Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Gençlik Rehberi
Gençlik rehberi 18- (Otuzikinci Sözün Üçüncü Mevkıfından)
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="müdavim" data-source="post: 185135" data-attributes="member: 5987"><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"><span style="color: Red"><strong>(Otuzikinci Sözün Üçüncü Mevkıfından)</strong></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"><span style="color: Red"><strong> İkinci noktanın İkinci Mebhası</strong></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"> Ehl-i dalâletin vekili, tutunacak ve dalâletini ona bina edecek hiçbirşey bulamadığı ve mülzem kaldığı zaman şöyle diyor ki:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"> "Ben saadet-i dünyayı ve lezzet-i hayatı ve terakkiyat-ı medeniyeti ve kemal-i san'atı, kendimce âhireti düşünmemekte ve Allah'ı tanımamakta ve hubb-u dünyada ve hürriyette ve kendine güvenmekte gördüğüm için insanın ekserisini bu yola şeytanın himmetiyle sevkettim ve ediyorum."</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"> <span style="color: Red"><strong>Elcevap</strong></span>: Biz dahi Kur'an namına diyoruz ki: Ey bîçare insan! Aklını başına al. Ehl-i dalâletin vekilini dinleme. Eğer onu dinlersen, hasaretin o kadar büyük olur ki; tasavvurundan ruh, akıl ve kalb ürperir. Senin önünde iki yol var:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"> <span style="color: Red"><strong>Birisi</strong></span>: Ehl-i dalâletin vekilinin gösterdiği şekavetli yoldur.</span></span></p><p> <span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black">sh: » (G: 106)</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"> <span style="color: Red"><strong>Diğeri</strong></span>: Kur'an-ı Hakimin târif ettiği saadetli yoldur. işte o iki yolun pekçok müvazenelerini, çok Sözler'de hususan "Küçük Sözler"de gördün ve anladın. Şimdi makam münasebetiyle binde bir müvazenelerini yine gör, anla.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"></span></span></p><p> <span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"><span style="color: Red"><strong>Şöyle ki</strong></span>:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"> Şirk ve dalâletin ve fısk ve sefahetin yolu, insanı nihayet derecede sukut ettiriyor. Hadsiz elemler içinde nihayetsiz ağır bir yükü zaif ve âciz beline yükletir.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"></span></span></p><p> <span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"><span style="color: Red"><strong>Çünkü</strong></span>: İnsan Cenâb-ı Hakkı tanımazsa ve Ona tevekkül etmezse, o vakit insan, gayet derecede âciz ve zaif... nihayet dereced muhtaç, fakir... hadsiz musibetlere mâruz, elemli, kederli bir fâni hayvan hükmünde olup bütün sevdiği ve alâka peyda ettiği bütün eşyadan mütemadiyen firak elemini çeke çeke, nihayette, bâki kalan bütün ahbabını bir firak-ı elîm içinde bırakıp kabrin zulümatına yalnız olarak gider.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"></span></span></p><p> <span style="font-size: 12px"><span style="color: Black">Hem müddet-i hayatında gayet cüz'î bir ihtiyar ve küçük bir iktidar ve kısacık bir hayat ve az bir ömür ve sönük bir fikir ile nihayetsiz elemler ile ve emeller ile faydasız çarpışır. Ve hadsiz arzuların ve makasıdın tahsiline, semeresiz boşu-boşuna çalışır. Hem kendi vücudunu yüklenemediği halde, koca dünya yükünü bîçare beline ve kafasına yüklenir. Daha cehenneme gitmeden, cehennem azabını çeker.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black">sh: » (G: 107)</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"> Evet, şu elîm elemi ve dehşetli mânevî azabı hissetmemek için ehl-i dalâlet, iptal-i his nev'inden gaflet sarhoşluğu ile muvakkaten hissetmez. Fakat hissedeceği zaman, yâni kabre yakın olduğu vakit birden hisseder.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"></span></span></p><p> <span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"><span style="color: Red"><strong>Çünkü</strong></span>: Cenâb-ı Hakka hakikî abd olmazsa; kendi kendine mâlik zannedecek. Halbuki o cüz'î ihtiyar, o küçük iktidarıile şu fırtınalıdünyada vücudunu idare edemiyor. Hayatına muzır mikroptan tut, tâ zelzeleye kadar binler taife düşmanlarıhayatına karşıtehacüm vaziyetinde görür. Elîm bir korku dehşeti içinde her vakit kendine müthiş görünen kabir kapısına bakıyor.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"> Hem bu vaziyette iken insaniyet itibariyle nev-i insanî ile ve dünya ile alâkadar olduğu halde, dünyayı ve insanı; bir Hakîm, Alîm, Kadîr, Rahîm, Kerîm bir Zat'ın tasarrufunda tasavvur etmediği ve onları tesadüf ve tabiata havale ettiği için, dünyanın ehvali ve insanın ahvâli onu daime iz'aç eder. Kendi elemiyle beraber insanların elemini de çeker. Dünyanın zelzelesi, tâûnu, tufanı, kahtu galâsı, fena ve zevali ona gayet müz'iç ve karanlıklı bir musibet suretinde onu tâzib eder.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"> Hem şu haldeki insan, merhamet ve şefkate lâyık değildir. Çünkü kendi kendine bu dehşetli vaziyeti veriyor. Sekizinci Sözde kuyuya girmiş iki kardeşin müvazene-i halinde</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black">sh: » (G: 108)</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black">denildiği gibi: Nasıl bir adam, güzel bir bahçede, güzel bir ziyafette, güzel ahbaplar içinde; nezahetli, tatlı, nâmuslu, hoş, meşrû bir lezzet ve eğlenceye kanaat etmeyip gayr-ı meşrû ve mülevves bir lezzet için çirkin ve necis bir şarabı içse, sarhoş olup kendini kış ortasında, pis bir yerde ve hattâ canavarlar içinde tahayyül etse, titreyip bağırıp çağırsa, nasıl merhamete lâyık değil. Çünkü, ehl-i nâmus ve mübarek arkadaşlarını canavar tasavvur eder. Onlara karşı hakaret eder. Hem ziyafetteki leziz taamları ve temiz kapları mülevves, pis taşlar tasavvur eder, kırmağa başlar. Hem mecliste muhterem kitapları ve mânidar mektupları mânasız ve âdi nakışlar tasavvur eder, yırtarak ayak altına atar, ve hâkezâ...</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"></span></span></p><p> <span style="font-size: 12px"><span style="color: Black">Böyle bir şahıs; nasıl merhamete müstehak değildir, belki tokata müstehaktır. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"><span style="color: Red"><strong>Öyle de</strong></span>:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"> Su-i ihtiyarından neş'et eden küfür sarhoşluğu ile ve dalâlet divaneliğiyle: Sâni-i Hakîmin şu misafirhane-i dünyasını, tesadüf ve tabiat oyuncağı olduğunu tevehhüm edip ve Cilve-i Esmâ-ı İlâhiyyeyi tazelendiren masnûatın, zamanın geçmesiyle vazifelerinin bittiğinden âlem-i gayba geçmelerini, adem ile îdam tasavvur ederek ve tesbihat sadalarını, zeval ve firâk-ıebedî vâveylâsı olduklarını tahayyül ettiğinden ve mektûbât-ı Samedâniyye olan şu mevcudat sahifelerini</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black">sh: » (G: 109)</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: Black">mânasız, karmakarışık tasavvur ettiğinden ve âlem-i rahmete yol açan kabir kapısını zulûmât-ı adem ağzı tasavvur ettiğinden ve eceli ise hakikî ahbablara visal dâveti olduğu halde, bütün ahbablardan firak nöbeti tasavvur ettiğinden; hem kendini dehşetli bir azab-ı elîmde bırakıyor. hem mevcudatı, hem Cenâb-ı Hakkın esmâsını, hem mektubatını inkâr ve tezyif ve tahkir ettiğinden, merhamete ve şefkate lâyık olmadığı gibi şiddetli bir azaba da müstehaktır. Hiç bir cihette merhamete lâyık değildir.</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="müdavim, post: 185135, member: 5987"] [SIZE="3"][COLOR="Black"][COLOR="Red"][B](Otuzikinci Sözün Üçüncü Mevkıfından) İkinci noktanın İkinci Mebhası[/B][/COLOR] Ehl-i dalâletin vekili, tutunacak ve dalâletini ona bina edecek hiçbirşey bulamadığı ve mülzem kaldığı zaman şöyle diyor ki: "Ben saadet-i dünyayı ve lezzet-i hayatı ve terakkiyat-ı medeniyeti ve kemal-i san'atı, kendimce âhireti düşünmemekte ve Allah'ı tanımamakta ve hubb-u dünyada ve hürriyette ve kendine güvenmekte gördüğüm için insanın ekserisini bu yola şeytanın himmetiyle sevkettim ve ediyorum." [COLOR="Red"][B]Elcevap[/B][/COLOR]: Biz dahi Kur'an namına diyoruz ki: Ey bîçare insan! Aklını başına al. Ehl-i dalâletin vekilini dinleme. Eğer onu dinlersen, hasaretin o kadar büyük olur ki; tasavvurundan ruh, akıl ve kalb ürperir. Senin önünde iki yol var: [COLOR="Red"][B]Birisi[/B][/COLOR]: Ehl-i dalâletin vekilinin gösterdiği şekavetli yoldur. sh: » (G: 106) [COLOR="Red"][B]Diğeri[/B][/COLOR]: Kur'an-ı Hakimin târif ettiği saadetli yoldur. işte o iki yolun pekçok müvazenelerini, çok Sözler'de hususan "Küçük Sözler"de gördün ve anladın. Şimdi makam münasebetiyle binde bir müvazenelerini yine gör, anla. [COLOR="Red"][B]Şöyle ki[/B][/COLOR]: Şirk ve dalâletin ve fısk ve sefahetin yolu, insanı nihayet derecede sukut ettiriyor. Hadsiz elemler içinde nihayetsiz ağır bir yükü zaif ve âciz beline yükletir. [COLOR="Red"][B]Çünkü[/B][/COLOR]: İnsan Cenâb-ı Hakkı tanımazsa ve Ona tevekkül etmezse, o vakit insan, gayet derecede âciz ve zaif... nihayet dereced muhtaç, fakir... hadsiz musibetlere mâruz, elemli, kederli bir fâni hayvan hükmünde olup bütün sevdiği ve alâka peyda ettiği bütün eşyadan mütemadiyen firak elemini çeke çeke, nihayette, bâki kalan bütün ahbabını bir firak-ı elîm içinde bırakıp kabrin zulümatına yalnız olarak gider. Hem müddet-i hayatında gayet cüz'î bir ihtiyar ve küçük bir iktidar ve kısacık bir hayat ve az bir ömür ve sönük bir fikir ile nihayetsiz elemler ile ve emeller ile faydasız çarpışır. Ve hadsiz arzuların ve makasıdın tahsiline, semeresiz boşu-boşuna çalışır. Hem kendi vücudunu yüklenemediği halde, koca dünya yükünü bîçare beline ve kafasına yüklenir. Daha cehenneme gitmeden, cehennem azabını çeker. sh: » (G: 107) Evet, şu elîm elemi ve dehşetli mânevî azabı hissetmemek için ehl-i dalâlet, iptal-i his nev'inden gaflet sarhoşluğu ile muvakkaten hissetmez. Fakat hissedeceği zaman, yâni kabre yakın olduğu vakit birden hisseder. [COLOR="Red"][B]Çünkü[/B][/COLOR]: Cenâb-ı Hakka hakikî abd olmazsa; kendi kendine mâlik zannedecek. Halbuki o cüz'î ihtiyar, o küçük iktidarıile şu fırtınalıdünyada vücudunu idare edemiyor. Hayatına muzır mikroptan tut, tâ zelzeleye kadar binler taife düşmanlarıhayatına karşıtehacüm vaziyetinde görür. Elîm bir korku dehşeti içinde her vakit kendine müthiş görünen kabir kapısına bakıyor. Hem bu vaziyette iken insaniyet itibariyle nev-i insanî ile ve dünya ile alâkadar olduğu halde, dünyayı ve insanı; bir Hakîm, Alîm, Kadîr, Rahîm, Kerîm bir Zat'ın tasarrufunda tasavvur etmediği ve onları tesadüf ve tabiata havale ettiği için, dünyanın ehvali ve insanın ahvâli onu daime iz'aç eder. Kendi elemiyle beraber insanların elemini de çeker. Dünyanın zelzelesi, tâûnu, tufanı, kahtu galâsı, fena ve zevali ona gayet müz'iç ve karanlıklı bir musibet suretinde onu tâzib eder. Hem şu haldeki insan, merhamet ve şefkate lâyık değildir. Çünkü kendi kendine bu dehşetli vaziyeti veriyor. Sekizinci Sözde kuyuya girmiş iki kardeşin müvazene-i halinde sh: » (G: 108) denildiği gibi: Nasıl bir adam, güzel bir bahçede, güzel bir ziyafette, güzel ahbaplar içinde; nezahetli, tatlı, nâmuslu, hoş, meşrû bir lezzet ve eğlenceye kanaat etmeyip gayr-ı meşrû ve mülevves bir lezzet için çirkin ve necis bir şarabı içse, sarhoş olup kendini kış ortasında, pis bir yerde ve hattâ canavarlar içinde tahayyül etse, titreyip bağırıp çağırsa, nasıl merhamete lâyık değil. Çünkü, ehl-i nâmus ve mübarek arkadaşlarını canavar tasavvur eder. Onlara karşı hakaret eder. Hem ziyafetteki leziz taamları ve temiz kapları mülevves, pis taşlar tasavvur eder, kırmağa başlar. Hem mecliste muhterem kitapları ve mânidar mektupları mânasız ve âdi nakışlar tasavvur eder, yırtarak ayak altına atar, ve hâkezâ... Böyle bir şahıs; nasıl merhamete müstehak değildir, belki tokata müstehaktır. [COLOR="Red"][B]Öyle de[/B][/COLOR]: Su-i ihtiyarından neş'et eden küfür sarhoşluğu ile ve dalâlet divaneliğiyle: Sâni-i Hakîmin şu misafirhane-i dünyasını, tesadüf ve tabiat oyuncağı olduğunu tevehhüm edip ve Cilve-i Esmâ-ı İlâhiyyeyi tazelendiren masnûatın, zamanın geçmesiyle vazifelerinin bittiğinden âlem-i gayba geçmelerini, adem ile îdam tasavvur ederek ve tesbihat sadalarını, zeval ve firâk-ıebedî vâveylâsı olduklarını tahayyül ettiğinden ve mektûbât-ı Samedâniyye olan şu mevcudat sahifelerini sh: » (G: 109) mânasız, karmakarışık tasavvur ettiğinden ve âlem-i rahmete yol açan kabir kapısını zulûmât-ı adem ağzı tasavvur ettiğinden ve eceli ise hakikî ahbablara visal dâveti olduğu halde, bütün ahbablardan firak nöbeti tasavvur ettiğinden; hem kendini dehşetli bir azab-ı elîmde bırakıyor. hem mevcudatı, hem Cenâb-ı Hakkın esmâsını, hem mektubatını inkâr ve tezyif ve tahkir ettiğinden, merhamete ve şefkate lâyık olmadığı gibi şiddetli bir azaba da müstehaktır. Hiç bir cihette merhamete lâyık değildir.[/COLOR][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Gençlik Rehberi
Gençlik rehberi 18- (Otuzikinci Sözün Üçüncü Mevkıfından)
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst