Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Gadabın iki yüzü
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="elfaz" data-source="post: 149045" data-attributes="member: 6092"><p><strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">Gadabın iki yüzü</span></span></span></strong></strong></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">VARLIĞIYLA ZENGİNLEŞTİĞİMİZ Risale müellifinin İslâmî düşünce mirası içinden süzüp önümüze sunduğu harikulâde tahlillerden biridir insandaki <span style="color: darkgreen">‘kuvveler’ bahsi.</span> Bediüzzaman’ın <span style="color: darkgreen">‘kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye ve kuvve-i akliye’</span> diye sıraladığı üç kuvve, bakarsak, insandaki bütün kuvvelerin özü ve özeti gibidir. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">Bu üç kuvveye ilişkin olarak Bediüzzaman’ın ortaya koyduğu tahlil, hayat imtihanında insanın önüne hep ‘iki şık’ değil, ‘üç şık’ çıktığına dikkat çekmesi bakımından da manidardır. Âlemler Rabbinin verdiği kabiliyetleri yanlış yolda kullanmak bir dert, kullanmamak ise başka bir derttir.</span></span></span></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">İnsan, meselâ aklını yanlış kullandığı zaman mes’ul olduğu gibi, kullanmadığı zaman da mes’uldür. Yanlış kullanma ifratı ve kullanmama tefriti arasında kula düşen istikamet çizgisi, insana verilmiş bütün bu donanımların yerinde, gereğince, doğru biçimde kullanılmasıdır. Bu doğru kullanım için ise, insanın <span style="color: darkgreen">vahyin yol göstericiliğine ve sünnet-i peygamberînin aydınlığına olan ihtiyacı,</span> yine Risale-i Nur’da sıklıkla vurgulanır. Risale-i Nur’un en kritik bahislerinden biri olarak “Ene” bahsinde bu bağlamda söylenenler, bunun bir misalidir. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">Bediüzzaman’ın <span style="color: darkgreen"><u>‘kuvve-i şeheviye’</u></span> derken kasdettiği şeyin, genel anlamda insanın ihtiyaç ve ‘iştiha’ duyduğu şeylere baktığını, ‘<span style="color: darkgreen"><u>kuvve-i gadabiye’</u></span>den kasdın da esasen ‘korunma duygusu’ olduğunu; ve bu açıdan bakılırsa, her iki duygunun da hem insanın kendi hayatını, hem de insanlık neslinin devamını sağlamak bakımından olmazsa olmaz mahiyette olduğunu hep düşünmüşümdür de, bu iki ‘kuvve’ tarifindeki ‘şehvet’ ve ‘gadap’ (yani, öfke) kelimelerinin içerdiği negatif çağrışımlar da zihnimin bir köşesinde varlığını sürdürmüştür. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">‘Kuvve-i şeheviye’ ifadesinin doğrudan ‘şehvet’i çağrıştırmasına karşılık, gerek kendi iç dünyamda, gerek konunun müzakere edildiği ders ve sohbet zeminlerinde ‘yani iştiha duyusu’ diyerek bu negatif çağrışımı bir derece bertaraf etmeyi denemişimdir gerçi. ‘Kuvve-i gadabiye’yi de ‘korunma duyusu’ diye izaha gayret etmişliğime mukabil, Peygamber aleyhissalâtu vesselamın en kısa hadisini teşkil eden “Lâ tağdab” hatırımda kaldığı sürece, bir negatif çağrışım öylece kalmıştır zihnimin ilgili köşesinde.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">Gelin görün ki, bu iki kuvvenin vasat noktadaki müstakim istimali için, Bediüzzaman’ın beni böylesi izahlara mecbur bırakmayan bir tarifinin zaten mevcut olduğunu, otuz senedir okumakta olduğum bir risalede ancak yakınlarda fark ettim. “Otuzuncu Söz”ün birinci kısmında, insanı ve bütün insanlığı “Ene” kavramı etrafında tarif ederken, <span style="color: darkgreen">“Ene”nin hayırda ve şerde istimalinin hasıl ettiği iki büyük silsileye atıfta bulunurken, vahyi tanımayan ‘silsile-i felsefe’nin ‘kuvve-i gadabiye’ dalında firavunlar, nemrutlar ve şeddatlar yetiştirdiğine; ‘kuvve-i şeheviye’ dalındaki meyvesinin ise ‘tanrıça’ makamına konulup adeta tapınılan ismetsiz cemal-i suretler olduğuna işaret ediyordu Bediüzzaman...</span> </span></span></span></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">Peki ya “silsile-i diyanet ve nübüvvet’in kuvve-i şeheviye ve gadabiye dalındaki meyveleri? </span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">Hayır, soruyu böyle sordurmuyor, cevabı da böyle vermiyordu Bediüzzaman. Üç kuvveyle ilgili birebir eşleme yapmıyordu. <span style="color: darkgreen">Her iki silsile için aynı isimle yâd ettiği tek bir kuvve vardı: kuvve-i akliye.</span> İş ‘kuvve-i gadabiye’ye gelince, silsile-i nübüvvet tarafına geçilir geçilmez bu kuvvenin ismi dahi değişiyordu: kuvve-i dâfia. Aynısı, kuvve-i şeheviye için de geçerliydi. Vahyi tanımayan silsile-i felsefenin ‘kuvve-i şeheviye’si, ‘silsile-i nübüvvet’in elinde ‘kuvve-i câzibe’ye dönüşüyordu hemen. </span></span></span></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">Böylece, daha ayrıntılı bir izaha dahi gerek kalmadan, kelimelerin yaşadığı bu dönüşümle, olması gerekeni harikulade bir incelikle ihsas etmiş oluyordu Bediüzzaman. Bizim ‘şehvet’le karşıladığımız bütün duyguların aslı, güzel ve hayırlı olan şeyleri ‘cezbetmek’ için (kuvve-i cazibe); bizim ‘gadab’la karşıladığımız bütün duyguların aslı, çirkin ve şerli olan şeylerden kendimizi sakınmamız ve onlara karşı kendimizi koruyup savunmamız içindi (kuvve-i dâfia). </span></span></span></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">Otuz yıllık bir okumadan sonra da olsa, Bediüzzaman’ın kelime seçimiyle sergilediği bu inceliği ve ayrı bir izaha ihtiyaç bırakmayacak şekilde ortaya koyduğu bu mânâ aktarımını görünce, böyle bir üstada talebe olmaya çalışmakla ne kadar zenginleştiğimi bir kez daha anlayıp Rabbimize şükrettim. </span></span></span></p><p> </p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">Ve ne yalan söyleyeyim, bu şükrüme ‘negatif’ bir duygu eşlik etti: böylesi bir üstada ‘istemeyeyim, kalsın’ üslubuyla yaklaşan, hele ki tepeden bakan entellektüellerimize yönelik olarak, derin bir acıma hissi...</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Metin Karabaşoğlu</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Karakalem</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="elfaz, post: 149045, member: 6092"] [B][B][FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=black]Gadabın iki yüzü[/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/B] [SIZE=3] [/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=black]VARLIĞIYLA ZENGİNLEŞTİĞİMİZ Risale müellifinin İslâmî düşünce mirası içinden süzüp önümüze sunduğu harikulâde tahlillerden biridir insandaki [COLOR=darkgreen]‘kuvveler’ bahsi.[/COLOR] Bediüzzaman’ın [COLOR=darkgreen]‘kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye ve kuvve-i akliye’[/COLOR] diye sıraladığı üç kuvve, bakarsak, insandaki bütün kuvvelerin özü ve özeti gibidir. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=black]Bu üç kuvveye ilişkin olarak Bediüzzaman’ın ortaya koyduğu tahlil, hayat imtihanında insanın önüne hep ‘iki şık’ değil, ‘üç şık’ çıktığına dikkat çekmesi bakımından da manidardır. Âlemler Rabbinin verdiği kabiliyetleri yanlış yolda kullanmak bir dert, kullanmamak ise başka bir derttir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=black]İnsan, meselâ aklını yanlış kullandığı zaman mes’ul olduğu gibi, kullanmadığı zaman da mes’uldür. Yanlış kullanma ifratı ve kullanmama tefriti arasında kula düşen istikamet çizgisi, insana verilmiş bütün bu donanımların yerinde, gereğince, doğru biçimde kullanılmasıdır. Bu doğru kullanım için ise, insanın [COLOR=darkgreen]vahyin yol göstericiliğine ve sünnet-i peygamberînin aydınlığına olan ihtiyacı,[/COLOR] yine Risale-i Nur’da sıklıkla vurgulanır. Risale-i Nur’un en kritik bahislerinden biri olarak “Ene” bahsinde bu bağlamda söylenenler, bunun bir misalidir. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=black]Bediüzzaman’ın [COLOR=darkgreen][U]‘kuvve-i şeheviye’[/U][/COLOR] derken kasdettiği şeyin, genel anlamda insanın ihtiyaç ve ‘iştiha’ duyduğu şeylere baktığını, ‘[COLOR=darkgreen][U]kuvve-i gadabiye’[/U][/COLOR]den kasdın da esasen ‘korunma duygusu’ olduğunu; ve bu açıdan bakılırsa, her iki duygunun da hem insanın kendi hayatını, hem de insanlık neslinin devamını sağlamak bakımından olmazsa olmaz mahiyette olduğunu hep düşünmüşümdür de, bu iki ‘kuvve’ tarifindeki ‘şehvet’ ve ‘gadap’ (yani, öfke) kelimelerinin içerdiği negatif çağrışımlar da zihnimin bir köşesinde varlığını sürdürmüştür. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=black][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=black]‘Kuvve-i şeheviye’ ifadesinin doğrudan ‘şehvet’i çağrıştırmasına karşılık, gerek kendi iç dünyamda, gerek konunun müzakere edildiği ders ve sohbet zeminlerinde ‘yani iştiha duyusu’ diyerek bu negatif çağrışımı bir derece bertaraf etmeyi denemişimdir gerçi. ‘Kuvve-i gadabiye’yi de ‘korunma duyusu’ diye izaha gayret etmişliğime mukabil, Peygamber aleyhissalâtu vesselamın en kısa hadisini teşkil eden “Lâ tağdab” hatırımda kaldığı sürece, bir negatif çağrışım öylece kalmıştır zihnimin ilgili köşesinde.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=black]Gelin görün ki, bu iki kuvvenin vasat noktadaki müstakim istimali için, Bediüzzaman’ın beni böylesi izahlara mecbur bırakmayan bir tarifinin zaten mevcut olduğunu, otuz senedir okumakta olduğum bir risalede ancak yakınlarda fark ettim. “Otuzuncu Söz”ün birinci kısmında, insanı ve bütün insanlığı “Ene” kavramı etrafında tarif ederken, [COLOR=darkgreen]“Ene”nin hayırda ve şerde istimalinin hasıl ettiği iki büyük silsileye atıfta bulunurken, vahyi tanımayan ‘silsile-i felsefe’nin ‘kuvve-i gadabiye’ dalında firavunlar, nemrutlar ve şeddatlar yetiştirdiğine; ‘kuvve-i şeheviye’ dalındaki meyvesinin ise ‘tanrıça’ makamına konulup adeta tapınılan ismetsiz cemal-i suretler olduğuna işaret ediyordu Bediüzzaman...[/COLOR] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=black]Peki ya “silsile-i diyanet ve nübüvvet’in kuvve-i şeheviye ve gadabiye dalındaki meyveleri? [/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=black]Hayır, soruyu böyle sordurmuyor, cevabı da böyle vermiyordu Bediüzzaman. Üç kuvveyle ilgili birebir eşleme yapmıyordu. [COLOR=darkgreen]Her iki silsile için aynı isimle yâd ettiği tek bir kuvve vardı: kuvve-i akliye.[/COLOR] İş ‘kuvve-i gadabiye’ye gelince, silsile-i nübüvvet tarafına geçilir geçilmez bu kuvvenin ismi dahi değişiyordu: kuvve-i dâfia. Aynısı, kuvve-i şeheviye için de geçerliydi. Vahyi tanımayan silsile-i felsefenin ‘kuvve-i şeheviye’si, ‘silsile-i nübüvvet’in elinde ‘kuvve-i câzibe’ye dönüşüyordu hemen. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=black]Böylece, daha ayrıntılı bir izaha dahi gerek kalmadan, kelimelerin yaşadığı bu dönüşümle, olması gerekeni harikulade bir incelikle ihsas etmiş oluyordu Bediüzzaman. Bizim ‘şehvet’le karşıladığımız bütün duyguların aslı, güzel ve hayırlı olan şeyleri ‘cezbetmek’ için (kuvve-i cazibe); bizim ‘gadab’la karşıladığımız bütün duyguların aslı, çirkin ve şerli olan şeylerden kendimizi sakınmamız ve onlara karşı kendimizi koruyup savunmamız içindi (kuvve-i dâfia). [/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=black]Otuz yıllık bir okumadan sonra da olsa, Bediüzzaman’ın kelime seçimiyle sergilediği bu inceliği ve ayrı bir izaha ihtiyaç bırakmayacak şekilde ortaya koyduğu bu mânâ aktarımını görünce, böyle bir üstada talebe olmaya çalışmakla ne kadar zenginleştiğimi bir kez daha anlayıp Rabbimize şükrettim. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=black]Ve ne yalan söyleyeyim, bu şükrüme ‘negatif’ bir duygu eşlik etti: böylesi bir üstada ‘istemeyeyim, kalsın’ üslubuyla yaklaşan, hele ki tepeden bakan entellektüellerimize yönelik olarak, derin bir acıma hissi...[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Metin Karabaşoğlu[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Karakalem[/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Gadabın iki yüzü
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst