Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Gençlik Rehberi
Gençlik rehberi 18- (Otuzikinci Sözün Üçüncü Mevkıfından)
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="müdavim" data-source="post: 185138" data-attributes="member: 5987"><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px">Hem der: "Ey insan; sen kendine mâlik değilsin. Sen, kudreti nihayetsiz bir Kadir, rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zât-ı Zülcelâlin memlûküsün. Öyle ise sen, kendi hayatını kendine yükleyip zahmet çekme, çünkü, hayatı veren O'dur. İdare eden de O'dur. Hem dünya sahipsiz değil ki, sen kendi kafana dünya yükünü yüklettirerek ehvâlini düşünüp merak etme: çünkü onun sahibi Hakîmdir, Alîmdir. Sen de misafirsin; fuzulî olarak karışma, karıştırma.</span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"> Hem insanlar, hayvanlar gibi mevcudat başı-boş değiller; belki vazifedar memurdurlar. Bir Hakîm-i Rahîmin nazarındadırlar. Onların âlâm ve meşakkatlarını düşünüp, ruhuna elem çektirme. Ve onların Hâlik-ı Rahîmin rahmetinden daha ileri şefkatini sürme.</span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"> Hem sana düşmanlık vaziyetini alan mikroptan tâ, tâûn ve tufan ve kaht ve zelzeleye kadar bütün eşyanın dizginleri, o Rahîm-i Hakîmin elindedirler. O hakîmdir, abes iş yapmaz.</span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px">sh: » (G: 114)</span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"> <span style="color: Red"><strong> Rahimdir, rahîmiyyeti çoktur. Yaptığı her işinde bir nevi lütuf var.</strong></span></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"> "Hem der: "Şu âlem Çendan fânidir, fakat ebedi bir âlemin levazımatını yetiştiriyor. Çendan zâildir, geçicidir; fakat bâki meyveleri veriyor. Bâki bir zâtın bâki esmâsının cilvelerini gösteriyor. Ve çendan lezzetleri az, elemleri çoktur: fakat Rahmân-ı Rahîmin iltifâtâtı zevalsiz, hakiki lezzetlerdir. Elemler ise sevap cihetiyle mânevi lezzet yetiştiryor.</span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"> Madem meşrû daire; ruh ve kalb ve nefsin bütün lezzetlerine, safalarına, keyiflerine kâfidir. <span style="color: Red"><strong>Gayr-i meşrû daireye girme. Çünkü o dairedeki bir lezzetin bâzan bin elemi var. Hem hakiki ve daimî lezzet olan iltifâtât-ı Rahmâniyyeyi kaybetmeye sebebtir.</strong></span> Hem dalâletin yolunda sabıkan beyan edildiği gibi Esfel-i Sâfilîne insanı öyle bir sukut ettiriyor ki: Hiçbir medeniyet, hiçbir felsefe, ona çare bulamadıkları ve o derin zulümat kuyusundan hiçbir terakkiyat-ı beşeriyye, hiçbir kemâlât-ı fenniyye insanı çıkaramadığı halde, Kur'an-ı Hâkim, îman ve amel-i salih ile o esfel-i sâfilîne sukuttan insanı Âlâ-yı İlliyyîne çıkarır. Ve delâil-i kat'iyye ile çıkarmasını isbat ediyor ve o derin kuyuyu terakkiyat-ı mâneviyyenin basamaklariyle ve tekemmülât-ı ruhiyyenin cihazatiyle dolduruyor.</span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px">sh: » (G: 115)</span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"> Hem beşerin uzun ve fırtınalı ve dağdağalı olan ebed tarafındaki yolculuğunu gayet derecede teshil eder ve kolaylaştırır. Bin. belki elli bin senelik mesafeyi bir günde kestirecek vesâiti gösterir.</span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"> Hem Sultân-ı Ezel ve Ebed olan Zât-ı Zül celâli tanıttırmakla, insanı ona bir me'mur-u abd ve bir vazifedar misafir vaziyetini verir. Hem dünya misafirhanesinde, hem berzahi ve uhrevî menzillerde kemal-i rahatla seyahatini temin eder. Nasılki bir padişahın müstakim bir memuru, onun daire-i memleketinde, hem her vilâyetin hudutlarından suhuletle ve tayyare, gemi, şimendifer gibi sür'atli vasıta-i seyahatle gezer, geçer.</span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="color: Black"><span style="font-size: 12px">Öyle de: Sultan-ı Ezelîye îman ile intisap eden ve amel-i salih ile itaat eden bir insan, şu misafirhane-i dünya menzillerinden ve âlem-i berzah ve âlem-i mahşer dairelerinden ve hâkezâ... Kabirden sonraki bütün âlemlerin geniş hudutlarından berk ve burak sür'atinde geçer. Tâ saadet-i ebediyyeyi bulur. Ve şu hakikatı kat'î isbat eder. Ve asfiya ve evliyâya gösterir.</span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"> Hem de Kur'anın hakikatı der ki: Ey mü'min! Sendeki nihayetsiz muhabbet kabiliyetini, çirkin ve noksan ve şerûr ve sana muzır olan nefs-i emmarene verme. Onu mahbub ve onun hevasını kendine mâbut ittihaz etme.</span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px">sh: » (G: 116)</span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"> Belki sendeki o nihayetsiz muhabbet kabiliyetini, nihayetsiz bir muhabbete lâyık, hem nihayetsiz sana ihsan edebilen, hem istikbalde seni nihayetsiz mes'ud eden, hem bütün alâkadar olduğun ve onların saadetleriyle mes'ud olduğun bütün zatları ihsanatıyla mes'ut eden, hem nihayetsiz kemalâtı bulunan ve nihayetsiz derecede kudsî, ulvî, münezzeh, kusursuz, noksansız, zevalsiz cemâl sahibi olan ve bütün esmâsı nihâyet derecede güzel olan ve her isminde pek çok envâr-ı hüsün ve cemâl bulunan ve cennet bütün güzellikleriyle ve nimetleriyle Onun cemâl-i rahmetini ve rahmet-i cemâlini gösteren ve sevimli ve sevilen bütün kâinattaki bütün hüsün ve cemâl ve mehasin ve kemâlât, Onun cemaline ve kemâline işaret eden ve delâlet eden ve emare olan bir zâtı, mahbub ve mâbut ittihaz et.</span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"> Hem der: <span style="color: Red"><strong>ey insan! Onun esmâ ve sıfâtına ait istidad-ı muhabbetini, sait bekasız mevcudata verme; faidesiz mahlûkata dağıtma.</strong></span> Çünkü, âsâr ve mahlûkat fanidirler. Fakat o âsârda ve o masnûatta nakışları, cilveleri görülen Esmâ-i Hüsna, bâkidirler, dâimîdirler. Ve Esmâ ve sıfâtın her birisinde binler meratib-i ihsan ve cemâl ve binler tabakat-ıkemâl ve muhabbet var. Sen yalnız Rahman ismine bak ki; Cennet bir cilvesi ve saadet-i ebediyye</span></span></p><p> <span style="color: Black"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px">sh: » (G: 117)</span></span></p><p><span style="color: Black"><span style="font-size: 12px">bir lem'ası ve dünyadaki bütün rızk ve nîmet ve katresidir.</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="müdavim, post: 185138, member: 5987"] [COLOR="Black"][SIZE="3"]Hem der: "Ey insan; sen kendine mâlik değilsin. Sen, kudreti nihayetsiz bir Kadir, rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zât-ı Zülcelâlin memlûküsün. Öyle ise sen, kendi hayatını kendine yükleyip zahmet çekme, çünkü, hayatı veren O'dur. İdare eden de O'dur. Hem dünya sahipsiz değil ki, sen kendi kafana dünya yükünü yüklettirerek ehvâlini düşünüp merak etme: çünkü onun sahibi Hakîmdir, Alîmdir. Sen de misafirsin; fuzulî olarak karışma, karıştırma. Hem insanlar, hayvanlar gibi mevcudat başı-boş değiller; belki vazifedar memurdurlar. Bir Hakîm-i Rahîmin nazarındadırlar. Onların âlâm ve meşakkatlarını düşünüp, ruhuna elem çektirme. Ve onların Hâlik-ı Rahîmin rahmetinden daha ileri şefkatini sürme. Hem sana düşmanlık vaziyetini alan mikroptan tâ, tâûn ve tufan ve kaht ve zelzeleye kadar bütün eşyanın dizginleri, o Rahîm-i Hakîmin elindedirler. O hakîmdir, abes iş yapmaz. sh: » (G: 114) [COLOR="Red"][B] Rahimdir, rahîmiyyeti çoktur. Yaptığı her işinde bir nevi lütuf var.[/B][/COLOR] "Hem der: "Şu âlem Çendan fânidir, fakat ebedi bir âlemin levazımatını yetiştiriyor. Çendan zâildir, geçicidir; fakat bâki meyveleri veriyor. Bâki bir zâtın bâki esmâsının cilvelerini gösteriyor. Ve çendan lezzetleri az, elemleri çoktur: fakat Rahmân-ı Rahîmin iltifâtâtı zevalsiz, hakiki lezzetlerdir. Elemler ise sevap cihetiyle mânevi lezzet yetiştiryor. Madem meşrû daire; ruh ve kalb ve nefsin bütün lezzetlerine, safalarına, keyiflerine kâfidir. [COLOR="Red"][B]Gayr-i meşrû daireye girme. Çünkü o dairedeki bir lezzetin bâzan bin elemi var. Hem hakiki ve daimî lezzet olan iltifâtât-ı Rahmâniyyeyi kaybetmeye sebebtir.[/B][/COLOR] Hem dalâletin yolunda sabıkan beyan edildiği gibi Esfel-i Sâfilîne insanı öyle bir sukut ettiriyor ki: Hiçbir medeniyet, hiçbir felsefe, ona çare bulamadıkları ve o derin zulümat kuyusundan hiçbir terakkiyat-ı beşeriyye, hiçbir kemâlât-ı fenniyye insanı çıkaramadığı halde, Kur'an-ı Hâkim, îman ve amel-i salih ile o esfel-i sâfilîne sukuttan insanı Âlâ-yı İlliyyîne çıkarır. Ve delâil-i kat'iyye ile çıkarmasını isbat ediyor ve o derin kuyuyu terakkiyat-ı mâneviyyenin basamaklariyle ve tekemmülât-ı ruhiyyenin cihazatiyle dolduruyor. sh: » (G: 115) Hem beşerin uzun ve fırtınalı ve dağdağalı olan ebed tarafındaki yolculuğunu gayet derecede teshil eder ve kolaylaştırır. Bin. belki elli bin senelik mesafeyi bir günde kestirecek vesâiti gösterir. Hem Sultân-ı Ezel ve Ebed olan Zât-ı Zül celâli tanıttırmakla, insanı ona bir me'mur-u abd ve bir vazifedar misafir vaziyetini verir. Hem dünya misafirhanesinde, hem berzahi ve uhrevî menzillerde kemal-i rahatla seyahatini temin eder. Nasılki bir padişahın müstakim bir memuru, onun daire-i memleketinde, hem her vilâyetin hudutlarından suhuletle ve tayyare, gemi, şimendifer gibi sür'atli vasıta-i seyahatle gezer, geçer. Öyle de: Sultan-ı Ezelîye îman ile intisap eden ve amel-i salih ile itaat eden bir insan, şu misafirhane-i dünya menzillerinden ve âlem-i berzah ve âlem-i mahşer dairelerinden ve hâkezâ... Kabirden sonraki bütün âlemlerin geniş hudutlarından berk ve burak sür'atinde geçer. Tâ saadet-i ebediyyeyi bulur. Ve şu hakikatı kat'î isbat eder. Ve asfiya ve evliyâya gösterir. Hem de Kur'anın hakikatı der ki: Ey mü'min! Sendeki nihayetsiz muhabbet kabiliyetini, çirkin ve noksan ve şerûr ve sana muzır olan nefs-i emmarene verme. Onu mahbub ve onun hevasını kendine mâbut ittihaz etme. sh: » (G: 116) Belki sendeki o nihayetsiz muhabbet kabiliyetini, nihayetsiz bir muhabbete lâyık, hem nihayetsiz sana ihsan edebilen, hem istikbalde seni nihayetsiz mes'ud eden, hem bütün alâkadar olduğun ve onların saadetleriyle mes'ud olduğun bütün zatları ihsanatıyla mes'ut eden, hem nihayetsiz kemalâtı bulunan ve nihayetsiz derecede kudsî, ulvî, münezzeh, kusursuz, noksansız, zevalsiz cemâl sahibi olan ve bütün esmâsı nihâyet derecede güzel olan ve her isminde pek çok envâr-ı hüsün ve cemâl bulunan ve cennet bütün güzellikleriyle ve nimetleriyle Onun cemâl-i rahmetini ve rahmet-i cemâlini gösteren ve sevimli ve sevilen bütün kâinattaki bütün hüsün ve cemâl ve mehasin ve kemâlât, Onun cemaline ve kemâline işaret eden ve delâlet eden ve emare olan bir zâtı, mahbub ve mâbut ittihaz et. Hem der: [COLOR="Red"][B]ey insan! Onun esmâ ve sıfâtına ait istidad-ı muhabbetini, sait bekasız mevcudata verme; faidesiz mahlûkata dağıtma.[/B][/COLOR] Çünkü, âsâr ve mahlûkat fanidirler. Fakat o âsârda ve o masnûatta nakışları, cilveleri görülen Esmâ-i Hüsna, bâkidirler, dâimîdirler. Ve Esmâ ve sıfâtın her birisinde binler meratib-i ihsan ve cemâl ve binler tabakat-ıkemâl ve muhabbet var. Sen yalnız Rahman ismine bak ki; Cennet bir cilvesi ve saadet-i ebediyye sh: » (G: 117) bir lem'ası ve dünyadaki bütün rızk ve nîmet ve katresidir.[/SIZE][/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Gençlik Rehberi
Gençlik rehberi 18- (Otuzikinci Sözün Üçüncü Mevkıfından)
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst