıyla birlikte gelen Fransız komutan, Mehmed Şükrü Efendi'yi, "Böyle bir suçu işleyenin cezasının idamdır, fakat ilk defa yaptığın ve bir din adamı olduğun için seni affediyorum" diyerek ve elinin öpülmesi şartıyla serbest bıraktı.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Çektiği büyük eziyetlerden sonra evine koşan İmam Efendi, yokluğunu fırsat bilen işbirlikçi Rumların evini tamamen yağma ettiğini görünce bir şok daha geçirdi. Evindeki 138 lira para, iki elmas yüzük, iki küpe, sekiz gömlek, üç yatak, altı çuval arpa, üç çuval mısır ile unu, nişastası, zeytinyağı, sadeyağı ve başka bazı ufak tefek eşyası çalınmıştı.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><strong><em><u>EVİ DE YAĞMALANDI</u></em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Yağmayı, Lopoğulları ile Vohoma Vipoliçooğulları yapmışlar, İmam Efendi'nin parasını, eşyasını ve erzakını Anagatostos'un evine taşıyıp taksim etmişlerdi. Yağmalanan, sadece imamın evi de değildi. Paşalimanı gümrük memurunun ve redif umumi memurunun evleri de talan edilmiş, talandan Paşalimanı Camii de nasibini almıştı. Halıları ve kilimleri çalınan caminin pencereleri kırılmış, dört halifenin adlarının yazılı olduğu levhalar parçalanmıştı. İki adet Kur'an-ı Kerim yırtılmış ve pisletilerek sağa sola atılmıştı. Hakaretle imha edilen Kur'an'ın parçaları nahiye müdürü, telgraf müdürü, divan-ı umumi müdürü ve liman reisi ile Mehmed Şükrü Efendi tarafından toplanıp temizlendi ve bir araya getirilerek koruma altına alındı.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Rum işbirlikçiler, yağma hadiselerini sadece para, mal ve değerli eşya için yapmıyorlardı. Asıl amaçları Türkleri en hassas yerlerinden vurmak, yani dini duygularına hakaretle tahrik etmekti. Nitekim Vuri Köyü'nde Ebe Hanım'ın kızının evini basmışlar ve duvarda asılı olan Kur'an-ı Kerim'i mahfazasından çıkararak dışkılarına bulamışlardı. Vuri köyündeki Müslümanlara ait hayvanlarının hepsine el koymuşlar, Ethem Ağa, Nazifoğulları'ndan Mustafa, Ahmed ve Halil ağalar ile Şâbanoğlu Mustafa ve Abdurrahman'ın evlerindeki eşyaları tamamen yağmalamışlardı.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Mehmed Şükrü Efendi'nin başına gelenlere ve Paşalimanı ile civarında yapılan şiddet, işkence, gasp ve yağma hadiselerine Mahkeme Reisi Hasan; sorgu hâkimi vekili Ahmed; savcı vekili Abdullah Efendiler de imzalarıyla şahitlik etmişlerdi. Ancak İmam Efendi'ye yapılanlar Fransızların yanına kâr kalmıştı, zira Karesi Mutasarrıflığı'nın İçişleri Bakanlığıma bildirdiğine göre, Paşalimanı’ndaki Fransız askerleri 15 Nisan 1919'da bir vapura binerek nahiyeyi terk etmişlerdi. Dâhiliye Nazırı Mehmed Ali Bey'e göre de artık yapacak hiçbir şey kalmamıştı.</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Ahmet Uçar</em></strong></span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="bardak, post: 133563, member: 1298"] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Mütareke döneminde işgalciler ve işgalcilerin yerli işbirlikçileri, Anadolu'nun ve Trakya'nın birçok yerinde insanlık dışı davranışlarda bulunmuşlar, baskı ve işkencelerle Türkleri canlarından bezdirmişlerdi.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Baskılardan bunalanlar arasında kurtuluşu intihar etmekte bulanlar bile görülmüştü. Eziyet altında inleyenlerden Oflu Mehmed Şükrü Hoca gibi bazıları ise seslerini İstanbul'daki yöneticilere duyurmak istemişler, fakat feryatlarına cevap alamamışlardı. Oflu Hoca, atıldığı hapishanede Fransız askerleri tarafından işkencenin türlü şekillerinden geçirilirken, evi de Rumlar tarafından soyulmuştu.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=indigo][B][I][U]İŞGAL, ACI GETİRDİ[/U][/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Mehmed Şükrü Etendi Karesi Sancağı'nın, yani bugünkü Balıkesir'in Erdek ilçesinin Paşalimanı Adası'ndaki Paşalimanı nahiyesinde imamdı. Adadaki Rumlar ve Türkler, işgalden önce kurdukları sosyal ve ekonomik ilişkilerle samimi bir şekilde yaşamaktaydılar. Fakat Yunan istihbarat Teşkilatı'nın yıllarca süren çabasına işgalci Fransızların kışkırtmaları ve destekleri de eklenince, adadaki dostluk havası biranda tersyüz oluvermişti.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Paşalimanı'nın huzurlu ortamını bozan ve Mondros Mütarekesi’nden beş ay kadar sonra 1 Nisan 1919'da patlak veren olaylar, ileriki yıllarda İmam Mehmed Şükrü Efendi tarafından anlatılacak ve tarihe ilgi çekici bir kayıt düşülecekti.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]İmam Efendi, 1 Nisan tarihinden birkaç gün önce Paşalimanı’ndaki evinden kahveye gitmek üzere çıkmıştı. Yolu, önüne çıkan üç Fransız askeri tarafından kesildi. Askerlerden bir parmağı kesik olanı imamın üzerini aradı, fakat para cüzdanını bulamadı. Aynı asker, işaret ve başparmaklarını birbirine sürtüp malum işareti yaparak parası olup olmadığını sordu. Mehmed Şükrü Efendi başıyla parası olmadığını işaret edince asker, imamın saatine el koydu.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=indigo][B][I][U]ASKER DEĞİL, HAYDUT[/U][/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Bir işgalci asker tarafından güpegündüz ve göz göre göre gasp edilmeyi gururuna yediremeyen İmam Efendi, uğradığı haksızlığı işgalcilerin subaylarına ihbar etmeye karar verdi. Fakat olay sırasında gaspçı askerin yanında bulunan diğer bir asker, rahatsızlık duyduğu hadiseyi komutanına anlatmıştı. Fransız subay, gaspçı askeri mağdur imama gönderdi ve el koyduğu saati özür dileterek iade ettirdi.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Saatin iade edilmesinden iki saat kadar sonra Sami Ağa adındaki bir ada sakininin Pola adlı Kum hizmetçisi, Mehmed Şükrü Efendi'nin yanına geldi ve Alonya köyündeki Küçük Pinaboti ile Vankinos'un, aralarında kavgaya sebep olan bir davayı çözmek için Hoca'yı hakem olarak davet ettiklerini söyledi.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=indigo][B][I][U]ÇOCUKLAR SALDIRDI[/U][/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Mehmed Şükrü Efendi daveti alır almaz Alonya Köyü'ne gitti. Davet sahibi olduğu söylenen Vankinos'u bulamayınca bir de Küçük Pinaboti'nin evine uğramaya karar verdi.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Oflu Hoca, Pinaboti'yi ararken arkasına takılan köyün küçük çocukları ellerinde Yunan bayrakları olduğu halde. "Yaşasın Yunan Kralı ve Başbakanı Venizelos; Kahrolsun Türkler; Vurun hocaya" diye bağrışmaya başladılar. Mehmed Şükrü Etendi eve vardığında Pinaboti'nin evde olmadığını öğrendi. Karısı ile çocukları, imamın arkasına takılıp gelen çocukları azarlayıp kovaladılar. Eve biraz sonra gelen Pinaboti ise hiçbir şeyden haberi olmadığını, herhangi bir davet yapmadıklarını ve bir yalanın söz konusu olduğunu söyledi.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=indigo][B][I][U]SALDIRILAR DURMUYOR[/U][/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Olan bilenden şaşırıp kalan Oflu Hoca, başına fena bir iş geleceğini anladı. Geri dönüş için izin istediğinde tekrar toplanıp bağırmaya başlayan Rum çocukları bu defa dağılacak gibi değillerdi. Pinaboti'nin azarlaması da fayda etmedi ve çocuklar gittikçe azıtmaya başladılar. Durumun çocukların dışında gelişen ve gittikçe ciddileşen bir hal aldığını fark eden Pinaboti, zarar görmemesi için İmam Efendi'ye köyün dışındaki değirmenlere kadar eşlik etti, fakat saldırılarını taş yağmuruyla devam ettiren çocukların elinden kurtaramayacağını anlayınca evine kaçtı. Tamamen yalnız kalan Hoca, atılan yüzlerce taşın hedefi haline gelmişti.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Mehmed Şükrü Efendi herhangi bir çocuğa zarar vermek için değil, sırf saldırıdan kurtulmak ve kalabalığı dağıtmak için aynı şekilde karşılık vermeyi düşündü ve kalabalığa doğru iki laş fırlattı. Korkan çocuklar bir an için dağılır gibi oldular, fakat kısa süre sonra, bu defa köyün delikanlılarının da aralarına katılmasıyla ve yaklaşık 100 kişilik bir kalabalıkla tekrar saldırıya geçtiler.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Vücudunun çeşitli yerlerine isabet eden taşlarla fena halde yaralanan imam, kalabalığı korkutup dağıtmak maksadıyla son bir çare olarak belindeki kamayı çıkarttı ve uzaktan salladı. Tedbir etkisini gösterdi ve topluluğun dağılır gibi olmasını fırsat bilen Oflu Hoca, var gücüyle koşup Paşalimanı’ndaki değirmene kaçtı. Değirmenci Eknakos, Mehmed Şükrü Efendi'yi saldırılarını sürdüren topluluğun elinden kurtarmaya çalıştı, ama başarılı olamadı.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Gençlerin ve çocukların çemberi iyice daralttıkları ve haykırarak kamayı istedikleri sırada değirmene üç Fransız askeri geldi. İmam Efendi artık kendini emniyette zannederek rahat bir nefes almıştı. Askerler de kamayı isteyince Oflu Hoca, değirmenci Eknakos vasıtası ile kamayı teslim etmekte hiçbir sakınca görmedi. Fakat askerler değirmenden uzaklaşırlarken çocukların teşviki ile tekrar geri döndüler ve kan revan içindeki imamı tutukladılar. Değirmenci Eknakos ile kardeşi Aleksi'nin sevdikleri ve saydıkları imamı kurtarmak için gösterdikleri çaba da fayda getirmedi.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=indigo][B][I][U]İFTİRANIN BÖYLESİ[/U][/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Askerler Mehmed Şükrü Efendi'yi tekme tokat Alonya Köyü'ne götürerek karakolun bir odasına hapsettiler. Paşalimanı'ndan gelen subayları da, "Askerlere niçin silah çektin?" diyerek, taşlanmaktan ve yediği dayaktan zaten iflahı kesilmiş olan imamı dayaklan geçirdi. Başından sarığını çıkararak ellerini ve ayaklarını kayışla bağladıkları Mehmed Şükrü Efendi'yi samanlığa allılar ve hakaret etmek kastıyla önüne hayvan yemi doldurdular. Elledi ayaklan bağlı ve yediği dayaklardan kımıldamaya mecali kalmayan imamı bir sefer daha dövüp çekildiler. Bir müddet sonra tercüman geldi ve bağladıkları kayışı çözerek İmam Efendi'yi Vankinos'un evine götürdü.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=indigo][B][I][U]SÜNGÜLÜ SORGU[/U][/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Fransız askerleri, Vankinos'un evinde sorguya çekildiği sırada imamın iki tarafına süngülerini, başlarındaki subay ise kafasına tabancasını dayamıştı. Subay, İmam Efendi'ye iki mavzer, bir tabanca ve bir mitralyöz sakladığından haberli olduklarını söylüyor, eğer teslim etmezse derhal öldürmekle tehdit ediyordu. İmam ise, olay sırasında üzerinde bulunan kama dışında evinde bir martini tüfek ve dokuz fişek bulunduğunu mitralyözü ve mavzeri olmadığını söylüyordu.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Ev sahibi Vankinos'un, taşlayanların arasında bulunan oğlu da imamın üzerinde kamadan başka bir silah görmediğini söyleyince Fransız subay, "Bu adamı niçin himaye ediyorsunuz? Varsın pis bir Türk eksik olsun!" diye hiddetle bağırdı. "Doğrusunu sordunuz, söyledim" diyen Vankinos'un oğlunun şahitliğini yeterli bulmayan Fransız subay, değirmenci Eknakos'u da getirtti ve sorguladı, ama ikinci şahit de bir kamadan başka herhangi bir silah görmediğini söyledi. Süngü takmış üç asker nezaretinde Paşalimanı'na götürülen Mehmed Şükrü Efendi, yol boyunca dipçiklenerek dövüldü. Hızını alamayan bir asker de imamı kaba etinden süngülemek suretiyle yaraladı. Kanlar içinde Paşalimanı’na getirilen imamın halini, meydana toplanan bütün halk seyrediyor, fakat hiç kimse bir şey yapamıyordu. Nahiye müdürünü çağıran askerler, tutuklunun kendilerine silah çektiğini, sakladığı silahları teslim etmemekle direndiğini iddia ediyorlardı.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=indigo][B][I][U]BİTMEYEN İŞKENCE[/U][/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Nahiye Müdürü Rıfat Bey ise Mehmed Şükrü Efendi'nin eşkıyadan korunmak maksadıyla edindiği bir martini tüfeğin zaten bilindiğini ve silahın resmi kayıt altında, yani ruhsatlı olduğunu söyledi.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Nahiyenin en yetkili idarecisinin şahitliğini de hiçe sayan işgalciler, Mehmed Şükrü Efendi'yi bırakmamakta kararlı idiler. Akşam olunca tutuklunun iki ayağını ve ellerini bağlayıp sonra da ipek urganla yağlı direğe sardılar ve işkence için sabaha kadar böylece tuttular. Saatte bir değişen nöbetçiler her defasında süngülerini Mehmed Şükrü Efendi'nin boğazına dayıyor ve birkaç tekme ve tokat atıp gidiyorlardı. Vücudu yediği dayaklardan iyice uyuşan İmam Elendi, kaba etinde bir gün önce açılan süngü yarasının acısını ertesi sabah gün doğarken hissetmeye başlıyor, elbiselerindeki kanı ancak fark ediyordu.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Sabahleyin tutuklunun yanına Nahiye Müdürü Rıfat Bey'le ve tercümanıyla birlikte gelen Fransız komutan, Mehmed Şükrü Efendi'yi, "Böyle bir suçu işleyenin cezasının idamdır, fakat ilk defa yaptığın ve bir din adamı olduğun için seni affediyorum" diyerek ve elinin öpülmesi şartıyla serbest bıraktı.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Çektiği büyük eziyetlerden sonra evine koşan İmam Efendi, yokluğunu fırsat bilen işbirlikçi Rumların evini tamamen yağma ettiğini görünce bir şok daha geçirdi. Evindeki 138 lira para, iki elmas yüzük, iki küpe, sekiz gömlek, üç yatak, altı çuval arpa, üç çuval mısır ile unu, nişastası, zeytinyağı, sadeyağı ve başka bazı ufak tefek eşyası çalınmıştı.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=indigo][B][I][U]EVİ DE YAĞMALANDI[/U][/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Yağmayı, Lopoğulları ile Vohoma Vipoliçooğulları yapmışlar, İmam Efendi'nin parasını, eşyasını ve erzakını Anagatostos'un evine taşıyıp taksim etmişlerdi. Yağmalanan, sadece imamın evi de değildi. Paşalimanı gümrük memurunun ve redif umumi memurunun evleri de talan edilmiş, talandan Paşalimanı Camii de nasibini almıştı. Halıları ve kilimleri çalınan caminin pencereleri kırılmış, dört halifenin adlarının yazılı olduğu levhalar parçalanmıştı. İki adet Kur'an-ı Kerim yırtılmış ve pisletilerek sağa sola atılmıştı. Hakaretle imha edilen Kur'an'ın parçaları nahiye müdürü, telgraf müdürü, divan-ı umumi müdürü ve liman reisi ile Mehmed Şükrü Efendi tarafından toplanıp temizlendi ve bir araya getirilerek koruma altına alındı.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Rum işbirlikçiler, yağma hadiselerini sadece para, mal ve değerli eşya için yapmıyorlardı. Asıl amaçları Türkleri en hassas yerlerinden vurmak, yani dini duygularına hakaretle tahrik etmekti. Nitekim Vuri Köyü'nde Ebe Hanım'ın kızının evini basmışlar ve duvarda asılı olan Kur'an-ı Kerim'i mahfazasından çıkararak dışkılarına bulamışlardı. Vuri köyündeki Müslümanlara ait hayvanlarının hepsine el koymuşlar, Ethem Ağa, Nazifoğulları'ndan Mustafa, Ahmed ve Halil ağalar ile Şâbanoğlu Mustafa ve Abdurrahman'ın evlerindeki eşyaları tamamen yağmalamışlardı.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Mehmed Şükrü Efendi'nin başına gelenlere ve Paşalimanı ile civarında yapılan şiddet, işkence, gasp ve yağma hadiselerine Mahkeme Reisi Hasan; sorgu hâkimi vekili Ahmed; savcı vekili Abdullah Efendiler de imzalarıyla şahitlik etmişlerdi. Ancak İmam Efendi'ye yapılanlar Fransızların yanına kâr kalmıştı, zira Karesi Mutasarrıflığı'nın İçişleri Bakanlığıma bildirdiğine göre, Paşalimanı’ndaki Fransız askerleri 15 Nisan 1919'da bir vapura binerek nahiyeyi terk etmişlerdi. Dâhiliye Nazırı Mehmed Ali Bey'e göre de artık yapacak hiçbir şey kalmamıştı.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=4][COLOR=darkgreen][B][I]Ahmet Uçar[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Bunları Biliyormusunuz
Tarihden Bir Yaprak
Fıkralarda Yaşayan Oflu Hoca, İşkenceden Geçmiş Milli Mücadeleci İdi
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst