Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Gel Ey Muhammed Bahardır!
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Turab3" data-source="post: 201672" data-attributes="member: 1005848"><p><strong><span style="color: magenta">Gel Ey Muhammed Bahardır!</span></strong></p><p></p><p><span style="font-size: 10px">T. Ziya ERGUNEL • </span></p><p></p><p></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Batılılaşma sevdasıyla evimizi ocağımızı terk edeli, medeniyet dilimizi, dolayısıyla sembollerimizi yitirdik. Mahremiyetimizi kaybettikçe mahrumiyetimiz arttı. Hakikatimize yönelmeye ve eve dönüşümüze vesile olur ümidiyle, unuttuğumuz sembolleri fırsat buldukça bu sayfalarda hatırlatmaya çalışalım istiyoruz.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Merhum Arif Nihat Asya, o çok sevilen Naat’inin bir mısraında Alemlerin Efendisi’ne böyle sesleniyor: <span style="color: seagreen">“</span><span style="color: olive">Gel ey Muhammed bahardır..”</span><span style="color: mediumturquoise"> </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"><span style="color: mediumturquoise"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Şiirin tamamını okumasanız da bu yalın çağrının gerisindeki sevgi ve özlemin, Rasulullah s.a.v.’e mülaki olma arzusunun şiddetini hissedebiliyorsunuz.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Dikkatliyseniz eğer, bir şeyi daha fark ediyorsunuz bu mısrada: “Bahardır” ifadesi Fahr-ı Kâinat Efendimiz s.a.v.’i davete gerekçe yapılmış. Bahar mevsimiyle ilgili bilgi ve çağrışımlarınızdan hareketle, bunun niye böyle yapıldığı konusunda fikir yürütebilirsiniz. Ama eski şiir kültürümüzde “bahar”la “İslâm”ın, özellikle de Asr-ı Saadet’in kastedildiğini bilmiyorsanız, bu yorumlarınız zahiri anlamaya yetecektir ancak.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Biz biliriz ki bütün varlık aleminin bir zahiri, bir de bâtını vardır. Aslolan, hakikat olan “bâtın”dır ve tabiatı gereği saklı, örtülü, mahrem bir alandır. Buna rağmen bâtına zahirden yol bulunarak ama zahirde kalmadan ulaşılabilir. İslâm medeniyetinde, her alanda olduğu gibi sözün en hâlisi, en süzülmüşü olan şiirde de <span style="color: olive">“bâtındaki hakikatin zahirdeki mecaz ile örtülmesi”</span> kanununa riayet edilmiştir. </span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Bu yüzden şiirlerde kendi içinde anlam bütünlüğü olan en küçük bölüme “beyit” denir. Beyit “ev” demektir. Nasıl bir evin hakikatini, içine girmeden, sadece dıştan bakarak anlayamazsanız, bizim şiirimizi de çoğu zaman zahirî görüntüsüyle kavrayamazsınız.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Fakat evin mahremi değilseniz o eve giremezsiniz. Hakikate vakıf olmak istiyorsanız, evin, yani sözün, şiirin, beytin mahremi olmanız, bunun için de zahirdeki sözlerin birer sembol olarak nereye kapı açtığını bilmeniz gerekir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Batılılaşma sevdasıyla evimizi ocağımızı terk edeli, medeniyet dilimizi, dolayısıyla sembollerimizi yitirdik. <span style="color: olive">Mahremiyetimizi kaybettikçe mahrumiyetimiz arttı.</span> Hakikatimize yönelmeye ve eve dönüşümüze vesile olur ümidiyle, unuttuğumuz sembolleri fırsat buldukça bu sayfalarda hatırlatmaya çalışalım istiyoruz.<span style="color: olive"> Bunu sadece şiirle ilgili bir gayret, bir fantezi gibi görmemek lâzım. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"><span style="color: olive"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"><span style="color: olive"></span>Sembolleri çözerek bir sözün hakikatine varmak, hak etme duygusunun hazzını ve ayrıcalığını tattırır insana. Daha önemlisi, dünya imtihanımızı “mecazdan hakikate geçebilme” gayreti olarak da tanımlayabileceğimizi hesaba katarak, bu tür çalışmaları bir imtihan temrini, bize mahsus bir akletme ve düşünme tarzı gibi değerlendirebiliriz.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Evet, “<span style="color: olive">bahar”</span> bir “<span style="color: olive">mazmun”</span>dur; “içine, bâtınına başka anlam gizlenmiş söz” yani. Peygamberimiz s.a.v. ile birlikte anıldığı zaman “<span style="color: olive">İslâmiyet”e, veya “Asr-ı Saadet”e işaret eder.</span> Eskiler okuyucuya böylece bahar-İslâm münasebetini kurdurarak dinimizin birçok özelliğini tek kelimeyle anlatma imkanı bulur. Zira bahar, tabiatın yeniden hayat bulduğu bir mevsimdir. İslâm da daha önceki peygamberlerin yolundan saparak şirk ve küfür batağında helâk olmaya yüz tutmuş insanları yeniden canlandıran, onların kalbini gerçek anlamda diri kılan bir din. Bahar âsâr-ı rahmettir. İslâm da Rahman ve Rahim olan Allah’ın insanlara rahmetinin eseri, en büyük nimeti... </span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Bahar, hoşa giden, insana huzur ve mutluluk veren güzelliklerin sergilendiği bir mevsimdir. İslâm da getirdiği iman esaslarıyla müminlerin gönlünü huzur ve sükunetle dolduran bir din. Eskiler “itidal” kelimesini “gece ile gündüzün eşitliği” anlamına da kullanıyordu. Bahar, bu anlamda itidal mevsimidir. İslâm da, dünya-âhiret dengesini bir diğerinin aleyhine bozarak sapkınlığa yol açan Yahudilik ve Hıristiyanlığın aksine, ilâhi ölçüleri hassasiyetle gözeten bir “din-i adl”, yani itidal dini. Baharda da İslâm’da da çağlayıp akan sular gibi feyz ve bereket vardır.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Bunu böyle devam ettirmek mümkün. Fakat maksat sadece “bahar”ın “İslâm” olduğunu ima etmekten, bu bağlantıları kurdurmaktan ibaret değil. Böylece asıl şu anlatılmak isteniyor: </span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"><span style="color: olive">Siz eğer Rasulullah s.a.v.’den manen feyz almak</span>, O’nu dünyanıza dahil etmek, O’nunla mülaki olmak istiyorsanız, hayatınızı “bahar” kılacak, yani İslâm’ı bütün ahkâmı ile yaşayacaksınız. İslâm’ı Asr-ı Saadet’teki gibi hakkıyla yaşamadıkça Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v.’in ruhaniyetinden <span style="color: olive">istimdat ve istifade edemezsiniz.</span> “Gül”ün Hz. Peygamber s.a.v.’in sembolü olduğu malum. Bahar olmadan, bahar gelmeden, hayatınıza İslâm’ı yani baharı getirmeden “gül”ü çağırmanız, “gül”ü temaşa iştiyakınız beyhudedir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Eskiler böyle düşündüğü, böyle inandığı için, İslâm’ı bütün icaplarıyla hayatlarına tatbik ederek Rasul-i Ekrem s.a.v.’i yanıbaşlarında hissedebiliyorlardı. Eskiler bu hakikati bildiği için, sevgi ve özlemlerini senenin sadece belli bir haftasında hatırlayarak, hem zemheriye razı olup, hem gülü arzulamak gibi bir samimiyetsizliğe tevessül etmiyorlardı.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">İslâm’la hayatlarının her demini bahar gibi bereketli ve feyizli kılanlar, tahiyyattaki “es-selâmü aleyke eyyühe’n-Nebiyyü ve rahmetullahi ve berekâtuh” selamının hazırdaki muhataba verildiğini bilenlerdir. Ve onlar günde beş vakit bu selama mukabeleyi kalplerinin ta derinliklerinde duyabilenlerdir. </span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"><span style="color: olive">Biz hayatımızı “bahar” kılalım yeter ki. “Gül” açacaktır.</span> </span></strong></p><p></p><p></p><p></p><ul> <li data-xf-list-type="ul"><p style="text-align: center"></p> </li> </ul></blockquote><p></p>
[QUOTE="Turab3, post: 201672, member: 1005848"] [B][COLOR=magenta]Gel Ey Muhammed Bahardır![/COLOR][/B] [SIZE=2]T. Ziya ERGUNEL • [/SIZE] [B][FONT=Century Gothic]Batılılaşma sevdasıyla evimizi ocağımızı terk edeli, medeniyet dilimizi, dolayısıyla sembollerimizi yitirdik. Mahremiyetimizi kaybettikçe mahrumiyetimiz arttı. Hakikatimize yönelmeye ve eve dönüşümüze vesile olur ümidiyle, unuttuğumuz sembolleri fırsat buldukça bu sayfalarda hatırlatmaya çalışalım istiyoruz. Merhum Arif Nihat Asya, o çok sevilen Naat’inin bir mısraında Alemlerin Efendisi’ne böyle sesleniyor: [COLOR=seagreen]“[/COLOR][COLOR=olive]Gel ey Muhammed bahardır..”[/COLOR][COLOR=mediumturquoise] [/COLOR] Şiirin tamamını okumasanız da bu yalın çağrının gerisindeki sevgi ve özlemin, Rasulullah s.a.v.’e mülaki olma arzusunun şiddetini hissedebiliyorsunuz. Dikkatliyseniz eğer, bir şeyi daha fark ediyorsunuz bu mısrada: “Bahardır” ifadesi Fahr-ı Kâinat Efendimiz s.a.v.’i davete gerekçe yapılmış. Bahar mevsimiyle ilgili bilgi ve çağrışımlarınızdan hareketle, bunun niye böyle yapıldığı konusunda fikir yürütebilirsiniz. Ama eski şiir kültürümüzde “bahar”la “İslâm”ın, özellikle de Asr-ı Saadet’in kastedildiğini bilmiyorsanız, bu yorumlarınız zahiri anlamaya yetecektir ancak. Biz biliriz ki bütün varlık aleminin bir zahiri, bir de bâtını vardır. Aslolan, hakikat olan “bâtın”dır ve tabiatı gereği saklı, örtülü, mahrem bir alandır. Buna rağmen bâtına zahirden yol bulunarak ama zahirde kalmadan ulaşılabilir. İslâm medeniyetinde, her alanda olduğu gibi sözün en hâlisi, en süzülmüşü olan şiirde de [COLOR=olive]“bâtındaki hakikatin zahirdeki mecaz ile örtülmesi”[/COLOR] kanununa riayet edilmiştir. Bu yüzden şiirlerde kendi içinde anlam bütünlüğü olan en küçük bölüme “beyit” denir. Beyit “ev” demektir. Nasıl bir evin hakikatini, içine girmeden, sadece dıştan bakarak anlayamazsanız, bizim şiirimizi de çoğu zaman zahirî görüntüsüyle kavrayamazsınız. Fakat evin mahremi değilseniz o eve giremezsiniz. Hakikate vakıf olmak istiyorsanız, evin, yani sözün, şiirin, beytin mahremi olmanız, bunun için de zahirdeki sözlerin birer sembol olarak nereye kapı açtığını bilmeniz gerekir. Batılılaşma sevdasıyla evimizi ocağımızı terk edeli, medeniyet dilimizi, dolayısıyla sembollerimizi yitirdik. [COLOR=olive]Mahremiyetimizi kaybettikçe mahrumiyetimiz arttı.[/COLOR] Hakikatimize yönelmeye ve eve dönüşümüze vesile olur ümidiyle, unuttuğumuz sembolleri fırsat buldukça bu sayfalarda hatırlatmaya çalışalım istiyoruz.[COLOR=olive] Bunu sadece şiirle ilgili bir gayret, bir fantezi gibi görmemek lâzım. [/COLOR]Sembolleri çözerek bir sözün hakikatine varmak, hak etme duygusunun hazzını ve ayrıcalığını tattırır insana. Daha önemlisi, dünya imtihanımızı “mecazdan hakikate geçebilme” gayreti olarak da tanımlayabileceğimizi hesaba katarak, bu tür çalışmaları bir imtihan temrini, bize mahsus bir akletme ve düşünme tarzı gibi değerlendirebiliriz. Evet, “[COLOR=olive]bahar”[/COLOR] bir “[COLOR=olive]mazmun”[/COLOR]dur; “içine, bâtınına başka anlam gizlenmiş söz” yani. Peygamberimiz s.a.v. ile birlikte anıldığı zaman “[COLOR=olive]İslâmiyet”e, veya “Asr-ı Saadet”e işaret eder.[/COLOR] Eskiler okuyucuya böylece bahar-İslâm münasebetini kurdurarak dinimizin birçok özelliğini tek kelimeyle anlatma imkanı bulur. Zira bahar, tabiatın yeniden hayat bulduğu bir mevsimdir. İslâm da daha önceki peygamberlerin yolundan saparak şirk ve küfür batağında helâk olmaya yüz tutmuş insanları yeniden canlandıran, onların kalbini gerçek anlamda diri kılan bir din. Bahar âsâr-ı rahmettir. İslâm da Rahman ve Rahim olan Allah’ın insanlara rahmetinin eseri, en büyük nimeti... Bahar, hoşa giden, insana huzur ve mutluluk veren güzelliklerin sergilendiği bir mevsimdir. İslâm da getirdiği iman esaslarıyla müminlerin gönlünü huzur ve sükunetle dolduran bir din. Eskiler “itidal” kelimesini “gece ile gündüzün eşitliği” anlamına da kullanıyordu. Bahar, bu anlamda itidal mevsimidir. İslâm da, dünya-âhiret dengesini bir diğerinin aleyhine bozarak sapkınlığa yol açan Yahudilik ve Hıristiyanlığın aksine, ilâhi ölçüleri hassasiyetle gözeten bir “din-i adl”, yani itidal dini. Baharda da İslâm’da da çağlayıp akan sular gibi feyz ve bereket vardır. Bunu böyle devam ettirmek mümkün. Fakat maksat sadece “bahar”ın “İslâm” olduğunu ima etmekten, bu bağlantıları kurdurmaktan ibaret değil. Böylece asıl şu anlatılmak isteniyor: [COLOR=olive]Siz eğer Rasulullah s.a.v.’den manen feyz almak[/COLOR], O’nu dünyanıza dahil etmek, O’nunla mülaki olmak istiyorsanız, hayatınızı “bahar” kılacak, yani İslâm’ı bütün ahkâmı ile yaşayacaksınız. İslâm’ı Asr-ı Saadet’teki gibi hakkıyla yaşamadıkça Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v.’in ruhaniyetinden [COLOR=olive]istimdat ve istifade edemezsiniz.[/COLOR] “Gül”ün Hz. Peygamber s.a.v.’in sembolü olduğu malum. Bahar olmadan, bahar gelmeden, hayatınıza İslâm’ı yani baharı getirmeden “gül”ü çağırmanız, “gül”ü temaşa iştiyakınız beyhudedir. Eskiler böyle düşündüğü, böyle inandığı için, İslâm’ı bütün icaplarıyla hayatlarına tatbik ederek Rasul-i Ekrem s.a.v.’i yanıbaşlarında hissedebiliyorlardı. Eskiler bu hakikati bildiği için, sevgi ve özlemlerini senenin sadece belli bir haftasında hatırlayarak, hem zemheriye razı olup, hem gülü arzulamak gibi bir samimiyetsizliğe tevessül etmiyorlardı. İslâm’la hayatlarının her demini bahar gibi bereketli ve feyizli kılanlar, tahiyyattaki “es-selâmü aleyke eyyühe’n-Nebiyyü ve rahmetullahi ve berekâtuh” selamının hazırdaki muhataba verildiğini bilenlerdir. Ve onlar günde beş vakit bu selama mukabeleyi kalplerinin ta derinliklerinde duyabilenlerdir. [COLOR=olive]Biz hayatımızı “bahar” kılalım yeter ki. “Gül” açacaktır.[/COLOR] [/FONT][/B] [LIST][CENTER] [/CENTER] [/LIST] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Gel Ey Muhammed Bahardır!
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst